5. bölüm / 13
Murassa4. Bölüm: Kabullenme
Bölümler 13Şu an: 4. Bölüm: Kabullenme
- 1 Önsöz25 kelime
- 2 1. Bölüm: "Kader Taşı"184 kelime
- 3 2. Bölüm: "Yazgı"787 kelime
- 4 3.Bölüm: İlkler: Değişim521 kelime
- 5 4. Bölüm: Kabullenme1.110 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 5. Bölüm: Uyanış ve Aslan Ailesi543 kelime
- 7 6. Bölüm: Kinetik Ve Akılcı570 kelime
- 8 7. Bölüm: Aras'ın Öfkesi ve Koruması885 kelime
- 9 8. Bölüm: Toprak: Asaf'ın Ön Görüsü1.149 kelime
- 10 9. Bölüm: Geçmişten Gelen Tehlike990 kelime
- 11 10. Bölüm; Güçlerin Kontrolü1.037 kelime
- 12 11. Bölüm; Suyun Çağırısı İmer1.108 kelime
- 13 12. Bölüm; Suyun Yeni Nesil Koruyucusu1.402 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabah olmuştu.
Zümrüt, o güne kadar hiç olmadığı kadar enerjik bir şekilde uyandı. Gözlerini araladığında, bedeninin derinliklerinde tuhaf bir hareketlilik hissetti. Sanki damarlarında görünmez bir elektrik akımı dolaşıyor, her hücresini uyandırıyordu. Kalbi daha canlı atıyor, nefesi daha derinleşiyor, içini tarif edemediği bir güç kaplıyordu.
Bu, Kader Taşı’nın ona dokunan ilk armağanlarından biriydi.
Fakat Zümrüt bunun farkında değildi.
Yaşadığı bu değişimin, sevdiği ailesiyle, doğayla ve en yakın dostu olan suyla geçirdiği güzel zamanlardan kaynaklandığını düşünüyordu. Ona göre insan, sevdiği insanların yanında olduğunda nasıl neşeleniyor ve güçleniyorsa, doğayla ve suyla kurduğu bağ da insanın ruhuna aynı şekilde dokunabilirdi.
Bu düşünceyle gülümsedi ve yatağından kalktı.
Dağılmış yatağını özenle topladı. Üzerini değiştirdikten sonra sessiz adımlarla odasından çıktı ve merdivenlerden aşağı indi.
Ev hâlâ uykudaydı.
Annesi ve babası henüz uyanmamıştı. Aslan ailesinin diğer fertleri de derin bir uykunun içindeydi. Zümrüt ise sabahın erken saatlerini her zaman severdi. Dünyanın henüz tam anlamıyla uyanmadığı, kuşların ilk seslerini duyurduğu, güneşin ışıklarını yavaşça toprağın üzerine serdiği o sessiz saatlerde kendini daha huzurlu hissederdi.
Mutfağa geçti.
Bir gün önce dereden doldurup getirdiği suyunu büyük bir sürahiye boşaltmıştı. Ailesi de bu sudan içsin diye getirmişti. Şimdi sürahiden kendisi için bir bardak doldurdu.
Suyu dudaklarına götürdüğü anda kısa bir an duraksadı.
Dünkü o garip his yeniden içinden geçti.
Hava hâlâ değişmemişti.
Doğa hâlâ aynı sessiz uyarıyı veriyordu.
Ve sevgili dostu su...
Hâlâ tehlikenin içindeydi.
Zümrüt bunu hissedebiliyordu.
Ama nedenini bilmiyordu.
İnsanlarsa hiçbir şeyin farkında değildi.
Günlük hayatın telaşına kapılmış, geçim derdine, işlerine, alışkanlıklarına ve bitmek bilmeyen koşuşturmalarına kendilerini öylesine kaptırmışlardı ki çevrelerinde meydana gelen değişimi göremiyorlardı.
Oysa bazı değişimler sessiz başlardı.
Önce suya dokunurdu.
Sonra toprağa...
Sonra havaya...
Ve en sonunda insana.
İnsan gerçeği fark ettiğinde ise belki de artık çok geç olacaktı.
Çünkü değişim çoktan başlamış olacaktı.
Zümrüt ise bugünkü yapacağı işleri düşünürken,ev yavaş yavaş canlanmaya başladı.
Önce bir kapı açıldı.
Ardından ayak sesleri duyuldu.
Aslan ailesinin fertleri birer birer aşağı inmeye başladı.
“Günaydın.”
“Günaydın.”
“Günaydın Zümrüt.”
Her zamanki gibi birbirlerine gülümsediler.
Eller yıkandı, yüzler yıkandı. Ardından kahvaltı hazırlıkları başladı. Meyveler ve sebzeler yıkandı, sofraya ekmekler, peynirler ve diğer yiyecekler konuldu.
Kimsenin dikkatini çekmeyen tek şey ise meyve ve sebzelerin üzerinden süzülen suydu.
Aynı su...
Dün Zümrüt’ün matarasını doldurduğu dereden gelen su.
Aynı su...
Kader Taşı’nın düştüğü sudan.
Ve kimsenin bilmediği bir gerçek daha vardı:
Taş yalnızca Zümrüt’ü değiştirmiyordu.
Kader Taşı’nın etkisi artık suyun içinde dolaşıyor, suyun değdiği her yere görünmez bir iz bırakıyordu.
Aslan ailesi kahvaltı masasının etrafında toplanırken Zümrüt, ailesiyle sohbet ediyor, gülüyor ve onlarla vakit geçiriyordu.
Her şey normal görünüyordu.
Her şey olması gerektiği gibiydi.
Ama değildi.
Çünkü görünmeyen bir şey, çoktan evin içine girmişti.
Sessizce...
Fark ettirmeden...
Bir damla su gibi.
Zümrüt’te başlayan değişim artık ailesine de ulaşmıştı.
Kader Taşı’nın sırrı, bir insanın bedeninden diğerine; sudan toprağa, topraktan doğaya doğru yayılmaya başlamıştı.
Ve Aslan ailesini daha büyük değişimler bekliyordu.
Sadece bedenlerinde değil...
Düşüncelerinde.
Duygularında.
Çevrelerinde.
Ve kaderlerinde...
Henüz hiçbiri bilmiyordu.
Ama o sabah, Aslan ailesinin hayatında geri dönüşü olmayan yeni bir sayfa açılmıştı.
Çünkü bazı taşlar yalnızca toprağa düşmezdi.
Bazıları...
Bir kaderin üzerine düşerdi.
Yemek faslı sona ermiş, bulaşıklar el birliğiyle yıkanmıştı. Sonunda Zümrüt özgürdü. Artık yine ait olduğu yere, doğaya ve suya kavuşabilecekti.
Heyecanlıydı ve bir o kadar da tarif edemediği duygular içerisindeydi. Fakat bugün onu heyecanlandıran doğa ve su değildi. İçinde, bir yerlerde onu çağıran, uzun zamandır onu bekleyen ve ona kavuşmak için zaman algısını yitirmiş çok eskilere dayanan bir güç vardı. Zümrüt, bu çağrının nereden geldiğini bilmiyordu ama içindeki o garip his giderek güçleniyordu.
Ailesine dışarı çıkacağını söyleyerek hızlı adımlarla ilerledi. Aslan ailesi, her zaman olduğu gibi dikkatli olması konusunda onu yine uyardı.
Zümrüt onlara hitaben:
— Tamam sevgili ailem, dikkatli olacağım. Merak etmeyin. Derenin oradayım, her zamanki gibi. Biliyorsunuz, dedi ve dışarı çıktı.
Doğa ve su, Zümrüt için vazgeçilmez bir parçaydı. Havayı derin bir nefesle içine çekti ve yeniden suyun yanına gitti.
Zümrüt'ün aslında pek arkadaşı yoktur. Bir tek arkadaşı vardır. O da evlerinden biraz uzakta, derenin karşısında yaşayan Yakut'tur.
Yakut sessiz ve sakin yapılı biriydir. Gerektiğinde konuşur, tıpkı Zümrüt gibi çoğu zaman sessizliği tercih ederdi. Ancak bu sıralar çok meşguldü. Kendini ders çalışmaya vermişti.
Zümrüt ve yakut liseye gidiyorlardı. Sınavlara bir ay vardı. Yakut, bu yorucu tempoya erkenden başlamak ve sınav öncesinde konuları biriktirmek istememişti. Zümrüt bunu bildiği için onun yanına gitmiyordu. Biraz daha tatilin tadını çıkaracak, ardından sınavlara hazırlanacaktı.
Nitekim Zümrüt, her dersin notlarını tutan ve öğretmenini pür dikkat dinleyen biriydi. Bu yüzden çok çalışmak yerine düzenli çalışmayı tercih ederdi.
Bu günleri ileride çok arayacaktı Zümrüt.
Tek endişesi sınavlardan iyi bir not almaktı. Ailesinin işleri dışında doğayla ve suyla vakit geçirmekten başka bir derdi yoktu. Fakat ileride daha başka dertlerle ve sorunlarla yüzleşecekti. Zümrüt keşke eskiden olduğu gibi tek derdim bunlar olsaydı diyecekti.
İlk taş suya atılmış, ilk değişim baş göstermiş ve ilk zihinsel hareketlenme meydana gelmeye başlamıştı. Birazdan olacaklar ise kimsenin tahmin edemeyeceği şeylerdi.
Zümrüt suyla vakit geçirdikten yaklaşık bir saat sonra kendi etrafında döndü ve ardından çimenlere uzandı. Gözlerini kapatarak doğanın sesini dinlemek istedi. Gözlerini kapattığında huzurlu hissediyor, kendini mutlu buluyordu.
İşte tam o anda Zümrüt'ün vücudunda, elektrik akımına benzer bir sinyal oluştu. Sanki görünmeyen bir güç, beyninden başlayarak bütün vücuduna yayılıyordu.
Zümrüt'ün vücudu, yerçekimine meydan okurcasına havalanmaya başladı.
Zümrüt ise bir tuhaflık sezmişti. Uzandığı yerden çimenlerin dokunuşunu, ıslaklığını ve nemini artık hissetmiyordu.
Gözlerini açtı.
Bir an inanamadı.
Zümrüt ne yerdeydi ne de çok yüksekte. Sanki görünmeyen bir şey onu taşıyordu.
Havada asılı duran Zümrüt, şaşkın ve korkmuştu.
"Bu nasıl mümkün olabilir?" diye kendi kendine akıl yürütmeye çalıştı ama bir türlü başaramadı.
Zümrüt kendi kendine telkin vermeye çalıştı:
"Sakin ol Zümrüt... Havadasın ama düşmeden duruyorsun. Korkulacak bir şey yok."bu ve vb.teilkşnlerlerle bir süre düşüncelle durdu.
En sonunda sakinleşti.
Aslında ne olduğunu bilmiyordu. Bunun sebebini anlayamasa da o an bu garip hissin tadını çıkarmak istiyordu. Belki de yaşadığı şey, henüz kendisinin bile farkında olmadığı bir şeyin başlangıcıydı.
Gelecek zamanlarda Zümrüt, sahip olduğu kinetik özellikleri yüzünden Avcıların hedefi olacaktı. Ve o zamanlar hiç de uzak değildi.
Şimdilik bırakalım da Zümrüt, bu sayılı ve huzurlu zamanların tadını çıkarsın.
Zümrüt, yaşadığı bu olağanüstü olayı ailesine anlatmak için sabırsızlanıyordu. Küçük evlerine doğru koşarak gitti.
Kapıdan içeri girer girmez:
— Anne, baba, abi! Size önemli bir şey söyleyeceğim! dedi ve adeta odaya giriş yaptı.
Aslan ailesi, Zümrüt'ün bu hâlini görünce endişelendi.
— Ne oldu Zümrüt? diye sordu babası Asaf, endişesini gizleyemeden.
Ardından annesi Mine telaşla:
— Ne oldu güzel kızım? Kötü bir şey mi oldu? Yoksa yaralandın mı? diye sordu.
Abisi Aras ise kardeşini koruma içgüdüsüyle hemen öne çıktı:
— Kardeşim, ne oldu? Yoksa birileri seni rahatsız mı etti?! Kim onlar? Söyle bana kardeşim! Kimse kardeşime dokunamaz. Günlerini gösteririm onlara ben. Merak etme kardeşim! dedi.
Aras'ın sözlerinde hem endişe hem de kardeşini koruma içgüdüsü açıkça hissediliyordu.
Fakat Zümrüt'ün anlatacağı şey, onların düşündüğünden çok daha farklıydı...
Bölüm etkileşimi
