38. bölüm · MÜHÜTLENMİŞ RUHLAR VARISI - KARANLIĞIN TAHTI

Bölüm 33.

Alizade ⚔️🤍

Uyum Günü'nün sabahı.Sabah olmuştu. Hava 3-4 gün önce kar yağması nedeniyle dışarıda hala kar vardı ve hava soğuktu.

Kuşların civiltisi yavaş yavaş artmaya başlamıştı.Her kes yavaş yavaş uyanmaya başlamıştı, ama ben üstümü bile değiştirmeden yağa uzanmış ama gece yatağın içinde bir o yana bir bu yana dönüp durmuş, uyuyamamıştım.
Dün olanlar; Uyum Günü, kristal masa, üstünde yazılanlar. Hepsi zihnimde tekrar-tekrar dönüp duruyordu.Çoğu kişinin bağı sadece bir tane olur; ya arkadaşılarından birisidir, ya akrabası, ya da tanıdığı birisi.

Ama dün olanlar zihnimde dönüp duruyordu; “İKİNCİ BAĞ TÜRÜ: YANSIMA” “YANSIMA BAĞI, AYNI VARLIĞIN İKİ PARÇASI ARASINDA KURULUR.”
Bunlar ne anlamına geliyordu? Bilmiyordum,
Ikinci bir bağım mı vardı?
Muhtemelen evet,
Kimle? Ya yansıma? O ne anlama geliyordu? Aynı varlığın iki parçası arasında mı? Ne demekti ki bu?

Ikinci bağım olan kişi yansımadan mı ibaretdi? hiç bir fikrim yoktu.Yatağın içinde düşüncelere dalmışken uzun bir aradan sonra kapım çalındığında istemsizce irkildim ve bu fikrimin dağılmasına neden oldu.

Ayağımı yatağın yanından yere dorğu sarkıttım ve yavaşca ayağa kalktım. Yavaş adımlarla kapıya doğru yürüdüm. Kapıyı açtığımda tanımadığım bir kız karşıma duruyordu. Kumral, yarı düz saçı, yeşil gözleri vardı. Muhtemelen yaşca benden 1-2 yaş büyüktü.

Ben konuşmaya başlamadan hızla "Eurora İsoline siz misiniz?" Dedi. Ismimi duymak garip hiss ettirdi. Yavaşca 'evet' anlamında başımı sallandım.
Soğuk bir yüz ifadesi ile "Bay Morgan sizi kılıç eğitimi alanına çağırıyor. Eğitmen bay Travis, siz ve diğer öğrencilerle birlikte size kılık kullanma eğitimi verecek. Hazırsanız gidelim, bay Morgan sizi eğitim alanına doğru yönlendirmemi istedi." Dedi.

Bir an boş bir ifade ile nedensizce ona baktım, ardından başımı bir kez daha 'evet' anlamında salladım ve "Tamam, hazırım ben." dedim.

Koridorlar sabahın soğuğunu hâlâ taşıyordu. Taş zemin çıplak ayakla basılacak türden değildi ama içimdeki düşünceler daha soğuktu zaten.
Yanımdaki kız tek kelime etmiyordu. Adımlarımız aynı tempodaydı. Bu bilinçli miydi, bilmiyordum.
“Bay Morgan sabahları genelde bu kadar erken çağırmaz,” dedim sessizliği bozmak için.

“Bugün normal bir sabah değil,” diye cevap verdi. Sesi düz, ifadesizdi.
“Uyum Günü yüzünden mi?”
Kısa bir duraksama.
“Belki,” dedi.
Ama o “belki”, cevap değildi.

Eğitim alanına yaklaştıkça metal sesleri duyulmaya başladı. Kılıçların birbirine çarpması, komutlar, sert adımlar… Her şey olması gerektiği gibiydi. Fazla olması gerektiği gibi.

Alan sandığımdan daha kalabalıktı. Sadece bizim sınıf değil, birkaç üst seviye öğrenci de oradaydı.

Dorion’u hemen gördüm.
Kılıcı elindeydi. Hareketleri keskin ve netti. Rakibinin hamlesini zahmetsizce savuşturdu. Gözleri bir an bana kaydı. Sonra tekrar karşısındaki öğrenciye döndü.

Bay Travis yüksek sesle konuşuyordu.
“Zihin dağınıksa el titrer. El titrerse kılıç affetmez!”
Bu söz doğrudan bana söylenmiş gibiydi.
Bay Morgan beni fark etti. Yanına çağırdı.

“Geç kaldın,” dedi.

“Sadece birkaç dakika,” dedim.

“Bazen birkaç dakika kader değiştirir.”

Bu sabah herkes gizemli konuşmaya mı karar vermişti?
Elime bir kılıç verildi. Ağırlığı beklediğimden fazlaydı. Parmaklarım kabzasına tam oturmadı ilk anda.

“Eşleşmeler değişti,” dedi Bay Travis.
“Bugün alıştığınız kişilerle çalışmayacaksınız.”

İçimde bir şey sıkıştı.

“Eurora.”
Başımı kaldırdım.

Dorion karşımdaydı.

Tabii ki.

Kılıcını omzuna yaslamıştı. Hafif bir tebessüm vardı yüzünde ama gözleri ciddi.

“Hazır mısın?” dedi.

“Senin için mi?” dedim. “Her zaman.”

“Beni yenmeyi hayal ettiğini biliyorum.”

“Hayal kurmam,” dedim. “Plan yaparım.”

Bay Travis elini kaldırdı.
“Başla!”

İlk hamleyi o yaptı. Hızlıydı. Beklediğimden hızlı. Kılıçlar çarpıştı. Metal sesi kulaklarımda yankılandı.
Geri adım attım. O ilerledi.

“Dün olanlardan sonra konsantre olabileceğini sanmıyordum,” dedi alçak sesle.

“Kendi dengen bozuldu diye herkesinki bozulacak sanma.”

Bir hamle daha. Bu sefer ben saldırdım. O savundu. Göz göze geldik.

Karşımda Dorion duruyordu. En azından herkes öyle görüyordu.
Ben de öyle görüyordum.

Ta ki gözlerimi bir anlığına kırpana kadar.
O an bir kayma oldu. Çok küçük. Görüntü yer değiştirdi sanki. Dorion’un omuz çizgisi inceldi. Duruşu değişti. Bakışının sertliği yumuşadı.

Karşımda Arora vardı.

Nefesim yarım kaldı.

“Hazır mısın?” dedi.

Sesi Dorion’a ait değildi.
Etraf sessizdi. Kimse şaşırmamıştı. Kimse bir şey fark etmemişti.
“Hazırım,” dedim ama kime dediğimi bilmiyordum.

İlk hamleyi o yaptı. Kılıçlarımız çarpıştığı anda metal sesi beklediğimden farklı yankılandı. Çarpışma noktasından ince bir ışık sızdı. Önce solgun, sonra belirgin.

Arora geri çekilmedi. Ben de çekilmedim.
İkinci hamlede aynı anda hareket ettik. Bu planlı değildi. Kılıçlarımız tekrar buluştuğunda bu kez ışık saklanmadı. Çelikten değil, aramızdaki boşluktan çıkıyordu. İki bıçak arasında ince bir hat oluştu. Titreşen, canlı bir çizgi.

Kristal direklerden biri parladı.
Kimse tepki vermedi.
Çünkü onların gördüğü şey farklıydı.

Üçüncü çarpışmada ışık kılıçların kenarından yukarı doğru yürüdü. Avuçlarım ısındı. Alanın üzerindeki ağ bir anlığına belirginleşti. Desen… iki parçalıydı. Aynı şeklin yansıması gibi.

Arora’nın gözleri benimkilerle kilitlendi.
“Hatırlıyor musun?” diye fısıldadı.

Tam o sırada görüntü titredi.
Yüzü bulanıklaştı. Çizgileri dağıldı. Işık kırıldı. Sanki biri sahneyi geri sarıyormuş gibi.
Ve bir anda…
Karşımda Dorion vardı.
Aynı pozisyonda. Aynı açıyla kılıcımı tutuyordu.
Işık söndü.
Kristal ağ kayboldu. Direkler sıradanlaştı.
Metal sadece metal gibi çarpıştı.

Dorion kaşlarını çattı. “Dikkatin dağıldı.”
Etrafımdaki öğrenciler normal bir düello izliyormuş gibi bakıyordu.
Bay Travis’in yüzünde hiçbir değişiklik yoktu.
Hiçbiri ışığı görmemişti.
Hiçbiri Arora’yı görmemişti.

Bir adım geri çekildim. Kalbim hâlâ az önceki ritimde atıyordu.
Dorion alçak sesle, “Sorun ne?” dedi.
Ona baktım.
Az önce aynı yerde başka biri durmuştu.
“Hiç,” dedim.
Ama elim hâlâ sıcaklığını kaybetmemişti.
Ve az önceki ışık… sadece bir yansıma değildi.