36. bölüm · MÜHÜTLENMİŞ RUHLAR VARISI - KARANLIĞIN TAHTI

Bölüm 31.

Alizade ⚔️🤍

Dreapspire Krallığı, kuzey ufkunu baştan başa kaplayan devasa bir gölgeydi.

Sınırları sıradan duvarlarla değil, siyah bazalttan örülmüş kulelerle çizilmişti. Bu kuleler o kadar yüksekti ki tepeleri çoğu zaman bulutların içinde kaybolurdu.

Gündüzleri bile karanlık görünmelerinin sebebi ışığın azlığı değil, taşlarının ışığı yutmasıydı. Uzaktan bakıldığında krallık bir şehir değil, yere saplanmış dev bir taç gibi dururdu.

Soğuk, ağır ve kusursuz.
Saray ise Dreapspire’in kalbiydi. İnce işlenmiş siyah mermer sütunlar, gümüş damarlarla süslenmiş duvarlar ve tavandan sarkan kristal avizeler… Her şey ölçülü, her şey simetrikti. Zarafet burada bir tercih değil, bir zorunluluktu.

Soylular yürürken bile adımlarını hesaplayarak atardı. Çünkü Dreapspire’de güç yalnızca korkuyla değil, görkemle de kurulurdu.

İnsanlar krallıklarından nefret edebilirlerdi ama ihtişamına hayran kalmamak mümkün değildi.

Fakat bu güzellik bir maskeydi.
Dreapspire’in kötülüğü rastgele değildi. Yıllar önce krallığın ilk hükümdarı, ülkesini yenilmez kılmak için yasak bir ant içmişti.

O ant, halkın korkusunu ve acısını güce dönüştüren bir bağ oluşturdu. O günden sonra Dreapspire ne zaman korku üretse, büyüdü.

Ne zaman kan dökülse, sınırları genişledi. Krallık adeta ıstırapla beslenen canlı bir varlığa dönüştü.

Bu yüzden Dreapspire merhameti zayıflık sayardı. Çocuklar küçük yaşta duygularını saklamayı öğrenirdi. Askerler acımayı unutmak için eğitilirdi. Mahkemelerde adalet değil, çıkar konuşurdu. Çünkü sistemin kendisi şefkatle değil, korkuyla çalışıyordu. Korku azaldığında krallığın gücü de azalırdı.

Dreapspire büyük olduğu için güçlü değildi. Güçlü olduğu için büyümüştü. Ve bu gücün kaynağı karanlığın ta kendisiydi.

Geceleri sarayın en yüksek kulesinden bakıldığında şehir ışıkları bir yıldız haritası gibi parıldardı. Ama o ışıkların altında fısıltılar, ihanetler ve sessiz çığlıklar dolaşırdı.

Krallık zarifti, evet. Görkemliydi, evet. Ama aynı zamanda acımasızdı. Çünkü varlığını sürdürmek için buna mecburdu.