Bölüm 4: Kelam-ı Kasvet (2. Oda)

Vaveyla Yazarı: Zifir Kalem

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: Bölüm 4: Kelam-ı Kasvet (2. Oda)

Yarığın içinden süzülen buz gibi hava, tenimi keskin bir bıçak gibi yalayıp geçerken adımlarım beni dağın daha da derinindeki o kadim karanlığa doğru çekiyordu. Sol elimdeki ceylan derisine sarılı yara, parmağımdaki mührün her atışında feci şekilde zonkluyordu. Birinci kilit kararmıştı ama göğsümün ortasına oturan o ağır şüphe taşı hiç hafiflememişti.Burkan gerçekten beni kullanıyor olabilir miydi?Tünel, birinci odadaki gibi daralıp genişlemedi; aksine aşağıya doğru spiral çizen, basamakları insan eliyle değil de zamanın ve suyun aşındırmasıyla oluşmuş dik bir merdivene dönüştü. Derinden gelen o ses… Çocuk ağlamasına benzeyen ama kulağa ulaştıkça insansı niteliğini kaybeden o boğuk inilti, her adımda daha da netleşiyordu.Son basamağı indiğimde ayağım taş bir zemine değil, sığ bir su birikintisine bastı. Şapırtı, zifiri karanlıkta yankılandı. Parmağımdaki mührün kor kırmızı ışığını öne kaldırdım.Burası İkinci Oda: Kelam-ı Kasvet Odasıydı.Oda, devasa bir kubbenin altındaydı ancak tabanı bileklerime kadar gelen, durgun ve simsiyah bir suyla kaplıydı. Odanın tam ortasında, suyun içinden yükselen ve üzeri çürümüş sarmaşıklar gibi duran kapkara zincirlerle bağlı taş bir taht duruyordu. Taş tahtın üzerinde ise… ufak tefek, büzüşmüş bir karartı vardı. Ağlama sesi doğrudan o karartıdan geliyordu.Mühürlü yüzüğümü öne doğru uzatarak temkinli adımlarla suda ilerledim. Suyun soğukluğu kemiklerimi sızlatıyordu. "Kimsin sen?" diye bağırdım. "Çık ortaya!"Karartı yavaşça başını kaldırdı. Mührün kırmızı ışığı yüzüne vurduğu an dizlerimin bağı çözüldü, az kalsın suyun içine düşecektim.Tahtta oturan şey bir iblis ya da gölge değildi. Çökmüş avurtları, zayıflıktan kemiklerine yapışmış derisi ve bembeyaz olmuş kör gözleriyle… genç bir adamdı. Üzerindeki cübbe yırtık pırtıktı ama yaka kısmındaki o tanıdık gümüş işlemeyi derhal tanıdım. Bu, Uğur Hoca’nın mührüydü."U-Uğur Hoca..." diye fısıldadım dehşetle. "Bu nasıl olur?"Kör gözlerini bana çevirdi. Ağzını açtığında içinden insan sesi değil, yüzlerce farklı frekanstan çıkan cızırtılı bir çığlık yükseldi. Ama hemen ardından, sesi kırık bir plak gibi Uğur Hoca’nın gençlik tonuna döndü:"Geldin mi... küçük çırak?" dedi mahluk, taş tahtın üzerinde zincirlerini şakırdatarak. "Uğur’un buraya gömdüğü, adını bile anmaya korktuğu o ilk günahı görmeye geldin mi?""Sen Usta'm değilsin!" diye kükredim, çantamdan safran mürekkebini çıkarırken. "O dışarıda, Araf'ın eşiğinde benim dönmemi bekliyor!"Mahluk acı dolu, tırmalayıcı bir kahkaha attı. "Uğur dışarıda seni beklemiyor, kurbanını bekliyor! Otuz yıl önce bu odaya geldiğinde, Hüddam ilminin en büyük bedelini ödememek için kendi öz kardeşini, kendi kanını bu tahta zincirledi! Beni... Burkan’ın gazabından korunmak için bir yem olarak buraya bıraktı!"Aklım duracak gibiydi. Parmaklarım safran şişesinin üzerinde titriyordu. "Yalan!" diye bağırdım ama varlık aniden öne doğru atıldı. Zincirlerin gerilme sesi odada yankılandı.O an varlığın bembeyaz gözleri zihnimin kapılarını bir koçbaşı gibi dövmeye başladı. Etrafımdaki taş duvarlar eridi, su birikintisi kayboldu. Kendimi otuz yıl öncesinin gecesinde, tam da bu odada buldum.Gördüğüm şey bir halüsinasyon değildi; taşların hafızasına kazınmış lanetli bir anıydı. Uğur Hoca gençti, yüzü kan içindeydi. Yanında tıpkı bana benzeyen, korkudan titreyen genç bir adam vardı. Uğur Hoca elindeki ceylan derisini ve mührü saklamıyor, ağlayan kardeşini bileklerinden bu taş tahta bizzat bağlıyordu. "Araf’ın dengesi için bir kurban gerek kardeş..." diye fısıldıyordu Uğur Hoca’nın genç sesi. "Burkan’ın gözü senin üzerinde kalmalı ki ben dağın kilitlerini tamamlayabileyim...""Hayır!" diye çığlık atarak vizyondan sıyrıldım. Yeniden dizlerimin üstüne, o soğuk ve siyah suyun içine düştüm. Nefes nefeseydim. Usta dediğim adam, kendi canını kurtarmak için öz kardeşini bu karanlığa yem etmişti."Şimdi anladın mı?" dedi tahtaki varlık. Sesi artık öfkeli değil, derin bir kederle doluydu. "Bana bak! Birinci kilit mühürlendiğinde ne hissettin? Burkan’ın üzerindeki o ilk halkanın kırıldığını hissetmedin mi? İkinci kilit... Bu tahtın altındaki mühürdür. Eğer kanını buraya sürer, beni bu taşın altına gömersen, Uğur’un günahını örterken Burkan’ın ikinci zincirini de koparacaksın! Üçüncü odaya vardığında Burkan artık bir koruyucu değil, zincirlerinden tamamen kurtulmuş bir kadim iblis olarak tepene binecek!"Tahtın altındaki siyah su birden fokurdamaya, kan rengine dönmeye başladı. Tam o sırada zihnimin içinde, kemiklerimi çatırdatan bir kükreme patladı. Burkan’ın gür sesi zihnimin çeperlerini dövüyordu:“DİNLEME ONU! O BİR İLLÜZYON, BİR BOZUKLUK! MÜHÜRLE O ODAYI KÜÇÜK HÜDDAM! İTAAT ET YOKSA KEMİKLERİNİ BU DAĞIN TAŞLARINA UN EDERİM!”Mühürlü yüzük parmağımda adeta alev aldı. Yüzüğün metali etimi dağlıyor, kemiğime kadar kaynıyordu. Çığlık atmamak için dişlerimi öyle sıktım ki ağzıma bakır tadında kendi kanım doldu. Burkan dışarıdan mührü zorluyor, irademi kırmak için beni yakıyordu.İki ateş arasında kalmış değil, iki iblisin arasında sıkışmış bir kurbandım.Eğer odayı Usta'mın öğrettiği gibi mühürlersem: Burkan’ın zincirleri bir kez daha gevşeyecek, Uğur Hoca’nın günahı örtülecek ama dış dünya serbest kalmış bir alemin felaketiyle yüzleşecekti.Eğer odayı mühürlemezsem: Uğur Hoca’nın bu terk edilmiş, çıldırmış karanlık mirası üzerime çökecek ve beni bu kanlı suda boğacaktı."Hayır..." diye fısıldadım, ağzımdaki kanı siyah suya tükürerek. "Ben kimsenin maşası değilim."Usta’mın öğrettiği ezber dualar, başka adamların günahlarını örtmek içindi. Ben kendi kaderimi çizecektim.Cebimdeki gümüş çakıyı çıkardım. Çakının sivri ucunu sol avcumun ortasına sapladım ve eti boydan boya, çaprazlamasına kestim. Acı zihnimi bir şimşek gibi aydınlattı. Kan avcumdan tuttuğum safran mürekkebi şişesine gürültüyle akmaya başladı."Burkan!" diye bağırdım, gözlerimden süzülen yaşlara ve avcumdaki dehşetli acıya aldırış etmeden. "Ve sen, Uğur’un arkasında bıraktığı enkaz! İkinize de boyun eğmiyorum!"Safran ve kan karışımı şişeyi, taş tahtın altındaki fokurdayan kanlı suya doğru fırlattım. Şişe taşlara çarpıp kırıldı."Eûzü bi-kelimâtillâhi't-tâmmâti..." diye başladım. Fakat duaları kilitleri tazelemek için değil; Burkan ile oda arasındaki, Uğur Hoca ile bu mahluk arasındaki bağı tamamen koparmak için tersten ve Hüddam ilminin en tehlikeli frekansıyla okumaya başladım!Oda felaket bir gürültüyle sarsıldı. Kubbeden devasa taşlar suya düşmeye başladı.Burkan zihnimin içinde çıldırtıcı bir çığlık attı. Mühürlü yüzük parmağımda patlarcasına bir ışık saçtı ve yüzüğün ikinci sembolü kararmak yerine kıvılcımlar saçarak tamamen yok oldu! Mührün bağı kopmuştu! Burkan’ın bu odaya ve bana olan erişimi bir anda bıçak gibi kesildi. Zihnimdeki o ağır baskı kayboldu ama bedeli ağır oldu: Sağ gözüme giren keskin bir sızıyla her yer karardı. Sol gözüm görürken, sağ gözüm tamamen karanlığa gömüldü.Tahtta bağlı duran varlık, bağların kopmasıyla acı içinde haykırdı. Zincirler erimeye, siyah su buharlaşmaya başladı. Mahluk taş tahttan aşağı kaydı, dumanlar içinde erirken kör gözleriyle bana baktı. İlk kez yüzünde bir huzur belirdi. "Kilit... bozuldu..." diye fısıldadı sesi yok olmadan önce. "Ama Burkan artık seni korumayacak... Üçüncü Odada yalnızsın, çocuk..."Siyah su tamamen çekildi. Geride sadece çatlamış, kurumuş bir taş zemin ve yıkılmış bir taht kaldı.Tek gözüm kör, sol elim kanlar içinde, nefes nefese dizlerimin üzerinde kaldım. Yüzüğe baktım; üzerindeki üç sembolden ikincisi silinmişti. Kilit tazelenmemiş, tamamen yok edilmişti. Burkan’ı serbest bırakmamıştım ama artık onun korumasından ve Araf'ın merhametinden de mahrumdum.Tahtın arkasındaki devasa taş blok, yerinden sökülürcesine bir gürültüyle aşağı doğru çöktü.Açılan yeni geçitten ne bir rüzgar esiyordu ne de bir ses geliyordu. Yalnızca kükürt, çürümüş et ve katıksız bir ölüm kokusu yayılıyordu.Üçüncü Oda: Son Mühür Odası tam karşımdaydı. Ve biliyordum ki, oraya adım attığımda beni bekleyen şey artık bir kilit değil, Araf’ın kendisi olacaktı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

10okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.