7. bölüm / 7
MÜHÜR:SON KEFARET7. BÖLÜM: KANLI MÜHÜR: VİCDANIN YÜKÜ
Bölümler 7Şu an: 7. BÖLÜM: KANLI MÜHÜR: VİCDANIN YÜKÜ
- 1 Bölüm 1: ZİFİR VE MÜHÜR907 kelime
- 2 Bölüm 2: Kefaretin İkinci Eşiği878 kelime
- 3 Bölüm 3: Lisan-ı Sifli(1. Oda)795 kelime
- 4 Bölüm 4: Kelam-ı Kasvet (2. Oda)1.064 kelime
- 5 5. BÖLÜM: ARAF’IN EŞİĞİ1.229 kelime
- 6 6. Bölüm: Berzah'ın Yemini: Nurlu Gazap944 kelime
- 7 7. BÖLÜM: KANLI MÜHÜR: VİCDANIN YÜKÜ629 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Köprünün üzerindeki o çıldırtıcı sessizlik, Araf'ın Muhafızı’nın ikiye bölünüp karanlığa gömülmesiyle neredeyse bir katliam sessizliğine dönüştü. Burkan’ın kör edici nurani ışığı yavaşça çekilip tanıdık gölgesine bürünürken, göğsüme çöken ağır basınç beni dizlerimin üzerine düşürdü.Uğur Hoca ise İsm-i Azam terkibini haykırdığı duvarda asılı kalmış gibiydi. Dizlerinin bağı çözüldü, sırtı taşa sürünerek yere çöktü. Ağzından süzülen taze kan, sakalına kırmızı bir kavis çiziyordu. Pıhtılaşmış kanını titreyen eliyle silmeye çalıştı ama parmaklarında derman kalmamıştı."Hoca!" diye bağırdım, tek sağlam gözümle ona doğru sürüklenerek. "Hoca, iyi misin?""İyiyim Emrah... Ölmedim..." dedi, sesi adeta boğazına kaçmış bir fısıltı gibi kısık ve hırıltılıydı. İsm-i Azam’ın devasa yükü, adamın bedenini canlı canlı tüketmişti. Titreyen elleriyle yerden destek almaya çalıştı ama gücü yetmedi.Tam o an, köprünün altındaki feryat kaynadı. Araf Kapısı’nın açılmasıyla birlikte dehlize sıradan bir rüzgar değil; zihnimizin çeperlerini zorlayan, çıldırtıcı bir fısıltı dalgası sızdı. İçimde bir şeyler kırıldı. Zihnimin içi karanlık, zehirli feryatlarla doldu.“Seni buraya bile bile getirdi... Kendini kurtarmak için seni kurban ediyor... O piyonun sen olduğunu biliyordun Emrah, seni ölüme sürükledi...”Zihnimdeki bu sesler o kadar gerçekti ki, sol gözüm karardı, nefesim kesildi. Uğur Hoca’ya baktım. İçimdeki nefret ve şüphe bir anda alevlendi. Bizi bu cehennemin ortasına atan, her şeyi saklayan oydu.Uğur Hoca zihnimdeki o kırılmayı hissetmiş gibi bitkin haline rağmen elini uzattı. Titreyen, kanlı parıltılı parmaklarını şakağıma bastırdı. Dudakları titreyerek son bir koruma kelamı fısıldadı. Zihnimdeki o karanlık çığlık bir anda fırlatılıp atıldı, başımdaki o felç edici ağrı bıçak gibi kesildi."Bırak zihnine girmelerine izin verme..." dedi Hoca, soluk soluğa. "Araf’ın fısıltıları seni bana, beni sana düşürmek ister Emrah. Oyuna gelme."Kendi düşüncelerimden utandım. Onu suçlayan o anki zihnim, adeta yüzüme tokat gibi çarptı."Kalkmalıyız," dedi Burkan’ın zayıflamış, tütsü gibi incelmiş sesi zihnimde. "Araf’ın nepesi bu insanı hızlı öldürür. Durduğumuz her saniye aleyhinize."Sırtımı Hoca’nın kolunun altına verdim. Onu ayağa kaldırırken adamın ne kadar hafiflediğini, ruhunun bedenini nasıl zor taşıdığını hissettim. Geldikleri yol çökmüş, arkamızdaki karanlık geçilmez bir duvar olmuştu. Tek yol vardı: Sağ gözümün (o kör noktamın) ilk kez süzebildiği, dehlizin derinliklerine doğru uzanan o kızıl ve mor enerji hatlarını takip ederek ilerlemek.Zifiri karanlıkta, mağaranın derinliklerine doğru yavaş ve ağır adımlarla ilerlemeye başladık. Hoca’nın her adımda göğsünden çıkan hırıltı, adımlarımın sesine karışıyordu."Hoca..." dedim, gözlerimi o kızıl hatlardan ayırmadan. "Beni afetsin. Bir an... zihnim kirlendiğinde, senin bizi bu ateşe bile bile attığını düşündüm. Sana güvenmem gerekirdi."Uğur Hoca duraksadı. Öksürük krizinden sonra kanlı dudaklarını araladı, gözlerini Emrah’ın o nuru süzmeye başlayan sağ gözüne dikti."Seni suçlamıyorum Emrah," dedi hırıltılı bir sesle. "Çünkü sana anlatmadığım gerçeklerin ağırlığı altında ezilmene ben sebep oldum. Sürekli 'neden ben' diye sordun... Bense cevapları sakladım."Derin bir nefes alıp mağaranın rutubetli duvarına tutundu:"Seni bu belanın içine ben sokmadım Emrah... Seni bu beladan korumak için otuz yıldır kendi canımı ortaya koydum. O kör dediğin sağ gözün... O bir sakatlık değil. Babanın ocağı mühürlendiği gün, Araf’ın kilidini senin bedenine sakladılar. Burkan seni korumak için antlaşmayı bozmadı sadece... Burkan, senin kanındaki o son hüddam soyunu korumaya yeminliydi. Bense seni bir kurban gibi değil, kendi evladım gibi siper ettim. Eğer bugün bu mühür çözülmeseydi, o karanlık sen uykudayken seni yutacaktı."Uğur Hoca’nın sesi titremişti. Başını hafifçe bana doğru çevirdi, gözlerinde bir hocanın değil, bir babanın çaresiz sevgisi vardı."Benim tek hatam, senin bu yükü taşıyacak kadar güçlü olduğuna inanmakta geç kalmamdı. Beni affet oğlum."Sözler boğazıma düğümlendi. Tek kalmış sol gözümden yaşlar dökülürken, tuttuğum kolunu daha sıkı kavradım. İçimdeki o son şüphe kırıntısı da eriyip gitti. Onu bir piyon gibi kullanan bir büyücü sanırken, benim için canını ve ahiretini ortaya koymuş bir adamın yanında yürüdüğümü anladım. Deep bir pişmanlık göğsümü dağladı."Aptallık etmişim Hoca..." dedim, sesim titreyerek. "Asıl sen beni affet. Buradan ya birlikte çıkacağız, ya da bu kefareti birlikte ödeyeceğiz."Uğur Hoca belli belirsiz gülümsedi. Ancak o an, mağaranın ilerisinden, kızıl hatların kesiştiği o devasa boşluktan, yer altını titreten ritmik adımlar duyulmaya başladı.Araf’ın Muhafızı ölmüştü ama kapı açık kalmıştı. Ve kapının diğer tarafındakiler, çoktan karşılamaya çıkmıştı.
Bölüm etkileşimi
