Bölüm 3: Lisan-ı Sifli(1. Oda)

Vaveyla Yazarı: Zifir Kalem

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: Bölüm 3: Lisan-ı Sifli(1. Oda)

Yarığın içine attığım ilk adımla birlikte dış dünyayla olan son bağım da koptu. Arkamdaki sisli ışık hüzmesi, taşların sıktığı dar boğazda eriyip gitti. Hava öyle ağırdı ki, ciğerlerime çektiğim her nefes boğazımı ıslak bir kül gibi yakıyordu. Taş duvarlar daralıyor, üzerime üzerime geliyordu. Yalnızca parmağımdaki mührün yaydığı o huzursuz, kor kırmızı ışıltıyla yolumu görebiliyordum. Bastığım zemin düz değildi; sanki yüzyıllar önce donmuş, katılaşmış bir çamurun ya da daha kötüsü, katranlaşmış bir kan tabakasının üzerinde yürüyordum.Yaklaşık elli metre aşağı indikten sonra tünel aniden genişledi. Dar geçit, kubbeli, devasa bir taş odaya açıldı.Burası dağın kalbindeki İlk Odaydı: Lisan-ı Sifli Odası.Odanın tam ortasında, yerden tavana kadar uzanan yekpare bir sütun duruyordu. Sütunun üzeri, Uğur Hoca’nın otuz yıl önce kazıdığı, ancak zamanın ve Araf’ın baskısıyla çatlayıp kararmış harflerle kaplıydı. O harflerden sızan simsiyah bir duman, odanın tabanına nemli bir halı gibi yayılmıştı. Ancak beni asıl dehşete düşüren şey odanın mimarisi değildi. Duvarlardaki o çatlaklardan yükselen, binlerce insanın aynı anda fısıldadığı o boğuk hırıltıydı.Sütuna doğru ilk adımımı attığımda, tabandaki o siyah duman aniden yukarı doğru şahlandı.Duman bir şekil almadı; daha çok insan suretine benzeyen yüzlerce katmanlı gölgeye dönüştü. Gölgelerin ortasında, zifiri karanlıktan oyulmuş iki devasa göz açıldı. Ne kızıldı ne de alev rengi... Katıksız, dibi görünmeyen bir boşluktu bu. Yüzümün tam ortasına üflenen soğuk nefesle irkildim. Nefesi, çürümüş toprak ve eski mukaddes kitapların tozlanmış sayfaları gibi kokuyordu."Yüzündeki korkuyu tanıyorum, küçük Hüddam..." dedi ses.Bu ses zihnimin içinde çınlamıyordu; doğrudan kemiklerimin içinde yankılanıyordu. Sanki kaburgalarım birbirine çarpıyordu."Sen Uğur’un arkasında saklanan o cücesin. Burkan’ın bir kukla gibi öne sürdüğü kurbanlık koyun..."Pusulamı ve safran mürekkebini koyduğum çantayı yere bırakıp mühürlü yüzüğümü öne doğru kaldırdım. "Sesini kes!" diye bağırdım. Sesim odadaki taşlara çarpıp binlerce kez yankılandı. "Usta'mın mühürlediği yere adım atamazsın. Buraya o kilitleri tazelemeye geldim!"Varlık, insanı çıldırtacak kadar tiz bir kahkaha attı. O kahkaha attıkça, duvarlardaki harfler kıvılcım saçarak çatlamaya, parça parça dökülmeye başladı. Odadaki mana baskısı üzerime çöktü; dizlerimin üzerine düşmemek için duvara tutunmak zorunda kaldım."Kilitleri mi tazeleyeceksin?" dedi varlık, gölgesini üzerime doğru bir dev gibi büyüterek. "Seni buraya gönderen o mahluk, o devasa iblis Burkan... Sana o kilitlerin neyi tuttuğunu söyledi mi? Yoksa seni sadece kendi zincirlerini kırdırmak için bir maşa olarak mı kullandı?"Adımlarım kilitlendi. "Ne zırvalıyorsun sen?""Burkan seni korumuyor, çocuk!" dedi varlık, dumanlı yüzünü yüzüme kadar yaklaştırarak. "Uğur bu dağı mühürlerken, sadece bizleri değil; Burkan’ın da özgürlüğünü bu dağın kalbine gömdü! O zırhlı mahluk bu üç odaya giremez. Senin kanın, senin hüddamlık ilmin olmadan o kilitlere dokunamaz! O üç odayı tazelediğinde, aslında bu dağın kilitlerini yenilemeyeceksin... O odalardan her birini kanınla açtığında, Burkan’ın üzerindeki halkalardan birini kırmış olacaksın!""Yalan söylüyorsun!" diye bağırdım ama parmağımdaki yüzük o an eti dağlayacak kadar şiddetle ısındı. Bir ateşe basmışım gibi acıyla inledim. Yüzük, varlığın sözlerini doğrularcasına nabız gibi atıyordu.Burkan’ın sisin içindeki o son sözleri zihnimde patladı: "Başaramadığında o mührü senin kemiklerinle yeniden kapatmak için!"Acaba beni başarısızlığım için değil de, kilitleri tamamen açıp kendi bağını koparmak için mi buraya sürmüştü?"Şüphe zihnine girdi bile..." diye fısıldadı gölge. "O safran mürekkebini yere dök, çocuk. Üçüncü odaya asla ulaşamayacaksın. İkinci odada Seni bekleyen o 'Varlık', Uğur’un bile yüzleşmeye cesaret edemeyip kilitlediği şeydir."Gölgeler üzerime doğru fırladı. Duman, boğazımı sıkmak için bir el gibi boğazıma sarıldı. Zamanım bitiyordu. Eğer burada tereddüt edersem, ilk odanın karanlığında boğulacaktım.Şüpheyi zihnimin bir köşesine itip avcumun içini cebimdeki gümüş çakının ucuyla derin bir çizik atarak kestim. Kanım zeminle buluştuğu an, elimdeki safran mürekkebini ve ceylan derisini yere serdim. Sağ elimle mühürlü yüzüğü sütunun tam çatlak noktasına bastırdım, sol elimle safran mürekkebine bulaşmış kanımı duvara sürdüm."Eûzü bi-kelimâtillâhi't-tâmmâti min şerri mâ halak!"Avazım çıktığı kadar bağırmaya başladım. Ayetler dilimden döküldükçe, duvardaki kanım ve safran mürekkebi bir cıva gibi parlamaya, çatlakların arasından içeri sızmaya başladı. Varlık çıldırmış gibi uludu. Dumanlı kollarıyla göğsüme vurdu, beni duvara fırlattı. Sırtım taşlara çarptı, ağzıma demir tadında sıcak bir kan geldi.Ama durmadım.Dizlerimin üzerinde sürünerek sütuna tekrar ulaştım. Yüzüğümü çatlağın merkezine saplarcasına bastırdım. "Uğur Hoca'nın ilmiyle, Araf'ın izniyle... KAPAN!"Devasa bir patlama sesiyle birlikte sütundaki tüm çatlaklar altın sarısı ve kan kırmızı bir ışıkla mühürlendi. Siyah gölgeler çığlıklar atarak sütunun içine çekildi, taşlar sanki hiç kırılmamış gibi pürüzsüzleşti. Odanın içindeki o sağır edici fısıltılar bir anda kesildi.Ortalığa ölümcül bir sessizlik çöktü.Soluk soluğa yere kapandım. Göğsüm körük gibi inip kalkıyordu. İlk odayı mühürlemiştim. Ancak zafer kazanmış gibi hissetmiyordum.Ayağa kalkıp parmağımdaki yüzüğe baktım. Yüzüğün üzerindeki üç sembolden birincisi kararmış, taşın içine gömülmüştü. Birinci kilit tazelenmişti... ya da varlığın dediği gibi, Burkan’ın üzerindeki üç zincirden biri kopmuştu.Sütunun arkasındaki taş duvar gürültüyle yana doğru kaydı. Dışarıya değil, dağın daha da derinine, zifiri karanlığa inen buz gibi bir hava akımı yüzüme çarptı.O havanın içinde, sadece kan kokusu değil; çocuk ağlamasına benzeyen, derinden gelen boğuk bir inilti vardı.İkinci Oda beni çağırıyordu. Ve gölgenin dediği şey zihnimi yiyip bitiriyordu: Uğur Hoca’nın bile yüzleşmeye cesaret edemediği şey neydi?Çantamı omzuma astım, kanayan elimi ceylan derisinin parçasıyla sıkıca sardım ve o karanlık yarıktan içeri doğru ikinci adıma hazırlandım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

10okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.