8. bölüm · Misafir Kalanlar

8.BÖLÜM: YÜZLEŞME

Nehir Çilek

Şüphe, insanın aklına gürültüyle girmezdi. Mathieu bunu geç farketti. Bir sabah uyanıp "bir şeyler değişti" demedi. Camille'nin kahvaltı hazırlarken aynı hareketleri yaptığını, kahveyi yine fazla koyduğunu, ekmeği her zamanki gibi ikiye böldüğünü gördü. Dünya yerindeydi. Ama yerinde olmayan küçük bir şey vardı: bakışın yönü. Camille artık konuşurken bazen başka bir yerde duruyordu. Bu, sadakatsizlikten çok uzaklık gibi görünürdü. Ve insan uzaklığı affedebilirdi. Çünkü geri dönülebilir sanırdı.

Restoranda bunu daha net fark etti. Elyonael konuşurken Camille dinliyordu. Herkes dinliyordu elbette; çocuk anlatmayı öğrenmişti, hikayesi durmadan akıyordu artık, cümleler yerini buluyordu. Ama Camille'nin dinleyişi başkaydı.

İnsan sevdiği birini dinlerken yüzünde bir açıklık olurdu. Mathieu bu yüzü tanıyordu. Yıllardır tanıyordu. O yüz şimdi baskasına dönüktü. Mathieu kendine kızdı. İnsan bazen korktuğu şeyi, kanıtı olmasa da yaratırdı. Yanlış bakışları büyütür, tesadüfleri anlamdırırdı. Belki de bu sadece şefkatti. Camille insanlara karşı hep yumuşaktı. Bu bir suç değildi. Ama şüphe mantığı sevmezdi.

O akşam kasayı kapatırken Camille ve Elyonael'in birlikte güldüğünü duydu. Çok sıradan bir şeydi bu. Gün içinde yüz kere oluyordu.

Ama bu kez Mathieu'nun içinde bir yer sessizleşti. İnsan bazı sesleri ilk defa duyduğunu sanır, oysa hep oradadır.

Eve dönerken Camille koluna girdi. Her zamanki gibi. Mathieu o teması geri verdi. Her zamanki gibi. Ama artık biliyordu: bazı hareketler alışkanlıktır, duygu değil. Ve alışkanlıklar, kalbi kandırabilir.

O gece uyumadı. Camille'nin nefesini dinledi. Yıllardır bu sesi duyarak uyurdu. Güven verirdi. Dünya dağılsa bile burada bir düzen vardı. Şimdi o düzenin içinde bir yabancı vardı. Adını koymadı. Ama biliyordu.

Ertesi gün Elyonael gelmedi. Mathieu bunu fark ettiğinde içinde istemediği bir rahatlama oldu. Sonra utandı. Birinin yokluğundan huzur duymak, insanın kendine yakıştıramadığı bir şeydi.

Camille gün boyu sessizdi.

Bir kere konuştu: "Mesaj attın mı?"

Mathieu başını salladı. "Yoğun olabilir."

Camille'de başını salladı ama gözleri bekliyordu.

Akşamüstü Elyonael geldi. Kapı açıldı. Üzerindeki soğuklukla beraber içeri girdi. Mathieu o an her şeyi gördü. Camille'nin yüzündeki hafif rahatlamayı. Omuzlarının düşüşünü. İnsan sevdiği birinin döndüğünü görünce böyle olurdu. Bu hata değildi. Bu gerçeğin kendisiydi.

Mathieu'nun içinde bir şey netleşti. Sessizce. Bağırmadan. Yıkmadan. Sadece yerini buldu.

O gece üçü aynı masadaydı. Konuşmalar oldu. Gülüşmeler. Günlük şeyler. Hiç kimse suçlu değildi. Kimse bir sınırı geçmemişti. Ama yine de fazlalık vardı. Ve Mathieu ilk kez, o fazlalığın kim olduğunu anladı.

Eve yürürken Camille konuşmadı. Mathieu'da. Bazı sorular cevap isterdi. Bazılarıyda sadece cesaret.

Kapının önünde durdu. "Onu seviyor musum?" diye sordu.

Camille'nin yüzü değişti. Kaçmadı. Yalan aramadı. Sessizlik, itiraftı.

Mathieu başını salladı. İşte buydu.

Canı yanıyordu. Ama Camille'nin acısını da gördü. Bu, bir seçim değil, bir düşüştü. İnsan bazen istemeden giderdi. Bu gerçeği bilmek, acıyı azaltmazdı. Sadece daha saygın yapardı.

Dünya devam etti. Ama artık hiçbir şey eskisi gibi dürüst değildi.