7. bölüm / 10
Misafir Kalanlar7.BÖLÜM: BAŞKA BİR MASADA
Bölümler 10Şu an: 7.BÖLÜM: BAŞKA BİR MASADA
- 1 1.BÖLÜM: MİSAFİR432 kelime
- 2 2.BÖLÜM: VARIŞ567 kelime
- 3 3.BÖLÜM: GÖRÜNMEZLİK1.366 kelime
- 4 4.BÖLÜM: KÜÇÜK KANIT1.191 kelime
- 5 5.BÖLÜM: İÇERİ DAVET1.546 kelime
- 6 6.BÖLÜM: KOPUŞ877 kelime
- 7 7.BÖLÜM: BAŞKA BİR MASADA837 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 8.BÖLÜM: YÜZLEŞME436 kelime
- 9 9.BÖLÜM: DİP538 kelime
- 10 10.BÖLÜM: YENİDEN KARŞILAŞMA420 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Berlin'e varmak, başka bir şehre gelmekten çok bir cümleyi yarım bırakmak gibiydi.
Trenden indiğinde kimse onu karşılamadı, kimse nereden geldiğini sormadı. İstasyonun yüksek tavanları sesi büyütüyor ama anlamı küçültüyordu. İnsanlar hızlıydı; burada tereddüt, turistik bir davranış gibi dururdu.
Elyonael yürüdü. Yanında taşıdığı çanta hafifti. İnsan eşyaları azaltınca geçmişininde küçüleceğini sanırdı. Yanıldığı şeyi her defasında biraz geç anlardı.
Soğuk daha ciddiydi burada. Hava sadece üşütmüyor, insanı düşünmeye zorluyordu.
Bir otel buldu. Küçük, geçici, kimlik sormayan türden. Eşyalarını bıraktı, yüzünü yıkadı ve dışarı çıktı. Odada kalırsa düşünceler büyürdü.
Sokakta bir restoranın önünden geçerken içeriden yükselen kahkaha onu yavaşlattı. Bu ses, tanıdıktı. İnsanların birbirine alıştığı, cümlelerin yarım bırakılabildiği türden. Ve... insanlar içeri de Fransızca konuşuyordu. Elyonael bu telafuzları özlediğini fark etti. Restoranın ismi Fransızcaydı. Kapıyı açtı ve içeri girdi.
Mathieu yani bu restoranın sahibi menüleri topluyordu. Güzel bir kadında boş masaları siliyordu. Mathieu ve Camille kapının açıldığını duyunca kapıya doğru baktılar. Mathieu orada anladı. Sonunda restoranına bir Fransız gelmişti kendisi gibi.
Tanışmaları sıradan oldu. Ama bu üç Fransız gayet iyi anlaştılar.
En başta yabancıydı hepsi. Elyonael'i masalarına davet ettiler. Sadece çatal sesleri, kısa sorular ve küçük cevaplar vardı. Sonra Mathieu bir şaka yaptı, Camille gözlerini devirdi ve o an masa gerçek oldu. Elyonael kendini dinlerken buldu. Gitmek istemiyordu.
"Peki sen?" dedi Camille. "Hikayen ne?"
Bu soru daha önce hep uçurum olmuştu. Ama Rosie, fark etmeden ona basamaklar öğretmişti. Elyonael konuştu. Fransa'dan bahsetti. Çalıştığı yerlerden. Yürümekten. Kalmanın zor oluşundan. Kelimeler düğümlenmedi. Boğazına takılmadı. Anlatırken ilk kez utanmadı.
Mathieu dikkatle dinledi. Camille'nin yüzünde acıma yoktu; sadece merak. Bu, büyük bir hediyeydi.
Mathieu kadehleri kaldırdı. "Buna hayır deme." dedi. "Berlin'e hoş geldin."
Elyonael bardağı eline aldı. İçindeki sıvı karanlıktı. Yabancıydı. İçti. Dünya bir an yer değiştirdi. Sonra mide karar verdi.
Mathieu refleksle ayağa kalktı, Camille peçete uzattı. Elyonael dışarı koştu, ve birkaç dakika sonra utançla geri döndü.
Mathieu omzuna vurdu. "Şimdi resmen buradasın." dedi.
Camille gülümsedi. "İlk içki herkesle kavga eder."
Güldüler. Elyonael'de güldü. Ve uzun zamandır ilk kez, gülüşünün altında bir şey kırılmadı.
Gece uzadı. Konuşmalar derinleşti. Savaşlardan, şehirlerden, insanların neden kaldığından söz ettiler. Mathieu bazen karısına bakarak konuşuyordu; sanki cümleleri birlikte kuruyorlardı. Bu birliktelik sessiz ama sağlamdı. Elyonael bunu izledi. İmkansız görünmedi.
Ayrılma vakti geldiğinde Camille montunu uzattı ona. "Yarın da gel." dedi.
Bu davet, geleceğe açılmış küçük bir pencereyedi. Elyonael başını salladı. "Gelirim."
Sokağa çıktıklarında soğuk daha hafifti. Mathieu, Camille'nin elini tuttu. Camille dönüp Elyonael'e baktı. Bakış biraz uzun sürdü. Mathieu fark etmedi.
O gece eve döndüklerinde Mathieu anahtarları her zamanki yerine bıraktı. Montunu çıkardı. Sandalyeye astı, mutfağa gidip su içti. Hayat, alıştığı düzenle ilerliyordu. Bu düzen, insanı güvende tutan şeydi; tekrar eden hareketler, tanıdık sesler, bilinen yarınlar. Camille'de aynı şeyleri yaptı. Ama içinde yerini bulamayan küçük bir kıpırtı vardı. Masada söylenen bir cümle, gülüşün bir tonu, birinin gözlerinin konuşurken kaçmaması... Yabancı değildi bunlar. Sadece yeni değildi. Tehlikeli olan buydu.
"Sevdim onu." dedi Mathieu, mutfaktan. "Kaybolacak gibi durmuyor."
Camille durdu. "Evet." dedi. Sesini dengede tutmayı başardı. "Öyle."
Mathieu bunu iyi bir şey olarak söylemişti. Birinin kalabilecek olmasını. Birine yer açabileceğini.
Camille başını salladı. Yer açmanın ne demek olduğunu en iyi o biliyordu.
Yatağa girdiklerinde ışık kapandı ama uyku gelmedi. Mathieu birkaç dakika içinde nefesini düzenledi.
Camille karanlıkta tavana baktı. İnsan bazen kendi düşüncelerini yüksek duyar gibi olurdu; kaçamazdı.
Elyonael'in konuşurkenki hali geldi aklına. Geçmişini anlatırken özür dilemiyordu. Sanki hayatında ilk kez, hikayesinin dinlenmeye değer olduğuna inanmıştı. Bu görüntü, Camille'nin içinde bir yere oturdu. Onu oradan çıkaramadı.
"Bu yanlış." diye fısıldadı kendine.
Yanlış şeyler her zaman çirkin gelmezdi. Bazen yumuşak, hatta haklı görünürdü. İnsan bu yüzden korkardı. Mathieu'ya baktı. Onu seviyordu. Bu gerçekti. Ama insanın kalbi, bazen sevdiği yere rağmen başka bir yöne bakabilirdi. Ve kalp, disiplin tanımazdı.
Ertesi gün restoranın kapısından girerken Camille kendine bir söz verdi. Normal davranacaktı. Nazik olacaktı. Mesafeyi koruyacaktı. Bunların hepsi yapılacak şeylerdi.
Elyonael geldiğinde Mathieu el salladı. Camille'de. Ama elini indirirken fark etti: hareketi yarım saniye daha uzun sürmüştü.
Masada konuşurlarken Camille kendini dinlerken buldu. Ne söylediğini değil, nasıl söylediğini. Gülüşünü ayarlıyor, bakışını geri çekiyor, yanlış anlaşılabilecek hiçbir yere fazla yaklaşmamaya çalışıyordu. Bu çaba, insanı ele verirdi.
Elyonael bir şey anlattı. Küçük bir şey. Komik bile sayılmazdı. Mathieu güldü, Camille'de güldü. Ama Camille'nin içinden geçen şey kahkaha değildi. Şefkatti. Birini korumak istemek. Bu, aşkın en tehlikeli biçimiydi. O an fark etti. Geç kalmıştı.
Elyonael başta isim koyamadı. Sadece Camille'nin bakışlarının daha dikkatli olduğunu düşündü. İnsanları incitmek istemeyen biri gibi. Cümlelerini seçiyor, temasını ölçüyor, ama yine de ondan uzaklaşamıyordu. Bu tanıdıktı. Bir zamanlar Rosie'de böyle bakmıştı.
Bir akşam Mathieu mutfakta oyalandı. Camille ve Elyonael masada kaldılar. Sessizlik kötü değildi ama hafifçe titriyordu.
"İyi misin?" diye soru Camille.
Soru basitti. Ama altı kalabalıktı. Elyonael cevap vermeden önce anladı. Bu arkadaşça bir merak değildi. Bu, daha fazlasıydı. Ve daha fazlası... her zaman bir şeyleri kırardı.
Elyonael geriye yaslandı. Kaçmak istedi. Ama ilk kez, bir başkasından kaçmanın nasıl bir suç olduğunu da biliyordu. Rosie öğretmişti. Camille bakışını kaçırdı. Geç kaldığını o da anlamıştı. Masa, üç kişilikti. Ama his, fazlaydı.
Ve Elyonael o anda şunu fark etti: İnsan nereye giderse gitsin, birinin kalbinde yer açılabiliyordu. Ve bu, kaçamayacağı tek şeydi.
Bölüm etkileşimi
