10. bölüm · Misafir Kalanlar
10.BÖLÜM: YENİDEN KARŞILAŞMA
Fransa'nın sokakları hafızasıyla yürünürdü. Elyonael bunu bedeninde taşıyordu. Hangi köşede zemin hafifçe eğilir, hangi kaldırım taşı gevşektir, hangi dükkanın vitrin ışığı gece geç saate kadar yanar... düşünmesine gerek yoktu. Ayakları biliyordu. İnsan bazen geçmişini böyle taşırdı; hatırlamak için çaba harcamaz, sadece yürürdü.
Yağmur inceydi ama ısrarcıydı. Gökyüzü karanlığı bırakmaya niyetli görünmüyor, gece şehrin üstünde ağır bir battaniye gibi duruyordu. Sokak lambaları, suyun içinden bakılıyormuş gibi bulanıktı. Elyonael yürüdü. Kolundaki sargı nemden ağırlaşmıştı. Her adımda hafifçe sızlıyordu, bedenine hala hayatta olduğunu hatırlatıyordu. Bazı hatırlatmaların merhameti yoktu.
Elinde telefon vardı. Ekranı açık değildi. Kimse aramıyordu. Bildirim yoktu. Ama yine de bakıyordu. Neye baktığını bilmeden, bırakırsa bir şey daha kaybedecekmiş gibi. Rosie'nin seçtiği modeldi bu. Sorular sorarak aldığı, dayanıklı olsun diye ısrar ettiği. "Bahane kalmasın." demişti. Bahaneler yine de yolunu bulmuştu.
Elyonael başını eğdi. Yağmur kirpiklerine doldu. Görüşü iyice azaldı. Belki de bu iyiydi; şehir net olmadığında insan daha az incinirdi.
Yürümeye devam etti. Adımlarının ritminin bozulduğunu geç fark etti.
Bir gölge yanından geçti. Sonra sert bir çarpışma oldu. Denge kaydı. Dünya eğildi. Elyonael yere düştü; avuçları ıslak taşlara çarptı, dudağına metalik bir tat yayıldı. Ne olduğunu anlaması birkaç saniye sürdü. Sonra hafifleyen ellerini gördü. Telefon yoktu. Cüzdan yoktu. Koşan ayak sesleri karanlığa karıştı.
"Hey-" dedi ama sesi yağmurdan öteye gitmedi. Kalkmaya çalıştı. Kolundaki sızı keskinleşti. Dizleri titredi. İnsan bazen canı çok yandığında bağırmazdı; sadece boşalırdı.
Ayağa kalktı sonunda. Elini dudağına götürdü. Kan. Bu da kalacaktı belki. İnsan, izleri toplamaya alışıyordu.
Gitmişti. Para, kimlik, fotoğraf, numaralar... Rosie'nin dokunduğu, şeçtiği, verdiği şey. Sanki biri sadece eşyaları değil, mümkün olan geleceği de çekip almıştı. Gözleri doldu. Bunu istememişti. Güçlü olmak istememişti. Yorulmuştu.
"Yeter." dedi fısıltıyla. Şehir cevap vermedi. Tam o anda ışığı fark etti. Sokak lambasının altında, yağmurun çizdiği ince perdeyi yaran kızıl bir ton vardı. Önce gözünün oyunu sandı. İnsan, kaybettiği şeyleri kalabalıkta görmeye alışkındı. Ama figür hareket etti.
Rosie.
Nasıl mümkün olduğunu sormadı. Neden burada olduğunu da. Çünkü bazı insanlar adres sormazdı; birbirini bulurdu.
Rosie sırılsıklamdı. Saçları yüzüne yapışmıştı, montu ağırlaşmıştı. Ama gülümsüyordu. O tanıdık, acele etmeyen gülümseme.
Elyonael'in göğsünde bir şey çözüldü. Gözlerindeki yaşlar artık sadece kayıp değildi.
Rosie birkaç adım yaklaştı. "Çok dolaştın." dedi. Azarlamak için değil. Tespit eder gibi.
Elyonael gülümsemeye çalıştı. Dudağındaki acı izin vermedi ama yine de oldu.
"Sanırım." dedi.
Rosie bunun üzerine tamamen yaklaştı ve bir elini Elyonael'in yanağına koydu. Şefkatli bir gülümsemeyle beraber dudağındaki yeni yarayı hafifçe okşadı.
Elyonael'in yapabildiği tek şeyse, Rosie'nin dokuşuna yaslanmak oldu.
Yağmur devam etti. Şehir karanlıktı. Gelecek belirsiz. Ama elini bırakan yoktu.
Ve bazen insanın ihtiyacı olan tek şey buydu.
-SON-
