Tüm anılar

Vaveyla Yazarı: Betül Kına

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 27Şu an: Tüm anılar

Sabahın ilk ışıkları, o deniz kenarındaki müstakil evin geniş pencerelerinden içeri sızarken, odadaki ağır, yoğun ve tutku kokan hava henüz dağılmamıştı. İki yılın ardından gelen o ilk gece, ikimiz için de sadece bedensel bir kavuşma değil, adeta bir hayatta kalma mücadelesi gibiydi. Teoman’ın sırtında tırnaklarımın bıraktığı o ince, kırmızı sızılar, benim göğsümde ise onun sahiplenici dudaklarının bıraktığı koyu izler vardı.
Başımı onun çıplak ve geniş göğsüne yaslamış, kalbinin o güçlü, ritmik atışlarını dinliyordum. Ameliyathaneden çıkarken duran kalbimin aksine, onun kalbi benim için, beni bu dünyada tutmak için delice çarpmaya devam etmişti. Teoman’ın uzun parmakları, uykusunda bile beni kaybetmekten korkar gibi saçlarımın arasında geziniyordu. Gözlerimi hafifçe aralayıp parmağımdaki o tektaş yüzüğe baktım. Sabah güneşinin altında parıldayan o taş, lise yıllarında o kilitli odada başlayan yalanlar, gizli arzular ve günahlarla dolu hikayemizin ulaştığı o en temiz, en yasal mühürdü.
T: "Uyanık olduğunu biliyorum deniz kızı," diye mırıldandı Teoman. Sesi uykudan dolayı normalden çok daha kalın, pürüzlü ve hırıltılıydı. Beni göğsüne biraz daha çekti, çıplak bacaklarımızı birbirine doladı. "Gözlerini kırpıştırdığında kirpiklerin göğsümü gıdıklıyor."
D: "Sadece... rüya olmadığından emin olmak istedim," dedim, kafamı kaldırıp o her şeye tepeden bakan, narsist ama bana bakırken tamamen savunmasız kalan yüzüne bakarak. "İki yıl boyunca o kadar çok rüya gördüm ki Teoman. Karanlık bir boşlukta yürüyordum ve her yer kitap doluydu. Hani o üzerimize kilitlenen odada devrilen kitaplar vardı ya... Onların arasında senin kokunu arıyordum. Uyanmak, seni burada bulmak hala gerçeküstü geliyor."
Teoman gözlerini açtı. O koyu, serseri pırıltılarla dolu gözlerinde bir anlık bir gölge belirdi. Elini yanağıma koydu, başparmağıyla alt dudağımı usulca ezdi.
T: "Rüya değil," dedi, sesindeki o mutlak sahiplenici tonla. "İki yıl boyunca o hastane koridorunda, senin o lanet makineye bağlı bedeninin başında beklerken kaç kez delirdiğimi bir ben bilirim. Doktorlar ümidi kesmemi söylediğinde, Şebnem anne arkamdan ağladığında bile bir an bile şüphe etmedim. Biliyordum. Benim deniz kızım beni o karanlıkta bırakıp gidemezdi. Çünkü senin ilk öpücüğünü ben aldım Deniz, son nefesini de benim kollarımda vereceksin. Bizim anlaşmamız buydu."
Eğilip dudaklarımı sertçe öptü. Bu öpücük, dün geceki o vahşi açlığın aksine, daha çok bir "buradasın ve benimsin" onaylamasıydı. Yataktan doğrulduğunda, sırtındaki kasların gerilişini izledim. Üzerine hiçbir şey almadan, o lise yıllarındaki o rahat, umursamaz serseri tavrıyla odanın içindeki banyoya doğru yürüdü.
O sırada zihnim, onun bu dik, mağrur duruşunu izlerken beni çok gerilere, her şeyin henüz bu kadar kanlı canlı ve tehlikeli olmadığı, birbirimizden nefret ettiğimizi sandığımız o lise yıllarının ilk günlerine götürdü.

Teoman’la bizim hikayemiz hiçbir zaman normal bir aşk hikayesi olmamıştı. O, Şebnem ablanın o her istediğini elde etmeye alışmış, okulun koridorlarında yürüdüğünde kızların nefesini kesen ama kimseye eyvallahı olmayan narsist oğluydu; bense annemin dizinin dibinden ayrılmayan, Aras’a uzaktan uzağa platonik aşk beslediğini sanan, kendi halinde o huysuz mahalle kızı.
O zamanlar Teoman benim için sadece bir sinir bozucuydu. Sırf beni çıldırtmak için yoluma çıkar, saçlarımı çeker, Aras’la konuştuğumu gördüğünde o alaycı, pis sırıtışıyla aramıza girerdi. Ama o yaz, annemlerin bizi evde yalnız bırakıp İzmir’e gittiği o hafta, her şeyin kırılma noktası olmuştu. Leyla’nın o şeytani, sinsi zekası olmasaydı belki de biz hala birbirimize uzaktan nefret kusmaya devam edecektik.
O günü dün gibi hatırlıyordum. Hava o kadar sıcaktı ki, evin içindeki tüller bile kıpırdamıyordu. Ben odamda, Aras’a yazacağım o saçma sapan mesajın taslağını hazırlarken kapı aniden açılmış ve Teoman içeri girmişti. Üstünde sadece o gri boksör şortu vardı, gövdesi terden parlıyordu ve gözlerinde o beni çileden çıkaran meydan okuyan ifade vardı.
T: "Ne o deniz kızı, yine o salak Aras’a mı şiir yazıyorsun?" demişti, yatağımın kenarına ilişip elimdeki telefonu çekip almaya çalışarak.
D: "Sana ne Teoman! Çık odamdan! Üstüne bir şeyler giy ayrıca, burası senin spor salonun değil!" diye bağırmıştım, telefonu arkama saklayarak.
T: "Bu evde nereye nasıl çıkacağımı sana soracak değilim," demişti, yüzünü yüzüme yaklaştırarak. O an, onun o banyonun buharıyla karışık erkeksi kokusunu ilk kez bu kadar yakından hissetmiştim. Alt karnımda garip, daha önce hiç bilmediğim bir sıcaklık yayılmıştı. "Hem, o çocuk seni hak etmiyor. Sen fazla... huysuzsun onun için. Seni ancak benim gibi biri çekebilir."
D: "Sen mi? Sen tam bir narsistsin, bencil pisliğin tekisin!"
Tam o sırada kapının dışından bir tıkırtı gelmiş, ardından o ağır ahşap kapı üzerimize büyük bir gürültüyle kapanmıştı. Arkasından gelen o lanet kilit sesiyle ikimiz de kalakalmıştık. Leyla dışarıdan kahkahalar atarak bağırıyordu:
L: "Ağabey! Deniz! Size içeride iyi eğlenceler! Annemler gelene kadar orada birbirinizi yiyin, belki o zaman aranızdaki o salakça gerilim biter!"
Teoman kapıya gidip yumruklamıştı ama Leyla anahtarı çoktan alıp aşağı inmişti. O odanın içinde, o dar alanda iki gün boyunca mahsur kalmıştık. İlk saatler kavga etmekle, birbirimize hakaretler yağdırmakla geçmişti. Ama gece çöktüğünde, odanın içindeki hava değişmişti. Rafın üzerindeki o kalın ansiklopediler ve romanlar, Teoman’ın kapıyı kırmaya çalışırken rafa çarpmasıyla büyük bir gürültüyle yerlere devrilmişti. Kitapların arasında, yerde, nefes nefese kalmıştık.
Teoman üzerime doğru eğildiğinde, gözlerindeki o alaycı ifade tamamen silinmişti. Yerini ilk kez gördüğüm, insanı yakan bir arzu almıştı.
T: "Benden nefret ediyorsun değil mi?" diye fısıldamıştı, eli yavaşça elbisemin eteğine doğru kayarken.
D: "Nefret ediyorum," demiştim ama sesim titriyordu, kalbim göğüs kafesimi delmek ister gibi atıyordu.
T: "Güzel," demişti, dudaklarını dudaklarıma bastırmadan hemen önce. "Çünkü ben de senin bu huysuz hallerinden nefret ediyorum. Ama şu an, bu odada sadece ikimiz varız Deniz. Ve ben senin o Aras’ı tamamen unutturana kadar seni öpeceğim."
O ilk öpücük, hayatımın rotasını değiştiren o günahkar başlangıçtı. O halının üzerinde, devrilen kitapların arasında birbirimizin olmuştuk. Leyla bizi kandırmıştı, evet, ama o kapıyı kilitleyerek içimizdeki o canavarı serbest bırakmıştı.
Şimdiki Zaman: Kahvaltı ve Leyla’nın Baskını
Gözlerimi geçmişin o sıcak, tozlu anılarından sıyırıp şimdiki zamana döndüm. Teoman banyodan çıkmış, altına siyah bir eşofman altı geçirmiş, saçları hala ıslak bir şekilde yatağın kenarına oturmuştu. Parmağımı sırtındaki tırnak izlerime doğru uzatıp usulca dokundum.
D: "Çok acıyor mu?" diye sordum, sesimde muzip bir tınıyla.
Teoman arkasını dönüp elimi yakaladı, avcumun içini öptü. "Acıtmaktan zevk aldığını biliyorum deniz kızı. Ama endişelenme, senin bıraktığın her iz benim için bir madalya. Şimdi, aşağı inip sana o iki yıldır yemediğin gerçek yemeklerden yapacağım. Hastane çorbalarından sonra miden bayram etsin."
Yataktan kalktım, onun getirdiği beyaz, geniş tişörtlerden birini üzerime geçirdim. Tişört neredeyse dizlerime kadar geliyordu ve tamamen Teoman kokuyordu. Birlikte mutfağa indiğimizde, evin o modern, deniz manzaralı mutfağında Teoman’ın tezgaha geçip kahve makinesini çalıştırmasını, yumurtaları kırmasını izledim. O her şeyi mükemmel yapmak isteyen narsist tavrı mutfakta da geçerliydi; domatesleri bile jilet gibi düzgün kesiyordu.
Biz tam masaya oturmuş, sessizliğin ve birbirimizin varlığının tadını çıkarırken dış kapı aniden büyük bir gürültüyle açıldı ve içeri o tanıdık, deli dolu ses sızdı.
L: "Gugukkuşu! Ben geldim! Evliler odası sakinleri, uyanın artık!"
Leyla elinde kocaman bir pastane poşetiyle mutfağa daldı. Altında kot şortu, üstünde salaş bir tişörtle tam karşımıza oturdu. Gözleri anında benim boynumdaki ve Teoman’ın sırtındaki (tişörtünün yakasından görünen) izlere kaydı. Sinsi bir gülüş yüzüne yayıldı.
L: "Vay, vay, vay... Bakıyorum da hastaneden yeni çıkan bir hasta için oldukça... hareketli bir gece olmuş," dedi, poşetten bir kruvasan alıp ısırarak. "Abiciğim, sana kıza dikkat et demedim mi? Deniz, iyi misin tatlım? Ciğerlerin yerinde duruyor mu?"
D: "Leyla!" diye bağırdım, yüzümün alev alev yandığını hissederek. "Kapa çeneni Allah aşkına! Ayrıca senin ne işin var sabahın bu saatinde burada?"
T: "Leyla, eğer o elindeki kruvasanı bitirip defolup gitmezsen, seni o bahçedeki havuza fırlatırım," dedi Teoman, sesindeki o sahte tehditkar ama kardeşine karşı her zaman var olan o korumacı tonla. "Dün geceki oyunun yüzünden Deniz zaten beni az kalsın öldürüyordu. Bir de üstüne sen gelme."
L: "Ay tamam be, şaka yaptık," dedi Leyla, ciddileşerek. Sandalyesini bana doğru yaklaştırdı ve elimi tuttu. Gözlerindeki o sinsi pırıltı yerini derin bir sevgiye bıraktı. "Ama dürüst olun... O kırmızı elbise ve o uçurum kenarındaki sahne harika değil miydi? Deniz, abimin o halini görmen lazımdı. Sen 'Korkak herif!' diye bağırdığında adamın kalbi duracaktı sandım. İki yıl boyunca hastanede o heykel gibi duran adam, dün senin karşında tir tir titriyordu."
Teoman kahvesinden bir yudum alıp gözlerini dışarıdaki denize dikti. Haklıydı. Leyla’nın o oyunu, aramızdaki o iki yıllık buz dağını tek bir saniyede eritmiş, bizi o lise yıllarındaki o tutkulu, hesapsız günlere geri döndürmüştü.

Kahvaltıdan sonra Leyla bizi baş başa bırakıp gittiğinde, Teoman’la birlikte bahçedeki o denize sıfır çardakta oturduk. Hava sıcaktı ama denizden esen hafif rüzgar tenimizi serinletiyordu. Başımı onun omuzuna yasladım. İçimde hala sormaya korktuğum ama cevabını bilmek zorunda olduğum o iki yılın sorusu vardı.
D: "Teoman..." dedim yavaşça. "Bana o iki yılı anlat. Gerçekten ne oldu? Ben uyurken... burada, dışarıda hayat nasıl aktı? Annemler, Şebnem abla... ve sen. Gerçekten her gün geldin mi?"
Teoman derin bir nefes aldı. Sigarasını çıkardı, yaktı. Dumanı denize doğru üflerken gözleri kısıldı. O an, yüzündeki çizgilerin derinleştiğini, o lise yıllarındaki çocuksu serseriliğin yerini çok daha olgun, acıyla yoğrulmuş bir adamın aldığını fark ettim.
T: "İlk aylar..." dedi, sesi acı doluydu. "İlk aylar tam bir cehennemdi Deniz. Ameliyattan çıktığında doktor o buz gibi suratıyla karşımıza geçip 'Vücut yeni dokuyu reddediyor, kalbi durdu ama geri döndürdük, şu an bitkisel hayatta' dediğinde... Ben o an o hastanenin altını üstüne getirdim. Doktorun yakasına yapıştım, onu duvara fırlattım. 'Onu yaşatacaksınız, o daha 17 yaşında!' diye bağırdığımı hatırlıyorum. Beni güvenlikler zor zapt etti."
Elindeki sigarayı öyle sıkı tutuyordu ki parmak boğumları bembeyaz olmuştu. Onu sakinleştirmek ister gibi elimi dizinin üzerine koydum.
T: "Sonra... Şebnem anne beni eve götürmeye çalıştı. Ama gitmedim. O hastane koridorundaki o yeşil, plastik sandalyeler var ya... O sandalyeler benim yatağım oldu Deniz. Tam altı ay boyunca o hastaneden içeri giren güneş ışığını sadece senin odanın penceresinden gördüm. Annen her gün gelip ağlıyordu, bana 'Oğlum git, duş al, üstünü değiştir' diyordu ama ben o kapının önünden ayrılırsam, sen uyanırsın ve beni göremezsin diye ödüm kopuyordu."
D: "Peki ya sonra? Leyla bana senin hayatına devam ettiğini, şirket işlerinin başına geçtiğini söylemişti..."
T: "Mecburdum," dedi Teoman, gözlerime bakarak. "Babanın ve benim babamın o kurduğu şirketin başına geçmek zorundaydım. Çünkü senin o makinelerin masrafları, o özel doktorlar, o Amerika’dan getirilen ilaçlar... Hepsi devasa paralar demekti. Narsist ve bencil Teoman, sırf senin o kalbin atmaya devam etsin diye her sabah takım elbisesini giyip o sıkıcı toplantılara girdi. Her imzayı, her anlaşmayı 'Deniz yaşayacak, bu para onun için' diye attım. Akşamları ise yine o hastane odasına, senin yanına döndüm. Senin o buz gibi ellerini tutup saatlerce konuşuyordum. Bizim o lise yıllarındaki kaçamaklarımızı, o kilitli odada birbirimize verdiğimiz sözleri anlatıyordum sana. Belki duyarsın da uyanırsın diye..."
Gözlerimden akan yaşları bu kez saklamadım. Teoman, o bencil, her şeyi kendi gururu için yapan adam, benim için bir fedaiye dönüşmüştü. Benim hayatımı korumak için kendi gençliğini feda etmişti.
D: "Özür dilerim," diye fısıldadım, boynuna sarılarak. "Seni o koridorda bu kadar uzun süre yalnız bıraktığım için özür dilerim."
T: "Şşşt... geçti," dedi, saçlarımı öperek. "Buradasın ya artık. O yüzük parmağında ya... Kaçırdığımız o iki yılın her gününü, her gecesini birbirimizden çıkaracağız. Artık geri dönüş yok deniz kızı. Sen benim bu dünyadaki tek bağımlılığımsın."
Geleceğe Doğru: İlk Adımlar
Günler günleri kovalarken, vücudum o iki yıllık tembelliğin ardından yavaş yavaş eski gücüne kavuşuyordu. Teoman’la birlikte her sabah sahil şeridinde kısa yürüyüşler yapıyorduk. O, her adımımda arkamda bir gölge gibi duruyor, dengemi kaybettiğimde beni o güçlü kollarıyla yakalıyordu.
Bir akşamüstü, annemlerin ve Şebnem ablanın da olduğu o büyük aile yemeği için bizim eski mahalleye, o her şeyin başladığı eve gittik. Arabadan indiğimde, o tanıdık sokaklar, çocukluğumun geçtiği o binalar bana hem çok yakın hem de bir o kadar uzak geldi.
Kapıyı annem açtı. Beni o alev kırmızısı elbiseyle değil de, üzerimde normal bir jean ve tişörtle, Teoman’ın elini sımsıkı tutmuş halde gördüğünde gözyaşlarını tutamadı. "Güzel kızım..." diyerek boynuma sarıldı. Şebnem abla arkadan gelip ikimizi de kolları arasına aldı.
O gece o masada, iki yılın ardından ilk kez gerçek bir aile gibiydik. Leyla masanın neşe kaynağıydı, sürekli Teoman’la dalga geçiyor, düğün oyununu anlatıp duruyordu.
L: "Anne, sen abimin o uçuruma giderken arabayı nasıl sürdüğünü görseydin kesin evlatlıktan reddederdin. Saatte 180'le gidiyordu, sırf Deniz’e yetişebilmek için!"
Şebnem Abla: "Eee, o kadar zaman bekledi kızımı, normaldir," dedi Teoman’ın saçlarını okşayarak. Teoman ise her zamanki o umursamaz, narsist tavrıyla omuz silkti.
T: "Ben sadece emanetime sahip çıktım," dedi, masanın altından elimi kavrayıp sımsıkı sıkarak. Gözleri doğrudan gözlerime dikilmişti. "Ve bu emaneti bir daha asla kimseye bırakmaya niyetim yok."
Yemekten sonra, herkes içeride kahve içerken ben yavaşça kalkıp o üst kattaki eski odama çıktım. Kapıyı açtığımda, içerisi bıraktığım gibiydi. Tozlar alınmıştı ama kitaplar, yatak, o duvarlar... Her şey o kilitli kaldığımız günün izlerini taşıyordu. Yerdeki halının üzerine oturdum.
Arkadan kapının hafifçe açıldığını duydum. Gelen Teoman’dı. Kapıyı arkasından kapattı ama bu kez kilitlemedi. Yanıma gelip halının üzerine, tam karşıma oturdu. Tıpkı o günkü gibi.
T: "Burası..." dedi fısıltıyla. "Bizim günahımızın başladığı yer."
D: "Ve aşkımızın," diye tamamladım onu. "Teoman, Aras’ı tamamen unuttum demiştin ya o gün... Haklıydın. Ben o kapı üzerimize kilitlendiği andan beri senden başka hiçbir şeyi görmemişim aslında. Sadece kendime itiraf etmekten korkuyordum."
Teoman bana doğru eğildi, ellerini yanaklarıma yerleştirdi. Bu eski odanın loşluğunda, geçmişin ve geleceğin birleştiği o noktada, dudaklarımızı yeniden bir araya getirdi. Bu kez aramızda ne bir yalan, ne bir oyun, ne de bizi ayıran koca iki yıl vardı. Sadece biz vardık. O narsist çocuk ve onun huysuz deniz kızı.
Biz o odada, o eski halının üzerinde geçmişimizle tamamen vedalaştık. Gelecek, önümüzde upuzun, tehlikeli ama bir o kadar da tutkulu bir yol olarak uzanıyordu. Ve ben biliyordum ki, Teoman’ın elleri benim ellerimde olduğu sürece, o yolun sonu nereye çıkarsa çıksın, ben her zaman onunla mahsur kalmaya hazırdım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

148okunma 6beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 154

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk AşkıDark RomancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanplatonikpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYarı TextingYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18