8. bölüm / 27
Manolyam,manolyam deniz kızım (teoden)Dürüst olmak gerekirse çılgıncaydı
Bölümler 27Şu an: Dürüst olmak gerekirse çılgıncaydı
- 1 Manolya, fırtınaya rağmen dalları bükülmez141 kelime
- 2 bazı sevdalar, yarım kaldığı için sonsuzdur.129 kelime
- 3 aynı göğe bakarak ayrı düşünenlerin hikayesi228 kelime
- 4 Kader hep aynı mı ilerlemeli peki?349 kelime
- 5 Küçük bir dağınıklık575 kelime
- 6 Doğru hisler, ama yanlış kişiye683 kelime
- 7 Belki birazda olsa olabilir489 kelime
- 8 Dürüst olmak gerekirse çılgıncaydı1.141 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 Keşke eski anılardaki gibi olsak621 kelime
- 10 Ateş kırmızısı1.894 kelime
- 11 Soğuk duş gibi aydınlanma788 kelime
- 12 Sert bir bakış açısı1.027 kelime
- 13 Belki olabilir, bilmiyorum797 kelime
- 14 Gene mi yaa488 kelime
- 15 Yine hata yapıyoruz1.200 kelime
- 16 Pizza606 kelime
- 17 Seninle mahsur kalmaya evet904 kelime
- 18 Tüm anılar2.188 kelime
- 19 O kapalı kapılar914 kelime
- 20 Spoiler21 kelime
- 21 Şeffaf duvar2.319 kelime
- 22 Rüya165 kelime
- 23 Bıktım yeminlen toxiclikten604 kelime
- 24 Aras478 kelime
- 25 First kiss mevsusu415 kelime
- 26 Pandoranın kutusu661 kelime
- 27 Utanç379 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yere öyle bir hızla düşmüştük ki, sırtı halıyla buluştuğunda Teoman’dan boğuk bir "Imph!" sesi yükseldi. Ben ise neye uğradığımı şaşırmış bir halde, tam anlamıyla göğsünün üzerindeydim. O sarsıntıyla birlikte omuzlarımdaki havlunun düğümü tamamen çözüldü ve aşağı doğru kaymaya başladı.
Zaman o an yavaşladı. Kalbimin boğazımda attığını hissederken, Teoman’ın refleksleri bir kez daha devreye girdi. Elleri hızla yukarı kalktı, havlunun kenarlarından yakaladı ve açılmasına milim kala kumaşı göğsüme doğru bastırarak beni sıkıca tuttu. Gözleri şokla büyümüştü, ama o şaşkınlık saniyeler içinde yerini o bildiğim, deli eden muzip pırıltıya bıraktı. Nefes nefese kalmıştık. Yüzlerimiz birbirine o kadar yakındı ki, banyonun buharı hala tenimdeyken onun erkeksi kokusu burnuma doluyordu.
Tavana doğru bakıp sırıttı, sonra gözlerini doğrudan gözlerime dikti:
T: Hanımefendi siz beni ayartmaya mı çalışıyorsunuz yoksa? Ne kadar terbiyesizsiniz! Hem ayartmak için soyunmanıza da gerek yok, banyodan önce yaptığınızı da unutmadım.
Yanaklarımın bir anda alev aldığını, kulaklarıma kadar kıpkırmızı kesildiğimi hissettim. Utançtan kelimenin tam anlamıyla delirecektim. Şoka giren beynim, banyodan önceki o yarım saati, kafasına fırlattığım o defteri ve yarasına pansuman yaparken şakağına kondurduğum o küçük, titrek buseyi jet hızıyla gözlerimin önüne getirdi.
"Sen..." dedim sesim boğazıma kaçarak. Üzerindeki ağırlığımı hafifletmeye çalışıyordum ama havluyu bırakamadığım için milim kıpırdayamıyordum. "Sen onu unut o özür mahyetindeydi hem
Teoman’ın sırıtan yüzü, sorduğum soruyla birlikte yavaşça ciddileşti. Havlumun kenarını tutan parmakları gevşedi ama ellerini tamamen çekmedi. Bakışları muziplikten sıyrılıp doğrudan gözlerimin içine, oradan da hafifçe aralanmış dudaklarıma kaydığında odadaki havanın birden ağırlaştığını hissettim.
T: Unutulacak bir şey mi Deniz? Kafama defter fırlatıp beni hastanelik ediyordun neredeyse, sonra da gelip... teselli ikramiyesi gibi bir şey bıraktın oraya.
D: O... O sadece bir geçmiş olsun şeysiydi! Hem sen beni kışkırtmasan ben sana o defteri fırlatır mıydım? Kafan kanamazdı, pansuman da yapmazdım... o şey de olmazdı!
T: O şey? Hala 'o şey' diyorsun. Öptün işte kızım beni. Bildiğin, bayağı dudaklarını dudağıma değdirdin değdirdin. Sen benim ilk öpücüğümü aldın artık sonuncuda senin olucak hanımefendi dedi ve sırıttı
Üzerinde öylece kalakalmıştım. Kalkmam gerekiyordu ama dizlerimin bağı çözülmüş gibiydi. Altımdaki göğsünün her nefes alışında inip kalkışı, teninin banyodan yeni çıkmış tenime çarpan sıcaklığı beni tamamen kilitlemişti. Teoman sol elini yavaşça kaldırıp saçlarımdan sarkan ıslak bir tutamı kulağımın arkasına sıkıştırdı. Parmak uçları boynumun kenarındaki hassas tenime değdiğinde vücudumdan bir elektrik akımı geçti.
T: Peki bu üzerime atlama işi ne şeysi? Havlun hala ellerimin arasında, farkındasın değil mi? şimdi de yerdeki kitapların üzerindeyiz ve kaçacak yerin yok.
Duyduğum şeyle kalbimin ritmi altüst oldu. Tam ona bir laf yetiştirecektim ki, odanın dışından, koridordan ani bir ayak sesi geldi. İkimiz de anında pürdikkat kesildik. Adımlar tam kapının önünde durdu. Ardından kapı kolunun aşağı yukarı hareket ettiğini duyduk. Leyla dışarıdan kapıyı zorluyordu.
L: Teoman? Deniz? İçeride misiniz? Odadan bir sürü gürültü geldi. Kitaplar mı düştü ne oldu? Bir saattir odayı toplama bahanesiyle yukarıdasınız.
Teoman altımdan hafifçe kafasını kaldırıp kapıya doğru seslendi: "Leyla, gelme! Oda biraz dağınık da, hallediyoruz."
L: Ne demek gelme? Annem aşağıda yemek hazırladı, sizi bekliyor. Açın şu kapıyı.
Leyla kapıyı sertçe itti ama kapı sadece iki parmak aralandı. Çünkü arkasında bizim fırlattığımız yastıklardan biri ve devrilen çalışma masasının sandalyesi sıkışmıştı. Leyla dışarıdan kapının sıkıştığını fark edince sinirli bir nefes verdi.
L: Siz içeride ne halt karıştırıyorsunuz ya? Savaş mı çıktı?
Ben panikle Teoman'ın üzerinde iyice büzüşürken, Teoman belimden tutup beni hafifçe yanına doğru kaydırdı ama hala yerde, dip dibeydik. "Tamam fıstık, geliyoruz iki dakikaya. Sen in aşağıya," diye bağırdı kapıya doğru.
Dışarıdan bir tıkırtı, ardından metalik bir ses geldi. Leyla’nın o haince gülen sesini duyduk.
L: Yoo, aşağı falan inmiyorum. Madem içeride gizli işler çeviriyorsunuz, banyodan çıkan Deniz hala senin odanda ve içeriden pat küt sesler geliyor... Ben de sizi cezalandırıyorum. Şebnem ablaya 'Onlar odada ders çalışıyor, rahatsız etmeyin' diyeceğim. Bu kapıyı da dışarıdan kilitliyorum. O odayı bal dök yala kıvamına getirmeden de sizi buradan çıkarmıyorum!
T: Leyla! Saçmalama! Aç şu kapıyı, çocuk musun kızım?
L: Asıl siz çocuk musunuz? Hadi bakalım, kolay gelsin iki aşık!
Anahtarın kilitte dönme sesini duyduk. Çıt. Çıt. Leyla kapıyı üzerimize kilitlemiş, arkasından da koşa koşa merdivenlerden aşağı inmişti.
Odanın içinde bir anda ölümcül bir sessizlik oldu. Başımı yavaşça kaldırıp altımda uzanan Teoman’a baktım. O da omuzlarını düşürmüş, öylece bana bakıyordu. Bakışları önce odadaki dehşet verici dağınıklığa, sonra da kucağında sadece bir havluyla duran bana kaydı.
T: Harika. Gerçekten harika. Leyla bizi odaya kilitledi. Ve sen... hala üzerimdesin ve bu haldesin.
D: Teoman, bu bir şaka olmalı! Şebnem abla yukarı çıkarsa ve kapının kilitli olduğunu görürse ne düşünecek? Üstelik benim üstümde sadece havlu var! Kendi odama geçip giyinemedim bile!
Teoman’ın yüzündeki o sinir bozucu alaycılık tamamen kaybolmuştu. Ellerini yavaşça belime yerleştirdi, beni kendine biraz daha yaklaştırdığında aramızda yine sadece milimler kalmıştı. Gözlerindeki yoğunluk beni yutacak gibiydi.
T: Sakin ol. Annem yukarı gelmez, Leyla aşağıda onu oyalar. Hem... gelirse gelsin. Biz sadece odayı topluyorduk.
D: Bu halde mi?
Teoman hafifçe gülümsedi. Elini kaldırıp bu kez yanağıma dokundu. Parmakları banyonun buharından ve utançtan sıcak olan tenimde usulca
T:deniz kızı bence banyodan önceki şeyi devam ettirebiliriz ne dersin?
Gözlerimizi gözlerinden kaçıramıyordum. Bakışları o kadar derindi ki, içimdeki tüm savunma mekanizmalarının çöktüğünü hissettim. Yutkundum. . Teoman’ın parmakları yanağımdan boynuma, oradan da çıplak omzuma doğru kaydı. Tenimin ürperdiğini görünce gözlerinde koyu bir memnuniyet belirdi. Yüzünü yüzüme doğru yaklaştırdı. Nefesi artık tamamen dudaklarımın üzerindeydi.
D: Teoman...
T: Efendim,
o benim konuşmamı engelledi. Aramızdaki o son mesafeyi de kapatıp dudaklarını dudaklarıma bastırdığında, yerdeki kitaplar, dışarıda bizi kilitleyen Leyla, Şebnem ablanın akşam yemeği... her şey tek bir saniyede silinip gitti.
Öpüşü, banyodan önceki o küçük buse gibi ürkek ya da kısa değildi. İlkin yumuşak, dudaklarımı tanımak ister gibi sabırlı başladı; ardından içindeki tüm o bastırılmış duyguları, o saattir beni beklerken biriken özlemi ele verircesine derinleşti. Elimi gayriihtiyari Teoman’ın omzuna koydum, parmaklarım tişörtünün kumaşını sıkıca kavradı. Diğer elimle hala havluyu tutmaya çalışıyordum ama Teoman’ın belimdeki eli beni daha da kendine doğru çektiğinde, havlunun kaderi çoktan ikincil bir plana itilmişti.
Yerde, devrilen kitapların ve halının üzerinde birbirimize kenetlenmiştik. Teoman beni altına alacak şekilde hafifçe döndüğünde dudaklarımızı bir an bile ayırmadı. Kokusu, banyodan yeni çıkmış tenimin kokusuna karışıyordu. Göğsü göğsüme baskı yaptıkça, kalplerimizin ritminin tek bir tempo halinde attığını duyabiliyordum.
Nefes almak için milimetrik bir an ayrıldığımızda, alınlarimizi birbirine dayadık. İkimiz de hızlı hızlı nefes alıyorduk. Teoman’ın şakağındaki o küçük kızarıklığa gözüm ilişti. Parmağımı yavaşça oraya götürüp dokundum.
D: Hala acıyor mu?
Teoman hafifçe güldü, gözlerindeki o parıltı dünyadaki her şeye bedeldi.
T: Şu an kafama bütün kitaplığı devirsen bile hiçbir yerim acımaz Deniz.
Yüzümde kocaman bir tebessüm belirdi. Elini belimden çekip havlunun gevşeyen ucunu tekrar düzeltti ve beni göğsüne doğru çekip yerde sırtüstü uzanırken sarıldı. Başımı göğsüne yasladım, altındaki kalp atışını dinledim.
T: Şimdi... Bu oda leş gibi dağınık, kapı kilitli ve senin üzerinde hala sadece bir havlu var. Ama dürüst olmak gerekirse, hayatımda geçirdiğim en iyi mahsur kalma hikayesi bu olabilir.
D: Pislik. Hadi kalk, Leyla gelmeden şu odayı gerçekten toplayalım. Ama bu sefer cidden uslu duracaksın.
Az önce ben naptım 17 yıldır kardeşim gibi gördüğüm kişiyle öpüştü delirmiş olmalıydım.
Bölüm etkileşimi
