13. bölüm / 27
Manolyam,manolyam deniz kızım (teoden)Belki olabilir, bilmiyorum
Bölümler 27Şu an: Belki olabilir, bilmiyorum
- 1 Manolya, fırtınaya rağmen dalları bükülmez141 kelime
- 2 bazı sevdalar, yarım kaldığı için sonsuzdur.129 kelime
- 3 aynı göğe bakarak ayrı düşünenlerin hikayesi228 kelime
- 4 Kader hep aynı mı ilerlemeli peki?349 kelime
- 5 Küçük bir dağınıklık575 kelime
- 6 Doğru hisler, ama yanlış kişiye683 kelime
- 7 Belki birazda olsa olabilir489 kelime
- 8 Dürüst olmak gerekirse çılgıncaydı1.141 kelime
- 9 Keşke eski anılardaki gibi olsak621 kelime
- 10 Ateş kırmızısı1.894 kelime
- 11 Soğuk duş gibi aydınlanma788 kelime
- 12 Sert bir bakış açısı1.027 kelime
- 13 Belki olabilir, bilmiyorum797 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 Gene mi yaa488 kelime
- 15 Yine hata yapıyoruz1.200 kelime
- 16 Pizza606 kelime
- 17 Seninle mahsur kalmaya evet904 kelime
- 18 Tüm anılar2.188 kelime
- 19 O kapalı kapılar914 kelime
- 20 Spoiler21 kelime
- 21 Şeffaf duvar2.319 kelime
- 22 Rüya165 kelime
- 23 Bıktım yeminlen toxiclikten604 kelime
- 24 Aras478 kelime
- 25 First kiss mevsusu415 kelime
- 26 Pandoranın kutusu661 kelime
- 27 Utanç379 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Nefes nefese, kalbimin göğüs kafesimi döven ritmiyle yatakta aniden fırlayarak uyandım. Alnımdan süzülen soğuk ter damlası şakağımdan boynuma doğru yol alırken, odanın içindeki zifiri karanlığa bakakaldım.
"O zaman beni 18 olana kadar öp..."
Kendi rüyamda kurduğum o cüretkar, o akılalmaz cümle kulaklarımda bir kez daha çınladı. Kafamın içinde bir alarm, devasa bir tehlike zili çalıyordu. Ben ne diyordum? Ne yapıyordum ben?
Hızla yataktan çıkıp banyoya koştum, musluğu sonuna kadar açıp yüzüme defalarca soğuk su çarptım. Aynadaki solgun, göz altları çökmüş yüzüme baktım. Uzun zamandır... Evet, çok uzun zamandır her gece buna benzer rüyalar görüyordum. O kilitli oda gününden sonra bana ne oluyordu böyle? Zihnim, o gün halının üzerinde Teoman’la yaşadığımız o tek bir kıvılcımı almış, geceleri uykumda beni yakıp kavuran devasa bir yangına dönüştürmüştü. Rüyalarımda sınırları aşmıştık; her akşam sanki gizli birer yatak arkadaşı olmuştuk. İşin en korkunç kısmı, o rüyalarda Teoman’ın reşit olduğunu, benimse henüz 17 yaşında bir çocuk olduğumu bile bile bu günaha yürüyorduk. Gerçek hayatta Leyla’nın beni her seferinde köşeye çekip "Deniz, ateşle oynuyorsun, o senin abin sayılır, yapma" diye uyarmalarını, benimse "Saçmalama Leyla, aramızda bir şey yok" diyerek geçiştirmelerimi bile rüyamda baştan yazıyordu bilinçaltım.
"Kendine gel Deniz," diye fısıldadım aynadaki aksime. "O senin sadece çocukluk arkadaşın. Aynı evde büyüdün. Deliriyorsun."
Ancak o rüya, içimde bir şeyleri tamamen kırdı. Ertesi günden itibaren Teoman’la aramıza öyle bir mesafe, öyle buzdan bir duvar koydum ki, aynı evin içinde iki yabancıya dönüştük. Sabahları kahvaltı masasına herkesten erken iniyor, o mutfağa girdiği an tabağımı alıp odama kaçıyordum. Okula yürürken Leyla’nın koluna giriyor, Teoman’ın arkamızdan gelen o ağır adımlarına bir kez bile dönüp bakmıyordum. Sınıfta ise Aras’la olan sohbetlerimi, gülüşmelerimi bilerek iki katına çıkarmıştım. Sırf Teoman’ın gözlerindeki o hırslı kıskançlığı görmemek, o rüyaların suçluluğu altında ezilmemek için Aras’ı kendime resmen kalkan yapmıştım.
Teoman ise bu ani kaçışı, bu sebepsiz buzdolabını sessizce izleyecek bir çocuk değildi. Narsist gururu, bir gün, iki gün sessiz kalmasına izin verdi ama üçüncü günün çıkışında sabrı tamamen taştı.
Okul çıkışı sağanak yağmur yine şehri teslim almıştı. Leyla kütüphanede kalacağını söylediği için eve yalnız dönmek zorunda kalmıştım. Tam okul kapısından çıkıp şemsiyemi açmıştım ki, arkamdan gelen güçlü bir el bileğimi kavradı ve beni koridorun tenhalığına, merdiven altındaki o karanlık boşluğa doğru sertçe çekti.
Sırtım soğuk duvara çarptığında karşımda nefes nefese, gözlerinden adeta şimşekler çakan bir Teoman buldum.
D: "Teoman! Ne yapıyorsun, bıraksana bileğimi!" diye çıkıştım, sesimdeki titremeyi gizlemeye çalışarak.
Teoman bırakmadı. Aksine, iki elini de başımın iki yanından duvara dayayarak beni tamamen kendi gövdesiyle duvar arasına sıkıştırdı. Üzerime doğru eğildiğinde o buram buram kokan, rüyalarıma giren parfümü burnuma doldu. İçim tirtir titriyordu ama gözlerimi dik tuttum.
T: "Bana bak deniz kızı," dedi, sesi o kadar alçak ve tehlikeliydi ki duvardaki soğukluk sırtıma işledi. "Üç gündür ne halt karıştırdığını sanıyorsun sen? Suratımıza bakmıyorsun, evde benden kaçıyorsun, sınıfta o Aras denilen herifle yılışık yılışık gülüşüyorsun. Benimle oyun mu oynuyorsun?"
D: "Ne oyunu ya? Kimsenin oyun oynadığı yok," dedim, göğsünü ellerimle itmeye çalışarak. "Aramızda hiçbir şey yok Teoman. Dün de yoktu, bugün de yok. Ben sadece... kendi hayatıma bakıyorum. Aras'la da sadece arkadaşız, seni hiç ilgilendirmez."
Teoman duyduğu şeyle acı bir şekilde gülümsedi. Yüzünü yüzüme o kadar yaklaştırdı ki, nefesi dudaklarımı yalayıp geçti. O an zihnimde yine o rüya canlandı: "O zaman beni 18 olana kadar öp..." Delirecek gibi oldum.
T: "Beni ilgilendirmez öyle mi?" diye fısıldadı, gözleri bir anlığına dudaklarıma kayıp tekrar gözlerime çıkarken. "O odada, halının üstünde bana sarılırken hiç öyle demiyordun Deniz. O gün o dudakların dudaklarıma değerken hiç 'aramızda bir şey yok' gibi durmuyordun."
D: "Hata yaptım tamam mı!" diye bağırdım aniden, içimdeki tüm o suçluluk duygusunu öfkeye dönüştürerek. "O gün orada yaşanan her şey devasa bir hataydı! Sen benim abim gibisin, biz aynı evde büyüyoruz Teoman! Leyla haklıydı, ben kördüm ama gözüm açıldı. Lütfen benden uzak dur. Bundan sonra sadece Şebnem ablanın oğlu Teoman'sın benim için, fazlası değil."
Abim gibisin.
Bu kelime Teoman’ın yüzüne tokat gibi çarptı. Gözlerindeki o hırslı, aşık ifade bir saniyede silindi; yerini gururu incinmiş, tamamen buz tutmuş bir narsistin karanlığı aldı. Duvara dayalı ellerini yavaşça çekti. Geriye doğru bir adım attı. Bana öyle bir baktı ki, sanki karşısında canından çok sevdiği kız değil de, en büyük düşmanı duruyordu.
T: "Demek hata... Demek abi," dedi, sesi o kadar ruhsuz, o kadar mesafeliydi ki içimin parça parça döküldüğünü hissettim. "Güzel. Madem öyle istiyorsun, öyle olsun Deniz Hanım. Bundan sonra senin için bu okulda da, o evde de sadece bir gölgeden ibaret olacağım. Ama sakın unutma... O gölge bile seni o Aras'la gördükçe canını yakacak."
Arkasını döndü ve sağanak yağmurun altına, şemsiyesiz bir şekilde, omuzları dik ama içi paramparça bir halde yürüyüp gitti.
Onun gidişini izlerken sırtım duvardan aşağı kaydı ve merdiven boşluğuna çöktüm. Aramız artık tamamen açılmıştı. Duvarlar geri gelmişti. Ben kurtulduğumu sanıyordum ama o geceden sonra hem rüyalarımda hem de gerçek hayatta Teoman benim en büyük acım olmaya devam edecekti, biliyordum.
Bölüm etkileşimi
