21. bölüm / 26
LEMANİKİZLER ~19
Bölümler 26Şu an: İKİZLER ~19
- 1 GİRİŞ439 kelime
- 2 PUSLU GECE ~1792 kelime
- 3 ZEHİRLİ OK ~21.127 kelime
- 4 ESİR ~31.065 kelime
- 5 AĞLA(MA) ~41.364 kelime
- 6 VICDANINA TECAVÜZ ~51.218 kelime
- 7 YÜKLER ~61.553 kelime
- 8 TUTKUNLUK ~71.956 kelime
- 9 KAFA GÖZ ~81.222 kelime
- 10 BÜYÜK YÜZLEŞME ~91.755 kelime
- 11 RUH KARGAŞASI ~101.853 kelime
- 12 UMUT ~111.889 kelime
- 13 Beş Yıl Sonra, Yeniden Merhaba258 kelime
- 14 BÜYUK YUZLEŞME ~12951 kelime
- 15 KARMAN ÇORMAN ~131.056 kelime
- 16 KABUS ~141.016 kelime
- 17 KABULLENİŞ ~151.076 kelime
- 18 AŞK ÜÇGENİ ~161.043 kelime
- 19 MASKE DÜŞER ~17836 kelime
- 20 ÇATIŞMA ~18806 kelime
- 21 İKİZLER ~191.067 kelime · Okuduğun bölüm
- 22 İĞLEŞME ZAMANI ~20800 kelime
- 23 ŞİDDET ~211.015 kelime
- 24 YÜKLERİNİ TESLİM ETMEK ~221.004 kelime
- 25 ACI GERÇEKLER ~231.869 kelime
- 26 GÜVENLİ BİR LİMAN ~241.188 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Hasan ve Gözde’nin zihnimdeki o baskıcı seslerine daha fazla maruz kalmamak için yol boyunca kulaklığımı takıp müziğin sesini sonuna kadar açtım. Navigasyonun tarif ettiği adresin önüne geldiğimde derin bir nefes alarak kulaklığı çıkardım. Arabadan inip karşımda yükselen devasa, soğuk binaya baktım.
Tam o sırada binanın ağır kapısı açıldı ve içeriden Gökben çıktı. Hemen yanında, ona ikizi kadar benzeyen biri vardı ve muhtemelen bu kişi bahsettiği o ikiz kardeşiydi. Aralarındaki fark kıyafetlerinde ve yürüyüşlerinde gizliydi. Gökben açık renk tonlarında giyinmişti; adımları hızlı, enerjik ve canlıydı. İkizi ise tamamen koyu renklere bürünmüştü; adımları yavaş, hesaplı ve son derece kararlıydı.
Olduğum yerde donup kalmıştım. Tam o esnada zihnimin arkasından Gözde belirdi. Gökben’in ikizini baştan aşağı süzüp hayranlıkla mırıldandı:
— Vay canına...
Gözlerimi devirdim. Tam onun tarzı olan, o tehlikeli ve karanlık tiplerdendi zaten. Hasan ise bu tehlikeyi hisseder hissetmez zihnin derinliklerinde çoktan kayıplara karışmıştı. İkizler tam yanıma vardığında Gözde de sessizce geri çekildi.
— Hoş geldin canım,
diyen Gökben’e doğru uzanıp sıkıca sarıldım.
— Hoş buldum,
dedim sesimi sakin tutmaya çalışarak.
Gökben benden hafifçe ayrıldığında yanındaki adamı işaret etti:
— Bu ikizim, Toprak.
Toprak’la göz göze geldik. Yüzüme zoraki bir gülümseme yerleştirip elimi uzattım. Uzattığım eli nezaketle kavrayıp hafifçe eğilerek öptü ve bakışlarıyla bizi içeriye buyur etti. Binadan içeri girip alt kata doğru inen merdivenlere yöneldik. Basamakları birer birer indikçe etraf daha da loşlaşıyor, hava ağırlaşıyordu. İçimi tarif edilemez bir korku kaplamaya başlamıştı. Gökben'e doğru fısıldadım:
— Gökben... Burası da neresi böyle?
Gökben sahiplenici bir hareketle kolunu belime doladı ve beni kendine doğru çekti:
— Gerçek Gökben ile tanışma vakti güzelim,
dedi güven veren bir sesle.
Beraber yerin yedi kat dibindeki o bomboş alana adım attık. Aşağısı, sadece tek bir baristanın çalıştığı, yeraltına gizlenmiş tekinsiz bir kafe tarzı yerdi. Tek farkı, duvarların soğuk beton olması ve etrafta çıt çıkmamasıydı. Bar taburelerine doğru geçtiğimizde bir yanıma Gökben, diğer yanıma ise o karanlık aurasıyla Toprak oturdu.
Barista, elindeki kokteyl shaker'ını ritmik bir şekilde salladıktan sonra Toprak’ın önüne buz gibi bir bira bıraktı. Ardından Gökben ve benim için hazırladığı alkolsüz çilekli mojito kokteyllerini önümüze servis edip sordu:
— Başka bir arzunuz var mıydı?
— Teşekkürler,
dedi Toprak ve barista geri çekilir çekilmez o buz gibi sesiyle doğrudan konuya girdi:
— O gece seni gördüm Leman. Göz göze geldik. Silah seslerini duydun diye her şeyi gördüğünü, bizi ele vereceğini sandım. Başına bir iş açma, tehlikeye girme diye peşine adamlarımı taktım. Ama bu aptal kardeşim, seni öldüreceğimi düşünmüş olmalı ki koruma güdüsüyle sürekli arkandan gelip seni takip etti.
Duyduklarımla şaşkınlık içinde gözlerimi kırpıştırdım. İçimi ani bir pişmanlık dalgası kaplamıştı; arabada Gözde ve Hasan’a inanmadığım, onları birer oyunbaz sandığım için kendimden nefret ettim. Oturduğum tabureyi hafifçe geriye itip Gökben’e doğru yaklaştım. Toprak’a korku dolu gözlerle bakarak sordum:
— Bir şey görmedim... Ama varsayalım ki gördüm. Ne yaparsın?
Gökben’e bu kadar çok benzeyen bir adamın gözlerinde bu denli ölümcül ve karanlık bir ifadenin olması tüylerimi diken diken ediyordu. Toprak birasından bir yudum alıp gözlerini gözlerime dikti:
— Seni ortadan kaldırırım. Ve kimse seni asla bulamaz.
Gökben hemen araya girerek sesini yükseltti:
— Tamam, kes sesini Toprak! Kız bir şey görmedim diyor işte!
— Ben de ona inandım zaten ikizim,
dedi Toprak umursamazca.
Gökben masanın altından elimi sımsıkı yakalayınca bakışlarımı ona çevirdim. Suçluluk duygusuyla yüzüme baktı:
— Gözde beni sapık sanıyor... Bu yüzden az önce Hasan ile yolda feci bir kavga ettik. Özür dilerim Leman, bu durumu nasıl telafi edeceğimi gerçekten bilmiyorum.
Ona hayretle baktım:
— Gerçeği Gözde’ye anlatabilirsin. O zaman her şey çözülür.
Gökben sıkıntıyla yutkundu:
— Gözde’yi az buçuk tanıdıysam, eğer ona gerçeği anlatırsak bu sefer de Toprak’a salça olur. Onun peşinden ayrılmaz.
Kafamda bu cümleyi hızlıca ölçüp biçtim ve Gökben’in ne kadar haklı olduğunu fark ettim. Gözde tehlikeli adamları severdi. Derin bir iç çektim:
— Tamam o zaman... Bırakalım, seni sapık sanmaya devam etsin.
Gökben olumsuz anlamda başını iki yana salladı:
— Hayır, bir yol bulmalıyız. Böyle gitmez.
— Artık çok geç Gökben.
— Nasıl geç?
— Buraya gelirken Gözde zihnimde benimleydi ve binanın önünde ikizini gördü. Senin bir ikizin olduğunu artık biliyor.
— Ama gerçeğin ne olduğunu, arkasındaki tehlikeyi hâlâ bilmiyor,
dedi Gökben.
— Evet, dedim ve önümdeki çilekli kokteylden büyük bir yudum aldım.
Bakışlarımı yan tarafıma çevirdiğimde Toprak’ın dünyadan soyutlanmış bir şekilde telefonuyla ilgilendiğini gördüm. Onun o tekinsiz alanına bulaşmama kararı alarak hızla bakışlarımı Gökben’e geri çevirdim. Tam o anda kafamın içinde şimşekler çaktı ve harika bir fikir filizlendi. Heyecanla gözlerim parlarken konuşmaya başladım:
— Gökben, buldum! Harika bir fikrim var,
dedim gözlerimin içi parlayarak.
Gökben şüpheyle kaşlarını kaldırdı, o sırada bar taburesinin en ucunda, dünyadan tamamen kopmuş gibi telefonunda gezinen Toprak, kelimelerimin hemen ardından parmaklarını ekranın üzerinde durdurdu. Telefonu yavaşça önündeki bar tezgahına bıraktı. Sırtını dikleştirip bakışlarını doğrudan bana çevirdiğinde, o karanlık gözleriyle nihayet bize kulak kabarttığını fark ettim.
Gökben’in elini daha sıkı tutarak planımı anlatmaya başladım:
— Gözde tehlikeli ve karanlık adamları seviyor olabilir ama onun asıl zayıflığı zenginlik, lüks ve güç. Bir önceki gün zihnimde sırf zengin bir adamla olan akşam yemeği randevusunu kaçırdı diye kıyameti kopardı. Gökben... Madem sen onu fiziksel olarak korumak istiyorsun ama o seni sapık sanıyor; o zaman bu işi doğrudan yapmayalım. Toprak’ın madem dışarıda bu kadar büyük bir gücü, şirketleri ve bağlantıları var... Gözde’ye uzaktan, tamamen profesyonel görünen sahte bir iş, bir marka sponsorluğu ya da yüksek bütçeli bir proje teklif etsin.
Gökben tam araya girip kaşlarını çatacakken, elini hafifçe sıkarak onu teskin ettim:
— Dur, hemen itiraz etme, dinle. Toprak onun karşısına asla fiziki olarak çıkmayacak, bedene asla dokunulmayacak. Tamamen asistanlar ve resmi kanallar üzerinden yönetilen sahte bir iş ağı kurulacak. Gözde, o kibirli yapısıyla kendini büyük bir holdingin ya da lüks bir markanın yüzü, yöneticisi sanıp bu parıltılı dünyanın peşinden koşarken tüm enerjisini ve zamanını oraya harcayacak. Cem’le barlarda sürtmek yerine, Toprak’ın onun için ayarladığı o güvenli, seçkin iş yemeklerine gidecek. Böylece hem Gözde meşgul olup benim hayatımdan elini çekecek hem de Toprak’ın adamları, Gözde’yi o iş bahaneleriyle uzaktan, tamamen güvenli bir mesafeden koruma altında tutabilecek. Sen de sadece Leman dışarıdayken benimle, yani aşık olduğun kadınla baş başa kalacaksın. Hem Hasan da Gözde'nin barlardan kurtulup "prestijli bir işe" girdiğini görünce bu çizelgeye ve plana seve seve destek verir.
Ben konuşmamı bitirip derin bir nefes alırken, Toprak bar tezgahındaki bira bardağını parmaklarının arasında yavaşça döndürdü. Gözlerini kısmış, zihninde planın lojistik haritasını çıkarır gibi doğrudan yüzüme bakıyordu.
Gökben ise bir bana, bir de hemen yanımızda sessizce planı tartan ikizine bakıp yutkundu. İçindeki o deli kıskançlık ile mantığı arasında büyük bir savaş başladığı her halinden belliydi.
Bölüm etkileşimi
