18. bölüm · LEMAN

AŞK ÜÇGENİ ~16

Hazal Yaman

( KONTROL GÖZDE’YE GEÇER )

Gözlerimi istemsizce araladığımda kendimi bir bankta, Gökben’in omzuna yaslanmış vaziyette buldum. O da tam o an gözlerini açınca derin bir şekilde göz göze geldik. Sakallarını tamamen kesmişti ve itiraf etmeliyim ki lanet olası herif çok yakışıklı görünüyordu.

— Günaydın,

dedi yüzüne tatlı bir gülümseme yerleştirerek.
Kaşlarımı hırsla çattım:

— Ben Gözde’yim.

Gülümsemesi daha da büyüdü:

— Fark etmez.

Kaşlarım hayretle havalandı. Nasıl fark etmezdi? Bankta biraz geriye kayıp onu baştan aşağı iyice inceledim:

— Ben sana dün öyle dedim diye mi kestin o saçı sakalı?

Başını onaylar anlamda salladı. Ona çapkın ve meydan okuyan bir gülümseme attım:

— Ne yani, Leman’ı benimle mi aldatacaksın?

— Neden olmasın? İkiniz de fazlasıyla çekicisiniz.

Ona gözlerimi devirdim ve hızla ayağa kalktım. O da benimle birlikte aynı hızla doğrulunca bir adım geri çekildim:

— Ne oluyoruz ya!

Omuzlarını umursamazca kaldırıp indirdi. Yürümeye başladığımda peşimden geldi, benden önce atılarak arabanın kapısını açtı. Açılan kapıya ve Gökben’in bu centilmen tavırlarına hayretle baktım:

— Geri zekalı mısın sen?

dedim ciddi bir sesle.
Yüzü hafifçe düşerken elini saçlarıma doğru uzattı. Parmakları saçlarımın arasında şefkatle gezinirken fısıldadı:

— Çok güzelsin... Senin için ölürüm.

Elini sertçe itip sürücü koltuğuna geçtim. Arabanın kapısını kapatırken dışarıdan bana el salladı.

Yolda arabayı sürerken kafam hiç yerinde değildi. Gerçekten Leman’ı aldatacak mıydı? Bir kadın için bu durum çok zordu... Gözdemden bir damla yaş süzüldüğünü fark edince elimin tersiyle hızla sildim. Kendi kendime kızdım:

— Gözde pes etmez! Gözde her zaman bir numaradır!

Eve varınca arabadan inip derin bir nefes aldım. Bana merakla ve ters ters bakan şoföre anahtarı fırlattım. Şoför anahtarı havada yakalarken ona alaycı bir şekilde göz kırpıp eve girdim. Salonda yine depresyon hırkasıyla oturan annemi tamamen es geçerek hızla odama çıktım. Dolaptan hemen bir alkol şişesi açtım. Kendimi dönen koltuğa fırlatıp şişeyi kafama diktim. Bu yaptığım akıl kârı değildi belki ama içimdeki yangını ancak bu söndürürdü.

Bir süre sonra sarhoşluğun verdiği sersemlikle yerimden kalkıp dolaba yöneldim. Dolaptan mor bir elbise çıkarıp baktım ama hem kolumu hem de elbiseyi ikişer tane görüyordum. İçimde berbat bir his oluşurken kendimi banyoya zor attım ve kustum. Kafamın içinden kendime avaz avaz küfrediyordum: "Keşke içmeseydin gerizekalı!" Doğrulup kendimi yatağa bıraktım ve oracıkta sızdım.

Rüyamda evimizin bahçesinde Leman ile yan yana oturuyorduk. Aniden buz gibi bir rüzgar tenimizi yalayıp geçti. Başımı kaldırıp gökyüzüne baktığımda dehşet verici bir manzara gördüm; gökyüzü adeta bir ayna gibi çatırdıyor, parça parça dökülüyordu. Korkuyla Leman’ın ellerine yapıştım:

— Kıyamet kopuyor!

diye bağırdım.
İkimiz de büyük bir panikle eve koşup karanlık bir köşeye sindik. Biliyordum ki kaçışımız yoktu... Biliyordum ki kişiliklerimizin tek bir bedende birleşmesi ne kadar zorsa, bu kıyameti durdurmak da o kadar zordu.

Kan ter içinde gözlerimi açtığımda rüyanın etkisindeydim, alkol yüzünden başım hâlâ çatlıyordu. Ayağa kalktım ve zihnimizde bizi bir araya getiren o ortak odaya girmeye odaklandım. Gözlerimi kapattım. Yeniden açtığımda, zihnimdeki o loş odada karşılıklı duruyorduk.

— Bizi buraya neden çağırdın Gözde?

diyen Hasan’a diktim bakışlarımı.

— Evet gençler, konuşmalıyız,

deyip doğrudan Leman’ın gözlerine kilitlendim.

— Senin o çok bilmiş psikoloğun bana özel bir görev verdi. Bir çizelge hazırlamış, onu buraya asacağım. O çizelgeye hangi saatte nereye gittiyseniz tek tek yazacaksınız. Ya da gelecek zaman için bir planınız olursa not düşeceksiniz. Böylece hiç kimse bir başkasının zamanını fütursuzca çalmayacak.

Leman sinir bozucu, alaycı bir şekilde güldü:

— Zaten bu sistemde sürekli zaman çalan tek kişi sensin Gözde.

Gözlerimi kısarak ona baktım. İçimden "Seni kaltak..." diye geçirdim. Sandalyede oturan Leman ve Hasan’ın etrafında avcı gibi dolanmaya başladım:

— Eğer yine korkup kaçmayacaksan Leman, gel yüzleşelim!

Leman’ın kaşları hayretle havalandı:

— Benim kimseden kaçtığım falan yok!

Hasan o kalın, otoriter sesiyle araya girdi:

— Hanımlar, sakin olun. Bu çizelge fikri gerçekten de mantıklıymış. Hayatlarımızı nasıl daha düzenli bir hale getireceğimize odaklanmak hepimiz için en iyisi olur.

Daha fazla onun bu vaazlarını dinleyecek sabrım kalmamıştı:

— Öf, bir sus be Hasan!

diyerek ona iğrenerek baktım.
Hasan’ın çenesi gerilirken, Leman yeni bir kavganın fitilinin ateşlendiğini hisseder gibi aniden ayağa sıçradı ve tam karşımda durdu. Hasan hâlâ yerinde oturuyordu. Üçümüzün aynı anda bu kadar net bir bilinci paylaşması bir an için tüylerimi ürpertti.

— Biliyor musun Gözde? Hemen iyileşmek istiyorum,

dedi Leman gözlerimin içine bakarak.
Ona öfkeyle güldüm:

— Bunun olması, benim ve Hasan'ın tamamen yok olması demek, farkında mısın?

Leman kararlı bir şekilde kafasını iki yana salladı:

— Hayır... Aksine, hepimiz birleşip tek bir bütün olacağız.

Hasan masadan seslendi:

— Bence de en doğrusu bu.

— Leman, cahil cahil konuşma Allah aşkına! Gece kulüplerinde alkol şişesini kafasına diken bir kadınla, seccade üzerinde namaz kılan bir erkek var karşında. Biz nasıl bir araya gelip tek bir bütün olacağız?

Leman’ın alnı kırıştı, verecek bir cevap bulamadı:

— Bilmiyorum... Ama bir şekilde olacak işte,

dedi cılız bir sesle.
Gözlerimi devirerek zihin odasını büyük bir hırsla terk ettim. Gerçek dünyaya döndüğümde hemen telefonuma sarılıp Cem’i aradım. Şu an beni yargılamayacak birine çok ihtiyacım vardı. Telefon birkaç kez çaldı:

— Düt... Düt...

— Alo şekerim, naber?

diye açtı Cem o neşeli sesiyle.

— Kötüyüm canım.

— Ne oldu, geleyim mi yanına?

— Yok, ben giyinip her zamanki mekana geçeceğim. Orada buluşalım.

— Tamamdır tatlım, hadi öptüm bay!

— Sana da bay...

Telefonu kapatıp dolabın kapaklarını hızla açtım. Vücudumu sımsıkı saran straplez siyah bir elbise geçirdim üzerime. Koyu, iddialı bir makyaj yaptım ve üzerime derin, ağır bir mont aldım. Evden çıkıp arabaya atladığım gibi buluşma yerine sürdüm.

Cem çoktan gelmiş, masayı donatmıştı. Her zamanki gibi soru sorup ruhumu bunaltmadı; sadece elimden tutup beni piste çekti. Gecenin geç saatlerine kadar çılgınlar gibi dans ettik, müziğin ritmiyle ruhumu kaybettim ve gecenin tadını çıkardım.

Sabaha karşı, bacaklarım yorgunluktan titreyerek mekanın kapısından dışarı adım attım. Soğuk gece havası yüzüme çarptığında derin bir nefes aldım. Ancak tam o sırada, kulübün loş ve yanıp sönen neon ışıklarının tam altında, çıkış kapısına yaslanmış bir gölge gördüm.

Gözlerimi kısıp baktığımda kanım dondu. Gökben oradaydı...

Ceketinin yakalarını kaldırmış, kollarını göğsünde kavuşturmuştu. Keskin saç tıraşı ve pürüzsüzleşmiş yüzü, neon ışığının kırmızı gölgesinde korkunç bir asaletle parlıyordu. Ama asıl ürkütücü olan, doğrudan bana diktiği o koyu, yeşil gözleriydi. Gözlerinde daha önce hiç görmediğim, dalgalı ve tehlikeli bir öfke barındırıyordu. Orada ne kadar süredir beklediğini bilmiyordum ama duruşundaki o gerginlik, patlamaya hazır bir bombayı andırıyordu.

Beni gördüğü an doğruldu. Attığı her adımda aramızdaki mesafeyi değil, adeta nefes alacağım alanı daraltıyordu. Tam önümde durduğunda öfkesinin sıcaklığı yüzüme vurdu.