17. bölüm · LEMAN
KABULLENİŞ ~15
( KONTROL LEMAN’DA )
— Leman... Leman, buraya dön lütfen.
Doktorumun yumuşak bir ses tonuyla ismimi seslenmesiyle bedenime döndüm.
— Bana Gökben ile ilgili hislerini anlatır mısın?
— Kıskanıyorum,
dedim dürüstçe.
— Niçin kıskanıyorsun?
— Çünkü Gözde’yi de kendine aşık etmesi gerektiğini söyledi.
Doktorum başını hafifçe öne eğdi:
— Yani ikinizi de aynı bütünün parçası olarak görüyor...
— Öyle bir şeyi yapmasını asla kabul edemem! Zaten ona daha sonra Hasan’ı da anlattım. Bunu duyar duymaz şöminenin önündeki minderleri tekmeleyip evi terk etti.
— Ama senden tamamen vazgeçtiğini söylemedi, değil mi?
— "Karşıma bir kere de düzgün biri çıksa şaşardım zaten," dedi giderken... Belli ki beni artık istemiyor doktor hanım.
Doktorum kalemini masaya bırakıp gözlerimin içine şefkatle baktı:
— Hayır Leman, seni istemeseydi en başından beri seninle bir gelecek kurmayı arzulamazdı. O sadece duyduklarını o an sindiremeyen, şoka giren biri. Unutma ki o da bir insan ve bu yoğun gerçeği hazmetmesi için zamana ihtiyacı var. Onun seçimi her ne olursa olsun, bu onun kendi iç dünyasıyla ilgilidir. Gökben seni kabul edemese bile, bu durum seni değersiz ya da kusurlu yapmaz. Senin yaşadığın bu disosiyatif süreç, senin suçun değil.
Derin bir "of" çektim.
— Haklısınız ama üzülmekten kendimi alamıyorum. Duygularım karman çorman...
Doktorum bilgisayarına birkaç şey yazdıktan sonra reçete ekranını bana çevirdi:
— Merak etme, anksiyete seviyeni dengelemek için sana bir ilaç yazıyorum. Ancak bu ilaç ilk günlerde seni biraz sersemletebilir, dikkatli ol.
Başımla onu onayladım. Reçeteyi alıp odadan çıktım. Babam koridorda beni bekliyordu; evdeki o yabancı kadın yoktu, belki de çoktan gitmişti. Babam birlikte eve dönmeyi teklif etti ama sertçe reddettim. O çiftlik evinde yeterince travmatik olay yaşamıştım zaten.
— Baba, sen benim eşyalarımı ve arabamı daha sonra gönderirsin. Ben annemle kalacağım, onun yanına gidiyorum.
Babam bu kararıma saygı duyarak bana sıkıca sarıldı:
— Tamam kızım, nasıl istersen...
dedi.
Geri çekilip koluna girdim. Kapıya kadar birlikte yürüyüp yollarımızı ayırdık. Hastane bahçesinden çıkıp biraz yürüdükten sonra bir taksi çağırmak için telefonuma uzandım. Tam o esnada elimin üzerine başka bir el dokundu. İrkilerek hızla elimi çektim ve dönüp bakınca şok oldum. Karşımda Gökben duruyordu.
— Gökben...
dedim, içimde aniden patlayan heyecanı saklamaya çalışarak. Yüzümde kontrolsüzce kocaman bir tebessüm oluşmuştu.
— Konuşalım mı biraz?
diye sordu.
— Olur,
dedim usulca.
Önden yürüyüp arabasına bindim. Gökben de sürücü koltuğuna yerleştiğinde gözlerimi onun yüzünden alamadım. Saçlarını daha kısa kestirmiş, o her zamanki dağınık sakallarını tamamen tıraş etmişti.
— Bu halin de ne böyle?
diye sordum şaşkınlıkla.
— Boş ver şimdi benim görüntümü. Çok daha önemli konular konuşacağız,
deyip arabayı çalıştırdı.
Bizi her zamanki sakin, ikimizin ortak sığınağı olan o buluşma alanına getirdi. Arabadan inip banka oturduk. Gece yarısını çoktan geçmiş olmalıydı. Gökben de hemen yanıma oturdu.
— Neden kliniğe gittin? iyi misin?
diye sordu endişeyle.
— Oraya gittiğimi nereden biliyorsun?
— Biliyorum işte bir şekilde... Sen iyi misin, onu söyle.
Kaşlarım çatılırken içimde bir sinir dalgasının yükseldiğini hissettim:
— Ben soru soruyorum ama sen benim sorularımı geçiştiriyorsun. Üstüne bir de benden cevap bekliyorsun!
— Tamam, kabul ediyorum... Seni takip ettim.
— Bu kesinlikle sağlıklı bir davranış değil Gökben!
Korkmamıştım; ona duyduğum o yoğun sevgi yüzünden ondan korkamıyordum ama yaptığı bu şey kesinlikle doğru değildi.
— Bana bir daha böyle bir şey yapmayacağına dair söz vermiştin.
— Babanın evinin önünde bekledim; yani tam olarak takip sayılmaz,
dedi kendini savunarak.
— Baban seni apar topar arabaya bindirdiğinde senin için çok korktum ve peşinizden geldim.
— Neyle geldin peki? Araban buradaydı.
— Sizin evde yabancı bir kadın vardı ya, ondan arabasını istedim.
Anladığımı belirtir gibi başımı salladım ve derin bir nefes alıp anlatmaya başladım:
— Sanırım sen öyle öfkeyle çekip gidince çok üzüldüm... Bu yüzden kendimi iyi hissetmedim.
Hızla bana doğru dönüp elini omuzuma koydu, gözlerimin içine kararlılıkla baktı:
— Gözde ile seni aynı gördüğüm için üzülüyorsun, farkındayım. Ama bunu kabul edersen bu senin iyileşmen için devasa bir adım olur Leman. Gözde’nin aslında senin bir parçan olduğunu, onun da sen olduğunu kabullenmiş olursun.
İçimdeki kıskançlık ateşi hâlâ yanıyordu ama bir yandan da mantıklı konuştuğunu, haklı olduğunu biliyordum.
— Peki ya Hasan?
dedim, adeta sığınacak bir bahane arar gibi.
— Üçüncü kişiliğim bir erkek, unuttun mu?
— Onunla da iki erkek arkadaş gibi takılırız, ne olacak?
dedi gülümseyerek.
Hızla ona döndüm, gözlerimi kıstım:
— O zaman Gözde ile de sadece arkadaş olacaksınız!
— Hayır Leman, durum aynı değil. Gözde kendini bir kadın olarak tanımlıyor ve bu zihin yapısıyla dışarıda başka bir erkeğe aşık olabilir. Başka bir erkeğin senin bedenine dokunmasını, seni kirletmesini asla kabul edemem. Onu kontrol altında tutmalıyım.
Sinirlerim altüst olmuştu ama onu kaybetmeyi de göze alamıyordum. Derin bir iç çekip teslim oldum:
— Bir şartla bunu kabul ederim.
— Ne istersen...
— Gözde ile aranızda geçen, konuşulan her şeyi bana eksiksiz anlatacaksın.
— Tamam, anlaştık!
deyip elini uzattı. Uzattığı elini tutup hafifçe salladım. Bakışlarım yeniden pürüzsüz yüzüne kaydı:
— Sakalını hangi ara kestirdin sen?
diye sordum merakla. Onu o dağınık, sakallı haliyle daha çok seviyordum aslında.
— Sen klinikte doktorunla görüşürken hallettim,
dedi muzipçe.
Güldüm.
— Gece yarısı gidip sakalını ve saçını kestirmen çok tuhaf. Hem bu saatte açık berber mi vardı? Ne bu acele yani?
Gökben eliyle saçlarını karıştırıp hafifçe dağıttı:
— Beğenmedin mi yoksa yeni halimi?
Umursamaz bir tavır takınarak cevap verdim:
— Her iki halin de güzel işte...
Kocaman gülümsedi ve kollarını iki yana açtı. Hiç düşünmeden göğsüne sığınıp ona sımsıkı sarıldım. Kıskanmanın hiçbir şeyi çözmeyeceğini biliyordum ama bu duyguyu kontrol etmek elimde değildi. Bir süre sonra ondan hafifçe ayrılıp o derin yeşil gözlerine baktım:
— Gözde çok manipülatiftir Gökben... Ona kanıp benden uzaklaşma sakın.
— Ben Gözde’ye aşık değilim Leman, ben sana aşığım. Onu sadece senin bu bedenini korumak için tavlayacağım, bana oyun oynamasına izin vermeyeceğim. Bana güveniyorsun, değil mi?
Tereddütle başımı salladım. Derin bir iç çektim ve zihnimi ilk andan itibaren kurcalayan o en can alıcı soruyu sordum:
— Seninle ilk tanıştığımız o gece... Gözlerin böyle yeşil değildi. Koyu renkliydi, simsiyah parlıyordu. Nasıl olur bu?
Gökben’in yüzündeki gülümseme dondu, zoraki bir tebessüm yerleştirdi dudaklarına:
— O gördüğün... Benim ikizim olur,
dedi.
Şaşkınlıkla gözlerim sonuna kadar açıldı. Gökben’i aslında hiç tanımadığımı o an fark ettim:
— O gece silah kullanan kişi... İkizin miydi yani?
Başını onaylar anlamda salladı.
— Peki ya o söylediğin şarkı?
diye sordum, kalbimin ritmi hızlanırken.
Kaşlarını hafifçe çatıp yüzümdeki her çizgiyi inceledi:
— Sesi beğenmiş miydin?
— Evet, çok güzeldi.
— O zaman o şarkıyı söyleyen bendim,
dedi güven veren bir sesle.
Onun bu sahiplenici, kıskanç hali bana o kadar komik geldi ki kendimi tutamayıp güldüm. Başımı omzuna yasladım ve gecenin karanlığında parıldayan yıldızları seyretmeye başladık.
