15. bölüm · LEMAN
KARMAN ÇORMAN ~13
Yerde uzanmış kara kara düşünürken babam girdi içeriye:
— Kızım, yerde hasta olacaksın. Kalk lütfen,
dedi şefkatle.
Yerimden doğrulup Gökben’in öfkeyle tekmeleyip dağıttığı minderleri topladım ve şöminenin yanına geçtim. Babam derin bir nefes aldı:
— Gökben taksi çağırmamı istedi.
Hızla babama döndüm:
— Hâlâ burada mı?
diye sordum, içimde uyanan zayıf bir umutla.
— Az önce taksi bekliyordu, belki de şu an gelmiştir,
deyip camın kenarına doğru yürüdü babam.
Kendimi kontrol altına almaya çalıştım ve içimden, "Şimdi zamanı değil," diye fısıldadım. Onun arkasından koşmayacak, onunla konuşmaya çalışmayacaktım. Eğer bir gün bana geri dönmek isterse, kalbimi ona tekrardan açardım. Gözümden süzülen yaşları babam görmesin diye hızla sildim ve konuyu değiştirdim:
— Atımı buldun mu baba?
— Evet kızım ama biraz yaralanmış. Allah’tan bacağı kırılmadı, yoksa bir daha asla koşamazdı.
Maran’ın yaralandığını duymak içimi titretti. Koşarak evden çıktım ve ahıra girdim. Babamın çağırdığı veteriner hekim ve ekibi atımla ilgileniyordu.
— Kolay gelsin, durumu nasıl? diye sordum endişeyle.
Veteriner Hekim doğrulup eldivenlerini çıkarırken güven veren bir sesle konuştu:
— Geçmiş olsun Leman Hanım. Atınız neyse ki ucuz atlatmış, sadece yüzeysel laserasyonlar ve ufak sıyrıklar var. Yaraların enfeksiyon kapmasını ve açık dokuda miyazis oluşmasını önlemek için gerekli antiseptik bakımı yaptık, lokal antibiyotik tedavisini uyguladık. Ciddi bir kas veya tendon hasarı görünmüyor.
Hekim, düzenli yapmam gereken pansumanları ve ilaç isimlerini içeren reçeteyi bana uzatıp ekibiyle birlikte ahırdan ayrıldı. Maran’ın yanına yaklaşıp alnımı onun başına yasladım. Bir kolumu boynuna dolarken diğer elimle yelesini şefkatle sevdim:
— Özür dilerim Maran... Kontrolümü elimden alanı bulacak ve ondan hesap soracağım. Açıkçası Hasan’dan şüpheleniyorum; çünkü Gözde at binmekten ölesiye korkar.
Derin bir iç çekip ondan ayrıldım. Maran yorgunlukla yere uzanırken, ben de hemen yanına çöktüm.
— Beni hiç kimse gerçek halimle kabul etmiyor Maran. Sadece ailem yapıyor bunu, onlar da zaten mecbur...
Maran kafasını uysalca bacağımın üstüne koydu. Başından aşağı savrulan uzun yelelerini ufak ufak örmeye başladım:
— İnsanlar çok acımasız, bir hayvan kadar bile olamıyorlar. Senin o saf sevgin için büyük mücadeleler vermeme gerek yok. Ama Gökben, Gözde, Hasan... Bunlar için hep mücadele etmek zorundayım.
Derin bir iç çektim. Kafamı Maran’ın üzerine koyup oracıkta, sıcaklığının koynunda uyuyakaldım.
Rüyamda üzerimde gri, dar ve oldukça kısa bir mini elbise vardı. Yerde uğuldayan kara bir kalabalık belirdi; yüzlerce hamam böceği bacaklarıma tırmanıyordu. Yukarı tırmandıkça devasa boyutlara ulaşıyorlardı. Büyük bir korkuyla onları üzerimden itip kovmaya çalışıyordum ama her seferinde daha güçlü dönüyorlardı. Yanımda dikilen Gözde’ye döndüm, beni bu kabustan kurtarması için ona yalvardım. Gözde beni sertçe itip hamam böceklerinin önüne geçti; fakat böcekler yollarını saptırıp yine doğrudan beni hedef aldı. İçimde koca bir çaresizlik ve korku büyürken koşarak annemin yanına gittim, ağlayarak durumu anlattım. Annem ise sadece susmamı, bunu asla babama söylemememi istedi.
"Ama anne, ben saklanacak korkunç bir şey yapmadım!"
diye haykırdım.
— Hayır, bunu saklamayacağım!
diyerek kan ter içinde rüyamdan sıçradım. Benimle birlikte ürkerek yerinden fırlayan Maran’ın ayakları hızla üstüme doğru indi. Son anda kendimi yana doğru fırlatarak ezilmekten kurtuldum. Derin derin nefesler alarak Maran’a baktım ve ahırdan fırlayıp koşarak eve gittim. Hava çoktan kararmıştı. Odama çıkıp kendimi yatağa attım ve hıçkırarak ağlamaya başladım. Rüyamdaki o boğucu çaresizlik hâlâ göğsümün üzerindeydi; sonsuza kadar kurtulamayacak olma hissi tüm ruhumu esir almıştı.
( KONTROL HASAN’DA )
Hızla banyoya koştum. Korkunç bir rüyaydı, başım delicesine dönüyordu. Etrafıma bakındığımda dehşet verici bir şey oldu; lavabonun musluk başından, metalin o soğuk parıltısından korktuğumu fark ettim. Kendi bedenime, ellerime baktım; bu kadın bedeninden feci şekilde korkuyordum. İçimdeki o yabancılık hissi beni boğuyordu. Korkuma meydan okuyarak titreyen elimle musluğu açtım ama su akarken bileklerime bakmamla birlikte dehşetle geri kaçtım. Kendi bileklerimden korkuyordum!
Zor da olsa bir şekilde abdest alıp odadaki seccadeyi yere serdim. Ruhumdaki bu cehennemden kaçıp sığınacak bir limana ihtiyacım vardı. Tekbir getirmek için ellerimi kulaklarıma doğru kaldırdım ama yapamadım; kollarım havada asılı kaldı. Korkuyordum, her şeyden ve herkesten ölesiye korkuyordum. Gözlerimden yaşlar süzülürken öylece dona kaldım. Ben her şeyden bu kadar korkuyorken, içerideki Gözde ve Leman’ı nasıl koruyacaktım?
( KONTROL GÖZDE’YE GEÇER )
Ellerim kulaklarımın hizasında, namaz kılmaya hazırlanan o seccadenin üzerinde buldum kendimi. Büyük bir iğretiyle geri geri gittim. "Bu da ne böyle?" diyen iç sesimi sertçe susturdum. Saçlarım tamamen açıkken, üzerimde bu kıyafetler varken namaz kılamazdım ya! Odadan hızla uzaklaşıp mutfağa girdim, raflarda beni sakinleştirecek bir alkol şişesi aradım ama evde tek bir damla bile yoktu. Üst kata çıkmaya karar verdim; belki babamın çalışma odasında bir şeyler bulabilirdim.
Merdivenlere yöneldiğim sırada üst kattan ani bir kadın kahkahası yükseldi. Gözlerim öfkeyle doldu. Annemi zamanında gözyaşlarına boğan bu herifin evinde, onun çatısı altında olmak zoruma gidiyordu. Ellerimi yumruk yaptım. Koşarak kiler olarak kullanılan eski eşya odasının kapısını açtım ve içeride duran beyzbol sopasını hırsla kavradım. Merdivenlere doğru yürürken zihnim bir anda ikiye bölündü.
( ZİHİNSEL BOYUT - BİLİNÇ ORTAKLIĞI (HASAN & GÖZDE) )
Bedenin kontrolü tek bir kişide değildi; Hasan zihinsel boyuttan uzanıp Gözde’nin bileklerini hayali bir kelepçe gibi sımsıkı yakalamıştı.
— Hayır Gözde, dur! Yapma!
dedi Hasan’ın gür sesi zihnin koridorlarında yankılanarak.
— Bırak beni! O kadını da, o piç babamı da öldüreceğim!
diye haykırdı Gözde, fiziki olarak merdiven basamağında çakılı kalırken.
— Biliyorum sinirlisin, ben de en az senin kadar öfkeliyim! Ama yapma, bu bize hiçbir fayda sağlamaz!
Gözde, Hasan’ın zihinsel baskısını üzerinden atmak istercesine geriye doğru sarsıldı:
— Biz mi? Ben benim, sen de sensin! Biz diye bir şey yok!
Hasan’ın gözleri zihnin karanlığında doldu, sesi titredi:
— Hayır... Biz biriz.
Hasan ağlıyordu. Gözde, onun bu duygusallığına nefretle gözlerini devirdi ve elindeki beyzbol sopasını kontrol ettiği bedenin kendi kafasına doğru, Hasan’ı o zihinsel odada susturmak istercesine büyük bir hırsla savurdu. Sopa büyük bir gürültüyle koridordaki boy aynasına çarptı.
( KONTROL LEMAN’DA )
Önüme serilen boy aynasının tuzla buz olan cam kırıklarını görünce dehşetle geri kaçtım. Elimdeki sopa tok ve ağır bir sesle yere düşerken, dizlerimin bağı çözüldü. Yere çöküp ellerimle ağzımı kapattım. Tanrım, neler olmuştu böyle? En son o korkunç rüya yüzünden yatağımda ağlıyordum... Beni koruyacak tek bir tanıdık beden bile yanımda bulamayınca hıçkırıklara boğuldum.
O sırada üst kattaki odadan babam, üzerinde sadece bir şortla, yarı çıplak bir halde merdivenlerden indi. Arkasında yabancı bir kadın vardı; ancak gözlerimdeki yaşlar o kadar yoğundu ki kadının yüzünü sadece bulanık bir karaltı olarak görebiliyordum.
— Baba... Doktorumu ara lütfen,
dedim hıçkırıklarımın arasından zar zor çıkan bir sesle.
Çok korkuyordum ve kendimi hiç olmadığım kadar yalnız hissediyordum. Ellerim zangır zangır titriyordu; ama benim ellerim sadece çok öfkelendiğimde titrerdi... Bana neler oluyordu böyle? İçim parçalanıyor, sanki tüm kemiklerim, tüm bedenim amansız bir acıyla sızlıyordu.
