30. bölüm · Kül Saatindeki Gölge
BÖLÜM 30 (FİNAL)
Dünya titremeyi bıraktığında…
ben nefesimi tuttum.
Çünkü bazen sessizlik, çığlıktan daha korkunçtur.
Gökyüzündeki varlık artık tam karşımızdaydı.
Ne bir gölgeydi…
ne bir yaratık…
ne de bir tanrı.
Sadece “her şey” gibiydi.
Ve beni izliyordu.
Atlas önümde duruyordu.
Ama artık Atlas gibi değildi.
Göğsündeki karanlık tamamen açılmıştı. İçinden boşluk akıyordu. Sanki içinde bir evren yanıp sönüyordu.
Yine de geri çekilmedi.
Benim için.
Kırmızı gözlü Atlas yanımızdaydı.
O da artık bağırmıyordu.
Çünkü anlamıştı.
Son geldiğinde öfke işe yaramıyordu.
Kadın fısıldadı:
“Bunu durduramayız…”
Diğer Mira ise ilk kez bana baktı.
Ve sessizce:
“Ama seçebilirsin.”
Kalbim sıkıştı.
“Ne seçimi?”
Gökyüzündeki varlık konuştu.
Bu kez sesi yoktu.
Ama içimdeydi.
“MİRA.”
Nefesim kesildi.
Bütün bedenim uyuştu.
Atlas hemen kolumu tuttu.
“Dinleme.”
Ama ses devam etti.
“GERİ DÖN.”
Bir görüntü açıldı zihnimde.
Sonsuz bir boşluk.
Ve orada… ben vardım.
Ama bu kez uyanık değildim.
Bir çekirdektim.
Bir merkez.
Bir başlangıç.
Ve etrafımda binlerce dünya dönüyordu.
Hepsi benim etrafımda.
Hepsi benim yüzümden.
Gözlerim doldu.
“Ben… bu muyum?”
Atlas başını salladı.
“Hayır.”
Ama sesi bile inandırıcı değildi artık.
Kırmızı gözlü Atlas fısıldadı:
“O seni geri alırsa… her şey biter.”
Gökyüzündeki varlık bir adım attı.
Dünya çöktü.
Ve o anda Atlas karar verdi.
Beni bıraktı.
Bir adım geri çekildi.
Kalbim kırıldı.
“Atlas?”
Ama o bana bakmıyordu artık.
Gökyüzüne bakıyordu.
Ve çok sessiz bir sesle söyledi:
“Onu alamazsın.”
Karanlık patladı.
Atlas tamamen dönüşmeye başladı.
Bu kez kontrol etmiyordu.
Bu kez kendini bırakıyordu.
Ve ilk kez…
gerçek Atlas değil, “yıkıcı” konuştu:
“Eğer onu istiyorsan… beni geçmek zorundasın.”
Gökyüzü yarıldı.
İki varlık çarpıştı.
Dünya ışık ve karanlık arasında parçalandı.
Ben dizlerimin üstüne çöktüm.
Çünkü ilk kez şunu anladım:
Bu bir savaş değildi.
Bu… benim varlığımın bedeliydi.
Kırmızı gözlü Atlas yanıma geldi.
“Son bir seçim hakkın var Mira.”
Gözlerim doluydu.
“Ben ne yapıyorum?”
O bana baktı.
Ve yavaşça söyledi:
“Ya Atlas’ı seçersin… ve dünya yok olur.”
Bir durdu.
“Ya da kendini seçersin… ve Atlas seni unutur.”
Kalbim durdu.
Gökyüzünde Atlas bağırıyordu.
Beni kaybetmemek için evreni kırıyordu.
Ama ben…
ilk kez seçim yapmak zorundaydım.
Gökyüzüne baktım.
Atlas’a.
Sonra kendime.
Ve fısıldadım:
“Ben…”
Dünya sustu.
“…onu seçiyorum.”
Bir anlık sessizlik oldu.
Sonra gökyüzü patladı.
Ama bu bir yok oluş değildi.
Bir başlangıçtı.
Işık her şeyi sardı.
Atlas’ın sesi içimde yankılandı:
“Mira…”
Gözlerimi kapattım.
Ve son kez hissettim:
Onun elini.
Ve sonra… her şey silindi.
EPİLOG
Bir odada gözlerimi açtım.
Sıradan bir oda.
Sıradan bir hayat.
Pencerenin dışında şehir vardı.
Gökyüzü normaldi.
Ellerime baktım.
Titriyordum.
Kapı açıldı.
Bir çocuk girdi içeri.
Siyah gözlü.
Bana baktı.
Ve sordu:
“Seni tanıyor muyum?”
Kalbim bir an durdu.
Çünkü gülümserken…
Atlas’a benziyordu.
Ve ben fısıldadım:
“Evet…”
“Beni hep tanıyordun.”
Ve hikâye burada bitmedi.
Sadece yeniden başladı.
Ve işte kitabın sonuna geldik .
Mira ve Atlas birbirlerini kurtarmak için dünyaları yaktılar… ama en çok, birbirlerini kaybettiklerinde acıdılar.
Çünkü bazı aşklar kazanılmaz; sadece defalarca hatırlanır.
Kitabı beğenip,yorum yapıp düşüncelerinizi paylaşırsanız sevinirim 🤍🥰💓
