25. bölüm · Kül Saatindeki Gölge
BÖLÜM 25 “Diğer Atlas”
Gökyüzündeki ikinci çatlak büyüyordu.
Ama bu farklıydı.
İlk çatlak karanlıktı.
Soğuktu.
Boş gibiydi.
Bu ise…
Kırmızıydı.
İçinden ışık değil, kül yağıyordu.
Şehirdeki herkes başını ona çevirdi.
Hatta gökyüzündeki dev varlık bile.
Sanki o da korkuyordu.
Kadın geri geri yürüdü.
“Bu mümkün değil…”
“Ne geliyor?” diye bağırdım.
Cevap vermedi.
Çünkü o anda çatlağın içinden biri düştü.
Gökyüzünden.
Bütün binaları titreten bir darbeyle yere indi.
Sokak çöktü.
Toz bulutu yükseldi.
Ve birkaç saniye boyunca herkes sessiz kaldı.
Sonra…
Bir el tozun içinden çıktı.
Yavaşça ayağa kalktı.
Kalbim duracak gibi oldu.
Çünkü gelen kişi Atlas’tı.
Ama benim Atlas’ım değil.
Bu başka bir şeydi.
Üzerindeki siyah kıyafetler parçalanmıştı. Vücudunda derin yaralar vardı.
Ve gözleri…
Tamamen kırmızıydı.
Başını kaldırdı.
İlk baktığı kişi bendim.
Yüzündeki ifade beni ürpertti.
Çünkü bana sanki bir hayalet görmüş gibi bakıyordu.
Sonra fısıldadı:
“…Mira?”
Benim yanımdaki Atlas anında önümde durdu.
Gölgeler saldırmaya hazırlandı.
Kırmızı gözlü Atlas ona baktı.
Ve yavaşça gülümsedi.
Ama o gülümsemede delilik vardı.
“Demek bu döngüde hâlâ yaşıyor.”
Nefesim kesildi.
“Sen kimsin?”
Adam bana bakmayı bırakmadı.
Sonra hayatımı mahveden cümleyi söyledi:
“Ben… onu kaybetmiş Atlas’ım.”
Dünya sessizleşti.
Benim Atlas’ımın elleri yumruk oldu.
Karanlık etrafa yayıldı.
“Defol buradan.”
Ama diğer Atlas güldü.
“Neden?
Gerçeği öğrenmesinden korkuyor musun?”
Bir anda başımın içinde yeni anılar patladı.
Yanmış bir şehir.
Küller.
Ve kırmızı gözlü Atlas…
Benim cansız bedenimi taşıyor.
Çığlık atıyor.
Gökyüzünü parçalıyordu.
Gerçekliğe döndüğümde nefes alamıyordum.
Kırmızı gözlü Atlas bana baktı.
Ve sesi bir anda yumuşadı.
“Bu kez seni kurtarabildi mi?”
Kalbim sıkıştı.
Benim Atlas’ım sessizce konuştu:
“Onun yanına yaklaşma.”
Ama diğer Atlas ilerledi.
Her adımında sokak çatlıyordu.
“Ne kadar sürdü?” diye sordu bana bakarak.
“Bu dünyayı mahvetmesi?”
“Yeter!” diye bağırdı Atlas.
Gökyüzü titredi.
İki Atlas aynı anda birbirine baktı.
Ve o an şunu fark ettim:
İkisi de aynı kişiydi.
Aynı acı.
Aynı sevgi.
Ama biri…
Tamamen kırılmıştı.
Kırmızı gözlü Atlas bana yaklaştı.
Bu kez sesi neredeyse üzgündü.
“Mira… ona ne kadar güveniyorsun?”
Cevap veremedim.
Çünkü korkunç olan şuydu:
Bir yanım hâlâ Atlas’a koşmak istiyordu.
Diğer yanım ise…
Kırmızı gözlü olanın yalan söylemediğini hissediyordu.
