10. bölüm · Kül Saatindeki Gölge
BÖLÜM 10 “Yanında Sessizleşiyorum”
O gece uyuyamadım.
Zaten artık “normal” hiçbir şey yapamıyordum.
Televizyondaki o şey… benim yüzümü taşıyan kız… hâlâ gözümün önündeydi.
“Bu dünyada sadece bir Mira kalabilir.”
Bu cümle beynimin içine kazınmıştı.
Atlas ise saatlerdir konuşmuyordu.
Kırılmış pencerenin yanında oturuyordu. Şehrin ışıkları yüzüne vuruyordu ama yine de karanlık görünüyordu.
Bazen ona baktığımda çok yalnız biri görüyordum.
Bazen de dünyanın sonunu.
Hangisinin gerçek olduğunu bilmiyordum.
Sessizce yanına yürüdüm.
Beni duydu ama dönmedi.
“Gitmeyecek misin?” diye sordum.
“Gidersem seni bulurlar.”
“Ya senin yanında olmam daha kötüyse?”
Bu kez bana baktı.
Gözlerinin altındaki yorgunluk ilk kez dikkatimi çekti.
Sanki günlerdir değil… yıllardır uyumamış gibiydi.
“Öyle,” dedi.
Canım acıdı.
Çünkü bunu söylerken sesi gerçekten kırılmıştı.
Yanına oturdum.
Aramızda birkaç santim vardı ama sanki başka bir dünyanın kıyısındaydık.
Yağmur sesi içeri doluyordu.
Dakikalarca konuşmadık.
Garip olan şu ki…
Sessizlik ilk kez korkutmuyordu beni.
Atlas’ın yanında içimdeki kaos biraz yavaşlıyordu.
Sonunda ona baktım.
“Kaç kere öldüm?”
Atlas’ın yüzü gerildi.
Sorumu bekliyormuş gibi görünüyordu ama yine de duymak canını acıtmıştı.
“Hatırlamıyorum,” dedi sessizce.
Yalan söylediğini anladım.
Çünkü Atlas her şeyi hatırlıyordu.
“Atlas.”
Gözlerini kapadı.
Sonra neredeyse duyulmayacak bir sesle konuştu:
“Çok fazla.”
Boğazım düğümlendi.
“Ve her seferinde beni geri mi getirdin?”
Cevap vermedi.
Bu cevap demekti zaten.
Bir süre onu izledim.
Sonra istemeden şunu sordum:
“Hiç vazgeçmeyi düşündün mü?”
Atlas bana baktı.
Gerçekten baktı.
Ve o an içimde bir şey kırıldı.
Çünkü gözlerinde öyle büyük bir sevgi vardı ki insan korkuyordu.
“Senden mi?”
Sesi neredeyse fısıltıydı.
“Ölmek daha kolaydı.”
Kalbim duracak gibi oldu.
Gözlerimi kaçırdım.
Neden bilmiyorum ama ağlamak istedim.
Çünkü biri beni ilk kez bu kadar seviyordu.
Ve bu sevgi…
Dünyayı yok ediyordu.
Tam konuşacaktım ki telefonum titreşti.
İkimiz de aynı anda ekrana baktık.
Yeni mesaj.
“ONU SEÇERSEN HERKES ÖLECEK.”
Telefon elimde titredi.
Atlas yavaşça ayağa kalktı.
Bir anda odanın içindeki hava değişti.
Karanlık ağırlaştı.
Telefon ekranı çatladı.
“Atlas…”
Ama o bana bakmıyordu.
Gözleri tamamen siyaha dönmüştü.
Mesaj devam etti:
“O SENİ SEVMİYOR.”
Bir anda bütün lambalar patladı.
Atlas’ın etrafındaki gölgeler hareket etmeye başladı.
Nefesim kesildi.
Çünkü odadaki karanlık canlı gibiydi artık.
Atlas dişlerini sıktı.
Ve hayatımda ilk kez onun gerçekten kontrolünü kaybettiğini gördüm.
Duvarlar çatlamaya başladı.
Aşağıdaki arabaların alarmları aynı anda çaldı.
Şehir titriyordu.
Ben korkuyla geri çekilirken Atlas aniden bana döndü.
Ama yüzündeki ifade…
Canavar gibi değildi.
Acı çekiyordu.
“Bana yaklaşma.”
Sesi parçalanmış gibiydi.
Gölgeler duvarlarda sürünüyordu.
Telefonum kendi kendine yeni mesaj açtı:
“KAÇ.”
Ama kıpırdayamadım.
Çünkü Atlas’ın gözlerinde gördüğüm şey öfke değildi.
Korkuydu.
Benden korkuyordu.
Kendinden korkuyordu.
Ve nedense…
O an onu yalnız bırakmak istemedim.
Bir adım attım.
Atlas hemen geri çekildi.
“Mira dur.”
Bir adım daha attım.
Odadaki bütün eşyalar havaya yükselmeye başladı.
Cam parçaları titreşiyordu.
Ama yine de durmadım.
Atlas’ın sesi çatladı:
“Lütfen…”
Ve o “lütfen” beni mahvetti.
Yavaşça elini tuttum.
O anda dünya sessizleşti.
Gerçekten.
Bütün sesler durdu.
Gölgeler kayboldu.
Duvarlar sakinleşti.
Sadece kalp atışlarımız kaldı.
Atlas bana bakıyordu.
Sanki ilk kez nefes alabiliyormuş gibi.
Ve ben ilk kez şunu hissettim:
Belki de dünyanın sonu…
Tam olarak buydu.
