22. bölüm · Kül Saatindeki Gölge

BÖLÜM 22 “Gerçek Beden”

Sudenaz Karataş

Çocuğun söyledikleri beynimde yankılanıyordu.
“Senin gerçek bedenin geliyor.”
Geri çekildim.
“Ne demek o?”
Çocuk cevap vermedi.
Sadece gökyüzüne baktı.
Ben de baktım.
Ve keşke bakmasaydım.
Çatlağın içinden çıkan şey artık daha net görünüyordu.
Devasa siyah bir el.
Ama insan eli gibi değildi.
Parmakları çok uzundu. Hareket ettikçe gökyüzü bükülüyordu.
Sanki gerçeklik onun ağırlığını taşıyamıyordu.
Şehirde herkes sessizdi artık.
Kimse kaçmıyordu.
Sadece bekliyorlardı.
Atlas önümde durdu.
Koruyormuş gibi.
Ama ilk kez…
Zayıf görünüyordu.
Gölgeleri bile yavaş hareket ediyordu.
“Atlas,” dedim titreyerek.
“O şey ne?”
Uzun süre cevap vermedi.
Sonra fısıldadı:
“Sen.”
Kalbim duracak gibi oldu.
“Hayır…”
Ama içimdeki bir şey bu cevabı zaten biliyordu.
Başım dönmeye başladı.
Bir görüntü gördüm.
Sonsuz bir karanlık.
Ortada dev bir varlık.
Gökyüzünden büyük.
Yüzü yok.
Ama milyonlarca gözle beni izliyor.
Ve o şey…
Benim sesimle konuşuyor:
“Parçamı geri ver.”
Gerçekliğe döndüğümde dizlerimin üstüne çökmüştüm.
Nefes alamıyordum.
Atlas hemen yanıma eğildi.
“Mira.”
Ona baktım.
Ve ilk kez gerçekten korktum.
“Ben insan değil miyim?”
Atlas’ın yüzü parçalanmış gibiydi.
Cevap vermek istemiyordu.
Ama artık yalan söyleyemiyordu.
“Bir zamanlar insandın.”
Gözlerim doldu.
“Şimdi neyim?”
Tam konuşacaktı ki gökyüzündeki el yere çarptı.
Bütün şehir sallandı.
Binalar çökmeye başladı.
İnsanlar aynı anda bağırdı.
Ve hepsi tek bir cümle söyledi:
“ANA VARLIK İNDİ.”
Gökyüzündeki çatlak tamamen açıldı.
Ve içinden o şey çıktı.
Devasa.
Sonsuz.
İnsan aklının kabul edemeyeceği kadar büyük.
Onu tam göremiyordum.
Çünkü baktıkça şekli değişiyordu.
Bazen bir insan.
Bazen karanlık bir deniz.
Bazen de…
Ben.
Çocuk diz çöktü.
Diğer insanlar da öyle.
Kadın korkuyla geri çekildi.
Diğer Mira ağlamaya başladı.
Ve Atlas…
İlk kez önümde diz çöktü.
Bana değil.
O şeye.
Kalbim kırıldı.
“Atlas…”
Başını kaldırmadan konuştu:
“Bize bakıyor.”
O anda dev varlığın gözlerinden biri açıldı.
Ve direkt bana döndü.
İçimdeki bütün anılar aynı anda patladı.
Tüm döngüler.
Tüm ölümler.
Tüm Atlas’lar.
Ve her hayatımda aynı şey oluyordu:
Ben ölüyordum.
Atlas dünyayı yakıyordu.
Bir anda çığlık atarak geri çekildim.
Kulaklarım kanıyordu.
Çünkü artık biliyordum.
Bu bir aşk hikâyesi değildi.
Bu…
Bir kıyametin tekrar eden anısıydı.