27. bölüm · Kül Saatindeki Gölge

BÖLÜM 27 “Kaybetmeyi Reddeden Çocuk”

Sudenaz Karataş

Dizlerimin üstünde durmuştum.
Nefes almak bile zor geliyordu artık.
Çünkü hangisi daha korkunç bilmiyordum:
Gerçek Mira’nın ölmüş olması mı…
Yoksa Atlas’ın bunu kabul etmemesi mi?
Gökyüzü parçalanmaya devam ediyordu. Şehirden geriye sadece karanlık ve kül kalmıştı.
Ama ben sadece Atlas’a bakıyordum.
Benim Atlas’ıma.
Sessizdi.
Çok sessiz.
Sanki sonunda korktuğu an gelmişti.
Kırmızı gözlü Atlas bana yaklaşmadı artık.
Belki de cevabı yüzümde görmüştü.
Yavaşça konuştu:
“Şimdi anlıyor musun?”
Sesim çıkmadı.
Benim Atlas’ım gözlerini benden kaçırdı.
İlk kez.
Bu canımı tarif edemeyeceğim kadar acıttı.
“Doğru mu?” diye sordum.
Sessizlik.
“Atlas.”
Gölgeler ayaklarının altında kıpırdandı.
Sonra kısık bir sesle konuştu:
“…Evet.”
Kalbim kırıldı.
Ama nedense yok olmadım.
Çünkü hâlâ hissediyordum.
Üzüntüyü.
Korkuyu.
Onu.
“Ben gerçek değil miyim?”
Atlas anında bana baktı.
Ve o anda içimdeki bütün dünya sarsıldı.
Çünkü gözlerinde öyle büyük bir panik vardı ki…
Sanki yanlış cevap verirsem parçalanacaktı.
Bir anda yanıma geldi.
Diz çöktü.
Yüzümü tuttu.
“Sakın öyle söyleme.”
Sesi titriyordu.
“Sen gerçeksin.”
“Ama gerçek Mira öldü.”
Atlas’ın nefesi kesildi.
Bir damla yaş yanağından süzüldü.
İlk kez.
“Evet.”
O “evet” içime saplandı.
Ama ellerini bırakmadım.
Çünkü o ağlarken içimde garip bir şey oldu.
Onun acısı benimkinden ağır geldi.
Bu normal değildi.
Kırmızı gözlü Atlas sessizce bize bakıyordu.
Sonra acı dolu bir sesle konuştu:
“İşte sorun bu.”
Ben ona döndüm.
“Ne?”
“Sen onun acısını kendi acının önüne koyuyorsun.”
Dünya bir an sessizleşti.
Çünkü haklıydı.
Atlas beni yoktan yaratmış olabilir.
Bir yankı olabilirdim.
Bir anı.
Ama ona baktığımda hâlâ kalbim hızlanıyordu.
Bu nasıl sahte olabilirdi?
Gökyüzündeki dev varlık hareket etti.
Şehirde kalan son binalar çöktü.
Ve o anda içimde başka bir ses konuştu.
Kendi sesim.
Ama daha derin.
“Çünkü sen de onu seviyorsun.”
Başımı tuttum.
“Hayır…”
Ama görüntüler yeniden geldi.
Bütün döngüler.
Her Mira farklıydı.
Ama hepsinin ortak bir noktası vardı:
Atlas.
Her hayatımda ona dönüyordum.
Her seferinde.
İster korkayım.
İster nefret edeyim.
İster ölmek üzere olayım.
Sonunda hep onu seçiyordum.
Gözlerim doldu.
Çünkü artık korkunç gerçeği anlamıştım.
Bu sadece Atlas’ın takıntısı değildi.
Ben de onu bırakmıyordum.
Bir anda gökyüzündeki dev varlık öfkeyle hareket etti.
Bütün şehir karanlığa gömüldü.
Ve ilk kez direkt benimle konuştu:
“SAHTE OLANI SİL.”
Kırmızı gözlü Atlas korkuyla bana baktı.
Benim Atlas’ım ise anında önümde durdu.
Koruyormuş gibi.
Hayır…
Ölmeye hazırmış gibi.
Ve dev varlık tekrar bağırdı:
“YANKI YOK EDİLMELİ.”