2. bölüm · Kül Saatindeki Gölge

BÖLÜM 2 “SEN ZATEN ÖLDÜN”

Sudenaz Karataş

Mira bir an hareket edemedi.
Kapı aralığından gelen nefes sesi, odanın içindeki tüm sessizliği parçalıyordu. Sanki karanlık bile o sesin etrafında toplanmıştı.
Telefonu elinde sıkı sıkı tuttu.
Ekran hâlâ açıktı.
Ve o fotoğraf…
Onun odasını gösteriyordu.
Onun bulunduğu anı.
Ama o fotoğraf çekildiğinde Mira kimseyi görmemişti.
Yavaşça bir adım geri çekildi.
“Kim var orada?” dedi sesi titreyerek.
Cevap yoktu.
Sadece nefes…
Derin.
Düzenli.
İnsana ait gibi ama insan olmayan bir şey gibi.
Sonra kapı yavaşça açıldı.
Gıcırdayarak.
Mira’nın kalbi kulaklarında atıyordu.
Kapının arkasında kimse yoktu.
Bir anlık rahatlama hissi geldi… ama sadece bir an.
Çünkü yerde bir şey vardı.
Bir telefon.
Ekranı açık.
Mira’nın telefonu.
Ama Mira’nın elindeki de hâlâ çalışıyordu.
İki tane Mira telefonu vardı.
Yerdeki telefon aniden titredi.
Ve kendi kendine açıldı.
Ekranda tek bir cümle belirdi:
“SEN ZATEN ÖLDÜN.”
Mira geriye doğru sendeledi.
“Hayır… hayır bu saçma…” diye fısıldadı.
Ama sesi bile ona yabancı geliyordu artık.
Telefonun ekranındaki yazı değişti.
“Hatırlamıyor olman, yaşadığın anlamına gelmez.”
Bir anda odanın ışığı tamamen söndü.
Karanlık.
Tamamen.
Mira nefesini tutmaya çalıştı ama artık nerede olduğunu bile anlayamıyordu.
Sonra bir ses.
Tam arkasından.
“Buradasın.”
Mira hızla döndü.
Hiçbir şey yoktu.
Ama ses tekrar geldi.
Bu kez daha yakından.
“Her seferinde aynı şeyi yapıyorsun…”
Mira gözlerini kısarak karanlığa baktı.
“Sen kimsin?!”
Sessizlik.
Sonra bir adım sesi.
Ama odada kimse yoktu.
Sadece ses vardı.
Ve o ses, sanki Mira’nın içinden geliyordu.
“Ben,” dedi ses, “senin unuttuğun şeyim.”
Telefonu aniden titreşti.
Ekran ışığı tekrar yandı.
Ama bu kez mesaj farklıydı.
“Geri sayım başlatıldı.”
Altında yeni bir sayaç belirdi:
00:10:00
Mira panikledi.
“Bu ne?! Ne geri sayımı?!”
Ses fısıldadı:
“Gerçeğe dönüş.”
Birden odanın duvarı titremeye başladı.
Sanki bina değil… gerçeklik sallanıyordu.
Ve o anda Mira, kapının yanında birini gördü.
Bu kez netti.
Uzun siyah bir palto.
Gri, donuk gözler.
Atlas.
Ama bu sefer farklıydı.
Sanki onu ilk kez görmüyormuş gibi değil…
Sanki onu HER ZAMAN görmüş gibi bakıyordu.
“Beni buldun mu?” dedi Atlas sakin bir sesle.
Mira’nın dizleri boşaldı.
“Sen… sen kimsin?”
Atlas hafifçe başını eğdi.
“Ben sana yardım etmeye gelen kişi değilim.”
Bir adım attı.
“Ben seni hatırlamaya zorlayanım.”
Sayaç 09:32’ye düştü.
Duvarlar çatlamaya başladı.
Atlas Mira’ya yaklaştı.
Ve en sonunda şu cümleyi söyledi:
“Mira… senin hikâyen burada başlamadı.”
Bir anlık sessizlik oldu.
Sonra Atlas devam etti:
“Sen bu hikâyeyi daha önce de yaşadın.”
Sayaç: 08:10
Mira titredi.
“Yalan söylüyorsun…”
Atlas’ın gözleri karardı.
“İstersen bana inanma.”
Bir adım daha yaklaştı.
“Zaten her seferinde böyle başlıyor.”
Sayaç: 06:44
Ve o an Mira’nın telefonuna yeni bir mesaj düştü.
Bu kez gönderen belli değildi.
Sadece tek bir kelime:
“UYAN.”
Mira’nın gözleri karardı.
Ve tam o anda…
Hatırladı.
Bir çığlık.
Bir şehir.
Gökyüzünden düşen ay.
Ve kendisinin… kanlar içinde yere çöktüğü an.
Sayaç: 00:03
Atlas fısıldadı:
“Hoş geldin tekrar.”
00:01
00:00
Ve dünya yeniden başladı.