21. bölüm · Kül Saatindeki Gölge

BÖLÜM 21 “Sessizce Çöken Dünya”

Sudenaz Karataş

İnsan bazen dünyanın sonunu gürültülü hayal ediyor.
Patlamalar.
Çığlıklar.
Yangınlar.
Ama gerçek son…
Sessizdi.
Gökyüzü hâlâ parçalanıyordu ama şehir artık bağırmıyordu.
Sanki herkes yorulmuştu.
Sokaklarda insanlar diz çökmüş halde gökyüzüne bakıyordu. Bazıları ağlıyor, bazıları hiçbir şey hissetmiyormuş gibi boş gözlerle duruyordu.
Ve bütün ekranlarda tek bir görüntü vardı:
Ben.
Telefonlarda.
Televizyonlarda.
Binaların dev reklam panolarında.
Altında tek cümle:
“DENGE BULUNDU.”
Midem bulandı.
Atlas yanımda sessizce yürüyordu.
Ama artık eskisi gibi görünmüyordu.
Vücudundaki çatlaklar kapanmıyordu. Gölgeler hâlâ ayaklarının etrafında hareket ediyordu.
İnsanlar onu görünce geri çekiliyordu.
Çünkü içgüdüsel olarak korkuyorlardı.
Ben korkmuyordum.
Belki korkmam gerekiyordu.
Ama yapamıyordum.
Bir anda Atlas sendeledi.
Hemen kolunu tuttum.
“Neyin var?”
Cevap vermedi.
Ama elini tuttuğum anda hissettim.
Bedeni buz gibiydi.
Sanki yavaş yavaş yok oluyordu.
Kalbim sıkıştı.
“Atlas…”
Yüzüme bakmadan konuştu:
“Bu form uzun süre dayanamaz.”
“Ne demek?”
Sessiz kaldı.
Sinirlenmeye başlamıştım artık.
“Herkes neden sürekli yarım konuşuyor?!”
Atlas durdu.
İlk kez gözlerimin içine baktı.
Ve o bakış…
İçimi parçaladı.
Çünkü vedalaşıyor gibiydi.
“Ben bu dünyaya ait değilim Mira.”
“Ben de değilim.”
“Sen hâlâ dönebilirsin.”
Kalbim hızlandı.
“Ya dönmek istemiyorsam?”
Atlas hiçbir şey diyemedi.
Çünkü cevabı biliyordu.
Ben onu bırakmayacaktım.
Tam o anda gökyüzünden siyah bir yağmur düşmeye başladı.
Damlalar yere değdiği an insanlar donuyordu.
Sonra yavaşça başlarını bize çeviriyorlardı.
Hepsi aynı anda.
Bir çocuk bize doğru yürüdü.
En fazla yedi yaşındaydı.
Ama gözleri tamamen siyahtı.
Önümüzde durdu.
Ve Atlas’a baktı.
“Kapı açıldı.”
Atlas’ın yüzü anında gerildi.
“Ne yaptınız?”
Çocuk bana döndü.
Ve gülümsedi.
“Onu çağırdık.”
Gökyüzündeki çatlak büyüdü.
İçinden devasa bir el çıkmaya başladı.
Şehirdeki bütün insanlar aynı anda diz çöktü.
Ben nefesimi tutmuş gökyüzüne bakıyordum.
Çünkü o şeyi görünce içimde korkudan daha kötü bir his oluştu.
Tanıdıklık.
Sanki onu uzun zamandır bekliyordum.
Çocuk sessizce bana yaklaştı.
Sonra kulağıma fısıldadı:
“Senin gerçek bedenin geliyor.”