7. bölüm · Kolyedeki Anahtar
Bölüm 7: Burası Neresi?
-Kızım, kızım uyan!
Kim bu ya? Kesin babam. Sanki bilmiyor geç uyanmayı sevdiğimi. Hem bir sonraki gün okul var zaten, biraz daha uyusam ne olur ki? Bu yatak neden bu kadar rahatsız ya! Okul sabahı olsa yumuşacık olurdu, şimdi taş gibi.
Anlaşılacağı üzere baya sınırlı uyandım. Sonra yatağıma baktım. Yatağım? Yatağım yoktu. Yattığım yer taş gibi değildi, taştı!
Bana seslenen adam gözlerimi açtığımı görünce bana seslendi:
-Şükür be! Öldün sandım. Gerçi bana neyse! Tanımıyorum etmiyorum seni. Olsun ama, yaşıyorsun ya!
Telaşlı görünüyordu. Hayatımda ilk defa görmüş olmama rağmen, çok samimi olduğu yüzünden belliydi. Fakat burası neresiydi? Odam değildi, o kesin. Evimizden herhangi bir yer de değildi. Sokağın ortasıydı! Ama normal bir sokak değil. Dünyada hiç görülemeyecek türden bir sokak. Resmen şekerdendi! Evet, farkındayım. Aşırı imkansız görünüyor. Şekerden? Ama öyleydi işte! Beni uyandıran adama sordum:
-Neredeyim ben ya?!
-Buradasın işte!
-Abi ne diyorsun? Neresi burası?
-Aman sen de soru sormayı ne seviyormuşsun be!
-Söyleyecek misiniz artık ne olduğunu!
Sinirlenmiştim. Sanki oyun oynuyordu. Ben, nerede olduğumu, buraya nasıl geldiğimi bilmiyordum. Etrafımdaki herkes yabancıydı. E korkuyordum da. Ne sanıyordu bu adam kendini ya! O sırada bir kadın geldi. Güleryüzle:
-Burası Şeker Ülkesi. Yani ülke diyorlar ama burası ayrı bir evren gibi. Bak, bu jelibon mesela şu ağaçtan!
Sağımdaki ağacı gösterdi. Ağaçtan jelibon mu çıkıyordu? Şimdi anlamıştım. Burası annemin dediği diğer evrenlerden biriydi. Ama buraya nasıl gelmiştim ki? Sordum:
-Peki nasıl geldim buraya? Bir şey biliyor musunuz?
-Hayır. Hiçbir şey bilmiyorum. Tek bildiğim, uyanmadan önce boynundaki kolyeyi sımsıkı tutuyordun. Sanırım kolyeni çok seviyorsun. Gerçekten güzelmiş.
Şimdi anlamıştım. Büyük ihtimal gece uyurken kolyeyi sıkıca tutmuştum. Uyurken halihazırda gözlerim kapalı olduğu için de buraya ışınlanmıştım. Yani bir evrene işınlanmak için gerekli her şey olmuştu; gözlerim kapalıydı ve kolyeyi tutuyordum.
Peki buradan nasıl çıkacaktım? Yani aslında bana kalsa gitmek istemezdim. Ama sonuçta kendi evime gitmem gerekiyordu.
Sonra akışına bırakmaya karar verdim. Nasıl olsa eve gidecektim, öyle değil mi? Ama önce şu jelibonlardan yemeliydim. Belki de biraz şu bonibonlardan! Ayrıca, kadın bana sadece şeker ülkesi demişti ama burada çikolatalar da vardı. Çifte mutluluk! Ama nasıl müthiş görünümlü bir elmanın içinden bile kurt çıkabiliyor, buradan da şu sinir bozucu adam çıkmıştı. Ayrıca, bana bakmaktan gözlerini alamıyordu. Neye bakıyorsa! Fakat en sonunda ona da kafayı bakmamaya karar verdim. Ve kendimi bir marsmellow tarlasının ortasında buldum. Şu marsmellowlar hayatımda yediğim en kötü şey falan. Ama burda onlar bile lezzetli.
Peki
