Kod: Firuze kitap kapağı

4. bölüm / 6

Kod: Firuze

Kod: Firuze

Vaveyla Yazarı: Fülfül

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Kod: Firuze

Tüm sıcaklığıyla ve parlaklığıyla kendini gösteren güneş, Kartal Timinin üzerini bir örtü gibi kaplıyordu. Askeriyenin geniş bahçesinde antrenman yapan güçlü askerler sıcak soğuk anlamazdı. Onların kalbindeki vatan sevgisinin sıcaklığı onlara yeterdi. Ne kış, ne de yaz. Bir önemi yoktu çünkü hepsinin gözünde aynı duygu, hepsinin kalbinde aynı sevgi vardı.
Vatan sevgisi.
Kartal timi askeriyenin bahçesinde koşu yaparken, binbaşı Barlas Karahan onları gazlıyordu.
“Durmak yok, devam!” Diyen güçlü sesi yankılandı bahçede. Yarım saattir aralıksız koşuyorlardı. Koşu sona erdiğinde bile dağılmak yoktu. Hepsi bir inci misali sırayla yan yana dizildi ve karşılarında duran komutanlarına baktılar nefeslerini düzene sokmaya çalışırken.
“Yarın operasyona çıkıyoruz. Bu operasyonda hata yok, şüphe yok, tereddüt yok. Kendi topraklarımıza korku salmaya çalışanlara vatan toprağının ağırlığını öğreteceğiz! Gözünüzü değil, yüreğinizi açık tutacaksınız, aklınızı kullanacaksınız! Var mı anlaşılmayan?” Barlas, tüm disipliniyle güçlü ve sert sesini duyurdu. Herkesle tek tek göz teması kurdu. Hepsinin gözünde vatanı için her şeyi yapabilecek bakış vardı.
“Emredersiniz komutanım!” Dediler hep bir ağızdan.
“Herkes hazırlıklarına başlasın. Boş oturanın kafasını kırarım.” Dedi kaşları her zamanki gibi çatıkken.
“Emredersiniz komutanım!” Dediler bir kez daha. Ve dağılmaya başladılar.
“Kemal, sen kal.” Dedi net bir şekilde. Kemal aniden olduğu yerde durup hazır ol komutuna geçti. Barlas’ın adımları onun üzerine doğru ilerledi yavaşça.
“Ne bu halin?” Dedi Barlas Kemal’in yüzünü inceleyerek. Kemal son günlerde kendini veremiyordu, aklı beş karış havada, fiziken burada ama ruhen başka bir yerde gibiydi. Komutanının gözünden kaçmazdı.
“Bir sıkıntı yok, komutanım.” Dedi Kemal bakışlarını binbaşından ayırmadan.
“Bir sıkıntı olup olmadığını sormadım.” Dedi Barlas tekdüze. Kemal derin bir nefes aldı.
“Evcil kaplumbağamı kaybettim, komutanım.” Dedi Kemal üzgün bir sesle. Sesinden hüzün akıyordu. Barlas bunu duyunca bir an şaşırdı ama çok kısa sürdü. Sabır dileyerek başını gökyüzüne doğru çevirdi. İçinden sabır çekiyordu.
“Şaka mısın oğlum sen?” Dedi kaşlarını çatıp.
“Hayır, komutanım.” Dedi ciddi ciddi.
“Evcil kaplumbağa ne lan! Ben demedim mi sana, aklını vereceğin tek bir şey var diye?” Diye kükredi birden.
“Haklısınız komutanım. Ama…” sözünü kesti Barlas.
“Aması yok! Operasyonumuz var diyorum, kaplumbağam öldü diyorsun!” Kemal çekimser bir şekilde konuşmaya başladı.
“Yok, ölmedi komutanım. Kayboldu, doğaya falan kaçtı herhalde.” Dedi Kemal zorlayarak. Ateşe körükle gittiğinin farkında mıydı?
Barlas’ın gözlerinden alevler çıkıyordu. Kemal hata yaptığını fark etti.
“Öyle mi? Ne kadar üzücü, sıkma sen canını, toplarız timi ormanda ararız kaplumbağanı. Bulunca da şöyle güzel bir akvaryum alırız ona. Ne dersin?” Dedi Barlas sinirinin son damlasını çıkarırken. Kemal’in gözleri heyecanla ışıldadı birden.
“Gerçekten mi komutanım? Harika olur! Buluruz belki onu, çok sağolun,” dedi Kemal heyecanla. Barlas bir an bu herifin kafasında sıkıntı olduğunu falan düşündü.
“Lan çek git şuradan! Tepemin tasını attırma benim.” Dedi Barlas öfkeyle yükselerek. Kemal’in gözlerindeki umut kırıntısı yok oldu. Bir an için kaplumbağasına kavuşacağını düşünmüştü oysa.
“Emredersiniz komutanım.” Dedi ve Barlas’ın yanından hızla ayrıldı.
“Hasbinallah…” dedi Barlas gözlerini kapatıp sabır dilerken. Daha fazla dışarıda beklemeden askeriyeye gidip odasına geçti. Odası serin ve ferahtı. Düzenli olan masasındaki sandalyeye oturmadan önce, koltuğun arkasındaki güzel resime baktı. Bu resim, öğretmen Firuze’nin çizdiği resimdi. Ne zaman bu resime baksa sakinleşiyordu. Çizilen her bir detay ona huzur veriyordu çünkü. Ve öyle ki, Firuze’nin insan üzerinde böyle bir etkisi vardı. Anlamıyordu Barlas. Onu ilk gördüğünde gök mavisi gözlerinin serinliği içine işlemişti sanki. Kendisi bunu asla kabul etmiyordu ama gerçek buydu.
Kuş gibiydi Firuze. Hafif, narin ve dürüst olmak gerekirse oldukça güzel.
Baktıkça bakası geliyordu. Yüzünde küçük bir kız çocuğu ifadesi vardı ama bakılınca çok güzel ve alımlı bir kadındı. Her zaman boynuna farklı renklerde taktığı fuları bile fark etmişti. Sarıya çalan açık kumral, dalgalı saçlarının parlaklığı bile insanı sakinleştiriyordu.
Barlas normalde karşı cinsle gerekmediği sürece iletişim bile kurmazdı. Ama Firuze ile konuştukça konuşası geliyordu. Fakat konuştukları konu sabitti.
Kaset.
Barlas, Firuze’yi sandığından daha iyi tanıyordu. Yarbay Erhan Öztürk ile Mehmet Yeldağ eskiden en iyi uçuş arkadaşılarmış. Yedikleri içtikleri ayrı gitmezmiş. Yarbay ile Barlas’ın arasındaki ilişki baba-oğul gibi olduğundan, Erhan Öztürk çok eskiden bundan bahsetmişti. Yarbay Erhan Öztürk ise Firuze’yi iyi tanıyordu, en yakın arkadaşının kızıydı. Hatta eskiden, Firuze çok küçükken babasının elinden telefonu alır, Erhan’ı arardı cırtlak sesiyle. Ama Firuze bunu hatırlamıyordu bile.
Erhan Öztürk ise oğlu olarak gördüğü Barlas Karahan’a bunları anlatmış ve hatta ona çok güvendiği için en yakın arkadaşının kasetini bile ona vermişti. Ama kaset hakkında en ufak bir bilgiyi vermemiş, yıllardır bunu sır olarak saklamıştı. Barlas ise bunu öğrenmek için çalışmalarını devam ettiriyordu çünkü ertesi gün, bu kod adındaki operasyona gidecekti.
Komutan olduğu timini o yönetecekti.
Hata kabul etmezdi.
Sertti Barlas. Duygu nedir, şımarıklık nedir bilmezdi. Onun kalbinde tek bir sevgi vardı. Vatan sevgisi. Kalbine kimseyi almaya da niyeti yoktu. Elleri bir kadın eli değil de uçaktaki kontrol kolunu tutardı. Bir kadınla değil, uçağıyla ilgilenirdi. Her gün uçağını temizlerdi, hatta bazen kanatları foşur foşur yıkardı. F-16 sürerdi. Onun eğitimini almış, onun zorluklarına kendini feda etmişti. Ve şimdi koskoca binbaşı olmuş, güçlü Kartal timinin ise komutanı olmuştu.


Operasyon günü gelmişti. Kasvetli bir havaydı, güneş bulutların arkasında saklandıktan sonra ışınlarını hafifçe gösteriyordu. Sert esen rüzgar, uçak uçurmak için pek uygun değildi ama bu kartal timi için bir problem değildi. Kartal timi son hazırlıkları yapmıştı. Görev brifingi yapılmış, görevin amacı, rota, hedef ve acil durumlar hakkında planlar yapılmıştı. Şimdi ise hazır bir şekilde askeri hava üssüne gidebilmek için bir zırhlı aracın içindelerdi. Herkes birbirleriyle bir şeyler konuşurken, Barlas’ın tüm odağı görevdeydi.
“Oğlum bak, şu uçağı geçen günkü gibi şöyle şekillere falan sokma. Yemin ederim rezil oluyoruz yarbaya. Gösteri mi yapıyoruz lan?” Dedi Bahadır Kemal’e. Herkes sıkış tıkış oturmuş, turşu bidonundaki turşular gibi hepsi birbirinin üstüne çıkmıştı. Barlas hariç. Kimsenin yanında oturmasını istemiyordu. Bu yüzden hepsi sıkışmıştı zaten. Kemal yine üzgündü. Şöyle bir bakış attı Bahadır’a.
“Sana ne lan? Ben öyle sürmek istiyorum, ne oluyor öyle yapınca götüne kanat mı giriyor?” Dedi tripli tripli. Bahadır gülmemek için zor tuttu kendini. Kemal’in bu haline gülüyordu. Teğmen Atlas Erdemir de gülerek baktı. Timin en küçüğüydü.
“Komutanım, çok üstüne gitmeyin isterseniz. Kaplumbağasını kaybetmiş de, ona üzgün biraz.” Dedi Atlas çekimser bir şekilde. Bahadır hunharca, pek insansı olmayan bir kahkaha attı böğüre böğüre.
“Kaplumbağa bile dayanamamış, kim bilir neler yaptı hayvana.” Dedi Bahadır. Kemal gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
“Atlas, benim yerime tekrar konuşsana koçum, yoksa şöyle sağdan soldan yapıştıracağım şu herife. Kaşınıyor şu an.” Dedi Kemal sabır dilerken. Atlas tam ağzını açıyordu ki Bahadır elini kaldırarak onu susturdu.
“Hayvan herif ağzını açıp da bir şey diyemiyor.” Dedi onu daha çok kışkırtarak. “Değil mi Tunga komutanım?” Tunga şu an çok sessizdi. Sabır diliyordu bu seviyesiz konuşmadan.
“Sakın bulaşmayın bana.” Dedi tekdüze. Bakışları yollardaydı.
“Bu ne lan böyle herkes depresyonda? Hadi Barlas komutanımı anladım da size ne oluyor?” Dedi Bahadır. Atlas ve Kemal’in bakışları aynı anda Barlas’a döndü. Barlas onları dikkate bile almıyordu şu an. Sadece düşünüyordu.
“Ne olmuş Barlas komutanıma?” Dedi Atlas. Bahadır omuz silkti.
“Bilemem artık, şu sergiden sonra hep böyle kara kara düşünüyor.” Dedi sanki Barlas onu duymuyormuş gibi. Her şeyi duyuyordu. Patlamasına az kalmıştı, saniyeleri sayıyordu Barlas. Zira şu an içindeki alev topu harmanlanarak büyüyordu. Birazdan birilerini fena yakacaktı.
“Olamaz mı? Adam belki abayı yaktı.” Dedi Kemal hafif kısık sesle. Atlas gözlerini kocaman açtı ve Tunga’nın bakışları uzun süre sonra diğerlerini buldu.
“Kime?”
“Fark etmediniz mi lan?” Dedi Kemal.
“Ben fark ettim.”
“Neyi.”
“Bir öğretmen vardı ya hani,” dediğinde hepsinin kaşları havaya kalktı. Hepsi aynı kişiyi düşünmüştü.
“Ama yakışıyorlar, komutanım.” Dedi Atlas konuya olan hakimiyetiyle. Barlas daha fazla dayanamadı. Bu kadardı onun sakin kalma süresi.
“Kesin lan! Ne boş yaptınız! Hayırdır, ne oluyor? Evlenme programı mı burası? Ne lan bu böyle lise muhabbeti gibi?” Dedi taş gibi sert ifadesiyle. Hepsi mum gibi oldu. İtişip kakışmayı bıraktılar. Tunga ise gülerek onları izliyordu. “Tek bir kişi şu konu hakkında ağzını açarsa onu doğduğuna pişman ederim. Var mı anlaşılmayan?” Diye kükredi arabanın içinde. Hepsi bir ağızdan,
“Emredersiniz komutanım!” Deyince Barlas dilini damağına vurup sabır çekti.
“Komutanım, izniniz varsa bir şey sorabilir miyim?” Dedi Bahadır sabırsızca yerinde kıvranırken. Barlas’ın delici bakışları Bahadır’ı buldu.
“Soramazsın.” Dedi net bir şekilde.
“Ama önemli, komutanım. Siz kıyamazsınız bana.” Dedi başını eğip masumca bakarken.
“Niye lan? Babamın oğlu musun?”
“Yok komutanım, estağfurullah da,”
“Ee?”
“Şey soracaktım,” dedi. Taksit taksit söyledikçe Barlas’a şöyle soldan soldan geliyorlardı.
“Lan soracaksan sor sormayacaksan da kes sesini otur oturduğun yerde!” Diye patlayınca Bahadır artık emin oldu. Ya söyleyecekti ya söyleyecekti. Sonuçta karşısında. Barlas adında bir canavar vardı.
“Komutanım, ondan önce ben bir şey söyleyebilir miyim? Benimki daha önemli.” Dedi Kemal bir anda parlayarak. Bahadır anlam veremeden baktı yanındakine. Ağzının ortasına yapıştırmak istedi.
“Sen ne alaka? Hayır yani sana ne oluyor? Sıranı bekle, it!” Dedi Bahadır gereksiz yere öfkelenirken. Tunga eliyle yüzünü sıvazladı.
“Hay sizin çenenize…” dedi ve gerisini sessiz devam ettirdi. “Oğlum bak, boş yapmayın kesin şu tantanayı.” Dedi Tunga. Zira şu an Barlas’ın sinirini en yakından anlayan oydu. Tunga ve Barlas çok iyi anlaşırdı. Gerek rütbedeyken, gerekse sivilken. Birbirlerinin dilini anlarlardı, ikisi sessiz ama her daim patlamaya hazır olan bir volkan gibiydi. Daha fazla uzatmadılar, kendi aralarında boğuşurken, sonunda askeri hava üssüne gelmişlerdi.
Burada tür tür savaş uçakları, jetler, füzesi olan ve ateş eden uçaklar vardı. Fakat kartal timi profesyonel olduğu alanda, yani F-16’yı kullanarak kendi mücevherlerini sergileyecekti.
Kartal timi arabadan inip zeminin üstüne bastıkları sert adımlarıyla rüzgarı bile kesiyordu. Giydikleri uçuşa uygun siyah tulumları ve özel pantolonları, onları G kuvvetine karşı koruyacaktı. Hafifçe esen rüzgar onları dinç tutarak hırslarını diri tutuyordu.
Hepsi sırayla ve düzenle dizilmiş, kullanacakları ve teröristleri öldürecekleri o uçağa bakıyorlardı. Barlas, kendi uçağının karşısındaydı. Siyah kuş’a bakıyordu.
Siyah kuş Barlas’ın uçağıydı. Onunla bir bebek gibi ilgilenir, bakımlarını bile kendisi yapardı. Siyah kuş şimdiye kadar topraklarımızda fazlalık olanları ustaca öldürüp bir çok düşman canı almıştı.
Tim son kez toplandı. Herkesin bakışında istek ve arzu vardı. Bu, bir askerin imzasıydı. Görevden önce bakışlarında sadece bunlar olurdu.
“Toplan tim!” Diye bağırdı güçlü bir şekilde Barlas. Hepsi hazır ol pozisyonundayken gelecek emri bekliyorlardı. “Burası oyun alanı değil. Bugün buraya geldiyseniz, geri dönmeyi değil, bitirmeyi seçeceksiniz. Gökyüzündeki ay yıldızımızı koruyacaksınız! Biz Türk’üz, soyu sopu olmayanın fişini çekmez bizim yeminimizdir. En ufak bir hatanın nelere mahal olacağını biliyorsunuz. Hata yok, pişmanlık yok, inanç var, güç ve azim var! Anlaşılmayan?” Dediğinde sesindeki soğukluk içi titretecek cinstendi. Bu soğuk azimi diri tutardı.
“Emredersiniz komutanım! Şüpheniz olmasın!” Dediler hep bir ağızdan. Barlas belli etmese de, gururla baktı timine. Her operasyon öncesi kendini gösteren bu hırs, Barlas’ı alevlendirip güçlendiriyordu.
“Komutanım yine destan yazıyor, maşallah.” Dedi Kemal.
“Sen ölmeden sağ çıkarsan sonra okursun bu destanı.” Dedi Tunga sessizliği bozup.
Herkes kendi uçağına gitmeden önce kaskını ve oksijen maskesini taktı. Ve daha sonra onların evi ve hayatı olan o uçağın içine bindiler.
Barlas kokpite binip paraşütlü koltuğuna oturdu. Başıyla kokpit tavanı arasında bir yumruk yüksekliğinde boşluk vardı. Kemerlerini taktı, oksijen bağlantısını ve telsizi ayarlardı. Hazırdı.
Bakışları sert ama güçlü, bedeni uçuşa hazır, zihninde ve kalbinde geçen tek duygu; istek. Soysuzları öldürüp toprağı Türkler’e bırakma isteği.
Barlas elini uzatıp Siyah Kuş’un kokpitine yerleştirdi ve elini aynı yere iki kere hafifçe vurdu.
“Hadi güzelim, yap şovunu.” Dedi ve derin bir nefes alıp telsizi açtı.
“Binbaşı Barlas Karahan kalkış için hazır. Pist izni talep ediyorum.” Dedi elleri kontrol kolunu tutarken. Her şey tamamlandığında son bir kez derin nefes aldı ve Siyah Kuş ile pistte ilerledi. Motor devri yükseltip kalkış hızını yakalayınca siyah kuşun burnunu kaldırdı ve uçak yükselmeye başladı. F-16 arkasından çıkardığı ateş ile hızlandı.
Gökyüzü Siyah kuş’u kucaklayıp kollarının arasına aldığında sabit bir çizgide uçtu, Barlas. Başını hareket ettiremezdi, bu yüzden sadece gözlerini hareket ettirdiğinde yanlarında uçan timini görünce gülümsedi.
Dudaklarındaki bu gülümseme, hem zafer isteğinin hem de geride bıraktığı kalbin yankısıydı.
Jet motorundan çıkan güçlü ses yeri göğü titretiyordu. Hava bulutlu olmasına rağmen tim için her şey kusursuz ilerliyordu. Issız bir ormanın üzerinden uçarken, Barlas aynı zamanda termal kamera ile karadaki hareketliliği izliyordu. Uçtuğu yerin altında pek hareketlilik görünmüyordu.
“Barlas Karahan konuşuyor, sağa doğru manevra yapıyorum.” Diye seslendi telsize.
“Anlaşıldı komutanım!” Diyen bir ses geldi telsizden. Barlas kontrol kolunu sıkıca kavrayıp sağa doğru manevra yapıp yönünü değiştirdi. Termal kamerada, ileri bölgede hedef bölgesi olduğunu fark etti. Görüntüde kırmızılık yoğundu. Kırmızılığın yoğun olduğu bölgede düşman vardı. Ama bu bir tuzak da olabilirdi.
“Lan Kemal, ne diye göt biti gibi dibimdesin lan? Uzaklaş benden!” Dedi Bahadır’ın telsizdeki sesi.
“Ben niye uzaklaşıyorum? Sen uzaklaş lan! İşimiz gücümüz var şurada!” Dedi Kemal.
“Biz halı yıkıyoruz zaten burada,” dedi Bahadır. Konuşmaya devam etti sonra. “Lan Kemal, bak ne diyeceğim.” Dedi.
“Ne var?”
“Senin kaplumbağa buradadır belki, ha? Hatırlat da operasyon sonrası seninkini arayalım bir.” Dedi dalga geçerek.
“Sus, karışma benim kızıma.”
“Kız mıydı? Lan yavşak seni,” Bahadır atik davranarak sola doğru manevra yaptı.
“Şimdi şu füzeyi sizin götünüze sokacağım bak. Bari burada rahat durun lan!” Diyerek ufak ve nazik bir uyarıda bulundu Barlas. “Atlas, sen biraz daha aşağıdan uç, Tunga, soluma geç.” Dedi emirleri vererek. Tunga ve Atlas söylenenleri yaptı.
Barlas ani bir dönüş yaptığında kanatlardan esen rüzgar gökyüzüne karıştı. Gökyüzünü süsleyen uçaklar, hedefine yaklaşıyordu.
Fakat bir aksilik vardı. Bu bir tuzaktı. Termal kameradan görünen yoğun kırmızılık sadece bir mayındı. Orada kimse yoktu. Barlas uzaktan gelen düşman uçağını fark etti. Kaşları çatıldı yavaşça. Bu beklenmedik bir şeydi.
Hemen telsizi açtı.
“Barlas Karahan konuşuyor, görüş mesafesinde üç düşman hava aracı var. Pozisyon alın, Split-S’ye geçiyoruz.” Dedi sakin bir şekilde.
“Ne oluyor, komutanım?” Dedi telsizden biri.
“Dediğimi yapın.” Dedi Barlas net bir şekilde. Split-S, uçağın ters uçarken aniden yarım loop yapıp aşağı dalar. Bu düşmanın dikkatini dağıtmak için yapılırdı. Barlas uçağı aniden baş aşağı çevirdi, gökyüzü baş aşağı oldu. Diğer pilotlar da peşinden geldiğinde düşman uçağının acil durum sinyali yanıp sönmeye başladı.
“Tunga konuşuyor, komutanım füze hazırlıyorlar, kilitlendiler.” Dedi Tunga sabit bir sesle. Barlas’tan cevap gecikmedi.
“Varil taklası yap, sol çapraza kır.” Dedi hızlıca. Tunga dediğini yaptı. Uçağı tam anlamıyla döndürüp havada asılı kaldı. G-kuvveti ile birlikte Tunga kan ter içinde kalmıştı ama pes etmedi.
“Heyt be! Aslan komutanıma bak nasıl da süzülüyor kurban olduğum.” Dedi Kemal gururla. Bahadır kobra manevrası yapıp aniden uçağın burnunu havaya kaldırdı.
“Aferin Tunga,” dedi Barlas Tunga’nın mücadelesini görerek.
“Sağolun komutanım.”
Barlas o anın gelmesini beklemişti. Ama artık o an gelmişti. Lazer füze ile ateş edecekti. En ufak bir hata, operasyonu ve hayatı bitirdi. Ama Barlas’ın eli bile titremiyordu.
“Barlas Karahan konuşuyor, ateş izni verildi. Şüpheye düşme, nişan al ve ateş!” Dedi hırslı sesiyle.
Barlas hızlı davrandı ve ateş etti.
Bir ısı güdümlü füze, düşman jetini gökyüzünde parçaladı.
Ama bu yetmemişti. Gökyüzündeki jetleri parçalasalar bile, karadaki Türk askerlerinin onlara ihtiyacı vardı. Şu an Barlas, hedef bölgenin tam üzerinde koşuyordu. Düşmanlar Türk jetinin sesini duyunca kuyuya köşeye saklanmıştı. Ama hiçbiri kartal timinin gözünden kaçmıyordu.
Yerde olan bordo bereliler gökte uçan Türk pilotlarını görünce güçlerinin arttığını hissettiler ve yerden lazerle hedefi işaretlediler. Barlas bunun lazer güdümlü mühimmat olduğunu fark edince yeni bir füze için gülümsedi yavaşça. Sis olan gri gökyüzünde bir gölge gibi hızlıca görünüp ortadan kaybolan F-16’lar, karadaki hedef için hazırdı. Barlas telsize konuşmaya başladı.
“Barlas Karahan konuşuyor, hedef alındı. Mühimmat yolda, 5 saniyede etkide. Dedi ve hiç düşünmeden motordan çıkan bombayı bıraktı. Füze saniyeler içinde karayla buluşup terörist mağarasını patlatınca, gökyüzünden aşağıya bakılınca görünen büyük duman, patlamanın etkisiyle kıvılcımlarla birlikte havaya yükseliyordu. Etkili olmuştu. Patlayan bomba karadaki her yeri sisli bir dumana çevirip, mağaradaki tüm düşmanları etkisiz hale getirmişti.
“Helal size komutanım!” Dedi Bahadır. Karadaki bordo berelilerin sesi telsizde yankılandı.
“Mükemmel isabet! Yol temiz, sağolun komutanım!” Dedi.
“Devam edin, gök sizinle.” Dedi Barlas. Sıcak temasta zaferin adı Kartal timindeydi. Herkesin yüzü gülüyordu. FLIR ekranda her yer temiz görünüyordu. Toprakların üstünde toprakların sahibi vardı.
Göklerde ise göklerin kalbi vardı. Onlar, gökyüzünün sahibiydi, bulutların arasında zerafetiyle uçan bir metal parça bile, Türk düşmanını yok edebiliyordu.
Barlas başını hep olduğu gibi dik tuttu. Dudaklarında, zaferin simgesi olan bir gülümseme vardı.
“Operasyon başarılı. Herkesin emeğine sağlık, yuvamıza dönüyoruz.” Dedi. Son cümle herkesin içinde sihirli bir his gibi kendini gösterdi. Yuvalarına, yuvalarındaki hainleri temizleyerek geri dönüyorlardı.
“Teğmen Atlas konuşuyor! Harikaydınız komutanım.” Dedi.
“Komutanım akşamına biraz beni över misiniz? Tunga komutanımdan sonra kobra manevrası yaptım da.” Dedi Bahadır özgüvenle.
“Ne zaman?” Dedi Barlas. Kobra manevrasını onun yaptığını biliyordu oysa ki. Bahadır şaşkınlık içinde sessizliğe büründü.
“Komutanım, yaptım ya hani.”
“Onu Kemal yaptı, milletin hakkına niye giriyorsun Bahadır?” Dediğinde Tunga ve Atlas gülümsüyordu. Telsizden Kemal’in sesi duyuldu.
“Evet komutanım! Bahadır götümden ayrılmadı, o yüzden görememiştir.” Dedi Kemal gururla.
“Hadi lan oradan! G-kuvvetine girmişsin sen, bir şey hatırlamıyorsun.” Dedi Bahadır. İndiklerinde yapacağı ilk iş Kemal’i pataklamaktı.
“Kemal, inince hatırlat, ceza vereceğim.” Dedi Barlas.
“Tabii komutanım, nasıl isterseniz. Sorması ayıp, kime ceza verecektiniz?” Dedi hafif tereddütlü bir sesle.
“Sana vereceğim, Kemal.” Dedi Barlas oldukça sakin bir sesle. Kemal şaşkına döndü.
“Neden komutanım, ben ne yaptım?”
“Yalan söyledin ya, dingil herif!”
“Komutanım, ben şaka olsun diye…”
“Şakana kimse gülmedi.” Dediğinde Bahadır kahkaha attı. Kemal bir şey diyecekti ki, Tunga ondan önce konuştu.
“Komutanım, acil durum. Yeni gelen bilgiye göre öğretmen Firuze Yeldağ’ın evine teröristler tarafından baskın yapıldı.” Dedi.
Sessizlik.
Herkes sustu, duyulan tek şey uçağın güçlü sesi ve atan kalplerin sert sesi. Barlas için bir şeyler durdu. Dikkati dağıldı. Duyduğu şeyin gerçeklik payını düşünüyordu. Kaşları son derece çatıkken, bir araya gelen bu kelimeler Barlas’ın zihninde yankılanıyordu.
Teröristler tarafından baskın mı?

Yutkundu Barlas. Çünkü bu hiç hayra alamet değildi.
“Ne?” Diyebildi sadece. Eğer Barlas sessiz kalıyorsa, zihninde kurduğu güçlü fırtınanın sebebindendir. Ve şu an bu, fırtına öncesi sessizlikti.
“Görev değişti. Hedef: Firuze Yeldağ. Hepiniz yere iniş hazırlığına geçin.” Parmakları kontrol kolunu sıkıca kavradı. Asıl savaş şimdi başlıyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

121okunma 17beğeni 8yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.