17. bölüm / 21
Kırılan SessizlikMaskelerin Ardında
Bölümler 21Şu an: Maskelerin Ardında
- 1 KAPININ DIŞINDA724 kelime
- 2 KIRILAN SESSİZLİK401 kelime
- 3 Cevapsız Kalan Sesler563 kelime
- 4 Beklenmeyen Misafir1.724 kelime
- 5 Kaçış1.679 kelime
- 6 İki Dünya1.739 kelime
- 7 İlk Görev1.612 kelime
- 8 Geri Dönüş Yok1.660 kelime
- 9 İlk Emir1.499 kelime
- 10 Kanla Yazılan Emir1.071 kelime
- 11 Tahtın Bedeli8.443 kelime
- 12 Küllerden Doğan Kraliçe4.449 kelime
- 13 Karanlığın İlk Perdesi5.978 kelime
- 14 Gölgelerin Gerçek Kraliçesi5.127 kelime
- 15 Gölgelerin Gerçek Mirası6.752 kelime
- 16 Tahtın Ardındaki Gölge9.118 kelime
- 17 Maskelerin Ardında4.127 kelime · Okuduğun bölüm
- 18 Geleceğin Gölgesinde2.104 kelime
- 19 Duyuru!!23 kelime
- 20 Taçların Birleştiği Gece1.474 kelime
- 21 !!!!DUYURUUU!!!!40 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gece, şehrin üzerine ağır bir sessizlik bırakmıştı.
Fakat şehrin çok dışında, ormanın arasına gizlenmiş devasa malikânede bu sessizlikten eser yoktu.
Yüzlerce metre boyunca uzanan siyah demir kapıların ardından yükselen ışıklar, gecenin karanlığını aydınlatıyordu. Malikânenin giriş yolu boyunca sıralanan kristal fenerler, bahçedeki beyaz güllerin üzerine düşüyor; devasa mermer çeşmenin etrafında yükselen ince sis, mekâna masalsı bir görüntü veriyordu.
Bu gece sıradan bir gece değildi.
Yeraltı dünyasının en köklü ailelerinden biri, yıllardır görülmemiş büyüklükte bir maskeli balo düzenliyordu.
Davetiyeler herkese gönderilmemişti.
Hatta dünyanın en güçlü isimlerinden bazıları bile bu gece burada bulunamayacaktı.
Davetiyelerin üzerinde yalnızca gümüş bir maske ve tek bir cümle vardı:
“Bu gece herkes maskesinin ardında kim olduğunu unutacak.”
Balo henüz başlamadan malikânenin içi yüzlerce konukla dolmuştu.
Ana salonun yüksek tavanından sarkan dev kristal avizeler, yüzlerce mum ışığını yansıtıyordu. Siyah ve beyaz mermer zeminin üzerine serilen koyu renkli halılar, salonun iki yanında yükselen beyaz mermer sütunlar ve duvarları süsleyen çiçekler, mekânı neredeyse bir saraya dönüştürmüştü.
Maskeli konuklar küçük gruplar hâlinde sohbet ediyor, müzik eşliğinde salonda dolaşıyorlardı.
Fakat bütün konuşmaların arasında aynı soru dolaşıyordu.
Kraliçe gelecek miydi?
Kimse kesin olarak bilmiyordu.
Bazıları Açelya'nın böyle bir davete katılmayacağını düşünüyordu.
Bazılarıysa onun ortaya çıkmasının bile gecenin bütün havasını değiştireceğini söylüyordu.
Tam o sırada dışarıdaki büyük saat on ikiyi vurdu.
İlk çan sesi...
Sonra ikincisi...
On ikinci çan sesi malikânenin duvarlarında yankılandığında girişteki muhafızlar aynı anda başlarını kaldırdı.
Uzakta iki siyah araç görünmüştü.
Araçlar ağır ağır girişe yaklaştı.
Salonun içindeki müzik hâlâ devam ediyordu.
İlk aracın kapısı açıldı.
Lucas dışarı çıktı.
Siyah takım elbisesi kusursuzdu. Gömleğinin yakasında, Açelya'nın kıyafetindeki gümüş işlemelerle uyum sağlayan küçük bir gümüş detay vardı.
Yüzünün üst kısmını kapatan siyah maskesi, buz mavisi gözlerini daha da belirgin hâle getiriyordu.
Lucas birkaç saniye bekledi.
Sonra ikinci araca döndü.
Kapı açıldı.
Açelya dışarı çıktı.
O an...
Malikânenin önündeki bütün hareket sanki durdu.
Açelya'nın üzerinde siyah, uzun ve zarif bir elbise vardı. Kumaşın üzerine işlenmiş gümüş desenler, ışık vurdukça yıldızlar gibi parlıyordu. Saçları kusursuz biçimde toplanmış, yüzünün üst kısmını kapatan siyah maskesi yeşil gözlerini daha da ön plana çıkarmıştı.
Ama onu görkemli yapan elbisesi değildi.
Duruşuydu.
Bakışıydı.
Sessizliği bile bir emir kadar güçlüydü.
Açelya birkaç adım attı.
Lucas onun yanına geçti.
Ve ana kapılar aynı anda açıldı.
Müzik sustu.
Salonun yüzlerce kişilik kalabalığı girişe döndü.
Önce tek bir kelime bile duyulmadı.
Ardından salonun arka taraflarından bir fısıltı yükseldi.
"Kraliçe..."
Başka bir ses:
"Gerçekten gelmiş."
Fısıltılar bir anda bütün salona yayıldı.
"Kraliçe burada."
"Sıfırıncı Taht'ın Kraliçesi..."
Açelya hiçbir tepki vermeden ilerledi.
Lucas onun hemen yanında yürüyordu.
Ve insanlar yalnızca Açelya'ya bakmıyordu.
Lucas'ın varlığı da en az onunki kadar dikkat çekiciydi.
İkisi yan yana yürüdüğünde kimse diğerinin gölgesinde kaldığını düşünmedi.
Çünkü o gece herkes aynı şeyi görüyordu:
Yan yana yürüyen iki güç.
Açelya ve Lucas salona girdikleri anda balonun gerçek gecesi başlamıştı.
Açelya ve Lucas salona attıkları ilk adımla birlikte bütün bakışları üzerlerine toplamışlardı.
Fakat birkaç saniye sonra salondaki ağır sessizlik yerini yeniden müziğe bıraktı.
Kemanların yumuşak melodisi yüksek tavanın altında yankılanırken kristal avizelerden süzülen ışıklar, konukların maskelerinde dans etmeye başladı.
Açelya etrafına baktı.
Balo gerçekten görkemliydi.
Duvarların tamamı beyaz güller ve siyah orkidelerle süslenmişti. Tavandan aşağı sarkan ince kristal zincirlerin arasında yüzlerce küçük mum yanıyordu. Dev pencerelerden gecenin karanlığı ve gökyüzündeki ay görünüyordu.
Bahçedeki fıskiyeler bile müziğin ritmine uyacak şekilde aydınlatılmıştı.
Açelya hafifçe başını çevirdi.
"Oldukça iddialı."
Lucas ona baktı.
"Beğenmedin mi?"
"Beğenmedim demedim."
Lucas'ın dudaklarında küçük bir gülümseme oluştu.
"Yüzünden öyle anlaşılıyor."
Açelya ona döndü.
"Benim yüzümden ne anlaşıldığını düşünüyorsun?"
"Her şeyi kontrol etmek istediğini."
Açelya hafifçe gülümsedi.
"Bu gece kontrol etmeye gelmedim."
Lucas kaşını kaldırdı.
"Ne yapmaya geldin?"
Açelya salonu işaret etti.
"Keyfini çıkarmaya."
Lucas birkaç saniye ona baktı.
"İşte bunu senden duymayı beklemiyordum."
"Ben de kendimden."
İkisi birlikte gülümsedi.
O sırada balonun sahibi sahneye çıktı.
Üzerinde koyu lacivert bir takım elbise, yüzünde gümüş işlemeli bir maske vardı.
Kadehini kaldırdı.
"Bu gece burada bulunan herkese hoş geldiniz."
Salon alkışlarla doldu.
Adam devam etti:
"Bu gece ne anlaşma yapmak zorundayız ne de geçmişi konuşmak."
Konukların arasında gülümsemeler yayıldı.
"Bu gece yalnızca eğlenmek için buradayız."
Alkışlar yeniden yükseldi.
"Hayatımızın büyük bölümünü güç, sorumluluk ve mücadeleyle geçiriyoruz. Bazen sadece müziğin sesini dinlemeyi de hak ediyoruz."
Bu sözler salonun havasını tamamen değiştirdi.
Konuklar yeniden sohbet etmeye, gülmeye ve dans etmeye başladı.
Açelya'nın yüzündeki ciddi ifade de biraz yumuşadı.
Lucas bunu fark etti.
"Sonunda."
Açelya ona baktı.
"Ne?"
"Gülümsedin."
Açelya hemen ifadesini değiştirdi.
"Gülümsemedim."
"Ben gördüm."
"Görmemiş ol."
Lucas başını iki yana salladı.
"Geç kaldın."
Açelya istemsizce yeniden gülümsedi.
"Çok konuşuyorsun."
"Senin yanında konuşmak kolay."
Açelya birkaç saniye sustu.
Sonra salonun ortasında dans eden çiftlere baktı.
Lucas onun bakışlarını takip etti.
"Dans etmek istiyorsun."
Açelya hemen ona döndü.
"Kim söyledi?"
"Bakışların."
"Belki sadece müziği dinliyorum."
Lucas gülümseyerek elini ona doğru uzattı.
"Yine de?"
Açelya uzatılan ele baktı.
Sonra elini onun eline bıraktı.
"Bir dans."
Lucas'ın gülümsemesi büyüdü.
"Şimdilik."
Birlikte salonun ortasına doğru yürüdüler.
Çevrelerindeki insanlar yavaşça kenara çekildi.
Müzisyenler onları fark etti.
Piyanonun sesi yavaşladı.
Kemanların melodisi değişti.
Salonun ışıkları biraz daha kısıldı.
Açelya ve Lucas karşı karşıya durdu.
Bir an boyunca yalnızca birbirlerine baktılar.
Sonra Lucas elini uzattı.
Açelya elini onun eline bıraktı.
İlk adımı birlikte attılar.
Müzik yükselmeye başladı.
Ve gecenin en güzel anı...
Daha yeni başlıyordu.
Müziğin ilk notası salona yayıldığında Açelya ile Lucas birbirlerine baktı.
İlk adımı aynı anda attılar.
Ne Lucas öne geçti ne de Açelya geride kaldı.
Sanki ikisi de aynı melodiyi aynı anda duyuyordu.
Lucas'ın eli Açelya'nın elini buldu.
Açelya hafifçe döndü.
Siyah elbisesinin etekleri mermer zeminin üzerinde geniş bir yay çizerek savruldu. Gümüş işlemeler kristal avizelerin ışığını yakaladı ve bir anlığına Açelya'nın etrafında yıldızlardan oluşan bir çember oluşmuş gibi göründü.
Lucas onun dönüşünü tek bir adımla tamamladı.
Sonra Açelya yeniden onun karşısına geçti.
Müzik yavaşladı.
İkisi bir an durdu.
Ardından Lucas elini uzattı.
Açelya parmaklarını onun eline bıraktı.
Birlikte ilerlediler.
Bir adım...
İki adım...
Sonra Açelya zarifçe yön değiştirdi.
Lucas aynı anda onun hareketine uydu.
Dans ettikçe aralarındaki mesafe bazen açılıyor, bazen yeniden kapanıyordu.
Fakat hiçbir hareketleri aceleci değildi.
Her şey kusursuz bir uyum içindeydi.
Açelya'nın dönüşü Lucas'ın hareketiyle tamamlanıyor, Lucas'ın attığı her adım Açelya'nın dansına yeni bir şekil veriyordu.
Sanki müzik onları yönetmiyordu.
Onlar müziği yönetiyordu.
Salondaki insanlar giderek sessizleşti.
Dans eden çiftler bile yavaşladı.
Herkes onları izliyordu.
Ama Açelya ile Lucas'ın bundan haberi yokmuş gibiydi.
Onlar için salonun geri kalanı yoktu.
Sadece müzik vardı.
Ve birbirleri.
Kemanların sesi yükseldi.
Açelya bir anda Lucas'tan uzaklaştı.
Elbisesi arkasından süzülürken birkaç adım ilerledi.
Lucas elini uzattı.
Açelya dönerek onun elini yakaladı.
Lucas onu kendi etrafında zarifçe döndürdü.
Açelya'nın saçlarından birkaç ince tutam hareketin etkisiyle hafifçe savruldu.
Dönüş tamamlandığında Lucas'ın yanında yeniden durdu.
İkisinin bakışları kesişti.
Açelya'nın gözlerinde küçük bir meydan okuma vardı.
Lucas bunu fark etti.
"Yarışıyoruz galiba."
Açelya'nın dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
"Yetişebilirsen."
Lucas güldü.
"Denemeye değer."
Müzik bir anda hızlandı.
Açelya bu kez öne çıktı.
Lucas onunla birlikte hareket etti.
Bir dönüş...
Bir başka dönüş...
Sonra ikisi aynı anda yön değiştirdi.
Salonun ortasında siyah ve gümüşten oluşan tek bir siluet gibi hareket ediyorlardı.
Birbirlerinin hareketlerini öylesine kusursuz tamamlıyorlardı ki dışarıdan bakıldığında aralarında tek bir ritim varmış gibi görünüyordu.
Açelya'nın elbisesi her dönüşünde dalgalanıyor, Lucas'ın takım elbisesi ışıkların altında siyah bir gölge gibi hareket ediyordu.
Bir noktada Lucas elini bıraktı.
Açelya tek başına döndü.
Dönüşünü tamamladığında Lucas tam arkasındaydı.
Açelya ona doğru döndü.
Lucas elini uzattı.
Açelya hiç beklemeden elini onun eline bıraktı.
Müzik yükseldi.
İkisi yeniden birlikte hareket etti.
Artık salondaki hiç kimse konuşmuyordu.
Yaşlı bir kadın hayranlıkla fısıldadı:
"Bir kuğu bile böyle süzülemez."
Yanındaki adam gözlerini onlardan ayırmadan cevap verdi:
"Çünkü kuğular tek başına dans eder."
Kısa bir sessizlik oldu.
"Onlar ise birbirleriyle."
Müziğin son bölümüne girildi.
Lucas ile Açelya salonun ortasında son kez döndüler.
Açelya'nın elbisesi geniş bir yay çizdi.
Lucas onun hareketini tamamladı.
Sonra ikisi aynı anda durdu.
Müzik kesildi.
Bir saniye boyunca sessizlik oldu.
Ardından salon alkışlarla yankılandı.
Açelya hafifçe nefes aldı.
Lucas ona baktı.
"Yetişebildim mi?"
Açelya başını kaldırdı.
"Fena değildi."
Lucas gülümsedi.
"Fena mı?"
Açelya'nın gözlerinde sıcak bir parıltı belirdi.
"Belki biraz iyiydin."
Lucas başını eğdi.
"Bu senden alınabilecek en büyük iltifat."
Açelya gülümsedi.
Alkışlar devam ederken ikisi bir süre birbirlerine baktı.
O gece orada bulunan herkes aynı şeyi düşünüyordu:
Kraliçe ve Lucas yalnızca dans etmemişti.
İkisi, gecenin kendisine hayat vermişti.
Alkışların sesi yavaş yavaş azalırken Açelya ile Lucas hâlâ salonun ortasında duruyordu.
Birbirlerine baktılar.
Açelya'nın yüzünde nadir görülen o sakin gülümseme vardı.
Lucas ise gözlerini ondan ayırmıyordu.
Tam o sırada balonun sahibi yanlarına geldi.
Gümüş maskesinin ardından gülümseyerek kadehini kaldırdı.
"Sanırım bu geceye unutulmayacak bir başlangıç yaptınız."
Açelya başını hafifçe eğdi.
"Ev sahipliğiniz kadar iyi olduğunu sanmıyorum."
Adam güldü.
"Bu gece benim gecem değil, Kraliçe."
Açelya'nın kaşları hafifçe kalktı.
Adam kadehini salonu göstererek kaldırdı.
"Bu gece burada bulunan herkesin gecesi."
Sonra Lucas'a döndü.
"Özellikle de sizin."
Lucas hafifçe başını eğdi.
"Teşekkür ederim."
Adam birkaç saniye ikisini izledi.
"Size bir şey göstermek istiyorum."
Açelya merakla baktı.
"Neyi?"
Adam cevap vermeden arkasını döndü.
Salonun karşı tarafındaki devasa perdeler aynı anda açıldı.
Konukların arasından hayranlık dolu sesler yükseldi.
Perdelerin arkasında, malikânenin diğer salonuna açılan devasa cam kapılar vardı.
Kapıların ardında ise gecenin asıl sürprizi bekliyordu.
Dışarıdaki bahçe tamamen değişmişti.
Binlerce küçük ışık ağaçların dallarına yerleştirilmişti. Beyaz güllerle çevrili uzun bir yürüyüş yolu, malikânenin arkasındaki göle kadar uzanıyordu.
Gölün üzerinde onlarca küçük ışık süzülüyordu.
Ayın yansıması suyun üzerine vuruyor, hafif rüzgârla birlikte ışıklar dalgaların üzerinde dans ediyordu.
Lucas hayranlıkla dışarı baktı.
"Oldukça güzel."
Açelya sessizce başını salladı.
"Gerçekten."
Ev sahibi gülümsedi.
"Bu gece yalnızca salonun içinde kalmayacağız."
Konuklar yavaş yavaş bahçeye doğru ilerlemeye başladı.
Açelya ile Lucas da onların arasında yürüdü.
Bahçeye çıktıklarında müzik bu kez dışarıdaki gizli hoparlörlerden duyulmaya devam etti.
Hava serindi.
Açelya'nın elbisesinin etekleri hafif rüzgârla hareket ediyordu.
Lucas ceketinin düğmesini kapattı.
Açelya ona baktı.
"Üşüdün mü?"
"Hayır."
"Yalan."
Lucas gülümsedi.
"Sen fark etmeyeceksin sanmıştım."
"Ben her şeyi fark ederim."
"Onu biliyorum."
Lucas'ın sesi yumuşadı.
"Bu yüzden yanındayken hiçbir şeyi saklayamıyorum."
Açelya bir an sustu.
Sonra gözlerini göle çevirdi.
"İyi."
Birlikte yürümeye devam ettiler.
Gölün kenarına geldiklerinde müzik yeniden değişti.
Bu kez daha sakin, daha büyüleyici bir melodi başladı.
Konukların bir kısmı gölün çevresindeki masalara yerleşti.
Bazıları birbirleriyle sohbet ediyor, bazıları dans eden çiftleri izliyordu.
Açelya korkulukların yanında durup göle baktı.
Lucas onun yanına geçti.
Bir süre konuşmadılar.
Sessizlik rahatsız edici değildi.
Tam tersine...
Gecenin bütün gürültüsünden sonra ikisine de iyi gelmişti.
Lucas sonunda konuştu.
"Bu geceyi hatırlayacaksın."
Açelya ona baktı.
"Neden?"
Lucas gökyüzüne baktı.
"Çünkü uzun zamandır ilk kez hiçbir şey düşünmeden burada duruyorsun."
Açelya birkaç saniye düşündü.
Sonra hafifçe gülümsedi.
"Belki de haklısın."
Lucas ona döndü.
"Ben genelde haklıyım."
Açelya kaşını kaldırdı.
"Bu kadarına gerek yok."
Lucas güldü.
Açelya da onunla birlikte güldü.
Ve o anda gölün karşı tarafındaki ışıklar birer birer yanmaya başladı.
Önce tek bir sıra.
Sonra ikinci.
Sonra üçüncü.
Birkaç saniye içinde bütün gölün çevresi ışıklarla kaplandı.
Konukların arasında hayranlık dolu sesler yükseldi.
Açelya'nın gözleri parladı.
Lucas ona baktı.
Ama ışıklardan çok...
Açelya'nın yüzündeki ifadeyi izliyordu.
O gece ilk kez Kraliçe'yi değil...
Sadece Açelya'yı görüyordu.
Ve belki de gecenin en güzel görüntüsü buydu.
Tam o anda gölün üzerindeki son ışık da yandı.
Bütün bahçe bir anda aydınlandı.
Binlerce küçük ışık, suyun üzerinde yıldızlar gibi yansıyordu. Ay gölün ortasında parlıyor, beyaz güllerin arasından esen hafif rüzgâr gecenin sessizliğini tamamlıyordu.
Açelya hayranlıkla manzaraya bakarken Lucas birkaç adım geride kaldı.
Onu izliyordu.
Fakat bu kez yüzünde her zamankinden farklı bir ifade vardı.
Kararlıydı.
Sanki uzun zamandır vermeyi düşündüğü bir kararı sonunda vermişti.
Açelya birkaç saniye sonra arkasını döndü.
"Lucas?"
Lucas cevap vermedi.
Sadece ona doğru birkaç adım attı.
Bahçedeki müzik yavaşladı.
Konukların bir kısmı farkında olmadan onlara dönmeye başladı.
Lucas, Açelya'nın karşısında durdu.
Açelya kaşlarını hafifçe çattı.
"Ne oldu?"
Lucas derin bir nefes aldı.
"Bir şey söylemem gerekiyor."
Açelya'nın yüzündeki merak arttı.
"Şimdi mi?"
"Evet."
Lucas elini ceketinin içine götürdü.
Açelya'nın bakışları onu takip etti.
Lucas küçük, siyah bir kutu çıkardı.
O an...
Açelya'nın yüzündeki bütün ifade değişti.
Lucas kutuyu açtı.
İçinde sade ama zarif bir yüzük vardı. Üzerindeki taş, gölün üzerindeki ışıkların altında parlıyordu.
Çevredeki konuşmalar tamamen kesildi.
Birkaç kişi şaşkınlıkla birbirine baktı.
Lucas ise yalnızca Açelya'ya bakıyordu.
"Hayatım boyunca birçok karar verdim."
Sesi sakindi.
"Ama bazı kararlar vardır ki insan onları vermeden önce ne kadar düşündüğünü unutuyor."
Açelya sessizce onu dinliyordu.
Lucas devam etti:
"Seninle tanıştığım günden beri hayatımın hiçbir şeyi eskisi gibi olmadı."
Kısa bir sessizlik oldu.
"Sen Kraliçe olduğunda yanında durdum."
"Tahtın yükseldiğinde yanında durdum."
"Dünyanın sana karşı geldiği zamanlarda da..."
Lucas'ın gözleri yumuşadı.
"...herkes senden uzaklaşırken yanında kalacağımı biliyordum."
Açelya'nın gözleri dolmadı.
Ağlamadı.
O, Açelya'ydı.
Fakat yüzündeki sert ifade tamamen kaybolmuştu.
Lucas bir dizinin üzerine çöktü.
Bahçedeki herkes nefesini tuttu.
Açelya birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.
Lucas yüzüğü ona doğru uzattı.
"Ben senin yanında yalnızca bugün olmak istemiyorum."
Kısa bir duraksama.
"Yarın da."
"Sonraki gün de."
"Ve mümkün olan bütün günlerde."
Lucas'ın sesi daha da sakinleşti.
"Benimle evlenir misin, Açelya?"
Gölün üzerindeki ışıklar hafifçe dalgalandı.
Müzik tamamen susmuştu.
Bütün bahçe onun cevabını bekliyordu.
Açelya ise Lucas'a bakıyordu.
Sonra yüzüğe.
Sonra yeniden Lucas'a.
Yüzünde yavaşça bir gülümseme oluştu.
Elini ona doğru uzattı.
"Evet."
Lucas'ın yüzünde büyük bir gülümseme belirdi.
Açelya devam etti:
"Seninle evlenirim."
Bahçedeki sessizlik bir anda alkışlara dönüştü.
Müzik yeniden başladı.
Gölün çevresindeki ışıklar daha da parlak yandı.
Lucas ayağa kalktı ve yüzüğü Açelya'nın parmağına taktı.
Açelya elini kaldırıp yüzüğe baktı.
Işık, taşın üzerinde parladı.
Lucas onun yanında durdu.
O gece...
Kraliçe yalnızca bir baloya katılmamıştı.
Hayatının en önemli kararlarından birini vermişti.
Ve yüzlerce insanın önünde, Açelya'nın parmağında artık bir yüzük vardı.
Fakat hiç kimse bilmiyordu...
Bu gecenin, yıllar sonra hatırlanacak en güzel anlardan biri mi...
Yoksa her şey değişmeden önceki son kusursuz gece mi olacağını.
Alkışların sesi bahçeyi doldururken Açelya hâlâ elini havada tutuyordu.
Parmağındaki yüzük, gölün üzerine yayılan binlerce ışığın arasında parlıyordu.
Bir süre yalnızca ona baktı.
Sonra Lucas'a döndü.
"Gerçekten yaptın."
Lucas gülümsedi.
"Şüphe mi ettin?"
"Biraz."
"Ben etmedim."
Açelya başını hafifçe yana eğdi.
"Ne zamandır planlıyorsun?"
Lucas cevap vermeden önce kısa bir süre düşündü.
"Uzun zamandır."
"Ve bana hiçbir şey söylemedin."
"Sürpriz olması gerekiyordu."
Açelya yüzüğe yeniden baktı.
"Başardın."
Lucas'ın bakışları yumuşadı.
"Beğendin mi?"
Açelya ona baktı.
"Yüzüğü mü?"
Lucas başını salladı.
Açelya birkaç saniye sustu.
"Hayır."
Lucas'ın kaşları hafifçe kalktı.
Açelya elini onun elinin üzerine koydu.
"Seni."
Lucas'ın yüzünde şaşkınlıkla karışık bir gülümseme belirdi.
"Bu daha iyi."
"Çok konuşma."
"Emredersiniz."
Açelya gözlerini devirse de gülümsemesini saklayamadı.
Bahçedeki konuklar hâlâ onları izliyordu.
Fakat bu kez bakışlarında yalnızca hayranlık vardı.
Kraliçe'nin hayatında ilk kez böylesine açık bir mutluluk görülüyordu.
Ve Lucas...
Onun yanında yalnızca bir koruyucu, bir ortak ya da güçlü bir isim olarak değil, hayatını paylaşmayı seçtiği kişi olarak duruyordu.
---
Balonun sahibi birkaç dakika sonra yanlarına geldi.
Yüzündeki gümüş maskenin ardından gülümsüyordu.
"Sanırım gecemin asıl sürprizi siz oldunuz."
Açelya kaşını kaldırdı.
"Bu kadar insanı bir araya getirip sürprizi sizden beklemiyordum."
Adam güldü.
"Ben yalnızca ortamı hazırladım."
Bakışlarını Lucas'ın eline, ardından Açelya'nın parmağındaki yüzüğe çevirdi.
"Gerisini siz yaptınız."
Lucas başını hafifçe eğdi.
"Teşekkür ederiz."
Adam kadehini kaldırdı.
"Öyleyse yeni başlangıcınıza."
Açelya da elindeki kadehi kaldırdı.
"Yeni başlangıcımıza."
Üç kadeh birbirine değdi.
Kristal bir ses gecenin içinde yankılandı.
Ardından bahçedeki müzik yeniden yükseldi.
Bu kez daha neşeli bir melodi çalıyordu.
Konuklar yeniden dans etmeye başladı.
Açelya, Lucas'a baktı.
"Bir dans daha."
Lucas gülümsedi.
"Bir tane daha mı?"
"Bu kez ben istiyorum."
Lucas elini uzattı.
Açelya hiç beklemeden tuttu.
İkisi yeniden ışıklarla çevrili bahçenin ortasına doğru ilerledi.
Bu kez bütün salon onları izlemiyordu.
Bazı insanlar kendi aralarında dans ediyor, bazıları sohbet ediyor, bazılarıysa uzaktan onları seyrediyordu.
Fakat Açelya ile Lucas için bunun hiçbir önemi yoktu.
Müzik eşliğinde yeniden hareket etmeye başladılar.
İlk dansları kadar gösterişli değildi.
Daha sakindi.
Daha özgürdü.
Açelya birkaç kez gülerek Lucas'ın adımlarına karşılık verdi.
Lucas da onu takip etti.
Artık kusursuz görünmeye çalışmıyorlardı.
Sadece mutluydular.
Ve belki de bu yüzden ikinci dansları, ilkinden bile daha güzeldi.
Gecenin sonunda gölün üzerinde havai fişekler yükseldi.
Renkli ışıklar gökyüzünü doldurdu.
Açelya başını kaldırıp gökyüzüne baktı.
Lucas onun yanında durdu.
Açelya elini kaldırdı.
Yüzük yeniden ışıldadı.
Lucas onun eline baktı.
"Artık kaçamazsın."
Açelya ona döndü.
"Nereye kaçacağım?"
"Benimle evlenmeyi kabul ettin."
Açelya gülümsedi.
"Belki de asıl sen artık kaçamazsın."
Lucas güldü.
"Ben zaten hiç kaçmadım."
Açelya birkaç saniye ona baktı.
Sonra elini onun eline bıraktı.
Gecenin ışıkları üzerlerine düşerken ikisi yan yana durdu.
Ve o an...
Dünyanın en güçlü insanlarından ikisi değillerdi.
Kraliçe ve onun yanında duran adam da değillerdi.
Sadece geleceklerini birlikte kurmaya karar vermiş iki insandılar.
Ve henüz hiçbirinin bilmediği bir şey vardı.
Bu gece...
İkisinin de hayatında uzun süre unutulmayacak bir gece olacaktı.
Havai fişeklerin son ışıkları gökyüzünde kaybolduğunda bahçedeki müzik yeniden yükseldi.
Konuklar alkışlıyor, birbirlerini tebrik ediyor, gecenin tadını çıkarıyordu.
Açelya ise hâlâ Lucas'ın elini tutuyordu.
Parmağındaki yüzük her hareketinde ışığı yakalıyor, gümüş taş gölün üzerindeki yıldız yansımalarına karışıyordu.
Lucas eline baktı.
"Alışabilecek misin?"
Açelya neyi kastettiğini anlamıştı.
"Yüzüğe mi?"
Lucas başını salladı.
Açelya elini biraz daha kaldırdı.
"Sanırım."
Sonra ona baktı.
"Alışmam gereken şey yüzük değil."
Lucas'ın bakışları meraklandı.
"Neymiş?"
Açelya'nın dudaklarında küçük bir gülümseme belirdi.
"Artık bana evlilik teklif etmiş olman."
Lucas güldü.
"Bir sorun mu var?"
"Hayır."
Açelya birkaç saniye düşündü.
"Sadece senden böyle bir şey beklemiyordum."
"Ben de senden 'evet' beklemiyordum."
Açelya'nın kaşları kalktı.
"Ne demek o?"
Lucas gülümseyerek başını iki yana salladı.
"Kraliçe olduğun için."
Açelya kollarını bağladı.
"Kraliçe olmamın bununla ne ilgisi var?"
"Çünkü sen bir şey istediğinde herkes senden çekiniyor."
"Sen çekinmiyorsun."
"Benim özel bir durumum var."
Açelya hafifçe gülümsedi.
"Öyle mi?"
Lucas ona doğru eğilmeden, yalnızca alçak sesle konuştu.
"Senin yanında korkudan çok cesaret gerekiyor."
Açelya birkaç saniye onu izledi.
Sonra başını salladı.
"Bu cevabı beğendim."
"İkinci kez iltifat aldım."
"Şanslı gecendesin."
"Kesinlikle."
---
Bir süre sonra balonun sahibi yeniden sahneye çıktı.
Bu kez elinde kadeh değil, küçük bir mikrofon vardı.
"Sanırım bu gecenin en önemli anını hepimiz gördük."
Salonun içinden kahkahalar ve alkışlar yükseldi.
Adam devam etti:
"Fakat gece henüz bitmedi."
Bunun üzerine salonun arka tarafındaki büyük kapılar açıldı.
İçeriden onlarca garson çıktı.
Masalara birbirinden farklı tatlılar, meyveler ve içecekler yerleştirilmeye başlandı.
Ardından salonun ortasına büyük, çok katlı bir pasta getirildi.
Pastanın üzerinde küçük gümüş maskeler vardı.
Açelya şaşkınlıkla baktı.
"Bu da ne?"
Lucas gülümsedi.
"Sanırım balonun ikinci sürprizi."
Açelya ona baktı.
"Ben bu gece bu kadar sürpriz beklemiyordum."
Lucas başını eğdi.
"Ben bekliyordum."
"Sen biliyor muydun?"
"Hayır."
Açelya gözlerini kıstı.
"Yalan."
Lucas güldü.
"Tamam. Biraz."
İkisi pastanın yanına doğru ilerledi.
Balonun sahibi onlara iki bıçak uzattı.
"Bu geceyi kutlamanın en güzel yolu."
Açelya bıçağın birini aldı.
Lucas diğerini.
Birlikte pastayı kestiler.
Salon alkışlarla doldu.
Açelya ilk parçayı alırken Lucas ona baktı.
"Kraliçeler pasta kesmeyi de böyle mi yapıyor?"
Açelya sakin bir şekilde cevap verdi.
"Hayır."
"Nasıl yapıyorlar?"
"Yanlarındaki adamı pastayla susturarak."
Lucas kahkaha attı.
"Tehdit mi bu?"
"Uyarı."
"Not aldım."
Açelya da güldü.
O gece, onları yıllardır tanıyan insanların bile çok nadir gördüğü bir manzara vardı.
Açelya gerçekten eğleniyordu.
Gülüyordu.
Kendini düşünmeden konuşuyor, müziğe eşlik ediyor ve Lucas'ın yanında bütün unvanlarını bir kenara bırakabiliyordu.
Lucas da aynı şekildeydi.
Onu izleyen herkes, ikisinin yalnızca güçlü olmadığını fark ediyordu.
Birbirlerinin yanında huzurluydular.
---
Gece ilerledikçe balo daha da hareketlendi.
Bazı konuklar dans ediyor, bazıları bahçeye çıkıyor, bazılarıysa salonun kenarındaki küçük masalarda sohbet ediyordu.
Açelya bir süre kalabalığı izledikten sonra Lucas'a döndü.
"Yoruldun mu?"
Lucas başını iki yana salladı.
"Hayır."
"Dans ettik."
"Evet."
"Uzun süredir ayaktasın."
"Sen de."
Açelya gülümsedi.
"Ben Kraliçeyim."
Lucas hiç düşünmeden cevap verdi:
"Ben de senin yanındayım."
Açelya birkaç saniye ona baktı.
Sonra elini uzattı.
"Öyleyse devam."
Lucas onun elini tuttu.
Müziğin ritmine karışarak yeniden kalabalığın arasına girdiler.
Bu kez çevrelerindeki insanlar onlara bakıp gülümsüyordu.
Korkuyla değil.
Hayranlıkla değil.
Sadece mutluluklarını paylaşarak.
Ve gece, uzun zamandır ilk kez hiçbir savaşın, hiçbir hesabın ve hiçbir yükün konuşulmadığı bir geceye dönüşmüştü.
Sadece müzik vardı.
Işıklar vardı.
Ve birbirlerinin elini bırakmayan Açelya ile Lucas vardı.
Gece ilerledikçe balonun görkemi daha da büyüyordu.
Salonun yüksek tavanındaki kristal avizeler yavaşça renk değiştiriyor, bahçedeki ışıklar gölün üzerinde yıldız kümeleri gibi parlıyordu.
Müzik hiç durmuyordu.
Konukların çoğu artık maskelerinin ardında kim olduğunu düşünmüyor, gecenin tadını çıkarıyordu.
Fakat salona her yeni giren kişi, gözlerini istemsizce aynı iki kişiye çeviriyordu.
Açelya.
Ve Lucas.
Artık yalnızca Sıfırıncı Taht'ın Kraliçesi ve onun yanında duran güçlü bir adam değillerdi.
Onların isimleri yan yana anıldığında insanlar yeni bir unvan kullanmaya başlamıştı.
Kraliçe ve Veliaht Kral.
Bu gece ilk kez bu unvanı yüksek sesle söyleyen kişi, yaşlı bir konuk oldu.
"Kraliçe ve Veliaht Kral..."
Sözler kısa sürede salonda yayıldı.
Açelya bunu duyduğunda Lucas'a baktı.
Lucas da ona dönüp hafifçe gülümsedi.
"Sanırım yeni bir unvanımız var."
Açelya kadehini kaldırdı.
"Veliaht Kral."
Lucas başını eğdi.
"Kraliçem."
Açelya'nın gözlerinde küçük bir parıltı oluştu.
"Yakıştı."
"İkimize mi?"
"İkimize."
Lucas gülümsedi.
"Ben de öyle düşünüyorum."
Tam o sırada orkestranın müziği değişti.
Salonun ortasındaki dans alanı yeniden boşaldı.
Balonun sahibi sahneye çıktı.
"Bu gecenin onur konukları için özel bir dans."
Bütün bakışlar Açelya ve Lucas'a çevrildi.
Açelya Lucas'a baktı.
"Yine mi?"
Lucas elini uzattı.
"Bu kez kaçış yok."
Açelya onun elini tuttu.
Birlikte salonun ortasına yürüdüler.
Müzik başladı.
Bu dans ilkinden farklıydı.
Daha görkemli.
Daha ağır.
Daha asil.
Açelya ve Lucas yan yana hareket ederken bütün salon onları izliyordu.
Bir noktada Lucas elini kaldırdı.
Açelya zarifçe döndü.
Elbisesinin etekleri geniş bir yay çizdi.
Ardından Lucas onunla aynı anda yön değiştirdi.
İkisi bir kez daha kusursuz bir uyum içinde süzülmeye başladı.
Ve bu kez alkış bile gelmedi.
Çünkü kimse o anı bozmak istemiyordu.
Sanki bütün salon, Kraliçe ile Veliaht Kral'ın dansını izlemek için sessizliğe bürünmüştü.
Müziğin son notası duyulduğunda Açelya ve Lucas aynı anda durdu.
Başlarını hafifçe eğdiler.
Ve salon alkışlarla yankılandı.
Açelya Lucas'ın kulağına fısıldadı:
"Bu sefer daha iyiydin."
Lucas gülümsedi.
"Demek sonunda kabul ettin."
"Biraz."
"Yine o kelime."
Açelya güldü.
"Alış."
Lucas onun elini tuttu.
"Seninle ilgili her şeye alışabilirim."
Müziğin son notaları salonun yüksek tavanında kaybolurken alkışlar bir süre daha devam etti.
Açelya ile Lucas yeniden yan yana durdu.
Etraflarında yüzlerce insan vardı.
Fakat ikisi için o an kalabalık sanki uzaklaşmış gibiydi.
Lucas, Açelya'nın elini bırakmadı.
Açelya ona baktı.
"Ne oldu?"
Lucas cevap vermedi.
Sadece ona biraz daha yaklaştı.
Açelya'nın gözlerinde merak belirdi.
"Lucas?"
Lucas derin bir nefes aldı.
Yıllardır söylemek isteyip de kelimelere dökemediği bir şey vardı.
Savaşların ortasında söylemek kolay değildi.
Tahtın gölgesinde söylemek kolay değildi.
Her şeyin bu kadar hızlı değiştiği bir hayatta söylemek hiç kolay değildi.
Ama bu gece farklıydı.
Lucas başını Açelya'nın kulağına doğru eğdi.
Sesi yalnızca onun duyabileceği kadar alçaktı.
"Ne kadar zor olursa olsun..."
Kısa bir sessizlik.
"...seni seviyorum."
Açelya olduğu yerde kaldı.
Sanki salondaki bütün sesler bir anda uzaklaşmıştı.
Lucas geri çekildi.
Bu kez gözlerini ondan kaçırmadı.
"Uzun zamandır söylemek istiyordum."
Açelya'nın bakışları yumuşadı.
"Lucas..."
"Bir cevap vermek zorunda değilsin."
Açelya başını hafifçe iki yana salladı.
"Hayır."
Lucas sustu.
Açelya ona doğru bir adım attı.
"Bu kez susmayacağım."
Lucas'ın gözlerinde şaşkınlık belirdi.
Açelya parmağındaki yüzüğe baktı.
Sonra yeniden onun gözlerine.
"Çünkü sen bana bir gelecek teklif ettin."
Bir an durdu.
"Ben de o geleceği seninle istiyorum."
Lucas'ın yüzünde yavaşça bir gülümseme oluştu.
Açelya'nın sesi daha da yumuşadı.
"Ben de seni seviyorum."
Lucas birkaç saniye konuşamadı.
Kraliçe ve Veliaht Kral'ın çevresinde insanlar hâlâ dans ediyor, müzik devam ediyor, ışıklar salonun üzerinde süzülüyordu.
Ama ikisi için o an yalnızca iki cümle vardı.
Seni seviyorum.
Ve bu iki kelime, bütün gece boyunca gördükleri ihtişamdan daha değerliydi.
Lucas hafifçe gülümsedi.
"Sonunda."
Açelya kaşını kaldırdı.
"Ne sonunda?"
"Beklediğim cevabı aldım."
Açelya gülümseyerek başını iki yana salladı.
"Fazla kendine güveniyorsun, Veliaht Kral."
Lucas'ın gülümsemesi büyüdü.
"Kraliçemin yanında biraz hakkım var."
Açelya elini onun eline bıraktı.
"Belki."
Ve ikisi, maskeli balonun ışıkları altında yeniden yan yana yürümeye başladı.
Bu kez salondaki herkes onların yalnızca unvanlarını değil...
Birbirlerini seçtiklerini de görebiliyordu.
Gece artık sona yaklaşmıştı.
Salonun içindeki kalabalık azalmış, müzik daha sakin bir melodiye dönüşmüştü. Bahçedeki ışıkların bir kısmı söndürülmüş, gölün üzerinde yalnızca ayın yansıması kalmıştı.
Açelya ile Lucas malikânenin merdivenlerinde yan yana duruyordu.
Açelya elini kaldırdı.
Parmağındaki yüzük ay ışığında parladı.
Lucas yüzüğe baktı.
Sonra Açelya'ya.
"Bugün iki kez şaşırttın beni."
Açelya gülümsedi.
"İki mi?"
"Dans ederken gülümsemen."
Açelya gözlerini devirdi.
"İkincisi?"
Lucas'ın bakışları yüzüğe kaydı.
"Hayatımı seninle geçirmeyi kabul etmen."
Açelya birkaç saniye sustu.
Sonra başını onun omzuna yaslamadan, yalnızca yanında durarak gökyüzüne baktı.
"Veliaht Kral."
"Efendim, Kraliçem?"
"Bu geceyi unutma."
Lucas ona döndü.
"Unutmam."
Açelya'nın sesi bu kez daha ciddi çıktı.
"Ne olursa olsun."
Lucas onun gözlerine baktı.
"Ne olursa olsun."
İki kelime, gecenin sessizliğinde uzun süre asılı kaldı.
Sonra malikânenin içinden son bir müzik sesi yükseldi.
Açelya elini Lucas'a uzattı.
Lucas tuttu.
Birlikte merdivenlerden aşağı indiler.
Gölün kenarındaki ışıkların arasından yürürken arkalarında yüzlerce insanın sesi, kahkahaları ve müzik kaldı.
O gece herkes bir şey görmüştü.
Kraliçe'nin ihtişamını.
Veliaht Kral'ın gücünü.
İkisinin birlikte oluşturduğu o eşsiz uyumu.
Ama hiç kimse onların kendi aralarında yaptıkları küçük anlaşmayı bilmiyordu.
Ne olursa olsun.
Malikânenin kapıları arkalarından kapanırken Açelya son kez dönüp göle baktı.
Ay hâlâ suyun üzerinde parlıyordu.
Yüzüğündeki taş da ay ışığını yakaladı.
Açelya'nın yüzünde sakin bir gülümseme vardı.
Lucas onun yanında yürüyordu.
Ve ikisi de bilmiyordu...
Bazı geceler yalnızca güzel oldukları için hatırlanmazdı.
Bazı geceler, insanın hayatının geri kalanını değiştirecek kadar güzel olduğu için hatırlanırdı.
.....
Biraz kıs oldu özür dilerim ama fazla vakit ayıramıyorum desteklerinizi bekliyorum sizi çok seviyorumm iyi okumalar ...
SONRA Kİ BÖLÜMDE GÖRÜŞMEK ÜZEREE.....❤️🥰😇🩵
Bölüm etkileşimi
