10. bölüm · Kırılan Sessizlik
Kanla Yazılan Emir
Silah sesleri fabrikanın paslı duvarlarında yankılanırken ortalık bir anda savaş alanına dönmüştü.
Fabrikanın bütün ışıkları söndüğü anda Alfa ve Bravo timleri dört farklı noktadan içeri girmiş, maskeli adamlara peş peşe ateş açmaya başlamıştı. Kurşunlar demirlere çarpıyor, tavandan beton parçaları koparak yere düşüyordu. Yoğun barut kokusu nefes almayı bile zorlaştırıyordu.
Aras kolumdan tutup beni kalın bir beton kolonun arkasına çekti.
"İyi misin?"
Başımı salladım.
"İyiyim."
Yere düşen adamlardan birinin silahını alıp şarjörünü kontrol ettim. Parmaklarım titremiyordu. İçimdeki korku yerini soğukkanlılığa bırakmıştı.
Kulaklığımdan Kerem'in sesi duyuldu.
"Kraliçem, Alfa timi doğu koridorunu temizledi. Bravo timi ikinci kata çıktı. Çatıda iki keskin nişancı etkisiz hâle getirildi."
Derin bir nefes aldım.
"Afra'nın yerini bulabildin mi?"
Kısa bir sessizlik oldu.
"Henüz hayır... Ama bodrum katında yoğun hareketlilik var."
Tam cevap verecekken fabrikanın hoparlörlerinden o tanıdık kahkaha yükseldi.
"Bravo..."
"Gerçekten annenin kızıymışsın."
Ses binanın her köşesinde yankılanıyordu.
"Neden saklanıyorsun?" diye bağırdım.
"Çünkü henüz zamanı değil."
Aras dişlerini sıktı.
"Korkak..."
Adam alaycı bir ses tonuyla güldü.
"Korkak olan ben değilim."
"Bugün sadece ilk perde."
"Asıl oyun şimdi başlıyor."
Tam o sırada fabrikanın zemini şiddetle sarsıldı.
Tavandan paslı borular koparak yere düştü.
Kerem'in sesi bu kez panik doluydu.
"Kraliçem! Fabrikanın taşıyıcı kolonlarına patlayıcı yerleştirilmiş!"
Kalbim hızlandı.
"Ne kadar süremiz var?"
"...Yedi dakika."
Koridordaki herkes birbirine baktı.
Yedi dakika...
Bu kadar kısa sürede hem Afra'yı hem de bütün ekibi çıkarmamız gerekiyordu.
Aras bana döndü.
"Karar senin."
Gözlerimi kapatıp yalnızca birkaç saniye düşündüm.
Sonra silahımı kaldırdım.
"Afra'yı almadan buradan çıkmıyoruz."
"Alfa timi benimle gelsin."
"Bravo timi çıkışları kontrol altına alsın."
"Kimse o maskeli adamın kaçmasına izin vermeyecek."
"Anlaşıldı, Kraliçem!"
Hızla fabrikanın arka tarafına ilerlemeye başladık.
Koridorun sonunda paslanmış yük asansörünü gördük.
Kapısı zincirlerle kapatılmıştı.
Aras iki el ateş ederek kilidi parçaladı.
Kapıyı açınca aşağıya inen dar beton merdiven ortaya çıktı.
İçeriden buz gibi bir hava yükseliyordu.
Fenerimizi açıp inmeye başladık.
Merdivenler bitmek bilmiyordu.
Aşağı indikçe rutubet kokusu ağırlaşıyor, duvarlarda eski kan lekeleri görünmeye başlıyordu.
Aras sessizce durdu.
"Bir şey duyuyor musun?"
Herkes nefesini tuttu.
Uzaklardan boğuk bir kadın sesi geliyordu.
"...Açelya..."
Kalbim sıkıştı.
Bu sesti...
Afra'nın sesi.
Koşmaya başladım.
Aras arkamdan seslendi.
"Yavaş!"
Ama onu dinlemiyordum.
Koridorun sonuna ulaştığımda ağır çelik bir kapıyla karşılaştım.
Kapının küçük camından içeri baktığım an nefesim kesildi.
Afra...
Annesi...
Babası...
Üçü de sandalyelere bağlanmıştı.
Yüzlerinde darp izleri vardı.
Tam kapıyı açacakken içeride duran siyah takım elbiseli adam yavaşça bana döndü.
Yüzündeki maskeyi çıkardı.
O an bütün dünya durmuş gibiydi.
"...Emir?"
Sesim titremişti.
Yıllar önce öldüğü söylenen adam...
Karşımda dimdik duruyordu.
Aras da onu görünce şaşkınlıkla geri çekildi.
"Bu... mümkün değil."
Emir hafifçe gülümsedi.
"Demek beni hâlâ hatırlıyorsunuz."
Silahımı doğrulttum.
"Afra'yı bırak."
Emir sakinliğini bozmadı.
"Sen gerçekten annen gibi davranıyorsun."
"İnsanları kurtarmak için kendi hayatını hiçe sayıyorsun."
"Daha fazla konuşma!"
"Sadece onları serbest bırak."
Tam o sırada Afra ağlayarak bağırdı.
"Açelya, sakın ona inanma!"
Emir başını eğdi.
"Ne yazık ki bana güvenmeyeceğini biliyordum."
Bir adım bana doğru attı.
"Çünkü sana yıllarca yalan söylendi."
Tam o anda kulaklığımdan Kerem'in sesi yükseldi.
"Kraliçem! Yeni düşman birlikleri binaya girdi!"
"Dışarıdaki ekipler çatışıyor!"
Arkasından büyük bir patlama sesi geldi.
Bütün bina yeniden sarsıldı.
Emir gözlerini üzerime dikti.
"Artık seçim zamanı, Açelya..."
"Ya gerçeği öğreneceksin..."
"...ya da bugün herkes burada ölecek."
Emir'in sözleri bodrum katındaki ağır sessizliğin içine düştü.
"Ya gerçeği öğreneceksin..."
"...ya da bugün herkes burada ölecek."
Silahımı bir an bile indirmedim.
"Gerektiği kadar beklerim."
"Ama önce Afra'yı bırak."
Emir, arkasında bağlı duran Afra'ya kısa bir bakış attı.
Sonra tekrar bana döndü.
"Sen hâlâ insanların hayatını kendi hayatının önüne koyuyorsun."
"Annen de tam olarak böyleydi."
Dişlerimi sıktım.
"Annem hakkında tek kelime daha etme."
Emir'in yüzündeki gülümseme kayboldu.
"Biliyor musun?"
"Onu öldüren kurşun sıkıldığında yanında ben vardım."
Kalbim bir an duracak gibi oldu.
Aras sertçe öne çıktı.
"Yeter!"
"Onun aklını karıştırmaya çalışma."
Emir gözlerini Aras'a çevirdi.
"Gerçeği senden daha iyi bilen biri var mı?"
Bu sözle birlikte Aras'ın yüzündeki ifade değişti.
İlk kez gözlerinde kararsızlık gördüm.
Başımı ona çevirdim.
"Aras..."
"Ne demek istiyor?"
Aras birkaç saniye sustu.
Sonunda alçak bir sesle konuştu.
"O gece..."
"...annen beni seni korumakla görevlendirdi."
"Ne olursa olsun seni bu dünyanın kirinden uzak tutmamı istedi."
Şaşkınlıkla ona baktım.
"Bunu neden benden sakladın?"
"Çünkü verdiğim söz buydu."
Emir acı bir şekilde güldü.
"Ne yazık ki o söz artık seni korumaya yetmeyecek."
Tam o sırada Kerem'in sesi yeniden kulaklığımdan yükseldi.
"Kraliçem! Süremiz üç dakika!"
"Patlayıcıları durduramıyorum!"
Bulunduğumuz odanın tavanından beton parçaları dökülmeye başladı.
Afra'nın annesi korkuyla ağlıyor, babası bağlı olduğu sandalyeden kurtulmaya çalışıyordu.
Hiç vakit kaybetmeden Afra'nın yanına koştum.
Cebimde sakladığım küçük bıçağı çıkarıp iplerini kesmeye başladım.
Aras da ailesini çözüyordu.
Afra serbest kalır kalmaz bana sıkıca sarıldı.
"Geleceğini biliyordum..."
"Sen beni bırakmazsın."
Gözlerimi kapatıp onu kısacık tuttum.
"Artık güvendesin."
Tam o sırada silah sesleri yeniden koridorda yankılandı.
Maskeli adamlar bodrum katına kadar inmişti.
Kurşunlar kapıya isabet ediyor, çelik kapı her darbede biraz daha eğiliyordu.
Kerem'in sesi bu kez neredeyse bağırıyordu.
"Kraliçem! Çıkmanız lazım!"
"Hemen!"
Emir birkaç adım geri çekildi.
Koridorun sonundaki taş duvar yavaşça açıldı.
Gizli bir geçit...
Bunu daha önce kimse bilmiyordu.
Gitmeden önce son kez bana baktı.
"Bu savaş bugün bitmeyecek."
"Annen yarım bıraktı."
"Sen tamamlayacaksın."
"Bir dahaki karşılaşmamızda bütün gerçekleri öğreneceksin."
Aras silahını kaldırdı.
Tetiğe bastı.
Kurşun duvara isabet etti.
Emir ise çoktan gizli geçidin karanlığında kaybolmuştu.
Duvar yeniden kapanırken içimde tarif edemediğim bir öfke büyüdü.
Onu elimizden kaçırmıştık.
Ama asıl canımı yakan şey söyledikleriydi.
Gerçekten annemden bana saklanan sırlar mı vardı?
Düşünmeye fırsat kalmadan Kerem'in sesi tekrar duyuldu.
"Otuz saniye!"
Aras bağırdı.
"Herkes dışarı!"
Afra'nın babasını omzuna aldı.
Ben de Afra ile annesini yanıma alıp koridora koştum.
Arkamızdan gelen silah sesleri hiç durmuyordu.
Merdivenleri ikişer üçer çıkarken bütün bina sallanıyordu.
Nefesim kesilmişti.
Tam çıkış kapısını gördüğümüz anda arkamızdan kulakları sağır eden bir patlama yükseldi.
Alevler koridoru yuttu.
Patlamanın etkisiyle hepimiz dışarı savrulduk.
Yüzümü yerden kaldırdığımda fabrikanın tamamı alevler içindeydi.
Geceyi turuncu bir ışık kaplamıştı.
İtfaiye sirenleri uzaktan duyulmaya başlarken timler yaralıları tahliye ediyordu.
Afra yanıma gelip gözyaşları içinde bana sarıldı.
"Teşekkür ederim..."
"Bir dakika daha geç kalsaydın..."
Onu sıkıca kucakladım.
"Artık bitti."
Ama tam bu sırada Aras'ın telefonu çaldı.
Ekrana baktığı anda yüzü bembeyaz kesildi.
"Ne oldu?" diye sordum.
Telefonu yavaşça bana uzattı.
Ekranda güvenli malikânenin güvenlik kameralarından canlı görüntü vardı.
Malikânenin ana kapısı kırılmıştı.
Avluda onlarca siyah araç duruyordu.
Yerde bizim adamlarımız yatıyordu.
Ve kameranın tam ortasında, siyah takım elbiseli yaşlı bir adam kameraya bakarak gülümsüyordu.
Sonra tek bir cümle kurdu:
"Kraliçe... İlk emrini başarıyla verdin. Şimdi sıra tacını almaya geldi."
Görüntü bir anda kesildi.
Elimde tuttuğum telefon yavaşça aşağı inerken içime tek bir his çöktü.
Bu gece bitmişti.
Ama gerçek savaş...
Daha yeni başlıyordu.
