13. bölüm · Kırılan Sessizlik

Karanlığın İlk Perdesi

Rüya Yurtseven

Siyah otomobil okuldan uzaklaşırken Açelya arka koltukta sessizce oturuyordu.

Şehrin ışıkları camdan yansıyarak yüzünde kayboluyordu.

Dışarıdan bakan biri için her şey aynıydı.

Aynı soğuk ifade...

Aynı güçlü duruş...

Aynı ulaşılmaz hâl...

Ama içindeki sessizlik her zamankinden daha ağırdı.

Kaan'ın sözleri zihninde dönüp duruyordu.

"Gücünün altında, her şeyini kaybetmiş birini görüyorum."

Açelya bu cümleyi unutamıyordu.

Çünkü herkes onun gücünü görmüştü.

Öfkesini...

Kararlılığını...

Korkutucu tarafını...

Ama hiç kimse yorgunluğunu görmemişti.

Ta ki Kaan'a kadar.

"Bugün sessizsin."

Kerem'in sesi düşüncelerini böldü.

Açelya gözlerini yoldan ayırmadan cevap verdi.

"Her zaman sessizim."

Kerem hafifçe başını salladı.

"Hayır."

"Bugünkü farklı."

Açelya cevap vermedi.

Çünkü Kerem'in fark ettiği şeyi kendisi de fark etmişti.

Bir şey değişiyordu.

Ama ne olduğunu bilmiyordu.

Araç malikânenin büyük kapılarından içeri girdi.

Kapılar kapanırken Açelya'nın gözleri istemsizce girişte duran kişiye takıldı.

Lucas.

Onu bekliyordu.

Üzerinde siyah gömleği vardı.

Her zamanki sakin hâliyle duruyordu.

Ama Açelya, onun gözlerindeki endişeyi fark etti.

"Bir sorun mu var?"

Lucas birkaç saniye sustu.

"Hayır."

Açelya kaşını kaldırdı.

"Yalan."

Lucas hafifçe gülümsedi.

"Artık benim de yalan söylediğimi anlayabiliyorsun."

"Çünkü sen de herkes gibisin."

Lucas'ın gülümsemesi kaybolmadı.

"Hayır."

"Ben herkes gibi değilim."

Açelya ona baktı.

Lucas devam etti.

"Çünkü herkes senden korkuyor."

"Ben ise seni anlamaya çalışıyorum."

Bu cümle Açelya'nın beklemediği bir yerden geldi.

Birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra hiçbir şey söylemeden içeri girdi.

Lucas arkasından baktı.

İlk kez...

Açelya'nın onu tamamen uzaklaştırmadığını hissetti.

---

Malikânenin içinde Aras sessizce çalışma masasının başında duruyordu.

Önünde açılmış bir dosya vardı.

Dosyanın üzerinde tek bir isim yazıyordu.

Açelya.

Ama bu kez dosyaya görev gözüyle bakmıyordu.

Onun yüzünü düşünüyordu.

Gülmediği hâllerini...

Kimseye göstermediği zayıf anlarını...

Ve ona her yaklaştığında içinde büyüyen suçluluğu.

Telefonu titredi.

Ekranda tek bir mesaj vardı.

"Durum raporu bekleniyor."

Aras uzun süre telefona baktı.

Cevap yazamadı.

Çünkü artık söyleyebileceği tek gerçek vardı.

Görevini tamamlayamıyordu.

Çünkü hedef olarak gönderildiği kişi...

Artık onun için sadece bir görev değildi.

Açelya'ydı.

Ve onu kaybetmekten korkuyordu.

Tam telefonu kapatacağı sırada kapı açıldı.

Açelya içeri girdi.

Aras hemen toparlandı.

"Bir şey mi oldu?"

Açelya onu birkaç saniye izledi.

"Hayır."

Ama sesi eskisi kadar emin değildi.

Aras bunu fark etti.

"İyi misin?"

Açelya kısa bir sessizlikten sonra cevap verdi.

"İyiyim."

Aras başını eğdi.

Bu cevabı artık o da tanıyordu.

Açelya iyi olmadığında hep böyle derdi.

Ama bilmediği şey...

Açelya'nın da artık bazı şeyleri fark etmeye başladığıydı.

Aras'ın kaçırdığı küçük bakışları...

Sakladığı telefonları...

Cevapsız kalan soruları...

Henüz hiçbir şey söylemedi.

Henüz emin değildi.

Ama içinde ilk kez bir şüphe oluşmuştu.

Ve Açelya şüphelendiği zaman...

Gerçeği bulana kadar durmazdı.

Gece, malikânenin üzerine ağır bir sessizlik bırakmıştı.

Herkes odasına çekilmişti.

Ama Açelya için gece hiçbir zaman dinlenme zamanı değildi.

Çünkü sessizlik arttıkça düşünceleri daha fazla konuşuyordu.

Çalışma odasında tek başına oturuyordu.

Önünde açık dosyalar vardı.

Konsey kayıtları...

Eski raporlar...

Geçmişten kalan belgeler...

Yıllardır çözemediği sorular...

Parmakları eski bir fotoğrafın üzerinde durdu.

Fotoğrafta annesi vardı.

Gülümsüyordu.

Açelya bu fotoğrafa her baktığında içinde aynı acı büyüyordu.

Çünkü annesinin ölümünden sonra geriye kalan tek şey...

Cevapsız sorulardı.

"Ne sakladın benden?"

Fısıltısı odanın içinde kayboldu.

Tam dosyayı kapatacağı sırada eski bir klasör dikkatini çekti.

Üzerinde hiçbir isim yoktu.

Sadece küçük bir işaret vardı.

Açelya işareti tanıyordu.

Bu, annesinin özel olarak kullandığı bir semboldü.

Yavaşça klasörü açtı.

İlk sayfada birkaç isim vardı.

Konsey üyeleri...

Eski koruyucular...

Ve bazı aileler...

Gözleri satırlarda ilerlerken bir isimde durdu.

Demir.

Açelya'nın yüzündeki ifade değişti.

Aras Demir.

Kalbi istemsizce hızlandı.

Sayfaları çevirmeye başladı.

Ama bilgiler eksikti.

Sanki birileri özellikle bazı bölümleri yok etmişti.

Tam klasörü incelemeye devam edecekken kapı açıldı.

"Açelya?"

Lucas.

Açelya hemen dosyayı kapattı.

Lucas bunu fark etti.

Ama hiçbir şey söylemedi.

Sadece içeri girdi.

"Yine uyumadın."

Açelya bakışlarını kaçırdı.

"İşim var."

Lucas masaya baktı.

"Bu iş mi?"

"Evet."

"Yoksa geçmişinle savaşmak mı?"

Açelya sessiz kaldı.

Çünkü Lucas yine doğru yere dokunmuştu.

Lucas yavaşça yaklaştı.

"Her şeyi tek başına çözmek zorunda değilsin."

Açelya soğuk bir sesle cevap verdi.

"Ben böyle yaşadım."

"Kimseye güvenmeden."

Lucas başını salladı.

"Belki de sorun bu."

Açelya ona baktı.

"Ne?"

"Kimseye güvenmediğin için herkesin seni yaralayacağını düşünüyorsun."

"Belki de bazı insanlar gerçekten yaralar."

Lucas sustu.

Çünkü buna karşı çıkamazdı.

Açelya'nın yaşadıkları bunu ona öğretmişti.

Ama yine de söyledi.

"Ben o insanlar gibi değilim."

Bu cümle...

Açelya'nın yüzündeki ifadeyi bir anlığına değiştirdi.

Çok kısa sürdü.

Ama Lucas fark etti.

Açelya ona inanmak istiyordu.

Sadece nasıl inanacağını bilmiyordu.

---

Ertesi sabah...

Malikânenin kahvaltı masası her zamanki gibi sessizdi.

Kerem telefonundaki haberleri inceliyordu.

Aras ise sessizce kahvesini içiyordu.

Açelya masaya oturduğu anda Aras'ın eli bir anlığına durdu.

Çünkü Açelya ona farklı bakıyordu.

Daha dikkatli.

Daha sorgulayıcı.

Aras bunu anlamıştı.

Bir şey biliyor olabilirdi.

"Açelya."

"Evet?"

"Bir şey mi söyleyeceksin?"

Açelya birkaç saniye onu izledi.

Sonra sakin bir şekilde cevap verdi.

"Hayır."

Ama Aras onun gözlerinden anladı.

Bu artık eskisi gibi değildi.

Açelya bir şeylerin peşindeydi.

Ve bulduğunda...

Kimseyi affetmeyecekti.

---

Öğleden sonra...

Açelya annesinden kalan eşyaların olduğu odaya girdi.

Bu oda yıllardır neredeyse hiç açılmamıştı.

Tozlu raflar...

Eski kitaplar...

Kilitli kutular...

Her eşyanın bir hikâyesi vardı.

Açelya saatlerce aradı.

Sonunda eski bir kitabın arasından küçük bir zarf düştü.

Üzerinde tek bir kelime yazıyordu.

Açelya.

Elleri titredi.

Çünkü bu...

Annesinin el yazısıydı.

Zarfı açtı.

İçinden küçük bir not çıktı.

"Kızım..."

"Eğer bunu okuyorsan, artık bazı gerçeklerle yüzleşecek kadar güçlüsün."

Açelya'nın nefesi yavaşladı.

Devam etti.

"Ama sana bir şeyi hatırlatmak istiyorum."

"Her ihanet nefretle başlamaz."

"Bazıları sevgi kılığına girer."

Açelya'nın gözleri doldu.

Son satıra geldiğinde kalbi sıkıştı.

"Sana en yakın duran kişiye dikkat et."

"Çünkü bazen insanı en çok yaralayan kişi, en çok güvendiğidir."

Odanın içinde sessizlik oluştu.

Açelya'nın zihninde tek bir isim yankılandı.

Aras.

Ama bu kez...

Onu suçlamak için değil.

Gerçeği bulmak için.

Notu elinde sıktı.

Yüzündeki ifade değişti.

Artık sadece şüphelenen biri değildi.

Artık gerçeğin peşindeydi.

Ve Açelya gerçeğin peşine düştüğünde...

Hiçbir sır sonsuza kadar saklı kalamazdı

Açelya, annesinin bıraktığı notu elinde tutarak uzun süre kıpırdamadan kaldı.

Odanın içinde yalnızca saatin sesi duyuluyordu.

Tik...

Tak...

Tik...

Tak...

Sanki zaman bile ona gerçeği bulması için sabırsızlanıyordu.

Ama Açelya'nın içinde başka bir savaş vardı.

Çünkü şüphelendiği kişi...

Sıradan biri değildi.

Aras Demir'di.

Yıllardır yanında duran kişi.

En zor zamanlarında sessizce arkasında bekleyen kişi.

Herkesten uzak durduğu zamanlarda bile ona yaklaşabilen nadir insanlardan biri...

Açelya notu tekrar okudu.

"Sana en yakın duran kişiye dikkat et."

Bu cümle aklından çıkmıyordu.

Ama başka bir şey daha vardı.

Annesinin son satırları...

"Her ihanet nefretle başlamaz."

Eğer Aras gerçekten bir şey saklıyorsa...

Bunu neden yapmıştı?

Açelya'nın aklı onlarca ihtimalle doluydu.

Tam o sırada kapının önünden bir gölge geçti.

Açelya hemen başını kaldırdı.

Kapı açılmadı.

Ama o birkaç saniye bile yeterliydi.

Birinin onu izlediğini hissetmişti.

---

Koridorun sonunda Aras durmuştu.

Kapıyı açmamıştı.

Açmaya cesaret edememişti.

Çünkü içerideki kişinin artık bir şeylerden şüphelendiğini biliyordu.

Aras gözlerini kapattı.

Yıllardır sakladığı sır...

Artık onu boğmaya başlamıştı.

Telefonu yeniden titredi.

Ekranda aynı mesaj vardı.

"Görevini unutma."

Aras uzun süre ekrana baktı.

Sonra telefonu kapattı.

İlk kez emirleri umursamadı.

Çünkü artık önünde iki seçenek vardı.

Ya görevi tamamlayıp Açelya'yı kaybedecekti...

Ya da gerçeği saklamaya devam edip onu daha fazla incitecekti.

İkisinin de sonucu aynıydı.

Onu kaybetmek.

---

Akşam...

Malikânenin salonunda herkes bir aradaydı.

Lucas, Kerem ve Aras sessizce oturuyordu.

Açelya içeri girdiğinde herkes sustu.

Ama bu sessizlik eskisinden farklıydı.

Çünkü Açelya'nın yüzünde her zamanki öfke yoktu.

Daha tehlikeli bir şey vardı.

Sakinlik.

Lucas bunu hemen fark etti.

Açelya sinirlendiğinde herkes onun ne yapacağını tahmin edebilirdi.

Ama sakin olduğunda...

Kimse ne düşündüğünü anlayamazdı.

"Bir toplantı yapacağız."

Kerem şaşırdı.

"Şimdi mi?"

"Evet."

Aras ona baktı.

"Neden?"

Açelya gözlerini ona çevirdi.

"Geçmiş hakkında konuşmamız gerekiyor."

Aras'ın yüzü çok kısa bir anlığına değişti.

Ama Açelya bunu gördü.

Sadece bir saniye.

Yeterliydi.

Lucas da fark etmişti.

Açelya'nın bakışları Aras'ın üzerindeydi.

Ama Lucas hiçbir şey söylemedi.

Çünkü Açelya'nın kendi gerçeğini kendisinin bulması gerektiğini biliyordu.

---

Gece...

Lucas, Açelya'yı çalışma odasının önünde yakaladı.

"Bir şey buldun."

Açelya durdu.

"Belki."

"Ve bana söylemiyorsun."

Açelya ona baktı.

"Çünkü henüz emin değilim."

Lucas başını salladı.

"Doğru."

Açelya şaşırdı.

"Ne?"

"Emin olmadan kimseyi suçlamıyorsun."

Lucas'ın sesi yumuşaktı.

"Bu seni diğer insanlardan ayırıyor."

Açelya birkaç saniye sustu.

Sonra alçak sesle konuştu.

"Ya doğruysa?"

Lucas neyi kastettiğini anlamıştı.

Aras'ı.

"Ya yıllardır güvendiğim biri..."

"...beni kandırdıysa?"

Lucas'ın yüzündeki ifade değişti.

Çünkü Açelya'nın asıl korkusu ihanetten daha büyüktü.

Tekrar yalnız kalmaktan korkuyordu.

Lucas yavaşça cevap verdi.

"O zaman acır."

"Ama bu senin zayıf olduğun anlamına gelmez."

Açelya gözlerini kaçırdı.

"Ben zayıf değilim."

"Biliyorum."

Lucas ona baktı.

"Zaten sorun da bu."

"Sen hiç yorulmana izin vermiyorsun."

Bu cümle Açelya'yı susturdu.

Çünkü doğruydu.

---

Ertesi gün...

Açelya okula gitti.

Herkes onun geri dönmesini beklemiyordu.

Ama o her zamanki gibi koridordan yürüdü.

Fakat bu kez yanında biri vardı.

Lucas.

Öğrenciler şaşkın bakışlarla onları izliyordu.

Açelya bunu umursamadı.

Tam sınıfa gireceği sırada Kaan karşısına çıktı.

"Konuşabilir miyiz?"

Açelya birkaç saniye düşündü.

Sonra başını salladı.

Okul bahçesine geçtiler.

Kaan sessizliği bozdu.

"Değişmişsin."

Açelya kaşını kaldırdı.

"Öyle mi?"

"Evet."

"Eskiden herkes senden korkuyor diye umursamazdın."

"Şimdi?"

Kaan gülümsedi.

"Şimdi sadece çok yorulmuş görünüyorsun."

Açelya bakışlarını uzaklaştırdı.

"Neden herkes bunu fark ediyor?"

"Çünkü artık saklayamıyorsun."

Bu cümle ona Kaan'ın değil...

Lucas'ın sözlerini hatırlattı.

Açelya ilk kez düşündü.

Belki de sorun güçlü olmak değildi.

Belki de yıllardır hiç kimseye yaslanmamış olmasıydı.

Tam o sırada telefonuna bir mesaj geldi.

Tek bir cümle.

"Gerçeği öğrenmeye çok yaklaştın, Kraliçe."

Açelya'nın yüzündeki ifade anında değişti.

Mesajı okuyan tek kişi oydu.

Ama o anda...

Yaklaşan fırtınanın artık başladığını hissetti.

Ve bu kez karşısındaki düşman...

Dışarıda değildi.

Çok daha yakındaydı.Bölüm

Açelya telefon ekranına birkaç saniye daha baktı.

"Gerçeği öğrenmeye çok yaklaştın, Kraliçe."

Mesajın altında hiçbir isim yoktu.

Numara gizliydi.

Ama bu onu korkutmuyordu.

Aksine...

İçindeki şüpheyi daha da güçlendiriyordu.

Çünkü biri onun araştırdığını biliyordu.

Biri onu izliyordu.

Ve biri...

Gerçeğin ortaya çıkmasından korkuyordu.

Kaan, Açelya'nın yüzündeki değişimi fark etti.

"Bir şey oldu."

Açelya telefonu kapattı.

"Hayır."

Kaan hafifçe başını eğdi.

"Yine aynı cevabı verdin."

Açelya ona baktı.

"Her şeyi bilmek zorunda değilsin."

"Belki."

Kaan birkaç saniye sustu.

"Ama yanında durmak için her şeyi bilmem gerekmiyor."

Bu cümle Açelya'nın içinde küçük bir yankı oluşturdu.

Çünkü son zamanlarda herkes ondan cevap istiyordu.

Herkes gerçeği öğrenmek istiyordu.

Ama Kaan...

Sadece yanında durmak istiyordu.

Açelya cevap vermeden sınıfa döndü.

Fakat bu kez aklında tek bir şey vardı.

Aras.

---

Akşam...

Malikâneye döndüğünde her zamanki gibi sessizdi.

Ama Açelya için hiçbir şey eskisi gibi değildi.

Çünkü artık etrafındaki herkese farklı gözlerle bakıyordu.

Lucas salonda onu bekliyordu.

"Okul nasıldı?"

Açelya ceketini çıkarırken cevap verdi.

"Normal."

Lucas onun yüzüne baktı.

"Yine bir şey saklıyorsun."

Açelya durdu.

"Sen neden her şeyi anlıyorsun?"

Lucas hafifçe gülümsedi.

"Çünkü seni izliyorum."

Bu cümle birkaç saniye havada kaldı.

Açelya kaşını kaldırdı.

"Bu kulağa düşündüğünden daha rahatsız edici geliyor."

Lucas ilk kez hafifçe güldü.

"Koruduğum için."

Açelya hiçbir şey söylemedi.

Ama yüzündeki sertlik eskisi kadar keskin değildi.

Tam o sırada Aras salona girdi.

İkisini birlikte görünce durdu.

Kısa bir an...

Sadece kısa bir an...

Yüzündeki ifade değişti.

Acı.

Kıskançlık.

Pişmanlık.

Hepsi aynı anda geçti.

Ama Açelya bunu fark etti.

"Aras."

Aras hemen toparlandı.

"Efendim?"

"Bir şey soracağım."

Aras'ın kalbi hızlandı.

"Dinliyorum."

Açelya ona doğru birkaç adım attı.

"Demir ailesinin geçmişi hakkında ne biliyorsun?"

Odadaki hava bir anda değişti.

Lucas sessiz kaldı.

Kerem uzaktan onları izliyordu.

Aras ise birkaç saniye cevap veremedi.

Bu sessizlik...

Açelya için cevaptan daha önemliydi.

"Hiçbir şey."

Aras sonunda konuştu.

Ama sesi eskisi kadar rahat değildi.

Açelya gözlerini kıstı.

"Yalan söylediğinde gözlerini kaçırıyorsun."

Aras dondu.

Çünkü bunu fark ettiğini bilmiyordu.

Açelya devam etti.

"Yıllardır seni tanıyorum."

"Unutma."

Aras başını eğdi.

"Açelya..."

Ama cümlesini tamamlayamadı.

Çünkü Açelya arkasını döndü.

"Henüz konuşmaya hazır değilsin."

"Ben de henüz duymaya hazır değilim."

Bu söz Aras'ı beklediğinden daha fazla yaraladı.

Çünkü Açelya ona kızmamıştı.

Bağırmamıştı.

Sadece...

Mesafe koymuştu.

Ve Aras için en ağır ceza buydu.

---

O gece...

Açelya yine çalışma odasındaydı.

Ama bu kez yalnız değildi.

Lucas kapının yanında duruyordu.

"Gitmeyecek misin?"

"Hayır."

"Neden?"

"Çünkü yine sabaha kadar burada kalacağını biliyorum."

Açelya ona baktı.

"Sen herkesin yerine karar vermeyi seviyorsun."

Lucas başını salladı.

"Hayır."

"Sadece seni kendinden korumaya çalışıyorum."

Açelya istemsizce sustu.

Lucas masanın üzerindeki dosyalara baktı.

"Aras hakkında."

Bu bir soru değildi.

Açelya birkaç saniye sonra cevap verdi.

"Bir şeyler saklıyor."

Lucas'ın yüzü ciddileşti.

"Ne kadar eminsin?"

"Henüz değilim."

"Bu yüzden mi sessizsin?"

Açelya başını eğdi.

"Eğer yanılıyorsam..."

Sesi ilk kez kırıldı.

"...ona haksızlık etmiş olurum."

Lucas bunu duyunca şaşırdı.

Çünkü Açelya'nın herkesten beklediği şeyi kendisi Aras'a yapıyordu.

Adalet.

Lucas yavaşça yaklaştı.

"Senin en tehlikeli yanın bu."

Açelya ona baktı.

"Ne?"

"İnsanlar seni sadece öfken sanıyor."

"Halbuki sen..."

"...hâlâ doğru olanı yapmaya çalışıyorsun."

Açelya gözlerini kaçırdı.

Çünkü bu sözler ona ağır gelmişti.

Çünkü güçlü görünmek kolaydı.

Ama anlaşılmak...

Çok daha zordu.

---

Gece yarısına doğru...

Aras odasında tek başına oturuyordu.

Önünde eski bir dosya vardı.

Dosyanın içinde Açelya'nın annesine ait bilgiler vardı.

Ve en altında...

Kendi adı.

Aras Demir.

Telefonu tekrar çaldı.

Bu kez mesaj daha sertti.

"Açelya gerçeği öğrenirse sadece seni değil, herkesi yakar."

Aras telefonu sıktı.

İlk kez öfkelendi.

Ama kendine değil.

Onu bu duruma sokanlara.

Çünkü artık biliyordu.

Açelya gerçeği öğrendiğinde...

En çok canı yanan kişi kendisi olmayacaktı.

Açelya olacaktı.

Ve Aras'ın en büyük korkusu buydu.

Onun gözlerinde bir gün nefret görmek.

---

Ertesi sabah...

Açelya annesinden kalan son kutuyu açtı.

Kutunun en altında küçük bir anahtar vardı.

Üzerinde tek bir sayı yazıyordu.

17.

Açelya'nın nefesi kesildi.

Çünkü annesinin bütün gizli dosyalarında aynı sayı vardı.

17.

Ve yanında tek bir kelime:

"Konsey."

Açelya anahtarı eline aldı.

Artık sadece cevap aramıyordu.

Artık gerçeğin kapısını açmaya hazırlanıyordu.

Ve o kapının ardında...

Kendisini bekleyen şeyin hayatını değiştireceğini henüz bilmiyordu.

Anahtar...

Açelya'nın avucunda duruyordu.

Üzerindeki 17 rakamı, annesinin defterinde defalarca karşısına çıkmıştı.

Koridorun en sonunda, yıllardır kimsenin kullanmadığı taş duvarın önüne geldi.

Duvara dikkatlice baktı.

Taşların arasında anahtarın gireceği küçük bir kilit vardı.

Derin bir nefes aldı.

Anahtarı çevirdi.

Kısa bir mekanik ses duyuldu.

Duvar yavaşça iki yana açıldı.

İçerisi karanlıktı.

Açelya cebindeki küçük el fenerini çıkardı.

Işık odanın içinde dolaştıkça eski raflar, kilitli dolaplar ve onlarca klasör ortaya çıktı.

Burası...

Annesinin gizli arşiviydi.

Masanın üzerinde tek bir zarf duruyordu.

Üzerinde yalnızca iki kelime yazıyordu.

"Sadece Açelya."

Elleri titreyerek zarfı açtı.

İçinden kalınca bir dosya çıktı.

İlk sayfada Victor'un adı vardı.

İkinci sayfada...

Demir Ailesi.

Açelya'nın kalbi hızlandı.

Sayfaları çevirmeye başladı.

Her satır yeni bir parçayı yerine oturtuyordu.

Yıllar önce Victor, konseyin içine kendi adamlarını yerleştirmişti.

Onlardan biri de Demir ailesiydi.

Dosyanın son sayfasına geldiğinde nefesi kesildi.

Beyaz sayfanın ortasında tek bir cümle vardı.

"Aras Demir, zamanı geldiğinde Açelya'ya yaklaşacak."

Altında Victor'un imzası bulunuyordu.

Açelya'nın parmakları titremeye başladı.

"Hayır..."

Bir sayfa daha çevirdi.

Bu kez Aras'ın kendi el yazısıyla yazılmış eski görev raporları vardı.

İlk raporda sadece birkaç satır bulunuyordu.

"Hedef gözlem altında."

"Güven kazanılacak."

İkinci rapor yarım bırakılmıştı.

Üçüncü rapor ise hiç gönderilmemişti.

Sayfanın altına tek cümle yazılmıştı.

"Görevi tamamlayamıyorum."

"Çünkü ona zarar veremem."

Açelya gözlerini kapattı.

İçindeki öfke ile acı birbirine karışıyordu.

Demek hepsi gerçekti.

Aras gerçekten görev için yanına gelmişti.

Ama...

Sonradan vazgeçmişti.

Yine de...

İlk adımı bir yalandı.

Açelya dosyayı kapattı.

Yüzünde hiçbir ifade kalmamıştı.

Sadece derin bir sessizlik...

---

Ertesi gün...

Sanki hiçbir şey olmamış gibiydi.

Kahvaltıya indi.

Kerem'le kısa bir konuşma yaptı.

Lucas'ın yaptığı kahveyi sessizce aldı.

Aras'ın "Günaydın." demesine ise her zamanki gibi başını sallayarak karşılık verdi.

Kimse bir şey anlamadı.

Sadece Lucas...

Açelya'nın gözlerindeki değişimi fark etmişti.

Çok sakindi.

Fazla sakindi.

Bu sessizlik...

Yaklaşan fırtınanın habercisiydi.

---

Üç gün sonra...

Konsey salonunun ağır kapıları açıldı.

Bütün üyeler yerlerini aldı.

Kerem...

Lucas...

Aras...

Ve diğer konsey üyeleri...

Herkes Açelya'nın gelmesini bekliyordu.

Kapı yeniden açıldı.

Açelya içeri girdi.

Üzerinde siyah bir takım vardı.

Ellerinde ise siyah deri eldivenler...

Salon bir anda sessizleşti.

Kimse neden eldiven taktığını bilmiyordu.

Ama herkes...

Bir şeylerin ters gittiğini hissetmişti.

Lucas gözlerini ondan ayıramıyordu.

Açelya her zamanki yerine geçti.

Dosyayı masanın üzerine bıraktı.

Hiç kimse konuşmadı.

Sonunda Açelya sakin bir sesle konuştu.

"Bugünkü toplantının konusu..."

"...ihanet."

Aras'ın nefesi yavaşladı.

Açelya dosyadan ilk belgeyi çıkardı.

"Yıllar önce konseyin içine yerleştirilen kişiler vardı."

İkinci belgeyi masaya koydu.

"Victor'un hazırladığı plan."

Üçüncü belge...

"Ve bu planın içinde tek bir isim."

Salon sessizdi.

Açelya ilk kez doğrudan Aras'a baktı.

"Aras Demir."

Kerem şaşkınlıkla Aras'a döndü.

Lucas'ın çenesi sıkıldı.

Aras ise ayağa kalkmadı.

Kaçmadı.

Sadece başını eğdi.

Açelya'nın sesi hâlâ sakindi.

"Bana yaklaşman..."

"Bir görevdi."

Aras gözlerini kapattı.

"Evet."

Salonda fısıltılar yükseldi.

Açelya ikinci sorusunu sordu.

"Sonra?"

Uzun bir sessizlik oldu.

Aras yavaşça başını kaldırdı.

Bu kez gözlerinde korku değil...

Pişmanlık vardı.

"Sonra..."

"...seni tanıdım."

Kimse konuşmuyordu.

"Emirleri yerine getiremedim."

"Çünkü..."

Sesi titredi.

"...sana gerçekten âşık oldum."

Açelya'nın yüzünde en ufak bir değişim olmadı.

Ama içi paramparçaydı.

Aras devam etti.

"İlk adımım yalandı."

"Ama sana karşı hissettiklerim..."

"...hiçbir zaman yalan olmadı."

Lucas'ın yumrukları sıkılmıştı.

O an ilk kez Aras'a öfkeyle baktı.

Çünkü karşısındaki adam...

Sevdiği kızı en derin yerinden yaralamıştı.

Açelya dosyayı kapattı.

Sesi yine sakindi.

"Konsey gerekli kararı verecek."

Hiçbir şey eklemedi.

Hiç kimseye bağırmadı.

Sadece arkasını döndü.

Ve ağır adımlarla salondan çıktı.

Kapı kapandığında içeridekiler konuşmaya başladı.

Ama Açelya artık hiçbirini duymuyordu.

Çünkü kulaklarında tek bir cümle yankılanıyordu.

"Bana yaklaşman... bir görevdi."

O andan sonra malikânedeki odasına çekildi.

Kapısını kilitledi.

Birinci gün...

Kimseyi içeri almadı.

İkinci gün...

Yemeğine dokunmadı.

Üçüncü gün...

Kapının önünde yalnızca Lucas bekliyordu.

Elini kapıya yasladı.

Sessizce konuştu.

"Açelya..."

İçeriden uzun süre ses gelmedi.

Sonra çok yorgun bir fısıltı duyuldu.

"Lucas..."

Kapı ilk kez aralandı.

Lucas içeri girdiğinde Açelya pencerenin önünde oturuyordu.

Gözleri kıpkırmızıydı.

Lucas hiçbir şey sormadı.

Sadece yanına oturdu.

Dakikalarca sessizlik oldu.

Sonunda Açelya'nın sesi duyuldu.

"Ben..."

"...onu seviyordum."

Lucas'ın kalbi sıkıştı.

Açelya devam etti.

"Hayatımda ilk kez birine güvenmek istedim."

"Meğer bana yaklaşmasının sebebi..."

"...bir görevmiş."

Gözyaşları sessizce yanaklarından süzüldü.

"Demek ki..."

"...ben kimi seversem..."

"...sonu hep aynı oluyor."

Lucas yavaşça ona yaklaştı.

"Hayır."

Açelya başını iki yana salladı.

"Ben yoruldum Lucas."

"Çok yoruldum."

Lucas sessizce onu kendine doğru çekti.

Açelya ilk kez hiç direnmedi.

Başını Lucas'ın omzuna yasladı.

Dakikalar boyunca ağladı.

Lucas tek kelime etmedi.

Sadece saçlarını usulca okşadı.

Bir süre sonra Açelya'nın hıçkırıkları yavaşladı.

Yorgunluğu gözyaşlarından daha ağır basmıştı.

Lucas'ın kollarında, gözleri kapanmaya başladı.

Son kez fısıldadı.

"Gitme..."

Lucas onu biraz daha sıkı tuttu.

"Gitmeyeceğim."

Açelya, Lucas'ın omzunda sessizce uykuya daldı.

Lucas ise gözlerini kapıya çevirdi.

İçindeki öfke dinmiyordu.

Çünkü bildiği tek bir gerçek vardı.

Açelya'nın güvenini kıran kişiyi affedemeyecekti.

Ve o geceden sonra...

Onun yanında durmaya, ne pahasına olursa olsun devam edecekti.

Sabahın ilk ışıkları ağır perdelerin arasından odaya süzülüyordu.

Lucas neredeyse bütün gece aynı şekilde oturmuştu.

Açelya hâlâ onun omzuna yaslanmış uyuyordu.

Yüzündeki yorgunluk, uyurken bile kaybolmamıştı.

Lucas usulca saçlarını geriye itti.

Tam o sırada kapı hafifçe çalındı.

Kerem'di.

Kapıyı aralayıp içeri baktığında gördüğü manzara karşısında olduğu yerde kaldı.

Açelya...

Aylar sonra ilk kez bu kadar derin uyuyordu.

Ve bunu sağlayabilen tek kişi Lucas olmuştu.

Kerem alçak sesle konuştu.

"Uyandı mı?"

Lucas başını iki yana salladı.

"Hayır."

"İlk kez kâbus görmeden uyuyor."

Kerem'in bakışları yumuşadı.

"Demek gerçekten yorulmuş."

Lucas gözlerini Açelya'dan ayırmadan cevap verdi.

"Yorgun değil..."

"Paramparça."

Kerem sessizce kapıyı kapattı.

Odanın içinde yine sessizlik kaldı.

---

Yaklaşık iki saat sonra...

Açelya yavaşça gözlerini açtı.

İlk hissettiği şey sıcaklıktı.

Başını kaldırınca Lucas'ın hâlâ yanında olduğunu gördü.

Bir an şaşkınlıkla ona baktı.

"Gitmedin..."

Lucas hafifçe gülümsedi.

"Söz vermiştim."

Açelya doğrulurken başı yeniden döndü.

Lucas hemen kolundan tuttu.

"Dikkat."

"İyiyim."

"Hayır."

Lucas'ın sesi bu kez daha sertti.

"İyi değilsin."

Açelya ilk kez itiraz etmedi.

Sessizce yatağın kenarında oturdu.

Dakikalar boyunca konuşmadılar.

Sonunda Açelya fısıldadı.

"Artık hiçbir şeye güvenemiyorum."

Lucas cevap vermeden onu dinledi.

"İnsanlara..."

"Kendime..."

"Verdiğim kararlara bile..."

Lucas derin bir nefes aldı.

"Bir kişinin sana yalan söylemesi..."

"...herkesin yalan söylediği anlamına gelmez."

Açelya acı bir tebessüm etti.

"Ama ben bunu nasıl ayırt edeceğim?"

Lucas birkaç saniye sustu.

Sonra hiç düşünmeden konuştu.

"Ben sana yalan söylemeyeceğim."

Açelya başını kaldırdı.

Lucas'ın gözlerinde en ufak bir tereddüt yoktu.

"Canını acıtacak olsa bile..."

"...gerçeği söyleyeceğim."

Bu sözler Açelya'nın içinde küçük de olsa bir güven duygusu bıraktı.

Belki ilk kez...

Birinin yanında tamamen yalnız olmadığını hissediyordu.

---

Aynı saatlerde...

Malikânenin alt katındaki toplantı odasında Kerem tek başına oturuyordu.

Konseyin kararı çoktan uygulanmıştı.

Salon boşalmıştı.

Masanın üzerinde yalnızca Aras'a ait eski dosya duruyordu.

Kerem dosyayı kapattı.

İçini derin bir huzursuzluk kapladı.

Her şey bitmişti.

Ama geride kalan acı...

Henüz başlamıştı.

---

Akşam olduğunda Açelya ilk kez odasından çıktı.

Koridorda yürürken çalışanlar konuşmayı bıraktı.

Kimse nefes almaya bile cesaret edemiyordu.

Çünkü Açelya'nın bakışları tamamen değişmişti.

Eskiden öfke vardı.

Şimdi ise...

Soğuk bir boşluk.

Lucas merdivenlerden inerken onu gördü.

Bir an duraksadı.

İçinden geçen düşünce kendisini bile şaşırttı.

"Ondan korkuyorum."

Bu korku Açelya'nın kendisinden değildi.

Onun acısının onu nasıl değiştirdiğindendi.

Açelya salondaki büyük pencerenin önünde durdu.

Şehrin ışıklarını izledi.

"Sence..."

Lucas yavaşça yanına geldi.

"Ne?"

"İnsan ikinci kez güvenebilir mi?"

Lucas cevap vermeden önce uzun süre düşündü.

"İsterse evet."

"İsterse?"

"Çünkü güven..."

"...karşı tarafın değil, insanın kendi cesaretidir."

Açelya gözlerini kapattı.

Belki bugün buna inanmıyordu.

Belki yarın da inanmayacaktı.

Ama Lucas'ın söyledikleri zihninde bir yere yerleşmişti.

Tam o sırada Kerem içeri girdi.

Elinde siyah bir zarf vardı.

"Açelya."

Açelya arkasını döndü.

"Ne oldu?"

"Bu zarf bugün geldi."

"İsimsiz."

Açelya zarfı aldı.

Yavaşça açtı.

İçinden tek bir fotoğraf çıktı.

Fotoğrafta...

Henüz çocuk yaşlardaki Açelya vardı.

Yanında annesi...

Ve birkaç metre gerilerinde onları izleyen tanımadığı bir adam.

Fotoğrafın arkasında yalnızca tek cümle yazıyordu.

"Sandığından çok daha fazla sır kaldı."

Açelya'nın parmakları istemsizce sıkıldı.

Lucas fotoğrafa baktı.

"Bu adam kim?"

Açelya gözlerini fotoğraftan ayırmadı.

"Bilmiyorum."

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra ilk kez kararlı bir sesle konuştu.

"Ama bulacağım."

O an Lucas şunu anladı.

Açelya yeniden ayağa kalkıyordu.

Eskisi gibi değil...

Daha sessiz...

Daha temkinli...

Ama bu kez yalnız yürümeyecekti.

Lucas, ne olursa olsun onun yanında kalmaya karar vermişti.

Ve ikisi de henüz bilmiyordu...

Aras'ın ardında bıraktığı sır, aslında çok daha büyük bir planın görünen kısmıydı...

Malikânenin çalışma odası...

Gece yarısını geçmişti.

Masanın üzerinde duran fotoğraf hâlâ Açelya'nın önündeydi.

Çocukluğu...

Annesi...

Ve arkalarında duran o yabancı adam...

Saatlerdir aynı fotoğrafa bakıyordu.

Bir şey dikkatini çekmişti.

Adamın ceketinin yakasında küçük, gümüş renkli bir arma vardı.

Daha önce bir yerde görmüştü.

Ama nerede?

Açelya hızla ayağa kalktı.

Eski konsey arşivlerinin bulunduğu dolaba yöneldi.

Dosyaları tek tek çıkarmaya başladı.

Dakikalar...

Saatler...

Aradığı şeyi sonunda buldu.

Eski bir konsey kayıt defteri.

Sayfaları hızla çevirdi.

Bir sayfada aynı arma vardı.

Altında tek bir cümle yazıyordu.

"Gölgeler Birliği."

Açelya'nın kaşları çatıldı.

Bu ismi daha önce hiç duymamıştı.

Defteri biraz daha inceledi.

Sayfanın devamı yırtılmıştı.

Sanki biri özellikle o bilgileri yok etmişti.

Tam o sırada kapı çalındı.

Lucas içeri girdi.

Elinde iki fincan kahve vardı.

Birini sessizce Açelya'nın önüne bıraktı.

"Yine uyumuyorsun."

Açelya gözlerini dosyadan ayırmadı.

"Uyuyamıyorum."

Lucas karşısındaki sandalyeye oturdu.

"Gördüğün her dosya seni biraz daha yoruyor."

"Duramam."

"Neden?"

Açelya ilk kez gözlerini ona çevirdi.

"Çünkü durursam..."

"...annemin sesi susacak."

Lucas bu cevabı beklemiyordu.

Sessizce onu dinlemeye devam etti.

Açelya derin bir nefes aldı.

"Onu kimin öldürdüğünü..."

"...neden öldürdüklerini..."

"...hayatımı neden böyle mahvettiklerini öğrenmeden duramam."

Lucas yavaşça başını salladı.

"O zaman birlikte öğreniriz."

Açelya şaşkınlıkla baktı.

"Birlikte mi?"

"Evet."

"Bu artık sadece senin savaşın değil."

Açelya birkaç saniye konuşamadı.

Hayatında ilk kez biri...

Yükünü paylaşmayı teklif ediyordu.

---

Ertesi sabah...

Lucas erkenden malikâneden ayrıldı.

Doğrudan Victor'un şirketine gitti.

Koridor boyunca ilerlerken çalışanlar saygıyla önünü açıyordu.

Victor büyük ofisinin camının önünde duruyordu.

Lucas içeri girince arkasını döndü.

"Geri döneceğini biliyordum."

Lucas'ın yüzünde hiçbir ifade yoktu.

"Dönmedim."

"Sadece konuşmaya geldim."

Victor hafifçe gülümsedi.

"Dinliyorum."

Lucas masasının önünde durdu.

"Artık Açelya'nın yanındayım."

Victor'un gülümsemesi kayboldu.

"Bunu zaten biliyorum."

"Hayır."

Lucas'ın sesi sertleşti.

"Ne olursa olsun onun yanında kalacağım."

"Karşıma sen çıksan bile."

Odadaki hava ağırlaştı.

Victor oğluna uzun uzun baktı.

"Bir kız için bana karşı mı geliyorsun?"

Lucas hiç düşünmeden cevap verdi.

"Hayır."

"Doğru olan için."

Victor yumruğunu masaya vurdu.

"O kız seni de yok edecek."

Lucas geri adım atmadı.

"O zaman birlikte yok oluruz."

Bunu söyledikten sonra arkasını döndü.

Victor'un sesi arkasından yankılandı.

"Bir gün pişman olacaksın Lucas."

Lucas durmadı.

Kapıyı açarken son kez konuştu.

"Hayır."

"Pişman olacağım tek şey..."

"...onu yalnız bırakmak olurdu."

Kapı sertçe kapandı.

Victor ilk kez oğlunu tamamen kaybettiğini hissetti.

---

Aynı saatlerde...

Açelya okuldaydı.

Koridorda yürürken herkes yine kenara çekiliyordu.

Fısıltılar yeniden başlamıştı.

Ama bu kez korkuyla karışık merak da vardı.

Sınıfa gireceği sırada Kaan onu gördü.

"Açelya."

Açelya durdu.

"Nasılsın?"

"Yaşıyorum."

Kaan buruk bir tebessüm etti.

"Bu, iyi olduğun anlamına gelmiyor."

Açelya cevap vermedi.

Tam o sırada koridorun diğer ucundan uzun boylu, siyah saçlı bir genç geldi.

Lucas'ın gönderdiği kişi...

Adrien.

Sessizce yanlarına yaklaştı.

"Hanımefendi."

Açelya kısa bir bakış attı.

"Lucas mı gönderdi?"

"Evet."

"Bugünden itibaren güvenliğinizden ben sorumluyum."

Açelya hafifçe iç çekti.

"Lucas yine abartıyor."

Adrien ciddi bir ifadeyle cevap verdi.

"O sizi kaybetmekten korkuyor."

Bu cümle Açelya'yı susturdu.

Kaan ise Adrien'i dikkatle süzüyordu.

İçinde açıklayamadığı bir huzursuzluk vardı.

---

Dersler bittikten sonra...

Adrien uzaktan Açelya'yı izliyordu.

Görevi buydu.

Ama gün boyunca fark ettiği bir şey vardı.

Açelya'nın bütün sertliğinin altında büyük bir yalnızlık vardı.

Ve bunu gördükçe...

İçindeki duygular değişmeye başlamıştı.

Akşam malikâneye döndüğünde doğruca Lucas'ın odasına gitti.

"Konuşmamız lazım."

Lucas dosyayı kapatıp ona baktı.

"Ne oldu?"

Adrien derin bir nefes aldı.

"Bu göreve devam edemem."

Lucas kaşlarını çattı.

"Neden?"

Uzun bir sessizlik oldu.

Sonunda Adrien başını eğdi.

"Çünkü tarafsız kalamıyorum."

Lucas'ın bakışları sertleşti.

"Ne demek istiyorsun?"

Adrien gözlerini kapattı.

"Sanırım..."

"...Açelya'dan hoşlanmaya başladım."

Odanın içinde ağır bir sessizlik oluştu.

Lucas hiçbir şey söylemedi.

Sadece pencereden dışarı baktı.

İçinde tarif edemediği bir duygu vardı.

Öfke miydi?

Yoksa endişe mi?

Bilmiyordu.

Ama bildiği tek şey...

Açelya'nın etrafındaki oyun gittikçe büyüyordu.

Ve bu oyunda...

Hiç kimsenin kalbi güvende değildi.

Lucas, Adrien'in sözlerinden sonra uzun süre konuşmadı.

Odadaki sessizlik ikisini de rahatsız ediyordu.

Adrien başını eğmişti.

"Bu yüzden görevi bırakmak istiyorum."

Lucas derin bir nefes verdi.

"Ne zamandır?"

Adrien dürüstçe cevap verdi.

"İlk gün sadece görevdi."

"Sonra..."

"...onun ne kadar yalnız olduğunu gördüm."

"Ne kadar güçlü görünmeye çalıştığını..."

"...ama aslında ne kadar yorulduğunu."

Lucas'ın çenesi sıkıldı.

"Bu hislerin yüzünden hata yapar mısın?"

Adrien hiç düşünmeden başını iki yana salladı.

"Hayır."

"Aksine..."

"...onu korumak isterim."

Lucas birkaç saniye boyunca Adrien'in gözlerinin içine baktı.

Yalan söylemiyordu.

Sonunda sakin bir sesle konuştu.

"Yarın sabah bu görevden ayrılacaksın."

Adrien başını salladı.

"Teşekkür ederim."

Tam kapıya yönelmişti ki Lucas'ın sesi yeniden duyuldu.

"Adrien."

"Evet?"

"Eğer bir gün..."

"...onun canını yakacak en küçük şeyi bile yaparsan..."

"...karşında beni bulursun."

Adrien ciddi bir ifadeyle cevap verdi.

"Buna gerek kalmayacak."

Kapı kapanınca Lucas derin bir nefes aldı.

Son günlerde her şey üst üste geliyordu.

Victor...

Aras'ın ihaneti...

Açelya'nın yaşadığı yıkım...

Şimdi de Adrien...

Başını ellerinin arasına aldı.

İlk kez...

Kendisini çaresiz hissediyordu.

---

Ertesi sabah...

Açelya erkenden uyanmıştı.

Gece yine doğru düzgün uyuyamamıştı.

Aynaya baktığında gözlerinin altındaki morluklar daha da belirginleşmişti.

Soğuk suyla yüzünü yıkadı.

"Bugün güçlü ol."

Kendi kendine söylediği bu cümle artık alışkanlık hâline gelmişti.

Aşağı indiğinde Lucas çoktan kahvaltı masasındaydı.

Önündeki fincandan yavaşça kahvesini içiyordu.

Açelya masaya oturdu.

Lucas dikkatlice yüzüne baktı.

"Yine uyumadın."

Açelya hafifçe omuz silkti.

"Alışığım."

Lucas tabağını onun önüne itti.

"Bir şeyler ye."

"Aç değilim."

Lucas bu kez geri adım atmadı.

"Doktorun söylediklerini unutmadım."

Açelya kısa bir süre sessiz kaldı.

Sonunda çatalı eline aldı.

Kerem bunu görünce şaşkınlığını gizleyemedi.

Eskiden kimse Açelya'ya bir şey yaptıramazdı.

Ama Lucas...

Onun inatçılığına karşı aynı kararlılıkla durabiliyordu.

---

Okul...

Koridor yine sessizdi.

Öğrenciler Açelya'yı görünce kenara çekiliyordu.

Tam sınıfa girecekken Kaan yetişti.

"Bir dakika."

Açelya durdu.

"Nedir?"

Kaan birkaç saniye sustu.

"Sana bir şey soracağım."

"Sor."

"Son zamanlarda gerçekten iyi misin?"

Açelya gözlerini kaçırdı.

"İyi görünmüyor muyum?"

Kaan acı bir şekilde gülümsedi.

"Hayır."

"Hiç görünmüyorsun."

Bu söz Açelya'nın içinde bir yere dokundu.

Kaan devam etti.

"Eskiden gözlerinde öfke vardı."

"Şimdi..."

"...sadece yorgunluk görüyorum."

Açelya cevap veremedi.

Tam o sırada okulun bahçesinin girişinde siyah bir araç durdu.

Lucas...

Arabadan indi.

Öğrencilerin şaşkın bakışları arasında doğruca Açelya'nın yanına yürüdü.

"Gitmemiz gerekiyor."

Açelya kaşlarını çattı.

"Dersim var."

"Bugün senden daha önemli hiçbir şey yok."

Kaan ikisine baktı.

İlk kez Lucas'ın gözlerinde gerçek endişeyi görüyordu.

Sessizce geri çekildi.

"Görüşürüz."

Açelya başını hafifçe salladı.

"Hoşça kal."

Kaan uzaklaşırken Lucas onun arkasından baktı.

Sonra yeniden Açelya'ya döndü.

"Son iki haftada üç kez bayıldın."

"Artık kendini zorlamayı bırak."

Açelya derin bir nefes aldı.

"Bırakamam."

"Neden?"

"Çünkü durursam..."

"...yıkılırım."

Lucas bir an durdu.

Sonra yumuşak bir sesle konuştu.

"Yıkılırsan..."

"...seni kaldırırım."

Açelya gözlerini ona çevirdi.

İlk kez...

Bu sözlere karşılık verecek bir cümle bulamadı.

Sadece sessizce Lucas'ın yanında yürüdü.

Ve o an fark etmediği bir şey vardı.

Malikânenin uzaktaki çatısından biri onları izliyordu.

Elindeki dürbünü yavaşça indirdi.

Dudaklarında soğuk bir gülümseme belirdi.

"Kraliçe..."

"Sen gerçeğe yaklaştıkça..."

"...oyun daha da tehlikeli olacak."

Elindeki telefonu açtı.

Tek bir mesaj gönderdi.

"İkinci aşama başlıyor."

Gönder tuşuna bastıktan sonra arkasını döndü.

Onun bilmediği tek şey ise...

Artık Açelya yalnız değildi.

Lucas, ne olursa olsun onun yanında durmaya hazırdı.

Ve yaklaşan fırtına...

İkisini de geri dönüşü olmayan bir yolun başlangıcına sürükleyecekti.

Siyah araç ağır ağır malikânenin bahçesine girdi.

Lucas direksiyondan indiği anda kapıyı Açelya için açtı.

Açelya ise tek kelime etmeden içeri yürüdü.

Adımlarından bile ne kadar yorulduğu belli oluyordu.

Son birkaç haftada yaşadıkları...

Annesinin bıraktığı sırlar...

Aras'ın ihaneti...

Konsey...

Bitmek bilmeyen dosyalar...

Hepsi omuzlarına çökmüştü.

Lucas onu sessizce izliyordu.

Bir şeylerin yolunda gitmediğini hissediyordu.

Çünkü Açelya artık yalnızca fiziksel olarak değil...

Zihinsel olarak da tükenmeye başlamıştı.

---

Akşam...

Malikânenin kütüphanesinde yine dosyalar masanın üzerini kaplamıştı.

Açelya saatlerdir aynı satırları okuyordu.

Ama artık kelimeler birbirine karışıyordu.

Bir belgeyi eline aldı.

Sonra diğerini...

Sonra üçüncüyü...

Bir anda öfkeyle hepsini masaya fırlattı.

"Yeter!"

Sesi bütün malikânede yankılandı.

Kerem irkilerek ayağa kalktı.

Lucas koşarak kütüphaneye geldi.

Kapıyı açtığında gördüğü manzara karşısında durdu.

Dosyalar yere saçılmıştı.

Cam bardak kırılmıştı.

Açelya iki eliyle başını tutuyordu.

"Neden..."

"Neden hiçbir cevap birbirini tutmuyor?"

"Kim doğru söylüyor?"

"Kim yalan söylüyor?"

"Neden herkes bir şey saklıyor?"

Nefesi hızlanmıştı.

Elleri titriyordu.

Lucas yavaşça ona yaklaştı.

"Açelya."

"Dokunma bana."

Sesi öfkeliydi.

Ama öfkesinin altında büyük bir çaresizlik vardı.

Lucas olduğu yerde durdu.

"Tamam."

"Dokunmayacağım."

"Ama yalnız da bırakmayacağım."

Açelya gözlerini kapattı.

Başının içindeki sesler susmuyordu.

Annesinin notları...

Victor...

Aras...

Kaan...

Hepsi birbirine karışıyordu.

Bir adım attı.

Sonra ikinci...

Ama aniden dizlerinin bağı çözüldü.

Lucas refleksle onu tuttu.

"Açelya!"

Açelya'nın gözleri kapanmaya başladı.

"Çok..."

"...yoruldum..."

Söylediği son cümle buydu.

Bayıldı.

---

Yarım saat sonra...

Malikânenin doktoru muayenesini bitirmişti.

Lucas, Kerem'in yanında sessizce bekliyordu.

Doktor derin bir nefes aldı.

"Bedeninde ciddi bir hastalık yok."

Lucas hemen sordu.

"O zaman neden sürekli bayılıyor?"

Doktor dosyayı kapattı.

"Çünkü zihni artık taşıyabileceğinden çok daha fazla yük taşıyor."

"O, haftalardır dinlenmiyor."

"Sürekli düşünüyor."

"Sürekli araştırıyor."

"Sürekli savaş hâlinde."

Kerem sessizce başını eğdi.

Doktor devam etti.

"Eğer böyle devam ederse..."

"...bedeni kendini durdurmaya devam edecek."

Lucas'ın yüzü sertleşti.

"Ne yapmamız gerekiyor?"

"Onun dinlenmesi gerekiyor."

"Dosyalardan..."

"Konseyden..."

"Geçmişten..."

"...bir süre uzak kalması gerekiyor."

Doktor kapıya yöneldi.

Tam çıkmadan önce son kez döndü.

"Bu genç kız yıllardır herkesi taşıyor."

"Artık birilerinin onu taşıması gerekiyor."

Kapı kapandı.

Odanın içinde sessizlik kaldı.

Lucas yatağa baktı.

Açelya hâlâ uyuyordu.

Yüzü her zamankinden daha solgundu.

Lucas yavaşça yatağın kenarına oturdu.

Kendi kendine fısıldadı.

"Bu yükü artık tek başına taşımana izin vermeyeceğim."

---

Ertesi sabah...

Açelya gözlerini açtığında ilk gördüğü kişi yine Lucas oldu.

Elinde bir dosya vardı.

Açelya doğrulmaya çalışınca Lucas dosyayı kapattı.

"Hayır."

"Bugün hiçbir dosya yok."

Açelya kaşlarını çattı.

"İşim var."

Lucas başını iki yana salladı.

"Artık yok."

"Lucas."

"Hayır."

Bu kez sesi kararlıydı.

"Konsey işleriyle ben ilgileneceğim."

"Kerem güvenliği yönetecek."

"Sen ise dinleneceksin."

Açelya sinirle ayağa kalkmaya çalıştı.

"Kimse benim yerime karar veremez."

Lucas da ayağa kalktı.

"Ben de istemiyorum."

"Ama seni kaybetmek de istemiyorum."

İkisi birkaç saniye birbirine baktı.

Sonunda Açelya'nın omuzları düştü.

İlk kez...

Mücadele etmek için bile gücü kalmamıştı.

Lucas bunu görünce içi sızladı.

Sessizce ona bir bardak su uzattı.

Açelya bu kez itiraz etmedi.

Bardağı aldı.

Küçük bir yudum içti.

Lucas hafifçe gülümsedi.

Bu çok küçük bir adımdı.

Ama onun için...

Çok büyük bir umuttu.

Dışarıda yağmur yeniden başlamıştı.

Hiçbiri fark etmiyordu.

Çünkü asıl fırtına...

Henüz dinmemişti.Önce küçük bir not: Önceki kısımlarda Aras'ın konsey tarafından yargılanıp hikâyeden ayrıldığı bir akış oluşturmuştuk. Bu nedenle aynı zaman çizgisinde Aras'ı yeniden olayların içine döndürmek tutarsızlık yaratır.

Bölüm 13

10. Kısım

Yağmur...

Malikânenin büyük camlarına sessizce vuruyordu.

Açelya, odasının balkonunda tek başına oturuyordu.

Elindeki fincandaki kahve çoktan soğumuştu.

Ama o hâlâ aynı noktaya bakıyordu.

Gözleri şehrin ışıklarında olsa da...

Zihni çok daha uzaktaydı.

Lucas, kapıyı yavaşça çaldı.

Cevap beklemeden içeri girmedi.

Sadece kapının önünde durdu.

"Aç mısın?"

Uzun bir sessizlik oldu.

Sonra içeriden yorgun bir ses geldi.

"Gel."

Lucas kapıyı açıp içeri girdi.

Açelya dönüp bakmadı bile.

Elindeki fincanı sıkıca tutuyordu.

Lucas yanına geldi.

"Yine hiçbir şey yemedin."

"Canım istemiyor."

"Bunu üç gündür söylüyorsun."

Açelya hafifçe başını eğdi.

"Acıkmıyorum."

Lucas derin bir nefes verdi.

"Doktor böyle devam ederse tekrar bayılacağını söyledi."

Açelya acı bir tebessüm etti.

"Belki de biraz uyumak bana iyi gelir."

Lucas onun ne demek istediğini anladı.

Bu söz uykudan değil...

Her şeyden kaçmaktan bahsediyordu.

Hiçbir şey söylemeden mutfağa indi.

On dakika sonra elinde sıcak çorbayla geri döndü.

Tepsiyi masaya bıraktı.

"Birkaç kaşık."

Açelya başını iki yana salladı.

"İstemiyorum."

Lucas bu kez geri çekilmedi.

"İnat etme."

Açelya ilk kez sesini yükseltti.

"Ben çocuk değilim!"

Odanın içi sessizleşti.

Lucas sakinliğini bozmadı.

"Biliyorum."

"Ama şu an kendine bakamıyorsun."

Açelya'nın gözleri dolmaya başladı.

"Ben..."

"...çok yoruldum Lucas."

Lucas yavaşça önünde diz çöktü.

"Artık bunu tek başına yapmak zorunda değilsin."

Açelya'nın elleri titriyordu.

"Ya yine güvenirsem?"

"Ya yine her şey biterse?"

Lucas hiç düşünmeden cevap verdi.

"O zaman..."

"...birlikte ayağa kalkarız."

Bu cümleyle birlikte Açelya'nın gözlerinden yaşlar süzüldü.

Lucas sessizce çorbayı uzattı.

Bu kez Açelya itiraz etmedi.

Kaşığı eline aldı.

Yavaşça ilk lokmasını aldı.

Lucas'ın yüzünde belli belirsiz bir tebessüm oluştu.

Bu onun için bir zafer değildi.

Sadece...

Açelya'nın yeniden hayata tutunmaya başladığının küçük bir işaretiydi.

---

Aynı gece...

Malikânenin güvenlik sistemi aniden alarm verdi.

Bip... Bip... Bip...

Kerem koşarak güvenlik odasına girdi.

"Ekranları açın!"

Monitörlerde malikânenin dış duvarında hareket eden siyah giyimli üç kişi görünüyordu.

Lucas da odaya geldi.

"Kim bunlar?"

Kerem başını iki yana salladı.

"Kimlikleri tespit edilemedi."

Tam o sırada yukarı kattan sakin adımlar duyuldu.

Açelya...

Merdivenlerden yavaşça indi.

Yüzünde yine o soğuk ifade vardı.

"Ne oluyor?"

Kerem cevap verdi.

"Malikâneye izinsiz giriş girişimi."

Lucas hemen ona döndü.

"Sen yukarı çık."

Açelya başını kaldırdı.

"Hayır."

Bu tek kelime bile odadaki havayı değiştirmeye yetmişti.

Ekranlara baktı.

Saniyeler boyunca hiçbir şey söylemedi.

Sonra sakince konuştu.

"Kapıları kilitleyin."

"Kimse dışarı çıkmayacak."

Kerem emirleri yerine getirmek için hızla hareket etti.

Lucas ise Açelya'nın yüzüne baktı.

Birkaç dakika önce güçlükle ayakta duran kız gitmişti.

Yerine...

Yeniden Kraliçe gelmişti.

Ama Lucas artık bunun bir güç değil...

Bir savunma olduğunu biliyordu.

Ve içinden tek bir şey geçirdi.

"Ne olursa olsun... bu kez seni yalnız savaşmak zorunda bırakmayacağım."

Alarm sesi malikânenin her köşesinde yankılanıyordu.

Kerem güvenlik kameralarını takip ederken kaşlarını çattı.

"Dört farklı noktadan giriş yapmaya çalışıyorlar."

Lucas hemen silahını aldı.

"Açelya, sen burada kal."

Açelya gözlerini ekrandan ayırmadı.

"Hayır."

"Bu malikâne benim sorumluluğum."

Lucas tam itiraz edecekken dışarıdan ilk patlama sesi duyuldu.

Bahçedeki taş duvarın bir bölümü çöktü.

Siyah giysili saldırganlar içeri girmişti.

Kerem güvenlik ekibine emir verdi.

"Herkes yerini alsın!"

Malikânenin bahçesi birkaç saniye içinde büyük bir kargaşaya dönüştü.

Açelya soğukkanlılığını koruyarak ekiplere talimat veriyordu.

"Doğu kanadını kapatın."

"Kimse ana binaya yaklaşmasın."

Lucas ise bir an bile onun yanından ayrılmıyordu.

Tam saldırganlardan biri binanın yan tarafına doğru ilerlerken Açelya öne çıktı.

"Dikkat!" diye bağırdı Kerem.

O anda kısa bir silah sesi duyuldu.

Açelya'nın bedeni aniden sarsıldı.

Bir adım attı...

Sonra ikinci...

Elini karnına götürdü.

Parmaklarının arasına sıcaklık yayıldığını hissetti.

Lucas'ın gözleri büyüdü.

"Açelya!"

Açelya ayakta kalmaya çalıştı.

"Ben..."

Sesi giderek zayıflıyordu.

"İyiyim..."

Ama cümlesini tamamlayamadı.

Dizlerinin bağı çözüldü.

Tam yere düşeceği sırada Lucas onu yakaladı.

"Açelya! Bana bak!"

Açelya'nın gözleri güçlükle aralandı.

"Nefes..."

"...alamıyorum..."

Lucas onu dikkatlice kucağına aldı.

"Kerem!"

Kerem hızla yanlarına geldi.

"Arka çıkışı hazırlayın!"

Lucas hiç vakit kaybetmeden Açelya'yı malikânenin alt katındaki zırhlı güvenlik odasına götürdü.

Kapılar kapanır kapanmaz doktor çağrıldı.

Dakikalar Lucas'a saatler gibi geliyordu.

Doktor içeri girer girmez müdahaleye başladı.

Lucas kapının önünde bekliyordu.

Ellerini yumruk yapmıştı.

İlk kez kendini bu kadar çaresiz hissediyordu.

Bir süre sonra doktor dışarı çıktı.

Lucas hemen ayağa kalktı.

"Nasıl?"

Doktor yorgun bir nefes verdi.

"Mermi hayati organlarına isabet etmemiş."

Lucas'ın omuzları biraz gevşedi.

"Ancak çok kan kaybetti."

"Şu an en büyük ihtiyacı dinlenmek."

"Önümüzdeki saatler önemli."

Lucas başını eğdi.

"Yanına girebilir miyim?"

Doktor hafifçe başını salladı.

Lucas odaya girdiğinde Açelya gözlerini kapalı tutuyordu.

Yüzü solgundu.

Her zamanki güçlü duruşundan eser yoktu.

Lucas yatağın yanındaki sandalyeye oturdu.

Sessizce elini tuttu.

"Bu kez seni kaybetmene izin vermeyeceğim."

Açelya gözlerini aralamadan çok hafif bir sesle fısıldadı.

"Lucas..."

Lucas hemen ona yaklaştı.

"Buradayım."

Açelya'nın dudaklarında belli belirsiz bir tebessüm oluştu.

"Gitme..."

Lucas elini biraz daha sıkıca tuttu.

"Hiçbir yere gitmiyorum."

Odanın dışında yağmur dinmişti.

Ama Lucas biliyordu ki...

Asıl fırtına henüz sona ermemişti.

Sonraki bölümde görüşmek üzere Lucas hakkındaki düşüncelerinizi lütfen yorumlarda belirtin...

SONRAKİ BÖLÜMDE GÖRÜŞMEK ÜZEREEE....