1. bölüm · Kırılan Sessizlik

KAPININ DIŞINDA

Rüya Yurtseven

"Defol git."

"Bab..."

"Konuşma."

Baba bana bunları söylerken hiç bağırmamıştı.Sesi öylesine sakindi ki, sanki bana evden gitmemi değil de sıradan bir şey söylüyordu.Sanırım en çok da bu canımı yakmıştı.

Ne kadar ağlamamaya çalışsamda gözümden süzülen tek damla yaşa engel olamadım.

Babam hiçbir şey olmamış gibi arkasını döndü ve oturma odasına geçti. Ben ise kapının yanındaki vezi öylece baktım. birkaç dakika boyunca kıpırdayamadım.

Sonunda valizimi elime aldım. Aralık Duran kapıdan sessizce çıktım ve kapıyı arkamdan kapattım.

Apartman boşluğunda öylece dikildim. dakikalar geçiyor gibiydi ama ben hala hareket edemiyordum.

Bir süre sonra içeriden televizyonun sesi yükseldi.

Yavaşça arkamı döndüm.doğup büyüdüğüm evin kapısına boş gözlerle baktım. O an anladım... Burası benim için sıradan bir daire değildi.

Ben bu evde doğmuştum.

Bu evde büyümüştüm.

Ve annemi de bu evde kaybetmiştim.

Annemi kaybetti tam bir yıl olmuştu. Onun gidişinden sonra babam çok değişmişti. Eskisi gibi değildi. Ben de değildim.

Ama bunu ona hiç belli etmemiştim.

En azından belli etmediğimi sanıyordum.

Oysa annem öldükten sonra ders notlarım hızlı düşmeye başlamıştı. Eskisi gibi gülemiyor, eskisi gibi hayal kuramıyordum. İçimde bir şeyler sessizce kırılmıştı.

Artık bütün anılarım, kapanan bir kapının ardında sıkışıp kalmış gibiydi.

Kapıya son bir kez baktım.

Sonra valizimi peşimden sürükliyerek apartmandan çıktım.

Apartmandan uzaklaştıkça her adımım beni biraz daha geçmişimden koparıyordu.Nereye gidiceğime dair en ufak bir fikrim bile yoktu.Tek bildiğim şey,artık geri dönecek bir evimin olmadığıydı.

Evimizin bulunduğu sokaktan birkaç sokak ilerideki parka doğru yürümeye başladım.Ama önce geceyi geçirebiliceğim güvenli bir yer bulmalıydım.

Adımlarım beni parka götürürken,az önce babamla yaşadığım olay zihnimde defalarca canlanıyordu.Her düşündüğümde göğüsüm biraz daha sıkışıyordu.

Babam eskiden bana,"Annene ne kadar benziyorsun." derdi. Bunu söylerken yüzünde küçük bir tebessüm olurdu. Annemde gülerek "Umarım benim kadar inatçı olmaz." diye karşılık verirdi.

Aslında huy olarak anneme tamamen benzediğim söylenemezdi.Ama kararlılığım,inadım ve çabuk sinirlenmem kesinlikle ondan geçmişti.Yüzüm ise neredeyse onun gençliğinin aynısıydı.

Annemi düşündükçe istemsizce gülümsedim.

Fakat o gülümseme uzun sürmedi.

Gözlerim yeniden doldu ve yanağımdan sessizce bir kaç damla yaş süzüldü.

Onu çok özlemiştim.

Bana her zaman sevgiyle bakan,yeşile çalan ela gözlerini...İçimi ısıtan o masum gülümsemesini...Omuzlarına dökülen ipeksi kumral saçlarını...Bembeyaz tenini...Sarıldığımda üzerime sinen o mis gibi çiçek kokusunu...

Hepsini...

Hepsini öyle çok özlemiştim ki,nefes almak bile zor geliyordu.

Düşüncelerimin içinde öyle kaybolmuşken ne zaman parka ulaştığımı fark etmemiştim bile.

Sessizce bış bir banka oturdum.Valizimi yanıma bıraktım ve derin bir nefes aldım.

Gökyüzü yavaş yavaş kararıyor, sokak lambaları birer birer yanıyordu.Parkta oynayan çocuklar çoktan evlerine dönmüştü. Salıncaklar hafif rüzgarın etkisiyle usulca sallanıyor,zincirşnden çıkan ince gıcırtılar gecenin sessizliğine karışıyordu.

Etrafıma baktım.

Herkesin gidecek bir evi vardı.

Benimse artık yoktu.

O an ilk kez gerçektan yalnız olduğumu hissettim.

Valizimin sapını sıkıca tuttum.İçinde birkaç parça kıyafet,birkaç kitap ve annemle çektiğimiz eski bir fotoğraf vardı.Dünyada bana kalan en değerli şey belki de o fotoğraftı,

Fotağrafı çıkarıp uzun süre baktım.

Annem yine gülümsüyordu.

Sanki bana,"Her şey düzelecek."der gibiydi.

Keşke buna inanabilseydim.

Başımı gökyüzne kaldırdım.Derin bir nefes aldım.

Gece daha yeni başlıyordu.

Benim hayatımsa,belki de ilk kez gerçekten değişiyordu.

Tam o sıradacebimdeki telefon titreşti.

Aniden yükselen zil sesi,düşüncelerimi paramparça etti.İrkilerek telefonumu cebimden çıkardım.Ekrana baktığımda arayan kişinin adını görünce istemsizce derin bir nefes aldım.

AFRA...

En yakın arkadaşımdı.

Beni herkesten daha iyi tanırdı.Bir şeylerin yolunda gitmediğini sesimin tek bir tonundan bile anlayabilicek kadar...

Telefon durmadan çalmaya devam ediyordu.

Bir an cevap vermemeyi düşündüm.Şu an kimseyle konuşacak güüm yoktu.İçimde kopan fırtınayı kelimelere dökebilicek durumda değildim.

Tam arama sona erecekken parmağım istemsizce yeşil tuşa dokundu.

"Efendim..."

Sesim o kadar kısık çıkmıştı ki,kendimi bile zor duymuştum.

"Açelya! Sonunda açtın.Bütün gün seni arıyorum.Mesajlarımada cevap vermedin.Çok korkuttun beni."

Afra'nın sesindeki endişe o kadar gerçekti ki,boğazımdaki düğüm biraz daha büyüdü.

"İyiyim..."diybildim.

Ama ikimizde bunun doğru olmadığını biliyorduk.

Telefonun diyer ucunda kısa bir sessizlik oldu.

"Yalan söyleme."dedi yumuşak ama kararlı bir sesle."Sesin hiç iyi gelmiyor.Ne oldu?"

Başımı önüme eydim.Gözlerim yine dolmuştu.

Söylemek istemiyordum.

Çünkü gerçeği söylediğim an,yaşadıklarım tamamen gerçek olacaktı.

Derin bir nefes aldım.

"Babam..."

Sesim titredi.

"Babam beni evden kovdu."

Bu kez sessizlik,ikimizinde söyleyemediği cümlelerle doluydu.

Dakikalar geçmiş gibi hissettiren birkaç saniyenin ardından Afra fısıldadı:

"Nerdesin sen?"

Etrafıma boş gözlerle baktım.

"Parktayım..."

"Olduğun yerde kal."dedi hiç düşünmeden. "Sakın bir yere gitme.Ben geliyorum."

Telefon kapandı.

Elimde hala annemle çekindiğimiz fotoğraf vardı.

Başımı kaldırıp kararan gökyüzüne baktım.

Belkide bu gece hayatımı tamamen değiştirecek ilk geceydi.

Ve ben Açelya KORHAN ya hayatımın dönüm noktası yada kırılma noktası olan bu gecede kendime bir söz verdim.

Babam'a asla boyun eymiyeciğime. Her düştüğümde kendi kendime kalkacağıma, her engeli ayakta dim dik aşacağıma söz verdim.

SONRAKİ BÖLÜMDE GÖRÜŞMEK ÜZERE...