Kırılan Sessizlik kitap kapağı

12. bölüm / 21

Kırılan Sessizlik

Küllerden Doğan Kraliçe

Vaveyla Yazarı: Rüya Yurtseven

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 21Şu an: Küllerden Doğan Kraliçe

Gece boyunca tek bir kelime etmedim.

Aracın camından dışarıyı izliyordum.

Şehrin ışıkları hızla geride kalırken avucumdaki kan lekeli USB belleği daha da sıkı tuttum.

Kimse konuşmaya cesaret edemiyordu.

Direksiyonda Kerem vardı.

Aras ise yan koltukta oturuyor, ara sıra dikiz aynasından bana bakıyordu.

Eskiden olsa sessizliği ilk bozan ben olurdum.

Şimdi...

Sessizlik bana daha çok yakışıyordu.

Yaklaşık kırk dakika sonra siyah araç yeraltı merkezinin çelik kapılarından içeri girdi.

Kapılar arkamızdan ağır ağır kapandı.

Bütün bina ayaktaydı.

Koridor boyunca dizilen korumalar aynı anda başlarını eğdi.

"Kraliçem."

Hiçbirine cevap vermedim.

Yürümeye devam ettim.

Topuk seslerim uzun koridorda yankılanıyordu.

Her adımım binanın içindeki sessizliği daha da ağırlaştırıyordu.

Asansörün kapısı açıldı.

En alt kata indik.

Konsey salonunun kapısı önümde açıldığında içeride bulunan on iki konsey üyesi aynı anda ayağa kalktı.

Kimse konuşmadı.

Kimse gözlerimin içine bakmadı.

Masanın başındaki koltuğa yürüdüm.

Annemin yıllarca oturduğu koltuğa...

Elimi koltuğun sırtlığına koydum.

Derin bir nefes aldım.

Sonra yavaşça oturdum.

Salonun içindeki hava değişmişti.

Artık o koltuk boş değildi.

Yeraltı dünyasının yeni Kraliçesi oturuyordu.

USB belleği masanın üzerine bıraktım.

"Kapıları kilitleyin."

Kerem hiç vakit kaybetmeden emri verdi.

Kalın çelik kapılar kapandı.

Elektronik kilitler devreye girdi.

Telefon sinyalleri kesildi.

Hiç kimse dışarı çıkamayacaktı.

Hiç kimse içeri giremeyecekti.

Bakışlarımı masanın etrafında gezdirdim.

"Bu odada konuşulan hiçbir şey..."

"...bu odanın dışına çıkmayacak."

Yaşlı üyelerden biri ayağa kalktı.

"Kraliçem..."

"Söyle."

"Efe yaşıyor mu?"

"Şimdilik."

"Victor?"

"Kaçtı."

Adam başını eğdi.

"O zaman savaş başladı."

Başımı hafifçe salladım.

"Hayır."

Salondaki herkes bana baktı.

"Savaş bu gece başlamadı."

"Yıllar önce başladı."

"Biz sadece şimdi fark ettik."

Kimsenin söyleyecek sözü kalmamıştı.

USB belleği bilgisayara taktım.

Ekran birkaç saniye karardı.

Sonra annemin kullandığı arma belirdi.

Altında tek bir yazı vardı.

YETKİLİ KİŞİ DOĞRULANDI.

Bütün salon nefesini tuttu.

Bilgisayardan annemin sesi yükseldi.

"Açelya..."

"Bu kaydı izliyorsan..."

"Benden sonra ayakta kalmayı başarmışsın demektir."

Boğazım düğümlendi.

Ama yüzümde tek bir değişiklik olmadı.

"Sana güvenmediğim için değil..."

"Seni korumak istediğim için sustum."

"Ama artık susma zamanı bitti."

Ekranda onlarca klasör açıldı.

Operasyon dosyaları...

Banka kayıtları...

Gizli toplantılar...

En altta kırmızı renkle işaretlenmiş tek bir klasör duruyordu.

İHANET

Fareyi yavaşça üzerine götürdüm.

Tıkladım.

Dosya açıldı.

Tek bir fotoğraf...

Ve altında tek bir isim.

RIZA KARAHAN

Salonda buz gibi bir sessizlik oluştu.

Kerem şaşkınlıkla ayağa kalktı.

"İmkânsız..."

Aras'ın kaşları çatıldı.

"Yıllardır annenizin en güvendiği adamlarından biriydi."

Kapının dışından sert adımlar duyuldu.

Bir koruma içeri girdi.

"Kraliçem."

"Söyle."

"Rıza Karahan geldi."

Salon bir anda dondu.

Açelya yavaşça başını kaldırdı.

"İçeri alın."

Birkaç saniye sonra kapı yeniden açıldı.

Rıza Karahan ağır adımlarla içeri girdi.

Her zamanki gibi takım elbiseliydi.

Saçları kusursuz taranmıştı.

Yüzünde hafif bir tebessüm vardı.

Ama o tebessüm...

Ekrandaki kendi fotoğrafını gördüğü anda silindi.

Bakışları benimle buluştu.

O an salondaki herkes aynı şeyi hissetti.

Bu odadan artık hiç kimse eskisi gibi çıkmayacaktı.

Ben yavaşça ayağa kalktım.

Masanın etrafından yürüyerek tam karşısında durdum.

Yeşil gözlerimi gözlerinden ayırmadan tek bir soru sordum.

"Annemi neden sattın?"

Rıza'nın dudakları aralandı.

Derin bir nefes aldı.

Ve yıllardır sakladığı gerçeği söylemeye hazırlandı.

Salonun içindeki sessizlik, insanın nefes almasını bile zorlaştırıyordu.

Rıza Karahan başını eğmedi.

Kaçmaya da çalışmadı.

Yalnızca Açelya'nın gözlerinin içine baktı.

Uzun yıllar yeraltı dünyasının en güçlü isimlerinden biri olmuştu.

Ama ilk kez...

Karşısındaki kişinin bakışlarından rahatsız oluyordu.

Açelya aynı sakinlikle sorusunu tekrarladı.

"Annemi neden sattın?"

Rıza derin bir nefes aldı.

"Çünkü kaybedeceğini biliyordum."

Salondaki herkes irkildi.

Kerem öfkeyle ayağa kalktı.

"Ne dedin sen?"

Açelya elini hafifçe kaldırdı.

Kerem sustu.

"Devam et."

Rıza yavaşça konuşmaya başladı.

"Annen eskisi gibi değildi."

"Kuralları değiştirmek istiyordu."

"Yeraltı dünyasını kanla değil, dengeyle yönetmeye çalışıyordu."

"Victor ise bunu zayıflık olarak gördü."

"Ve sana ihanet etmeyi seçtin."

Rıza gözlerini kapattı.

"Evet."

"Çünkü Victor kazanacaktı."

Açelya'nın yüzünde tek bir duygu oluşmadı.

"Yanılmışsın."

"Belki."

"Ama artık çok geç."

Salondaki herkes, Açelya'nın sesindeki değişimi hissediyordu.

Eskiden öfkelenirdi.

Bağırırdı.

Şimdi ise...

Ne kadar sakin konuşursa o kadar tehlikeli görünüyordu.

Açelya ağır adımlarla Rıza'nın etrafında yürümeye başladı.

Topuk sesleri salonda yankılanıyordu.

"Victor sana ne verdi?"

"Güç."

"Yalan."

"Para."

"Yalan."

"Özgürlük."

"Yalan."

Rıza sustu.

Açelya tam karşısında durdu.

"Victor sana korku verdi."

"Sen de korkunu annemin kanıyla satın aldın."

Bu sözler salondaki herkesin tüylerini diken diken etti.

Rıza ilk kez gözlerini kaçırdı.

Açelya ise arkasını döndü.

"Kerem."

"Emredin."

"Rıza Karahan tutuklanacak."

"Emredersiniz."

İki koruma içeri girdi.

Tam Rıza'yı götürecekleri sırada yaşlı adam durdu.

"Kraliçem..."

Açelya arkasını dönmedi.

"Söyle."

"Victor'un yerini biliyorum."

Salondaki herkes dondu.

Kerem bir adım öne çıktı.

"Konuş!"

Rıza başını iki yana salladı.

"Burada söylemeyeceğim."

"Neden?"

"Çünkü bu odada..."

"...hâlâ bir hain daha var."

O cümleyle birlikte salondaki herkes birbirine baktı.

Kimsenin nefes aldığı bile duyulmuyordu.

Açelya yavaşça döndü.

Bakışlarını tek tek konsey üyelerinin üzerinde gezdirdi.

Kimisi başını eğdi.

Kimisi terliyordu.

Kimisi ise donmuş gibiydi.

Açelya'nın yeşil gözleri, masanın en sağında oturan genç konsey üyesinde durdu.

Genç adam istemsizce yutkundu.

Açelya hiçbir şey söylemedi.

Ama o sessizlik bile adamın ellerinin titremesine yetmişti.

Sonra bakışlarını tekrar Rıza'ya çevirdi.

"Onu bana söyleyeceksin."

"Tek bir şartla."

"Şart koşacak durumda değilsin."

Rıza acı bir tebessüm etti.

"Öyle sanıyorsun."

"Victor'un elinde öyle bilgiler var ki..."

"...duyduğunda bu koltukta oturmak istemeyeceksin."

Açelya birkaç saniye sessiz kaldı.

Ardından dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

O gülümseme...

Salondaki herkesin ürpermesine yetti.

"Ben o koltuğa oturmak istemedim."

"Sadece hak edene bırakılmadığı için oturdum."

Bir adım daha yaklaştı.

"Ve şunu unutma Rıza..."

Sesi neredeyse fısıltı kadar sakindi.

"Ben annem değilim."

"İhaneti ikinci kez affetmem."

Rıza'nın yüzündeki bütün renk çekildi.

Koridorun dışında bekleyen korumalar bile birbirlerine baktı.

Çünkü ilk kez...

Yeraltı dünyasının en tecrübeli adamlarından biri bile...

Açelya'dan korkuyordu.

Tam o sırada Açelya'nın telefonu titredi.

Ekranda bilinmeyen bir numara yazıyordu.

Telefonu açtı.

Karşı taraftan boğuk bir erkek sesi geldi.

"Kraliçe..."

"Yarın okula git."

"Çünkü seni bekleyen biri var."

Hat aniden kapandı.

Açelya telefonu yavaşça cebine koydu.

Yüzünde en ufak bir değişiklik olmadı.

Ama içgüdüleri ona tek bir şey söylüyordu.

Yarın, okulda her şeyi değiştirecek bir karşılaşma yaşayacaktı.

Gece boyunca tek bir saat bile uyumadım.

Konsey salonundaki sözler zihnimde dönüp duruyordu.

"Bu odada hâlâ bir hain daha var."

Rıza'nın yüzündeki ifade yalan söyleyen birinin ifadesi değildi.

Bu da demek oluyordu ki...

Savaş daha yeni başlıyordu.

Pencerenin önünde durup doğan güneşi izledim.

Arkamdan Kerem'in sesi geldi.

"Kraliçem."

İçeri girmesi için başımla işaret ettim.

Kerem elindeki dosyaları masama bıraktı.

"Rıza konuşmuyor."

"Beklediğim gibi."

"Ne yapmamızı emredersiniz?"

Dosyalara bile bakmadım.

"Beklesin."

Kerem şaşkınlıkla yüzüme baktı.

"Sorguya devam etmeyecek miyiz?"

"Hayır."

"İnsan bazen sessizliğe..."

"...sorgudan daha çabuk yenilir."

Kerem başını eğdi.

"Emredersiniz."

Tam çıkacakken tekrar durdu.

"Bir şey daha var."

"Söyle."

"Bugün okula gitmemeniz daha güvenli olabilir."

Ona döndüm.

"Ben korkarsam..."

"...arkamdakiler kaçar."

"Bugün okula gideceğim."

Kerem itiraz etmedi.

Artık biliyordu.

Verdiğim karar değişmezdi.

---

Bir saat sonra siyah araç okulun önünde durdu.

Kapı açıldı.

Araçtan indim.

Bahçede konuşan öğrenciler beni görünce sesler yavaş yavaş kesildi.

Birkaç kişi fısıldadı.

"Bu Açelya mı?"

"Dün gece hiç uyumamış gibi..."

"Hayır..."

"Daha farklı görünüyor."

Ben hiçbirine bakmadan yürümeye devam ettim.

Artık insanların bana ne düşündüğü umurumda değildi.

Okul kapısından içeri girdiğim anda koridorda yürüyen öğrenciler farkında olmadan iki yana çekildi.

Kimse onlara yol vermelerini söylememişti.

Ama hiç kimse önümde durmak istemiyordu.

Sessizlik...

Ben yürüdükçe büyüyordu.

Merdivenlerden çıkarken iki kızın konuşmasını duydum.

"Gözlerine bakabildin mi?"

"Hayır."

"Bakınca içim ürperdi."

Hiç tepki vermedim.

Koridorun sonuna geldiğimde karşımdan uzun boylu bir çocuk yürüyordu.

Siyah saçları düzgünce dağılmıştı.

Geniş omuzları okul ceketini dolduruyordu.

En dikkat çekici yanı ise gözleriydi.

Kehribar rengi gözleri, güneş vurdukça altın gibi parlıyordu.

Elindeki kitapları kolunun altına sıkıştırmıştı.

Yanındaki arkadaşları bir şeyler anlatıyor, o ise yarım yamalak dinliyordu.

Tam önümden geçeceği sırada göz göze geldik.

Arkadaşları yollarına devam etti.

Ama o durdu.

Ben de durdum.

Koridor sessizleşti.

Yanındaki çocuk dirseğiyle ona vurdu.

"Kaan..."

"Gel."

Kaan yerinden kıpırdamadı.

Bakışlarını benden ayırmadan konuştu.

"Sen Açelya'sın."

"Öyle diyorlar."

Kısa bir sessizlik oldu.

"Ben Kaan Kandemir."

"Biliyorum."

Şaşırdı.

"Beni tanıyor musun?"

"Okulun son sınıf öğrencisi."

"Basketbol takımının kaptanı."

"Disiplin cezan yok."

"Başarılı bir öğrencisin."

Kaan hafifçe gülümsedi.

"Demek beni araştırmışsın."

"Hayır."

"Alışkanlığım."

"Nedir?"

"İnsanları tanımak."

Koridorda toplanan öğrenciler fısıldaşmaya başlamıştı.

"Bakın..."

"Kaan onunla konuşuyor."

"Delirmiş olmalı."

"Kim Açelya'nın karşısında bu kadar rahat durabilir ki?"

Kaan çevresindeki seslere aldırmadı.

"Sana bir şey sorabilir miyim?"

"Sor."

"Herkes senden korkuyor."

"Evet."

"Bu seni rahatsız etmiyor mu?"

İlk kez gözlerinin içine baktım.

"Hayır."

"Neden?"

Çünkü korku...

İhanetten daha sadıktır."

Kaan birkaç saniye sustu.

Sonra hafifçe gülümsedi.

"Bence insanlar sana yaklaşmaya korkuyor."

"Yaklaşmak isteyen yaklaşır."

"O zaman..."

Derin bir nefes aldı.

"...ben yaklaşacağım."

Koridordaki herkes şaşkınlıkla onlara bakıyordu.

Açelya'nın cevabını bekliyorlardı.

Açelya'nın yüzünde hiçbir değişiklik olmadı.

Sadece tek bir cümle kurdu.

"O zaman sonuçlarına da hazır ol."

Kaan'ın gülümsemesi kaybolmadı.

"Ben kolay vazgeçen biri değilim."

Açelya, tek kelime etmeden yanından geçti.

Ancak ilk kez...

Arkasında duran biri, korkusundan değil...

Kendi isteğiyle onun arkasından yürümeyi seçmişti.

Açelya, arkasından gelen ayak seslerini duyuyordu.

Dönüp bakmadı.

Yürümeye devam etti.

Koridorun iki yanında duran öğrenciler, nefeslerini tutmuş onları izliyordu.

Kimse Kaan Kandemir'in neden hâlâ Açelya'nın peşinden gittiğini anlayamıyordu.

Merdivenlere geldiklerinde Açelya durdu.

Arkasını döndü.

"Kaan."

Kaan da durdu.

"Evet?"

"Senin sınıfın üst katta."

Kaan hafifçe gülümsedi.

"Biliyorum."

"O zaman neden hâlâ peşimdesin?"

"Bunu öğrenmeye çalışıyorum."

"Neyi?"

"Gözlerindeki o yalnızlığı."

Açelya'nın bakışları bir an olsun değişmedi.

"Yanlış bakıyorsun."

"Hayır."

"Yalnız değilsin."

"...ama kimseyi yanına yaklaştırmıyorsun."

Koridordaki birkaç öğrenci bu konuşmayı duyunca birbirlerine baktılar.

Kimse Açelya'ya bu kadar rahat konuşmaya cesaret edememişti.

Açelya ağır adımlarla Kaan'a yaklaştı.

Aralarında yalnızca bir adım kalmıştı.

Yeşil gözleri, Kaan'ın kehribar gözleriyle buluştu.

"Benim hakkımda bildiğin hiçbir şey yok."

Kaan başını hafifçe eğdi.

"O yüzden tanımak istiyorum."

Açelya'nın sesi buz gibiydi.

"Bazı insanlar tanındıkça sevilir."

"Ben tanındıkça korkulurum."

Kaan'ın cevabı gecikmedi.

"Belki de insanlar seni hiç anlamaya çalışmadı."

İlk kez...

Açelya'nın kaşları hafifçe çatıldı.

Kaan'ın söyledikleri onu öfkelendirmemişti.

Ama düşündürmüştü.

Tam o sırada üst katın zil sesi çaldı.

Kaan'ın arkadaşlarından biri merdivenin başından seslendi.

"Kaan! Hoca sınıfa girdi!"

Kaan gözünü Açelya'dan ayırmadı.

"Geliyorum."

Sonra yeniden Açelya'ya döndü.

"Tekrar konuşabilir miyiz?"

Açelya birkaç saniye sessiz kaldı.

"Belki."

"Bu bir umut mu?"

"Hayır."

"Bir ihtimal."

Kaan istemsizce gülümsedi.

"Ben ihtimalleri severim."

Açelya cevap vermedi.

Arkasını dönüp kendi sınıfına doğru yürüdü.

---

Gün boyunca okulda tek konuşulan konu buydu.

"Kaan Kandemir, Açelya'yla konuştu."

"Hem de korkmadan."

"Açelya onu terslemedi bile."

Fısıltılar koridorlardan sınıflara yayıldı.

Öğle arasında, Kaan basketbol salonundan çıkarken Emre yanına geldi.

"Senin aklın başında değil."

"Neden?"

"Çünkü hoşlandığın kız..."

"...okulun en korkulan insanı."

Kaan havlusunu omzuna attı.

"Belki."

"Ama ben onun sadece insanların anlattığı kişi olduğuna inanmıyorum."

Emre iç çekti.

"İnsanlar ondan çekiniyor."

"Korkuyor."

Kaan durup pencereden okul bahçesine baktı.

Aşağıda, büyük çınarın altında tek başına duran Açelya'yı gördü.

Etrafında metrelerce boşluk vardı.

Kimse yanına gitmeye cesaret edemiyordu.

Kaan'ın yüzündeki gülümseme kayboldu.

"İnsanlar ondan değil..."

"...yaklaşamadıkları için korkuyor."

Emre şaşkınlıkla baktı.

"Sen gerçekten ona âşıksın."

Kaan derin bir nefes aldı.

Gözlerini Açelya'dan ayırmadan sessizce cevap verdi.

"Galiba..."

"...evet."

Tam o anda aşağıda duran Açelya, sanki birinin kendisini izlediğini hissetmiş gibi başını kaldırdı.

Yeşil gözleri doğrudan üst kattaki pencereye çevrildi.

Kaan'la göz göze geldiler.

İkisi de birkaç saniye bakışlarını kaçırmadı.

Sonra Açelya hiçbir ifade göstermeden arkasını döndü ve yürüyüp gitti.

Kaan ise kendi kendine fısıldadı.

"Ne kadar uzak durmaya çalışırsan çalış..."

"...senden vazgeçmeyeceğim, Açelya.

Öğleden sonraki son ders de bitti.

Zilin sesi koridorlarda yankılanırken öğrenciler sınıflardan taşmaya başladı.

Kahkahalar...

Koşuşturmalar...

Günün yorgunluğunu atan sesler...

Ama Açelya sınıfın kapısından çıktığı anda yine her şey değişti.

Konuşmalar birer birer kesildi.

Öğrenciler farkında olmadan iki yana çekildi.

Kimse ona "yol verin" dememişti.

Buna gerek de yoktu.

Açelya'nın tek bir bakışı bile insanların susmasına yetiyordu.

Sakin adımlarla okul kapısına doğru yürüdü.

Tam dışarı çıkacağı sırada arkasından tanıdık bir ses yükseldi.

"Açelya."

Durdu.

Yavaşça arkasını döndü.

Merdivenlerden inen kişi Kaan Kandemir'di.

Siyah okul ceketinin kollarını dirseklerine kadar sıvamıştı.

Kehribar gözleri doğrudan Açelya'ya bakıyordu.

Diğer öğrenciler merakla onları izlemeye başladı.

"Yine mi konuşacaksın?" diye sordu Açelya.

Kaan hafifçe gülümsedi.

"İzin verirsen."

"Bana izin istemene gerek yok."

"Çünkü hayır da diyebilirsin."

"Doğru."

Aralarında kısa bir sessizlik oluştu.

Sonunda Kaan derin bir nefes aldı.

"Bugün bütün gün seni düşündüm."

Koridordaki öğrenciler şaşkınlıkla birbirlerine baktılar.

Açelya'nın yüzünde en ufak bir değişiklik olmadı.

"Yanlış seçim."

"Olabilir."

"Ama değiştiremiyorum."

Açelya hiçbir şey söylemedi.

Kaan birkaç adım yaklaştı.

"İnsanlar senden korkuyor."

"Sen korkmuyor musun?"

"Hayır."

"Neden?"

Kaan gözlerini kaçırmadan cevap verdi.

"Çünkü ben gözlerindeki öfkeyi görüyorum."

"Ve o öfkenin altında..."

"...çok yalnız bir insan olduğunu hissediyorum."

Bu sözler üzerine Açelya'nın bakışları sertleşti.

"Benim hakkımda tahmin yürütme."

"Tahmin yürütmüyorum."

"Öyleyse sus."

Kaan başını salladı.

"Hayır."

Koridorda bulunan herkes nefesini tuttu.

Kimse Açelya'ya karşı bu kadar kararlı durmamıştı.

Kaan cebinden küçük, katlanmış bir kâğıt çıkardı.

Açelya'ya uzattı.

"Bu ne?"

"Telefon numaram."

"İhtiyacın olursa..."

"...beni ararsın."

Açelya kâğıda baktı.

Sonra hiçbir şey söylemeden aldı.

Cebine koydu.

Kaan'ın yüzünde hafif bir umut belirdi.

Tam konuşacakken Açelya onu durdurdu.

"Bunu yanlış anlama."

"Ne olarak anlamalıyım?"

"Bir insanı reddetmeden önce tanımayı tercih ederim."

Kaan gülümsedi.

"Demek tamamen umutsuz değilim."

Açelya ilk kez çok hafif, neredeyse fark edilmeyecek kadar kısa bir tebessüm etti.

Ama o tebessüm sıcak değildi.

Daha çok...

Karşısındaki insanı çözmeye çalışan bir liderin ifadesiydi.

"Ona umut deme."

"Ders de."

Kaan başını eğdi.

"Anlaşıldı."

Tam o sırada okulun önüne siyah bir araç yanaştı.

Kerem araçtan indi.

Bakışları önce Açelya'ya, sonra Kaan'a kaydı.

Hiçbir şey söylemedi.

Ama Kaan'ı dikkatle süzdü.

Açelya araca doğru yürürken son kez durdu.

"Kaan."

"Evet?"

"Eve tek başına gitme."

Kaan şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı.

"Neden?"

Açelya gözlerini ondan ayırmadan cevap verdi.

"İçimde kötü bir his var."

Kaan hafifçe gülümsedi.

"Ben kendimi koruyabilirim."

Açelya'nın sesi yeniden soğudu.

"Ben de bunu umuyorum."

Araca bindi.

Siyah otomobil okuldan uzaklaşırken Kaan olduğu yerde kaldı.

Elini cebine attı.

Açelya'nın numarasını vermemişti.

Ama onun kendi numarasını cebine koyduğunu görmüştü.

Bu, küçük bir adımdı.

Fakat Kaan için yeterliydi.

Okulun çatısında ise onları uzaktan izleyen siyah kapüşonlu bir kişi, telefonunu kulağına götürdü.

"Kız yalnız değil."

"Kaan Kandemir onun dikkatini çekmeye başladı."

Telefonun diğer ucundaki kişi kısa bir süre sustu.

Sonra tek cümle kurdu:

"Onu izlemeye devam edin."

Açelya henüz farkında değildi.

Kaan'ın hayatı, onunla tanıştığı andan itibaren geri dönülmez biçimde değişmeye başlamıştı.

Siyah araç okuldan uzaklaşırken Açelya gözlerini camdan ayırmıyordu.

Kerem dikiz aynasından ona baktı.

"Kraliçem."

Sessizlik.

"Kaan Kandemir..."

Açelya gözlerini yoldan ayırmadan konuştu.

"Ne olmuş ona?"

"Koruma ekibi hakkında emir verecek misiniz?"

"Hayır."

Kerem şaşırdı.

"Fakat biri onu izliyor."

"Biliyorum."

"Buna rağmen mi?"

Açelya'nın sesi sakindi.

"Onu görünür şekilde korumayacağız."

"Neden?"

"Çünkü onu izleyenler..."

"...beni izlediklerini sansınlar."

Kerem birkaç saniye sustu.

Açelya'nın düşünce şekli her geçen gün annesine benziyordu.

Ama tek bir fark vardı.

Annesi rakiplerini durdururdu.

Açelya ise onları kendi istediği yere çekiyordu.

---

Aynı saatlerde...

Kaan okuldan tek başına çıkmıştı.

Çantasını omzuna attı.

Telefonunu çıkarıp saate baktı.

Tam yürümeye başlayacaktı ki arkasından Emre seslendi.

"Oğlum!"

Kaan döndü.

"Ne oldu?"

"Sen gerçekten onun peşini bırakmayacak mısın?"

Kaan gülümsedi.

"Hayır."

"Bak..."

"Bu iş normal bir hoşlanma değil."

"Kızın etrafında tuhaf şeyler oluyor."

"Dün geceki patlamayı duymadın mı?"

Kaan'ın yüzündeki ifade ciddileşti.

"Duydum."

"Tesadüf olduğuna inanmıyorum."

Emre kaşlarını çattı.

"O zaman neden hâlâ onun yanına gidiyorsun?"

Kaan derin bir nefes aldı.

"Çünkü ne kadar uzak durmaya çalışırsa çalışsın..."

"...yardıma ihtiyacı olduğunu hissediyorum."

Emre başını iki yana salladı.

"Sen iflah olmazsın."

---

Akşam...

Yeraltı merkezinde...

Açelya çalışma odasında tek başına oturuyordu.

Masanın üzerinde annesinin dosyaları açıktı.

Kapı çalındı.

"Gir."

Kerem içeri girdi.

Elinde siyah bir dosya vardı.

"İstediğiniz araştırma tamamlandı."

Dosyayı masaya bıraktı.

Üzerinde tek bir isim yazıyordu.

KAAN KANDEMİR

Açelya dosyayı açtı.

İlk sayfada bir fotoğraf vardı.

Uzun boylu...

Kuzgun siyahı saçlı...

Kehribar gözlü...

Soğukkanlı bir genç.

Altındaki bilgiler dikkatini çekti.

Yaş: 18

Sınıf: 12-A

Okul Basketbol Takımı Kaptanı

Akademik Başarı: Üst düzey.

Disiplin Cezası: Yok.

Sayfayı çevirdi.

Babası yıllar önce hayatını kaybetmişti.

Annesi tek başına büyütmüştü.

Hiçbir suç kaydı yoktu.

Yeraltı dünyasıyla bağlantısı görünmüyordu.

Açelya dosyayı kapattı.

"Temiz."

Kerem başını salladı.

"Evet."

"Fakat..."

"Nedir?"

"Son iki gündür sürekli sizinle aynı yerlerde bulunuyor."

Açelya'nın gözleri Kerem'e çevrildi.

"Tesadüf."

"Emin misiniz?"

"Hayır."

Ayağa kalktı.

Pencerenin önüne geçti.

Şehrin ışıklarını izledi.

"Yarın onu ben gözlemleyeceğim."

---

Ertesi sabah...

Okul her zamanki gibi kalabalıktı.

Kaan arkadaşlarıyla konuşurken gözleri istemsizce okul kapısına kaydı.

Siyah araç yine yavaşça durdu.

Kapı açıldı.

Açelya indi.

Bugün siyah ceketinin düğmeleri iliklenmişti.

Saçları kusursuz bir topuz hâlindeydi.

Yüzünde tek bir duygu yoktu.

Bahçedeki konuşmalar yine kesildi.

Öğrenciler sessizce yol verdi.

Kaan onu izledi.

Kalbi istemsizce hızlandı.

Tam o anda Açelya da başını kaldırdı.

Bakışları Kaan'ı buldu.

Bu kez...

İlk defa bakışlarını kaçıran taraf Kaan oldu.

Açelya hiçbir şey söylemeden yanından geçti.

Fakat geçerken çok alçak bir sesle yalnızca Kaan'ın duyabileceği kadar konuştu.

"Bugün okul çıkışında bekle."

Kaan şaşkınlıkla arkasını döndü.

Açelya ise çoktan koridorun içinde kaybolmuştu.

Kaan'ın dudaklarında istemsiz bir gülümseme belirdi.

İçinden tek bir cümle geçti.

"Demek sonunda... benimle gerçekten konuşacak."

Ertesi sabah...

Okulun bahçesi her zamanki gibi kalabalıktı.

Öğrenciler kendi aralarında konuşuyor, kahkahalar atıyordu.

Ta ki...

Siyah aracın okul kapısının önünde durduğu ana kadar.

Motor sustu.

Kapı yavaşça açıldı.

Açelya araçtan indi.

Simsiyah üniforması kusursuzdu.

Saçları sıkı bir topuz hâlinde toplanmıştı.

Yeşil gözleri buz gibiydi.

Ne sağa baktı...

Ne sola...

Sadece yürüdü.

Ve yine...

Bütün sesler kesildi.

Birinci sınıflardan bir öğrenci istemsizce arkadaşının kolunu tuttu.

"Geldi..."

Başka biri fısıldadı.

"Göz göze gelme."

"Başını çevir."

Koridorda yürüyen öğretmenlerden biri bile konuşmasını yarıda kesti.

Açelya'nın geçtiği yerde yalnızca topuk sesleri yankılanıyordu.

Tak...

Tak...

Tak...

Kimse yol vermeleri gerektiğini söylememişti.

Ama herkes geri çekiliyordu.

Sanki görünmeyen bir duvar onun etrafını sarıyordu.

Üç gün öncesine kadar insanlar onu merak ediyordu.

Şimdi...

Kimse yanına yaklaşmaya cesaret edemiyordu.

---

Üst katta...

Kaan, korkuluklara yaslanmış aşağıyı izliyordu.

Emre yanına geldi.

"Yine ona mı bakıyorsun?"

Kaan cevap vermedi.

Açelya'yı izlemeye devam etti.

"Fark ettin mi?"

"Neyi?"

"Her gün daha da değişiyor."

Emre iç çekti.

"Artık öğretmenler bile onunla konuşurken iki kere düşünüyor."

Kaan'ın yüzündeki ifade ciddileşti.

"Evet..."

"İnsanlar artık ondan değil..."

"...sessizliğinden korkuyor."

---

Açelya tam merdivenlere yönelmişti ki iki öğrenci dalgınlıkla önüne çıktı.

Çocuklardan biri başını kaldırınca Açelya'yla göz göze geldi.

Yüzündeki renk bir anda çekildi.

"Ö... özür dilerim."

Hızla kenara çekildi.

Açelya tek kelime etmedi.

Yoluna devam etti.

Arkasından fısıltılar yükseldi.

"Eskiden böyle değildi."

"Artık gözlerine bakamıyorum."

"İnsan değil gibi..."

---

Dersler boyunca kimse Açelya'nın sırasına yaklaşmadı.

Sınıf temsilcisi yoklama kâğıdını bile uzaktan bıraktı.

Öğretmen soru sormaya hazırlanırken kısa bir an duraksadı.

Sonra başka bir öğrenciye döndü.

Sınıf bunu fark etmişti.

Artık yalnızca öğrenciler değil...

Öğretmenler bile Açelya'nın etrafındaki ağır havayı hissediyordu.

---

Son dersin ardından okul boşalmaya başladı.

Kaan, üst kattan aşağı indi.

Arkadaşları onu durdurmaya çalıştı.

"Nereye gidiyorsun?"

"Kaan!"

"Boş ver."

"Ona yaklaşma."

Kaan onları dinlemedi.

Okulun girişinde tek başına yürüyen Açelya'nın önünde durdu.

Koridor yine sessizliğe gömüldü.

Açelya başını kaldırdı.

"Kaan."

"Evet."

"İnsanlar sana da deli demeye başladı."

Kaan hafifçe gülümsedi.

"Biliyorum."

"Umurumda değil."

Açelya birkaç saniye onu izledi.

"Niçin?"

Kaan derin bir nefes aldı.

"Çünkü..."

"...senden hoşlanıyorum."

Koridor bir anda buz kesti.

Birkaç öğrenci şaşkınlıkla ağızlarını kapattı.

Kimse böyle bir itiraf beklemiyordu.

Açelya'nın yüzünde ise en ufak bir değişiklik olmadı.

Ne şaşırdı...

Ne utandı...

Ne de öfkelendi.

Sadece Kaan'ın gözlerinin içine baktı.

Sonra sakince konuştu.

"Kaan."

"Benim dünyam..."

"...sana göre değil."

"Ben seçmedim."

"Yine de senden hoşlanıyorum."

Açelya başını hafifçe iki yana salladı.

"Benden hoşlanmak..."

"...bir gün canını yakabilir."

Kaan geri adım atmadı.

"O riski alıyorum."

Açelya birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra arkasını döndü.

Uzaklaşırken yalnızca tek cümle söyledi.

"O zaman..."

"...umarım pişman olmazsın."

Koridorda kalan herkes, Kaan'ın cesaretine şaşırmıştı.

Ama daha çok şaşırdıkları şey...

Açelya'nın onu reddederken bile sesini yükseltmeye ihtiyaç duymamasıydı.

Çünkü artık herkes biliyordu.

Açelya bağırmıyordu.

Bağırmasına gerek kalmayacak kadar korkulan biri olmuştu.

Kaan'ın itirafından sonra okulun koridorlarında tek bir konu konuşuluyordu.

"Kaan Kandemir, Açelya'dan hoşlandığını söyledi."

"Hem de herkesin önünde."

Fısıltılar sınıftan sınıfa yayıldı.

Ancak bu durum herkesi şaşırtırken, bir kişiyi öfkeden deliye çevirmişti.

Ece.

On ikinci sınıf öğrencisiydi.

Yıllardır Kaan'dan hoşlanıyordu.

Bunu herkes biliyordu.

Kaan ise hiçbir zaman ona umut vermemişti.

Ama bugün...

Kaan'ın herkesin içinde Açelya'ya duygularını söylemesi, Ece'nin öfkesini kontrol edememesine neden olmuştu.

Koridorun köşesinde arkadaşları onu sakinleştirmeye çalışıyordu.

"Ece, yapma."

"Boş ver."

"Değmez."

Ece, Açelya'nın uzaklaşan siluetine öfkeyle baktı.

"Onun nesi var?"

"Herkes ondan korkuyor diye kendini bir şey sanıyor."

Arkadaşı kolunu tuttu.

"Lütfen gitme."

Ece kolunu sertçe çekti.

"Çekil önümden."

Tam o sırada Açelya tek başına koridorda yürüyordu.

Sessiz...

Soğuk...

İfadesiz...

Ece hızla ona doğru yürümeye başladı.

Koridordaki öğrenciler durumu fark edince geri çekildi.

"Ne yapıyor o?"

"Durdurun!"

"Delirdi!"

Ece, Açelya'nın tam önünde durdu.

"Sen misin Açelya?"

Açelya durdu.

Başını yavaşça kaldırdı.

"Evet."

"Etrafındaki herkes senden korkuyor olabilir."

"Ama ben korkmuyorum."

Açelya'nın sesi sakindi.

"Git."

Ece öfkeyle bağırdı.

"Kaan'ı senden uzak durması için uyarıyorum."

Koridor tamamen sessizleşti.

Açelya'nın cevabı tek kelime oldu.

"Bitirdin mi?"

Bu kayıtsızlık Ece'yi daha da öfkelendirdi.

Bir anda Açelya'nın omzunu sertçe itti.

Açelya sadece yarım adım geri kaydı.

Dengesini hiç kaybetmedi.

Ece bu kez yumruğunu savurdu.

Tam o anda...

Açelya başını zarif bir hareketle yana eğdi.

Yumruk boşluğa gitti.

Koridordaki öğrenciler şaşkınlıkla nefeslerini tuttu.

Ece ikinci kez saldırdı.

Açelya, sanki bir dansın ritmine uyuyormuş gibi döndü.

Adımları hafifti.

Akıcıydı.

Rakibinin her hareketini önceden biliyormuş gibiydi.

Ece'nin üçüncü hamlesinde Açelya bileğini nazik ama kararlı bir hareketle yakaladı.

Kızın dengesini bozdu.

Ece dizlerinin üzerine düştü.

Açelya elini hemen bıraktı.

Geri çekildi.

Hiçbir gereksiz darbe vurmadı.

Sadece sakin gözlerle ona baktı.

"Eğer biriyle kavga edeceksen..."

"...önce karşındaki insanı tanı."

Ece öfkeyle ayağa kalkıp yeniden üzerine atılmak istedi.

Açelya bu kez yana doğru tek bir adım attı.

Ece kendi hızıyla dengesini kaybedip yere düştü.

Koridor sessizdi.

Kimse konuşamıyordu.

Açelya yavaşça Ece'nin yanına eğildi.

Sesi alçaktı.

Ama herkes duydu.

"Bana tekrar bulaşma."

"Çünkü bugün seni durdurdum."

"Bir dahaki sefere..."

"...sadece durdurmakla yetinmeyebilirim."

Sözlerinde bağırış yoktu.

Tehdit eder gibi de konuşmamıştı.

Ama o sakinlik...

Koridordaki herkesin ürpermesine yetmişti.

Ece ilk kez korkuyla geri çekildi.

Açelya doğruldu.

Üniformasının kolunu düzeltti.

Hiçbir şey olmamış gibi yürümeye devam etti.

Koridor iki yana ayrıldı.

Kimse onun yoluna çıkmaya cesaret edemedi.

Üst kattan olanları izleyen Kaan ise tek bir şey düşündü.

"Onun gücü... öfkesinde değil."

"Kendini kontrol edebilmesinde."

Koridorda yaşanan olayın üzerinden yalnızca birkaç dakika geçmişti.

Ancak haber, okulun her köşesine yayılmıştı.

"Ece, Açelya'ya saldırdı."

"Açelya tek bir yumruk bile atmadan onu etkisiz hâle getirdi."

"Gözünü bile kırpmadı."

Öğrenciler koridorlarda alçak sesle konuşuyor, Açelya ise hiçbir şey olmamış gibi yürümeye devam ediyordu.

Sanki az önce yaşanan olayın içinde hiç bulunmamıştı.

Bu kayıtsızlık...

İnsanları kavganın kendisinden bile daha çok korkutuyordu.

---

Öğretmenler odasında bile konu aynıydı.

"Böyle bir soğukkanlılık normal değil."

"Bana göre kavga etmedi."

"Karşı tarafı sadece durdurdu."

"Yine de..."

"...bakışları ürkütücüydü."

Müdür, masasına hafifçe vurdu.

"Konu büyümeden kapansın."

"Kimse bu olayı okul dışına taşımayacak."

---

Açelya ise okulun arka bahçesindeki büyük çınarın altında durmuştu.

Tek başınaydı.

Her zamanki gibi...

Yanına kimse gelmiyordu.

O sırada üst kattan inen Kaan onu gördü.

Arkadaşları yine peşindeydi.

"Kaan."

"Gitme."

"Daha az önce ne olduğunu gördün."

"Sen de onun hedefi olacaksın."

Kaan durmadı.

Yavaş adımlarla Açelya'ya doğru yürüdü.

Bahçedeki öğrenciler merakla onları izlemeye başladı.

Açelya, Kaan'ın yaklaştığını fark etti.

Başını kaldırdı.

Bu kez konuşan ilk kişi Kaan oldu.

"İyi misin?"

Açelya'nın yüzünde en ufak bir değişiklik olmadı.

"Olmamam için bir sebep var mı?"

"Az önce biri sana saldırdı."

"Saldırdı."

"Sen de hiç sinirlenmedin."

Açelya birkaç saniye sustu.

Sonra sakin bir sesle konuştu.

"Öfke..."

"...insanın en büyük zayıflığıdır."

"Ben zayıf olmayı bıraktım."

Kaan, onun gözlerinin içine baktı.

Orada ne korku vardı...

Ne de öfke.

Yalnızca buz gibi bir kararlılık.

"Eskiden böyle değildin."

Açelya'nın bakışları sertleşti.

"Eskiden öldü."

Bu cümle Kaan'ın içini ürpertti.

Bir an ne diyeceğini bilemedi.

Sonra cesaretini toplayıp konuştu.

"Ben..."

"...yine de seni tanımak istiyorum."

Açelya başını hafifçe eğdi.

"Neden?"

"Çünkü insanların anlattığı kişiyle..."

"...karşımda duran kişinin aynı olmadığını hissediyorum."

Açelya kısa bir an sessiz kaldı.

Sonra Kaan'ın tam karşısına geçti.

Aralarında yalnızca bir adım vardı.

"Kaan Kandemir."

"Evet."

"Benden uzak dur."

Kaan'ın yüzündeki ifade değişmedi.

"Durmayacağım."

"Bana yaklaşan herkes zarar görür."

"Yine de."

"Israr etme."

"Ediyorum."

Bahçedeki öğrenciler nefeslerini tutmuş onları izliyordu.

Kimse Kaan'ın bu kadar sakin kalabileceğini düşünmemişti.

Açelya ilk kez uzun uzun ona baktı.

Sonra çok alçak bir sesle konuştu.

"Cesursun."

"Hayır."

Kaan hafifçe gülümsedi.

"Sadece senden korkmuyorum."

Açelya arkasını döndü.

Tam uzaklaşacakken durdu.

Omzunun üzerinden konuştu.

"Bugün Ece bana saldırdı."

"Evet."

"Ben sadece kendimi savundum."

"Biliyorum."

"Ama bir dahaki kişi..."

"...aynı şansı bulamayabilir."

Bu sözlerden sonra yürüyüp gitti.

Kaan ise olduğu yerde kaldı.

Emre yanına gelip omzuna dokundu.

"Artık vazgeç."

Kaan gözlerini Açelya'nın uzaklaşan siluetinden ayırmadan cevap verdi.

"Hayır."

"Çünkü herkes ondan korkuyor."

"Ben ise..."

"...o kadar yalnız yürümek zorunda kalmasına üzülüyorum."

Uzakta yürüyen Açelya, onların konuşmasını duymuyordu.

Ya da duyduğu hâlde belli etmiyordu.

Ama okuldaki herkes artık tek bir konuda hemfikirdi.

Açelya artık eski Açelya değildi.

Onun sessizliği bile, insanların cesaretini kırmaya yetiyordu.

Ders zilinin son kez çalmasıyla okul yavaş yavaş boşalmaya başladı.

Koridorlarda yankılanan sesler, birkaç dakika içinde yerini derin bir sessizliğe bıraktı.

Açelya her zamanki gibi tek başına okulun çıkışına doğru yürüyordu.

Bugün yaşananlardan sonra artık kimse onun yoluna çıkmıyordu.

Ne meraklı bakışlar...

Ne de fısıltılar...

İnsanlar sadece kenara çekiliyor, onun geçmesini bekliyordu.

Sanki okulun koridorlarında görünmeyen bir kural oluşmuştu.

Açelya'ya dokunulmazdı.

Tam okul kapısından çıkacağı sırada arkasından tanıdık bir ses duyuldu.

"Açelya."

Durdu.

Yavaşça arkasını döndü.

Kaan Kandemir...

Üzerinde okul ceketi, omzunda çantasıyla birkaç metre gerisinde duruyordu.

Kehribar gözleri her zamanki gibi sakindi.

Açelya'nın bakışları ise buz gibiydi.

"Yine mi?"

Kaan hafifçe gülümsedi.

"Son kez."

"İnsanlar 'son kez' derken genelde yalan söyler."

"Ben söylemiyorum."

Aralarında kısa bir sessizlik oluştu.

Rüzgâr okul bahçesindeki ağaçların yapraklarını savuruyordu.

Kaan derin bir nefes aldı.

"Bugün söylediklerim değişmedi."

Açelya cevap vermedi.

"Senden hoşlanıyorum."

"Ve bunun değişeceğini sanmıyorum."

Açelya'nın yüzünde hiçbir duygu belirmedi.

Yavaşça ona doğru yürüdü.

Aralarında yalnızca bir adım kalınca durdu.

"Kaan."

"Evet."

"Benim dünyamda..."

"...insanlar isimleriyle değil mezar taşlarıyla hatırlanır."

Kaan'ın gülümsemesi silinmedi.

"Yine de vazgeçmeyeceğim."

Açelya başını hafifçe eğdi.

"Israr etmek..."

"...cesaret değildir."

"Bazen aptallıktır."

"Belki."

"Ama bunu göze alıyorum."

Açelya birkaç saniye boyunca onun gözlerinin içine baktı.

Sanki yalan söyleyip söylemediğini anlamaya çalışıyordu.

Bulduğu tek şey...

Samimiyetti.

Arkasını döndü.

Tam yürümeye başlayacakken ilk kez ses tonu yumuşadı.

"Neden?"

Kaan şaşırdı.

"Neden ne?"

"Neden ben?"

Kaan hiç düşünmeden cevap verdi.

"Çünkü herkes senden korkuyor."

"Ama ben..."

"...gücünün altında, her şeyini kaybetmiş birini görüyorum."

Açelya'nın bakışları bir anlığına değişti.

Çok kısa...

Neredeyse fark edilmeyecek kadar kısa.

Sonra yine eski hâline döndü.

"Yanılıyorsun."

"Olabilir."

"Ama bunu kendim anlayacağım."

Açelya cebinden biraz önce aldığı küçük kâğıdı çıkardı.

Kaan'ın telefon numarası...

Kâğıdı birkaç saniye inceledi.

Sonra katlayıp tekrar cebine koydu.

"Numaranı atmadım."

Kaan'ın yüzünde istemsiz bir tebessüm oluştu.

"Atmamış olman..."

"...sildiğin anlamına da gelmiyor."

Açelya cevap vermedi.

Siyah aracın kapısı açıldı.

Kerem direksiyon başında bekliyordu.

Açelya araca binmeden önce son kez Kaan'a baktı.

"Bir tavsiye."

"Seni dinliyorum."

"Benim peşimden gelme."

"Neden?"

"Çünkü beni tanıdıkça..."

"...geri dönmek isteyeceksin."

Kaan başını iki yana salladı.

"Belki."

"Ama o güne kadar..."

"...yanında yürümeye devam edeceğim."

Açelya hiçbir şey söylemedi.

Araca bindi.

Siyah otomobil ağır ağır okuldan uzaklaşırken Kaan olduğu yerde kaldı.

Emre yanına geldi.

"Gerçekten vazgeçmeyecek misin?"

Kaan gözlerini uzaklaşan araca dikti.

"Hayır."

"Çünkü ilk defa..."

"...kalbim mantığımı dinlemiyor."

---

Aynı anda...

Şehrin başka bir ucunda.

Karanlık bir odada oturan genç adam, önündeki ekrandan okulun güvenlik kameralarını izliyordu.

Buz mavisi gözleri ekrana kilitlenmişti.

Dudaklarının kenarında soğuk bir gülümseme oluştu.

"Demek Kaan Kandemir..."

"...oyuna sen de girdin."

Telefonunu eline aldı.

Tek bir mesaj yazdı.

"Kraliçe'nin en zayıf noktasını buldum."

Mesaj gönderildi.

Genç adam pencereye doğru yürüdü.

Şehrin ışıklarına bakarken kendi kendine fısıldadı.

"Bir sonraki hamlede..."

"...kimse eskisi gibi olmayacak."

Gökyüzünde siyah bulutlar toplanırken...

Açelya'nın bilmediği yeni bir oyun başlamıştı.

Evvet yeni bölümle karşınozdayımm...
Nasıl olmuş?
Kaan hakkındaki düşüncelerinizi yorularda bekliyorum bakalım yeni bölümlerde ne olucak.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

28okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18