4. bölüm · Kırılan Sessizlik
Beklenmeyen Misafir
Kapı zili üçüncü kez çaldı.
Bu kez sesi daha sert, daha sabırsızdı.
Evde oluşan sessizlik bir anda ağırlaştı.
Afra ile göz göze geldik.
İkimiz de konuşamıyorduk.
Elimde tuttuğum zarfı istemsizce göğsüme bastırdım.
Annemin yıllar önce bana bıraktığı mektup...
Belki de bütün sorularımın cevabı içindeydi.
Ama kapının ardındaki kişi, o cevaplara ulaşmama engel olacakmış gibi hissettiriyordu.
Alt kattan Afra'nın babasının ayak sesleri duyuldu.
Sakin görünmeye çalışıyordu ama adımlarındaki telaş hissediliyordu.
Kapıya doğru yürürken Afra'nın annesi de peşinden gitti.
"Bu saatte kim olabilir?" diye mırıldandı.
Kimse cevap vermedi.
Kapının kilidi çevrildi.
Kapı yavaşça açıldı.
Koridordan boğuk sesler geliyordu.
Ne söylendiğini seçemiyordum.
Sadece tanımadığım bir erkek sesi...
Sakin...
Ama tuhaf bir şekilde aceleciydi.
"İyi akşamlar."
"Ben Açelya'yı görmek istiyorum."
Adımı duyduğum an bütün vücudum gerildi.
Afra'nın gözleri bana çevrildi.
"Beni tanıyor..." diye fısıldadım.
"Belki de yanlış eve gelmiştir."
Ama bunu söylerken ben bile kendime inanmıyordum.
Afra'nın babası sert bir ses tonuyla konuştu.
"Kimsiniz?"
Adam hiç tereddüt etmedi.
"Nermin Hanım'ın eski bir dostuyum."
Annemin adını duyduğum an nefesim kesildi.
Yıllardır kimse onun adını bu kadar doğal söylememişti.
Kalbim daha hızlı atmaya başladı.
Merakıma engel olamadım.
Koridora doğru yürüdüm.
Afra arkamdan geldi.
Merdivenlerden aşağı inerken konuşmalar daha net duyulmaya başlamıştı.
"Size nasıl güvenebiliriz?" diye sordu Afra'nın babası.
Adam cebinden eski, deri bir cüzdan çıkardı.
İçinden yılların eskittiği küçük bir fotoğraf uzattı.
"Çünkü bunu yalnızca Nermin'i gerçekten tanıyan biri taşıyabilir."
Fotoğrafı ilk gören Afra'nın babası oldu.
Yüzündeki ifade bir anda değişti.
Şaşırmıştı.
Hatta biraz korkmuş gibiydi.
Ben daha fazla dayanamadım.
Koridorun sonuna kadar yürüdüm.
Adam beni görünce sustu.
Gözleri büyüdü.
Sanki yıllardır kaybettiği birini bulmuş gibiydi.
Uzun süre hiçbirimiz konuşamadık.
Sonunda dudaklarından tek bir cümle döküldü.
"Gerçekten annene çok benziyorsun..."
İçimde bir şeyler sızladı.
"Beni nereden tanıyorsunuz?"
Adam derin bir nefes aldı.
"Adım Kerem."
"Annenle uzun yıllar birlikte çalıştık."
"Ne iş yapıyordunuz?"
Sorum karşısında gözlerini kaçırdı.
"Şimdilik bunu anlatamam."
Sinirle başımı salladım.
"Herkes aynı şeyi söylüyor."
"Babam konuşmuyor."
"Annem artık hayatta değil."
"Şimdi siz de 'anlatamam' diyorsunuz."
"Ben daha ne kadar hiçbir şey bilmeden yaşayacağım?"
Koridorda ağır bir sessizlik oluştu.
Kerem başını öne eğdi.
Sesinde pişmanlık vardı.
"Keşke bunları sana yıllar önce anlatabilseydik..."
Tam o anda dışarıdan güçlü bir motor sesi duyuldu.
Pencerelerin önünden geçen far ışıkları salonu kısa süreliğine aydınlattı.
Kerem'in yüzündeki ifade bir anda değişti.
Az önceki sakin tavrından eser kalmamıştı.
Hızla pencereye yöneldi.
Perdeyi sadece birkaç santimetre aralayıp dışarı baktı.
Sonra perdeyi hemen kapattı.
"Buradan gitmemiz gerekiyor."
Afra'nın babası şaşkınlıkla ona baktı.
"Ne demek gitmemiz gerekiyor?"
"Kim onlar?"
Kerem derin bir nefes verdi.
"Henüz bilmiyorum..."
"...ama bizi buldukları kesin."
Tam o sırada kapı zili yeniden çaldı.
Bu kez tek sefer değil...
Arka arkaya üç kez...
Ding... Ding... Ding...
Afra istemsizce koluma sarıldı.
"Çok korkuyorum..."
Ben de korkuyordum.
Hem de hayatımda hiç hissetmediğim kadar.
Afra'nın babası kapıya doğru ilerledi.
Kerem hemen kolundan tuttu.
"Sakın açmayın."
"Neden?"
"Eğer tahmin ettiğim kişilerse, kapıyı açmanız onların işini kolaylaştırır."
Evde derin bir sessizlik oluştu.
Kimse kıpırdamıyordu.
Kalbimin sesi kulaklarımda yankılanıyordu.
Derken dışarıdan tok bir erkek sesi yükseldi.
"Açelya!"
İsmimi duyduğum an bütün bedenim buz kesti.
Ses yabancıydı.
Hayatım boyunca hiç duymadığım bir sesti.
"Açelya, içeride olduğunu biliyoruz."
Afra'nın annesi bana döndü.
"Onları tanıyor musun?"
Başımı hızla iki yana salladım.
"Hayır."
"Hayatımda ilk kez duyuyorum."
Kapının arkasındaki adam tekrar konuştu.
"Bizimle gelirsen kimse zarar görmeyecek."
Kerem dişlerini sıktı.
"Sakın inanma."
Afra'nın babası cebinden telefonunu çıkardı.
"Polisi arıyorum."
Tam numarayı çevireceği sırada...
Evin bütün ışıkları bir anda söndü.
Her yer zifiri karanlığa gömüldü.
Afra korkuyla nefesini tuttu.
Ben ise olduğum yerde donup kalmıştım.
Sadece dışarıdaki aracın farları salona belli belirsiz bir ışık veriyordu.
O sırada...
Üst kattan bir ses geldi.
Tak...
Hepimiz aynı anda başımızı yukarı çevirdik.
Ardından ikinci ses...
Tak... Tak...
Sanki biri odaların içinde ağır ağır yürüyordu.
Afra'nın annesi fısıldadı.
"Yukarıda biri var..."
"İmkânsız." dedi Afra.
"Az önce hep birlikte indik."
Ses tekrar duyuldu.
Bu kez daha yakındı.
Merdivenlerin bulunduğu koridordan geliyordu.
Kerem cebinden küçük bir el feneri çıkardı.
Işığı merdivenlere çevirdi.
Basamaklar bomboştu.
Ama ses kesilmiyordu.
Birileri...
Ya da bir şey...
Üst katta dolaşıyordu.
O anda aklıma annemin mektubu geldi.
"Mektup!"
diye bağırdım.
"Yukarıda kaldı!"
Hiç düşünmeden merdivenlere doğru koştum.
Arkamdan Afra'nın sesi yükseldi.
"Açelya! Dur!"
Ama artık çok geçti...Merdivenleri ikişer ikişer çıkıyordum.
Arkamdan Afra'nın ayak sesleri geliyordu.
"Açelya, yavaş!"
Onu duymuyordum.
Tek düşündüğüm şey annemin mektubuydu.
Yıllardır saklanan gerçekler...
Belki de hayatımı değiştirecek cevaplar...
Hepsi o zarfın içindeydi.
Koridora ulaştığımda nefes nefeseydim.
Kapısı açık olan odaya doğru baktım.
İçerisi zifiri karanlıktı.
Sadece pencereden süzülen ay ışığı odanın bir köşesini aydınlatıyordu.
Yavaşça içeri girdim.
"Anne..."
Kelime farkında olmadan dudaklarımdan döküldü.
Yatağın üzerindeki valiz hâlâ açıktı.
Yere saçılan kıyafetler yerindeydi.
Fotoğraf albümü de düştüğü yerde duruyordu.
Ama...
Zarf yoktu.
Gözlerim büyüdü.
"Hayır..."
Dizlerimin üzerine çöktüm.
Ellerimle halıyı kontrol ettim.
Yatağın altına baktım.
Komodinin arkasına uzandım.
Yoktu.
Mektup kaybolmuştu.
Afra yanıma geldi.
"Belki başka bir yere düşmüştür."
Başımı iki yana salladım.
"Hayır."
"Tam burada duruyordu."
Tam o sırada Kerem de odaya girdi.
Odayı tek bir bakışta incelemeye başladı.
Pencereye yöneldi.
Cam tamamen açıktı.
Perde rüzgârın etkisiyle yavaşça sallanıyordu.
Kerem pencerenin önünde eğildi.
Parmaklarını pencere kenarında gezdirdi.
Sonra dışarı baktı.
"Aşağı gelin."
Ben de pencereye yaklaştım.
Bahçedeki yumuşak toprağın üzerinde belirgin ayakkabı izleri vardı.
Birileri gerçekten pencereyi kullanmıştı.
İçime keskin bir korku saplandı.
"Evimize girdiler..."
Kerem başını yavaşça salladı.
"Ve ne aradıklarını biliyorlardı."
Afra şaşkınlıkla sordu.
"Ne demek istiyorsunuz?"
Kerem cevap vermeden odanın içinde dolaşmaya başladı.
Dolabı açtı.
Komodinin çekmecelerini kontrol etti.
Sonra yerde duran fotoğraf albümünü eline aldı.
Albümün kapağını dikkatlice inceledi.
Sanki aradığı şey mektup değilmiş gibi davranıyordu.
"Ne arıyorsunuz?" diye sordum.
"Bazı insanlar yalnızca gördüğünü çalar."
"Gerçekten neyin önemli olduğunu bilenler ise saklanan şeyi arar."
Sözleri kafamı daha da karıştırmıştı.
"Hiçbir şey anlamıyorum."
Kerem albümün sayfalarını tek tek çevirmeye başladı.
Eski doğum günü fotoğrafları...
Deniz kenarında çekilmiş tatiller...
Annemin gülümseyen yüzü...
Hepsine uzun uzun baktı.
Bir sayfada aniden durdu.
"İşte bu..."
Yanına yaklaştım.
Fotoğrafta annem, babam ve ben vardık.
O zamanlar dört ya da beş yaşındaydım.
"Bu fotoğrafta ne var?"
Kerem parmağıyla annemin boynunu işaret etti.
Boynunda küçük, mavi taşlı bir kolye vardı.
Daha önce hiç fark etmemiştim.
"Annemin kolyesi..."
"Evet."
"Onu hatırlıyor musun?"
"Hayır."
"Hiç görmedim."
Kerem derin bir nefes aldı.
"Çünkü bir gün aniden ortadan kayboldu."
"Kayboldu mu?"
"Hayır."
"Gizlendi."
Kalbim yeniden hızlandı.
"Neden?"
"Çünkü o kolye sıradan bir kolye değildi."
Tam o sırada alt kattan Afra'nın babasının sesi yükseldi.
"Kerem! Hemen aşağı gelir misiniz?"
Sesindeki telaş hepimizi yerimizden sıçrattı.
Koşarak salona indik.
Afra'nın babası kapının önünde durmuştu.
Elinde beyaz bir zarf vardı.
"Kapının altından bırakmışlar."
Boğazım düğümlendi.
Zarfın üzerinde tek bir isim yazıyordu.
AÇELYA
Kimse konuşmuyordu.
Afra'nın annesi ürkek bir sesle,
"Sakın açmayın." dedi.
Kerem zarfı dikkatle inceledi.
Arka kısmında siyah mürekkeple çizilmiş küçük bir sembol vardı.
Kerem'in yüzünün rengi bir anda soldu.
"Bu..."
"Nedir?" diye sordum.
"Bu sembolü en son yıllar önce görmüştüm."
"Kimin sembolü?"
Birkaç saniye sustu.
Sonra gözlerini bana çevirdi.
"Eğer bu gerçekten onların işaretiyse..."
"...artık hiçbirimiz güvende değiliz."
Tam o anda dışarıdan yeniden motor sesi duyuldu.
Pencereden baktığımızda siyah araç hâlâ evin önündeydi.
Ama bu kez yalnız değildi.
Arkasında ikinci bir araç daha durmuştu.
İçlerinden inen insanların yüzleri seçilmiyordu.
Fakat hepsi aynı anda başlarını kaldırıp evin pencerelerine baktılar.
Sanki...
Bizi izliyorlardı.
Salondaki sessizlik giderek ağırlaşıyordu.
Dışarıdaki siyah araçlar hâlâ evin önündeydi.
Kimse inmiyor...
Kimse konuşmuyordu.
Sanki yalnızca bekliyorlardı.
Kerem'in elindeki beyaz zarfı gözlerimle takip ettim.
Titreyen ellerimle zarfı ondan aldım.
Üzerinde yalnızca ismim yazıyordu.
AÇELYA
Derin bir nefes alıp zarfı açtım.
İçinden tek bir anahtar çıktı.
Eskiydi.
Siyaha çalan metalinin üzerine ince işlemeler yapılmıştı.
Ucunda ise küçük bir plaka vardı.
Plakanın üzerinde tek bir sayı yazıyordu.
17
"Bu ne?" diye fısıldadım.
Kerem'in yüzü bir anda ciddileşti.
"O..."
"...beklediğim şey."
"Neyi bekliyordunuz?"
Kerem birkaç saniye sustu.
Sonra gözlerini bana çevirdi.
"Açelya..."
"Artık sana gerçeği anlatmanın zamanı geldi."
Kalbim hızla çarpmaya başladı.
"Annem hakkında mı?"
"Evet."
"Annen ölmedi."
Kulaklarım uğuldamaya başladı.
"Ne...?"
"Yıllardır sana söylenen en büyük yalan buydu."
"Dediğiniz doğru olamaz."
"Babam..."
"Babam onun öldüğünü söyledi."
"Çünkü başka seçeneği yoktu."
Bir adım geri attım.
"Hayır..."
"Annemin mezarı var."
Kerem başını yavaşça salladı.
"O mezarda annen yatmıyor."
Sanki dünya bir anda durmuştu.
Nefes almakta zorlanıyordum.
"Geriye kalan her şey..."
"...bir oyunun parçasıydı."
Gözlerim doldu.
"O zaman annem nerede?"
"Bilmiyorum."
"Yıllardır kimse bilmiyor."
"Çünkü kendi isteğiyle ortadan kayboldu."
"Neden?"
Kerem derin bir nefes aldı.
Çevresine baktı.
Sanki söyleyeceklerinden korkuyordu.
"Çünkü annen..."
"...yeraltı dünyasının en güçlü ismiydi."
Salondaki herkes donup kaldı.
Afra şaşkınlıkla bana baktı.
Afra'nın annesi elini ağzına kapattı.
Ben ise tek kelime edemiyordum.
"Ne demek istiyorsunuz?"
"Annenin gerçek kimliğini neredeyse hiç kimse bilmiyordu."
"Herkes ona farklı isimler verirdi."
"Ama en çok kullanılan isim..."
Kerem cümlesini tamamladı.
"Kraliçe."
Boğazım düğümlendi.
"Hayır..."
"Bu imkânsız."
"Benim annem öğretmendi."
Kerem acı bir gülümsemeyle başını salladı.
"O, sana öğretmendi."
"Ama dünyanın geri kalanı onu bambaşka biri olarak tanıyordu."
"Bunu neden sakladı?"
"Çünkü seni korumak istiyordu."
"O dünyadan uzak büyümeni istedi."
Sessizlik çöktü.
Aklımdan binlerce soru geçiyordu.
"Benim bununla ne ilgim var?"
Kerem birkaç adım yaklaştı.
Cebinden küçük, siyah deri kaplı bir defter çıkardı.
Üzerinde altın renkli tek bir sembol vardı.
Defteri bana uzattı.
"Nermin bunu bana emanet etti."
"Eğer bir gün geri dönemezsem..."
"...bunu yalnızca Açelya'ya vereceksin, dedi."
Titreyen ellerimle defteri aldım.
İlk sayfasını açtım.
Annemin el yazısını görünce gözlerim doldu.
Sayfanın en üstünde tek bir cümle yazıyordu.
'Canım kızım... Eğer bunu okuyorsan, seni koruyamadığım için beni affet.'
Gözyaşlarım sayfanın üzerine düştü.
Devamını okumaya çalışırken dışarıdan yüksek bir motor sesi yükseldi.
Pencereden baktığımızda siyah araçlardan insanlar inmeye başlamıştı.
Hepsi siyah takım elbise giyiyordu.
Yüzlerinde hiçbir ifade yoktu.
Kerem perdeyi hızla kapattı.
"Zamanımız kalmadı."
"Kim bunlar?"
"Bunlar yıllardır anneni arayan insanlar."
"Beni neden istiyorlar?"
Kerem'in cevabı bütün vücudumu titretti.
"Çünkü sen..."
"...Nermin'in tek varisisin."
Başımı iki yana salladım.
"Hayır."
"Ben kimsenin varisi değilim."
"Ben sadece normal bir hayat yaşamak istiyorum."
Kerem'in sesi yumuşadı.
"Bunu annen de istiyordu."
"Ama kader bazen bize seçim hakkı vermez."
Tam o sırada dışarıdan sert bir çarpma sesi duyuldu.
Kapı sarsıldı.
Bir kez...
İkinci kez...
Üçüncü darbede kapının kilidi çatırdamaya başladı.
Afra korkuyla yanıma geldi.
"Açelya..."
"Ne yapacağız?"
Elimde tuttuğum deftere baktım.
Sonra annemin yazdığı ilk cümleye...
Ve ilk kez içimde tuhaf bir his oluştu.
Korkunun yanında...
Cevapları öğrenme isteği.
Dışarıdan dördüncü darbe geldi.
Kerem cebinden küçük bir anahtar çıkarıp avucuma bıraktı.
Bu, zarftan çıkan anahtarın aynısıydı.
"İkisini birlikte sakla."
"Bir gün neden gerekli olduklarını anlayacaksın."
"Şimdi arka kapıdan çıkıyoruz."
Tam arka kapıya yönelirken...
Telefonum titredi.
Ekranda numara görünmüyordu.
Mesajı açtım.
Tek bir cümle vardı.
"Kraliçe geri dönmedi... Şimdi sıra sende, Açelya."
Telefon elimden kayıp yere düştü.
Ve o an...
Kapının kilidi tamamen kırıldı.
SONRAKİ BÖLÜMDE GÖRÜŞMEK ÜZEREEE....
