28. bölüm · Kayıp Zamanın Mührü

Mira ( Toplu tanışma )

Kal İra

Rüyada Alaz'ı görünce çok sevinmiştim ama tabii sevinmeden önce o mu değil mi emin olmalıydım.

"Senin Alaz olduğuna emin olabilir miyim?" Harika bir emin olma şekli değildi biliyorum ama aklıma ilk bu gelmişti.

"Yani diğeri sana pek cevap vermiyor gibi. Muhtemelen benim Alaz olduğuma emin olabilirsin."

"Çelişkili cümle..." Şüpheyle baktım. Haklıydı, ikna olmuştum.

"Tamam ikna oldum. Ne yapıyorsun ya görüşemedik uzun zamandır?"

"Evet çok uzun zaman oldu. Seni arıyordum da asıl sen ne yapıyorsun?"

"Ben de boş boş geziyordum, bir şeylerin peşinden koşmayınca burası sıkıcı."

"Biz yine de bize denilene uyalım, kendi kafamıza göre hareket etmeyelim. Ters bir durum görürsek yine değerlendiririz." Haklıydı. Tek başıma bir şeyler yapmam onu da tehlikeye atabilirdi. Bu yüzden ona katıldım.

"Anlaştık ortak."

Bir süre daha sohbet ettikten sonra uyandım. Koşarak Büşra'yı uyandırmaya gittim, hep o yapacak değildi.

"Büşra! Günaydın!"

"Sana da günaydın."

"Hadi kalk çabuk bugün harika bir plan yaptım."

"Ne planı?"

"Alaz ile sizi tanıştıracağım."

"E biz Caner ile görüşecektik. Yani istersen Alaz ile tanışalım ama Caner de olur."

"Ya hayır. O çocuğa ben senin için katlanıyorum Alaz'dan bunu istemem. Bir güncük de benimle ol her gün birliktesiniz zaten."

"Şey yapalım mı siz görüşün, ben de Caner ile görüşeyim sonra yanınıza gelirim."

"Olur tamam."

Odasından çıkıp kendi odama gittim hazırlanırken de Alaz'a mesaj attım.

*Günaydın ne yapıyorsun*

Kıyafet seçerken telefonum çaldı, Umay'ın aradığını görünce pek açasım gelmedi ama belki bir şey vardır diye açtım.

"Efendim?"

"Günaydııın ne yapıyorsun?"

"Uyanıyorum, sen ne yapıyorsun?"

"Ben de uyandım da bugün plan yapmışsınız Alaz ve Büşra ile. Dedim ki ben de katılmalıyım."

"Yani tabii demişsindir. Haber verdiğin için teşekkürler."

Telefonu kapattım ki daha fazla konuşmasın. Ardından da Büşra'ya ufak bir sitemde bulunmayı ihmal etmedim tabii ki.

"Caner ile ayrılmanızı dört gözle bekliyorum gerçekten arkadaşım nerede benim!"

"Ya ağzımdan kaçtı özür dileriim!"

Göz devirdim ama tabii o görmedi. Telefonuma mesaj gelince hemen odağımı değiştirdim.

*Günaydın, kahvaltı yapıyordum. Sen ne yapıyorsun?"

*Ben de hazırlanıyordum işte*
*Umay aradı da Büşra plan yaptığımızı söylemiş o da dahil olmak istemiş*

*Olsun tabii zaten dün görüşmek istiyordu.*

*Aynen. O zaman sen kahvaltını yap ben seni tutmayayım*

*Kahvaltımı yapayım sizi almaya geleyim siz de o zamana kadar hazırlanmış olursunuz.*

*Büşra hemen katılmayacak ama bize*

*Olsun problem değil seni alırım.*

*Olur*

Konuşmadan çıkıp kıyafet bakmaya devam ettim. Çok sinirlerimin bozulacağı bir gün olacağına şimdiden kendimi hazırlarsam daha az sinir olurum diye düşündüm. Giyindikten sonra kahvaltı yapmamış olmayayım diye ayaküstü atıştırdım. Sonra da zaten Alaz geldi. Ben de koşarak aşağı indim, evden alınmak güzel bir histi.

"Naber?"

"İyiyim sen nasılsın?"

"Ben de iyiyim. Şimdi ben sana tarif edeceğim, sen de bizi oraya götür."

"Nereye?"

"Güzel oturup sohbet edebileceğimiz bir yere."

"Umay'ı da alsaydık."

"Yok o yakın, gelir kendisi."

"Tamam o zaman."

Gülmesini gizlemeye çalışarak arabayı çalıştırdı, yani belli oluyordu güldüğü ama işte.

"Sen daha iyi misin? Kazadan beri."

"İyi gibiyim. Yani ağrılarım oluyor tabii arada ama hallediyorum."

"Hallediyorsun?"

"Evet. Bak gayet iyiyim."

Vardığımızda Umay'a da haber verdim biz oturduktan biraz sonra o da geldi. Koşarak gelmiş olması bile mümkündü.

"Merhaba! Nasılsınız?"

"İyiyiz, sen nasılsın?" Alaz'dan önce cevap vermeye çalıştım. O da beni zorlamadı.

"İyiyim ya. Ne güzel oldu böyle oturduk, Alaz iyi ki hemen gitmemişsin."

"Evet ya bence de. İşim yoktu zaten."

"Ee sen ne yapıyordun bizim okulda?"

"Dün mü?"

"Hayır ya Mira'nın seni görüp çizdiği gün."

Alaz anlamayan bakışlarla bana bakıyordu. Olaya el atma vaktiydi.

"Bence böyle şeylerle birbirimizi darlamayalım Umay. İşi gücü vardır, İstanbul buraya uzak değil."

"Pekii." Umay bu sefer bana döndü.

"Siz ne yaptınız, Fatih ile konuştunuz mu?" Yani gerçekten artık bu kadarını da bilerek yapıyordu ya. Direkt Alaz'a döndüm, gülen ifadesi gitmişti. Sırf şunu yaptığı için bile Umay'a sinirlenebilirdim ama o ekstra olarak Alaz'a yürüyordu.

"Konuştuk ve bir daha konuşmayacağımız konusunda anlaştık."

"Neden ki?" Bir de sorguluyor...

"Neden konuşalım ya?"

"Ne bileyim belki aranızda bir şeyler olurdu."

*İstemiyoruz demek ki. Bu kadar istiyorsan sen mesaj at, konuş."

"Yok ya benim tipim değil. Ben renkli gözlülerden hoşlanıyorum." Sabrımı sınıyordu, sabırlı bir insan değildim.

"O zaman beni de rahat bırak lütfen."

"Tamam canım niye abarttın ki? Mira da hep böyle bir şeyleri abartır biliyor musun Alaz... Huy gibi bir şey olmuş." Şu an Umay ile tanışan tek kişi Alaz değildi.

"Sizin aranızdaki mesele ben çok anlamadan karışmış olmak istemem ama ben Mira'nın bir şeyleri abarttığına çok şahit olmadım."

"Demek ki sana farklı davranmış. Ben İstanbul'u çok seviyorum biliyor musun, gitmek için bahane arıyordum." Resmen davet edilme çabasına girdi ya şu ortamda bulunmak gerçekten çok sinir bozucu.

"İstanbul güzel. Tam sevilecek bir şehir gerçekten, buraya da yakın zaten. Hemen gidilip geliniyor, çok da bahaneye ihtiyaç yok bence."

Umay'ın telefonu çalınca açıp bizden biraz uzaklaştı. Sinirlerim bozuk bir şekilde oturuyordum ki Alaz ile göz göze geldik. Gülümsedim ama o pek gülmedi.

"Bir sorun mu var?" Diye sorma ihtiyacı hissettim.

"Onu pek seviyor gibi değilsin ama o bile Fatih ile görüştüğünü biliyor. Bana niye söylemedin ki?"

"Aramız çok iyi değildi. Sana inat olsun diye buluşmadım hem gerçekten, benden seninle ilgili kötü bir şey alamayacağını söylemek istedim."

"Gerek yoktu."

"Var gibi hissettim."

Yanımıza gülümseyerek gelen Büşra'yı görünce Alaz da ben de sustuk.

"Merhaba ne yapıyorsunuz?"

"Seni bekliyorduk, sen ne yapıyorsun bıraktın mı Caner'i?"

"Yani biraz kavgalı oldu ama oldu işte."

"Neden?"

"Alaz ile tanışacağımız için biraz kıskançlık yaptı. Senlik bir şey yok Alaz onun her zamanki hâli."

"Keşke o da gelseydi, aranızda problem oluşturmak istemem."

"Mira istemedi diye çağırmadım."

"Yani o zaman bilemem ama benim için sorun yok."

Alaz da Büşra da bana bakıyordu, baskı hissettim. Caner'i sevmiyordum, Alaz ile tanışmasına da gerek yoktu. O sırada Umay geri döndü.

"Ya ben çok özür dileyerek ayrılsam sorun olur mu?"

"Sorun olmaz tabii ki. Bir şey mi oldu?"

"Teyzeme uğramam gerekiyor da. Büşra hoşgeldin bu arada."

"Hoşbuldum sen git ben devraldım burayı."

"Tamam o zaman görüşürüz. Alaz muhakkak bir ara yine görüşelim. Ben bunu saymıyorum."

Sonra da gitti. Gözümü devire devire bir hâl olmuştum artık.

"Göz devirme cevap ver çağırayım mı? Bak ilişkim biterse benim ağlamamı sen çekersin."

"Uf iyi çağır. Alaz hiç mükemmel birini bekleme."

"İnsanlarla tanışırken genelde beklenti içinde olmam zaten, sorun yok."

Büşra hemen Caner'e mesaj atıp bize döndü.

"Siz iyisiniz değil mi?"

"İyiyiz. Umay olmasa daha iyi olabilirdik tabii."

"Ya gerçekten özür dilerim, ağzımdan kaçtı."

"Sorun değil ya, oturduk tanıştık." Alaz hemen olayı kapatmıştı.

"Umay seni biraz beğeniyor da, gerçi fark etmişsindir genelde belli eder pek duramaz."

"Renkli gözlülerden hoşlanıyormuş biliyor musun Büşra? Bil bakalım kim olabilir?" Sinirlenmiştim, bunu söylemem gerekiyordu. İçimde yaşamaktan pek hoşlanmazdım.

"Ben!" Caner'in ortama girişiyle bütün bakışlar ona dönmüştü.

"Saçma sapan konuşma ya Alaz'dan bahsediyorduk." Büşra da hemen olayı toplamıştı. Ben de tanıştırmam gerektiğini hissettim.

"Alaz bu Caner, Büşra'nın sevgilisi. Bahsetmiştim, biliyorsun az çok. Caner, sana Alaz'dan bahsetmedim ama Alaz."

"Çok memnun oldum Caner."

"Ben de öyle." Birbirlerinin elini havada bırakmadan sıkmışlardı sonra da Caner Büşra'nın hemen yanına geçti.

"Ee nasıl gidiyor? Arayı düzeltmiş gibisiniz." Caner'in yersiz konuşmalarına hiç hazır değildim.

"Aramızdan da herkesin haberi varmış." Alaz bu kadarına sanırım hazır değildi.

"Ben anlattım ya. Yani ilk defa Mira'nın böyle bir durumuna şahit oluyoruz da, şaşırdık hep birlikte." Büşra da sanki ne yapmıştım da beni ne biçim anlatıyordu.

"Alaz biliyor musun Caner de pazarlama alanında çalışıyor!" Konuyu benden çekmek istediğim için topu hemen Caner'in üstüne attım.

"Öyle mi ne güzel. Burada mısın?"

"Evet ben buradayım, çok kalıcı bir iş değil benim için ama."

"Merak ettiğin danışmak istediğin bir şey olursa konuşabiliriz." Alaz'ın bu tavırlarını görünce etkilenmeden durmak biraz zor oluyordu. Bana şöyle dese işi gücü bırakıp onun yanında çalışırdım herhalde. Tabii Caner böyle yapmasa daha mutlu olurdum.

"Teşekkür ederim. Sen İstanbul'da mı çalışıyorsun?"

"Evet. Ben de oradayım."

"Çok güzel yer diyorlar, ben hiç gitmedim. Bir gidip görmek lazım aslında, gideriz değil mi Büşra hem kankamı da ziyaret ederiz."

"Gideriz de kankan kim senin?"

"Alaz işte." Ya daha az önce onu kıskanıyordu şimdi kendisine kanka etmiş gibi davranıyor gerçekten şu samimiyetsizliğe Büşra nasıl dayanıyor hayret ediyorum. Alaz'ın da çok hoşlandığını düşünmüyordum ama bozuntuya vermedi gülümsedi.

"Her zaman beklerim." Böyle mükemmel olmayı bırakmalıydı.

"Teşekkür ederiz muhakkak geleceğiz. Hayatım annemler bugün için program yapmışlar bizi de bekliyorlar haberin olsun."

"Aa olur tamam gidelim."

"Bize hiç ayıp olmaz ya siz takılın istediğiniz gibi." Burada olduğumuzu belli etmek istedim.

"Siz yabancı değilsiniz canım hem görüşürüz biz zaten yine. Değil mi Alaz?"

"Tabii bakarız, ayarlarız bir şeyler."

"O zaman biz kaçtık." Sonra da gittiler.

"Kusura bakma arkadaşlarım biraz saygısız." Özür dileme ihtiyacı hissettim.

"Benlik sorun yok. Kankam olmuş nasılsa görür herhalde yine."

"Hayır hayır düşüncesi bile korkunç. Durabildiğin kadar uzak dur, delinin teki o." Güldü, hak verdiğini düşünmek istedim.

"Vaktin varsa gel, ben sana yemek hazırlayayım. Birlikte yiyelim." Madem Büşra yoktu ev de benim demekti.

"Bence sen hiç zahmet etme."

"Korkma kötü yemek yapmıyorum, gel bir dene. Beğenmezsen söyleme özgürlüğüne sahipsin korkma."

"Yok ondan değil de neyse tamam gidelim."

"Yaşasın! O zaman eve girmeden markete gidelim bir şeyler alalım öyle eve geçelim. Ben sana şifalı bir şeyler yapayım." Ona iyi gelmek istiyordum aynı zamanda onu görmek de istiyordum. İkisini bir araya getirince de ortaya bu çıkıyordu. Beni onaylayınca kalkıp arabaya gittik.