20. bölüm · Kayıp Zamanın Mührü
Mira ( Hastane )
Hemen Alaz'ın hesabından Bora'yı buldum ve aradım. Bir yandan da hazırlanıp çıkmaya çalışıyordum.
"Merhaba?"
"Merhaba Bora ben Mira. Şey az önce Alaz ile telefonda konuşuyorduk sonra kaza yaptı sanırım. Nerede bilmiyorum, lütfen sen onu bulabilir misin bir de bulursan da haber verir misin? Ben zaten yoldayım, geleceğim hemen."
"Ne demek kaza yaptı, nasıl?"
"Bilmiyorum, gerçekten hiçbir şey bilmiyorum lütfen sadece ona ulaş."
"Tamam ben haber vereceğim sana." Kapattı. Saat kaçtı bilmiyordum, apar topar otogara koştum ve ilk otobüsle İstanbul'a gittim. Aradan biraz zaman geçtikten sonra Bora beni aradı.
"Buldun mu iyi miymiş nerede?"
"Buldum, hastanedeyiz. Ben sana konum atarım."
"İyi mi?"
"İyi, merak etme."
Kapattım. Hemen ardından konum attı, otobüsten iner inmez bir taksiye binip konumu gösterdim. En azından çok uzak değildi de onu hemen görebilecektim. Aklım çıkmış gibi hissediyordum, bu korkmak değildi. Bilmiyorum tanımlayamayacağım kadar kötü hissediyordum. Ona bir şey olmuş olmasının ihtimalinden nefret etmiştim. Taksiden inince koşarak hastaneye girdim, neyseki hemen Bora'yı gördüm.
"Nerede? İyi, eminsin değil mi?"
"İyi tabii ki. Beni dinlese bunlar olmazdı gerçi ama... Gel götüreyim seni."
"Götür, hadi."
Önümden yürüdü bende onu takip ettim. Bir odaya girdi, ben de peşinden girdim. Alaz'ı görünce sanki her şey yoluna girmiş gibi hissettim. Çantamı yandaki koltuğa resmen fırlatıp Alaz'a sarıldım.
"İyi misin? Seni çok merak ettim."
"İyiyim, teşekkür ederim. Gelmeni beklemiyordum."
"Tabii ki geleceğim." Sarıldığımı o an fark ettim.
"Ay çok özür dilerim, canını acıttım mı?"
"Hayır, sorun değil."
Tam arkamı dönüp Bora ile konuşacaktım ki odadan çıkmış olduğunu fark ettim.
"Saat çok geç, sen neden buraya kadar geldin ki? Bulunmamı sağlaman bana yeterdi."
"Sana yeterdi ama bana yetmezdi. Seni görmem gerekiyordu, geldim. İyisin değil mi?"
"Sürekli sormana gerek yok iyiyim."
"Ya Alaz ödüm koptu tabii ki sürekli soracağım."
"İyiyim."
"Sen neden hastaneye gitmedin ki zaten?"
"Gerek duymadım."
"Aferin. Gerek duymazsan böyle olur işte."
" Sen Bora'ya ne söyledin?"
"Telefonla konuşuyorduk, kaza yaptı dedim."
"Sen burada mı kalacaksın?"
"Seni bırakıp gideceğimi mi sandın?"
"Yani, sandım."
"Yanlış sanmışsın. He istemiyorum git dersen o başka."
"İstemiyorum git değil de gerek yok. Buraya kadar gelmene de gerek yoktu zaten."
"Alaz tamam yeter saçmalama ya. Geldim işte, gitmeyeceğim." Gülümsedi. Bana gülümsedi. İlk kez ben gülmeden hem de. Bu hâlde nasıl gülebiliyordu anlam veremedim.
"Nasıl oldu bu?" Sormadan edemedim, dikkatsiz davranmıştı hem de çok.
"Oldu işte."
"Ne kadar rahatsın, gerçekten delireceğim ya ölebilirdin farkında mısın?"
"Ölmedim. Sakin ol." Kapının tıklandığını duyunca o tarafa döndüm, ne ara gittiğini bile anlamadığım Bora gelmişti.
"Sen ne ara gittin ya?" Sorgulamadan edememiştim.
"Bazen hızlı hareket ederim, takip edemezsin. Nasılsın bakalım bir numaralı her zaman kendi bildiğini okuyan patron?" Güzel bir tanımlamaydı, tam yerine uygundu.
"Buna gülecek kadar iyiyim. Fazla abarttınız zaten."
"Fazla mı abarttık? Nasıl bir kaza yaptıysan artık elin bile çok kötü durumdaydı. Gerçi hâlâ çok iyi durumda sayılmaz." Bora, elinin kazadan olduğunu düşünmüştü, hiç görmemiş miydi diye düşündüm sonra da hep eldiven giyip durduğu aklıma geldi.
"Her neyse problem yok, cidden. Beklemeyin başımda."
"Bora istersen sen gidebilirsin ben Alaz ile kalırım."
"Ben de tam aynı şeyi sana söyleyecektim."
"Ben uzun yoldan geldim, geri dönemem. Kalacak yer olur işte bana da." Hastane mi kalacak yerdi? İkna edici olmuş olacak ki Bora, Alaz'dan onay aldıktan sonra bize veda edip gitti.
"En azından elin için hastaneye gidemez miydin?"
"Mira, uzatmasak artık..."
"Uzatıyorum çünkü uzattırıyorsun. Neden kendine dikkat etmiyorsun ya, sana bir şey olacak diye aklım çıktı."
"Çıkmasın, sorun yok. İyiyim sayende."
"Bora'nın sayesinde. O seni bulmasaydı ben gelene kadar belki de çok daha kötü şeyler olacaktı."
"Sen aramasan da Bora beni bulana kadar çok daha kötü şeyler olacaktı."
"Zehra teyze kendine şöyle dikkat etmediğini duysa sana çok kızardı." Nereden çıkmıştı bilmiyordum ama beni kaale aldığı yoktu belki o etkili olur diye düşündüm. Sanırım pek yanılmadım çünkü yüz ifadesi tamamen değişti.
"Muhtemelen ama duymayacağı için sorun yok." Resmen benim sinirlerimle oynuyordu. Telefonumun çalmasıyla irkildim. Ekranda Büşra'nın adını görünce ona haber vermeden çıktığımı hatırladım.
"Mira! Neredesin iyi misin!"
"İyiyim merak etme İstanbul'a geldim."
"Ya sen aklını mı kaçırdın, bana niye haber vermiyorsun!"
"Unutmuşum, acele ettim çıkarken. Alaz kaza geçirmiş onu görmeye geldim."
"Kaza mı? Ne kazası? İyi miymiş?"
"Yani..." Alaz'a döndüm, iyi görünüyordu ama çok kötü bir kaza geçirmişti sonuçta. İyi olduğunu gösteren bir işaret yaptı.
"İyi olduğunu söylüyor şu an ama ben pek ikna değilim. Sen merak etme tamam mı bir sorun yok, ben müsait olunca sana döneceğim." Sonra da telefonu kapattım. Beni kapının önüne koyması an meselesiydi.
"Arkadaşına haber vermeden mi çıktın evden?"
"Elim ayağım birbirine girdi, buraya düzgünce gelebilmiş olmamı mucize sayıyorum."
"Sen benim için baya endişelenmişsin."
"Yeni mi anladın?"
"Yok da bu endişenin dozu her duyduğum olayda artıyor."
"Haber vermemi istediğin biri falan var mı?"
"Yok. Teşekkür ederim."
"Emin misin?"
"Evet. Birine haber vermek mi istiyorsun?"
"Yani, bilmem. Belki şu an özellikle görmek istediğin biri vardır."
"Yok."
"Tamam. Bana kaldın o zaman." Gülümsedim o da tam gülümseyecekti ki aklına bir şey gelmiş gibi bir ifade takındı yüzüne.
"Senden bir şey isteyebilir miyim?"
"Tabii ki."
"Ayı tuzağına ayağını kaptıran kadın, burada mı? Öğrenebilir misin?"
"Ne?"
"Detayları sana sonra anlatsam, sen sadece burada mı bir soruştursan? Hatta buradaysa mümkünse ben onu görsem?" Bu da kimdi böyle, benden neyi niye istediğini hiç anlamamıştım ama Alaz istiyordu ve o istiyorsa ben yapardım.
"Buradan ayrılma ama, hemen öğrenip geleceğim."
"Mira bu hâlde nereye ayrılabilirim?"
"Belli olmaz." Çantamı, fırlattığım koltuktan alıp odadan çıktım. Her yer sekreter doluydu, birine Alaz'ın tarif ettiği gibi kadını tarif ettim.
"Evet, bugün geldi kendisi ama maalesef kurtarılamadı. Siz yakını mıydınız?"
