23. bölüm · Kayıp Zamanın Mührü
Alaz ( Kıskançlık)
Sabah işe gitmeden erken kalkarak öncesinde Zehra Teyze’yi ziyarete gitmeye karar verdim. Yüzümdeki hariç bütün yaralarımı saklayabiliyordum ve onun için de kafamı vurdum gibi basit bir açıklama ile kurtarabileceğimi düşünüyorum. Yanına gittiğimde kocaman bir gülümseme oturdu yüzüne. Benim kafamdaki yarayı görünce gülümseme endişeye dönüştü.
“ Oğlum benim ne oldu sana?”
“ Bir şey yok Zehra Teyze telefonuma bakarak yürüyordum bir anda fark etmeden duvara çarpmışım.”
“ Ah oğlum ben sana demedim mi telefona bakarak hareket etme diye.”
Hastane yatağında yatan kendisiyken benim için endişe duyabilmesi gerçekten şaşırtıcı.
“ Evet ama bazı şeyleri yaşayınca öğrenmek gerekiyor işte.”
“ Kıyamam ben sana güzelim yüzüne yara hiç olmamış yakışıklı oğlum benim.”
Tekrardan. Kalp krizi geçiren o.
“ Beni boşver sen nasılsın?”
“ Çok iyiyim ben hiçbir şeyim yok. Boşuna tutuyorlar beni.”
“ Diyosun..”
“ Bende en son gördüğünden yana tek değişen burada bulunduğum gün sayısı. Sende yeni ne var?”
“ Pek bir şey yok aslında. Yani..”
“ Var bir şeyler ben anlarım. Yanında eve gelen kızla mı ilgili?”
“ Yeşim mi söyledi?”
“ Tabii oğlum o kadar da bilemem her şeyi.”
Küçük bir kahkaha attı. Gülüşü çevresindekileri de güldüren türden, çok içtendi.
“ Bilmiyorum. İyi biri ama baya farklıyız birbirimizden. Ben siyahsam o bembeyaz. Bir şey olsa bile yüreyecek bir şey mi olur bilmiyorum.”
“ İlişkinizin olup olmamasını seçebilirsin ama ona karşı hissettiklerini seçemezsin. Eğer ondan hoşlanıyorsan da olduğun yerde durunca hislerin yok olmaz.”
Zehra Teyze sanırım bunca zamandır inkâr ettiğim şeyi gözümün önüne koydu.
“ Haklısın.”
Onunla kısa bir süre sohbet ettikten sonra işe gitmek için ayrıldım yanından. Yol boyunca söylediği şeyler aklımı kurcaladı. Şirkete geldiğimde ise durumun pek değiştiğini söyleyemem. Sanırım duvarlarımı biraz yıkmam gerek ama kocaman bir duvar nasıl yıkılır bir anda. Bir iki tuğla kaldırılabilir ama yani. Ama önce kendimi affettirmem lazım. Acaba hâlâ burada mıdır ki? Sorabilirim. Sekreterim odama girerken beni durdurana kadar çevreme pek dikkat etmiyordum.
“ Alaz Bey günaydın.”
“ Günaydın Mete nasılsın?”
“ İyiyim teşekkürler siz nasılsınız? Kaza geçirdiğinizi duydum geçmiş olsun.”
“ Teşekkür ederim daha iyiyim.”
“ Şey Fatih Bey sizi sormuştu bu sabah, odanıza gelmesini söyleyeyim mi?”
“ Olur tabii.”
Odama girdikten sonra Fatih tıklayarak içeri girdi.
“ Günaydın Alaz Bey.”
“ Günaydın Fatih Bey buyrun nasıl yardımcı olabilirim?”
“ Bugün öğleden sonra biraz geç giriş yapacağımı söylemek istedim. Mira ile buluşacağız.”
Cidden söylediğini düşündüğüm şeyi mi söyledi yoksa ben mi yanlış duydum?
“ Kiminle?”
“ Mira, sizinle birlikte geldiğinde tanışmıştık ve bence uyum sağladık. Sizin için sorun yoksa tabii buluşmayı düşünüyorduk.”
“ Mira bunu kabul mu etti.”
“ Evet.”
“ Anladım, olur 1 saat mi heç gelirsin?”
“ Sonrasında onu otogara bırakırım diye düşünüyorum ondan dolayı ne kadar tam söyleyemem.”
“ Tamam. Sen hiç dönme dünkü sözleşme olayını çözmen için zaten Antep’e gitmen gerekiyor. Çıkarken Mete’ye söyle sana bilet ayarlar o.”
“ Tabii.”
“ Çıkabilirsin.”
Odamdan çıkmasıyla içime nereden geldiğini anlamadığım bir öfke geldi. İşe odaklanmak isteyip önümde bulunan evraklara bakmaya çalıştım ama içimdeki sinir azalmayınca kağıtları tutarak fırlattım. Büyük bir ses olmayacağını bilsem önümdeki her şeyi kırıp dökebilirdim. Buluşacaklarmış ya şaka gibi. Bana sinirli olabilir ama Fatih’i sevmediğimi söylememe rağmen onunla buluşması demek bana ne anlatmalı? Gerçekten çok önemsiyormuş bravo. Bir de affettirmem gerek tuğla muğla diyorum ya aptal gibi. Otogara bırakacakmış. Hani sevmemişti bu adamı? Otogara gidip onunla konuşacağım. Masamdan hızla kalkmamdan kaynaklı olduğunu düşündüğüm bir ağrı sardı vücudumu. Ağrıyla bağırarak geri oturdum. Doğrusunu söylemek gerekirse zaten mevcut olan sinirime pek iyi bir etkisi olmadı.
Sekreterime çıkacağıma söyleyerek cevap beklemeden şirketten çıktım. Aklımda tek bir şey vardı. Nasıl geldim bilmiyorum ama otogara geldim. Peronlar boyunca dolaşarak Kocaeli’ne giden otobüsü buldum. Önünde beklersem Fatih’in beni göreceğinden şüphelendiğimden biraz uzakta bekledim. Kaza sırasında ayağım sıkışmış sanırım yürürken ayağımda acı hissediyordum. Bir süre daha bekledim ve sonrasında tek başına otobüse yaklaşan Mira’yı gördüm. Ona doğru yürüyerek bekledim.
“ Burada ne yapıyorsun?”
“ Seninle konuşmaya geldim.”
“ Bugün gideceğimi nereden biliyordun?”
“ Fatih söyledi.”
“ Konuştu yani seninle.”
“ Evet buluşmuşsunuz.”
“ Buluştuk.”
“ Sana davranış şeklim pek uygun değildi evet affedersin. Bu olayları takip etme konusunda da en risksiz olanı seçmeye çalıştım hatalı bir karardı. Özellikle bana iyilik yaparak yanımda olduğunda bunu yapmamalıydım. Bana göre benim için hayatında bir değişiklik yapıp buraya gelip benimle ilgilenmen çok yanlış geldi. Ama sanırım sadece benim için değilmiş. Burada görmek isteyeceğin insanlar olduğunu fark etmemiştim özür dilerim.”
“ Evet Alaz her şeyi çok doğru anlamışsın. Gerçekten Fatih’i görmeye geldim ben buraya.”
Kavga edebilecek gibi hissetmiyordum kendimi. Öyle anlamamı istemiyorsa açıklasaydı. Hani sadece ben tanıyorum diye kırmamıştı? Buluşmuşlar ne düşünmemi bekliyor ki?
“ İyi yolculuklar.”
“ Teşekkürler.”
Ondan uzaklaşarak arabama yürüdüm. En azından aklımdaki şeyleri de söyledim ve davranış şeklim için de özür diledim. Şirkete gidip kimseyle konuşmak istemediğimden dolayı eve gittim. Kapıda ise beni Bora bekliyordu.
“ Şirkette yoksun, evinde yoksun, hastanede yoksun ya neredesin sen? Kafayı yedim.”
“ Özür dilerim. Görmedim.”
“ İyi misin sen?”
“ Harikayım.”
“ Sana çorba ilaç falan getirdim.”
“ Teşekkürler.”
Elinden getirdeklerini alarak eve girdim. Yanımda olmasını istemediğimi söyleyerek kapıyı kapadım. Bütün gün yokmuş gibi davrandığım bütün acılarımın sonunda varlığını kabul ederek kendimi koltuğa attım. Ne zaman uyuyakalmışım fark etmedim bile.
