1. bölüm · Kayıp Zamanın Mührü

Alaz

Kal İra

Alarmın irkeltici sesi ile uykumdan uyandım. Uyku denebilirse..
Nasıl hem uyuması hem de uyanması bu kadar zor olabilir ki? Geceyi unutup kalkmam gerektiğini biliyorum ama en zor kısmı unutmak; Bir şey olmamış bunları yaşamamışım gibi davranmak.

Ne kadar zor olsa da kendime kalkmam için verdiğim ekstra 5 dakikayı 10 dakikaya dönüştürmüş olmam nedeniyle yorganın altından isteksizce kalktım. Aynada yansımamla karşılaşınca daha mutlu görünmem gerektiğini unuttuğumu fark ettim. Dolaptan ilk elime gelen şeyi giyip dairemden çıktım.
Sokaklar sabah farklı oluyor, daha sesli, kalabalık ve enerjik. Hangisini daha çok sevmediğime karar veremiyorum. Arabanın kapasına yaklaştığım anda anahtarı evde bıraktığımı fark edip çaresizce tüm ceplerimi kontrol ettim. Küçük bir iç çekip daireye koşarken kapıda komşumla karşılaştım. Yalnız yaşayan 60-70 yaşlarında bir teyze. Aslında iyi biridir ben taşındığımda buradaydı ve ilk günden beri her akşam yemeğim onun bana gönderdiği yemeklerden oluştu. Sadece çok konuşan biri olması ve benim bu kadar geç kalmış olmam nedeniyle onu görmek olabilecek en yanlış şeydi. Beni görünce yüzünde oluşan gülümseme nedeniyle onu kıramadım. Bana işe mi gidiyordun oğlum diye sorunca gülümseyip kafa salladım. Düşüncelerim içeriden gelen lezzetli kek kokusuyla kesildi. Tahminimce limonlu bir kek. Kokusunu alacağımı bilerek bana çoktan hazırladığı tabağı uzattı ve

“ Fırından yeni çıktı umarım seversin. “

diye ekledi. Ona gülümseyip

“ Hep sevdiğimi biliyorsun, teşekkür ederim ama çok sohbet edemeyeceğim işe geç kaldım. “

Dedim ve konuşmayı orada kesip içeriye koştum. Ben çıkana kadar o çoktan eve girmişti bu nedenle ekstra bir gecikme yaşamadım. Müzikle birlikte iş yerine geldim. O kocaman cam dolu binalardan birinde çalışıyorum. İçeriye adım atarken aklıma rüyamın gelmesiyle kendimi bir süreliğine kaybettim. Yaşadığım dalgınlığı şaşkınlıkla karşılayan insanlara açıklama yapmak zorunda hissettiğim için

“ Asansörden korkarım da. “

dedim ama arkamdan gelen kişinin kim olduğunu bilseydim söyleyecek daha iyi bir şey düşünürdüm.

“ Tam sizden beklediğim gibi Alaz Bey. “

diye kinaye bir yorum yaptı iş arkadaşım. Vereceğim herhangi bir cevabın kendime zararı olacağını bildiğimden

“ Günaydın Fatih Bey. “

diyerek konuşmanın orada son bulmasını umut ettim. Asansörden benimle birlikte yürüyen Fatih arkamdan masama gelerek

“ Günaydın Alaz Bey neden bu kadar geç kaldınız? Uyanamadınız mı? “

diye sordu. Bazen rüyaları hatırladığımı biliyormuş gibi davranıyordu ama bilse şu an bir işim olmazdı hatta laboratuvarda üzerimde deneyler bile yapılıyor olabilirdi.

“ Sizin giriş saatinizin farklı olduğunu düşünmüyorum Fatih Bey. “

diye cevapladım. H harfine fazla baskı yapan ve kesinlikle gereğinden fazla sesli olan gülüşüyle karşılık verdi;

” Sen hep çok komiksin ya! Yok ben bugün geç giriş yapacağımı belirtmiştim ama bunun normal bir saat olduğunu bilseydim hiç haber vermezdim. “

Onu görmezden gelerek bilgisayarıma ve yarım bıraktığım işlerime döndüm. Karşılık almayacağını anlayan Fatih ise kendi masasına dönerek beni rahatsız etmeyi başka bir ana erteledi. Onunla aynı terfi için rekabet etmemizden kaynaklı olarak aramızdaki gerginlik normalde olduğundan daha da fazla. İşe girdiğimizde aynı üniversiteden mezun olup birlikte iş bulduk diye seviniyorduk ama zamanla aramızdaki şey arkadaşlık olmaktan çıktı.

Bunu unutmaya karar verip işe odaklandım. İşimi sevdiğimden dolayı iş yerindeki tek arkadaşım Bora bana seslenene kadar çıkış saatinin geldiğini fark etmedim bile.

“ Bu kadar çalışman beni kötü gösteriyor yalnız.”

Diyerek yanıma yaklaşan arkadaşımı görünce gülümseyerek gözlerimi bilgisayardan ayırdım.

“ Ne diyebilirim ki bu kadar iyi olunca çevremdekileri kötü göstermemek zor. “

dedim özgüven ve sarkastikle karışık bir ses tonuyla.

“ Evet ama bence artık çalışmayı bırakıp bizimkilerle dışarı çıkmalısın. Bizim mekanda buluşacağız.”

Diye yanıtladı. Ben ‘Bizimkiler’ kelimesi yerine ‘Sizinkiler’ kelimesini tercih edebilirdim. Pazarlama alanında çalışan herkes gibi onlar da kendilerinden konuşmaktan başka bir şey yapmayan tanıdığım en sıkıcı insanlardan. Onları arkadaşım saymıyorum. Bunu belirtme ihtiyacı hissetmeden

“ Pek gelmek istemiyorum, sen git. “

dedim. Yüzünden okunan bir hayal kırıklığıyla peki ısrar etmiyorum diyerek uzaklaştı. Saati fark edince bilgisayarı kapatıp şirketten çıktım. Arabama geldiğimde eve gidince yapacağım tek şeyin uyumak olduğunu anladım. Dün gördüğüm rüyadan sonra bundan kaçınmak daha mantıklı geldi ve ne kadar istemesem de buluşma noktasına doğru yola çıktım. Bağırışmaları takip edince iş arkadaşlarımı bulmak zor olmadı. Beni görünce sevinerek karşılık verdiler.

“ Biz de tam kimin daha çok satış yaptığını konuşuyorduk!”

dedi ismini sürekli karıştırdığım Kerem. Yoksa Kerim miydi? En iyisi ismini söylemekten kaçınmak.

“ Benden bahsediyordunuz yani? “

dedim özgüvenle. Birlikte yemek yedik ve sesli konuşmalarla çevremize büyük rahatsızlık verdik diyebilirim. İnsanları okumakta iyi bir özelliğim var dediğimde abartıyor olmam. Söyledikleri her şeyde arkadaki niyetlerini görüyor ve hissediyorum. Cevaplarımı onların sorularına göre oluşturuyorum bu nedenle. Benim yine düşüncelere daldığımı gören Bora

“ Bence terfiyi en çok sen hak ediyorsun. Herkes para kısmını önemsiyor sen işi önemsiyorsun. “

diyerek bana laf attı. Odakları üstüme çekmekten kaçınmayı tercih etsem de söylediğinin anlamlı olduğunu bir şekilde belirtmem gerekiyordu.

“ Teşekkür ederim ama alçakgönüllülük yapıyorsun. “

dedim. Neyse ki kendinden bahsetmekten zevk alan iş arkadaşlarım hızlıca konuyu benden aldılar. Birkaç saat sonra saati 00.00 yapıp eve döndüm. Kapıyı açmamla birlikte sabahki limonlu kek kokusu tekrar burnuma geldi ve küçük de olsa içimi ısıtan bir mutluluk getirdi. Saat geç olduğu için Zehra Teyze’yi bununla ilgili tekrar rahatsız etmedim ama sabahki konuşmadan büyük bir huzursuzluk hissettim. Tabağı bıraktığım mutfağa hızlı adımlarla yürüyerek kekin tadına bakmaya gittim. Tam beklediğim gibi limonlu kekin üstünü kaplayan çikolatalı sostan ıslanmış yumuşacık bir kek. Bununla birlikte sabah geç kalmam nedeniyle toplamadığım yatağımın yanına bütün gün çıkarmadığım eldivenlerimi bırakarak yorganın altına girdim. Tekrardan bir rüyanın içine girmeye hazırlanarak gözlerimi kapadım. Aklımdan olanları geçirirken düşündüm; Yaşadığım bu şeyi ve nedenini bilmiyorum ama merak da etmiyorum. Bu artık benim rutinim oldu ve ben de ona ayak uyduruyorum. Bir süre sonra ise kendimi o tanıdık hisle kaplanmış bir şekilde buldum ve uykuya daldığımı anladım.