18. bölüm · Kayıp Zamanın Mührü
Mira ( Takip )
Alaz'ın mesajını görünce cevap vermemeye karar verdim. Sonuçta zaten akşamdı ve uyuduğumda onu görecektim, o da zaten rüyada konuşuruz demişti. Telefonumu kenara bırakıp Büşra'yı beklemeye başladım, biraz gecikmişti ama anaç ruhumu susturmam gerektiğini düşündüm ve sonunda kapıyı açtığını duydum.
"Hoşgeldin."
"Hoşbuldum."
"Nasıl geçti gününüz?"
"Çok güzel. Senin nasıl geçti?" Biraz göz devirmiş olabilirdim, çok az.
"Umay geldi."
"Ee neden böyle bir surat ifadesiyle söylüyorsun bunu?"
"Çünkü saçmaladı."
"Ben her şeyi sorayım mı güzelce anlatacak mısın?"
"Sana Fatih'ten bahsetmiştim ya o bana mesaj attı. Umay da saçma sapan konuştu işte."
"Nasıl saçma sapan?"
"Yakışırmışız." Yine göz devirdim. Keyifli bir eylemdi, daha sık yapmak gibi bir istek doğdu içime. Büşra'nın güldüğünü gördüm.
"Ee, ne var bunda? Umay hep yapıyor böyle şeyler, sanki tanımıyorsun. Senin bir şeylere sinir olasın varmış da Umay'a patlamışsın bence." Hiç de öyle değildi. Ona sinir olasım vardı.
"Hayır, ben böyle şeylerden hoşlanmıyorum."
"Çok takılıyorsun, acaba neden?" İmalı bir şekilde sormuştu.
"Hoşlanmadığım için."
"Bana pek öyle gelmedi. Bu konunun Alaz ile bir ilgisi olabilir mi?"
"Neden olsun ki?"
"Bilmem ben sana soruyorum."
"Alaz ile bir ilgisi yok zaten olmaz da yani Elif var ondan hoşlanıyor."
"Alaz mı Elif'ten hoşlanıyor? Tam tersi değil miydi?"
"Öyleydi ama belki Alaz da hoşlanıyordur, bilemeyiz."
"Konuyu değiştirdin sanki, bunun bizim konuştuğumuz şeyle ne alakası var?"
"Benim çok uykum geldi, hemen uyumam lazım. İyi geceler."
"Fazla düşünme, iyi geceler." Demesi kolaydı, sürekli bu tavsiyeyi duymaktan da sıkılmıştım artık. Odama gittim ve hemen yatağıma uzanıp gözlerimi kapattım.
İlk olarak Alaz'ı görmem bana da sürpriz olmuştu ama onu görmeyi seviyordum, gülümsedim.
"Merhaba."
"Merhaba."
"Elin nasıl oldu?" Sormadan eline bakmam daha iyi fikir olabilirdi. Çünkü ben bunu sorduğum gibi elini arkasına aldı.
"İyi. Sen nasılsın?"
"Benim elimde herhangi bir yara yok, kanda yok. Bak." Ciddi ciddi elimi ona uzatmıştım, baksın diye. Önce biraz sorgulayıcı bir bakış attı ama sonrasında ellerime baktı.
"Sevindim."
"Fatih bana mesaj attı. Senin çevren sonuçta, bilmek isteyebilirsin diye düşündüm ama korkma seni riske atabilecek bir şey söylemedim. Dikkatli konuşuyorum." Bundan korkmayacağını biliyordum ama onun için dikkatli konuştuğumu belirtmek istemiştim.
"Atmayı düşündüğünü biliyordum. Ne dedi?" Tam konuşmaya başlayacaktım ki kahkahayı duydum hatta duyduk demek daha doğruydu. Aynı anda önce duyduğumuz yöne sonra da birbirimize baktık.
"Peşinden gideceğiz değil mi?" Fikrini değiştirmemiş olmasını umdum.
"Gideceğiz ama bir şeyler ters giderse ya da kötü bir anda uyanırsam sen de kendini uçurumdan atacaksın." Güldüm, komikti. Kim birine böyle bir cümle kurardı ki? Sanırım kimse ama bunu duymak beni mutlu etmişti, yalnız kalmamı istememişti. Bu çok normaldi ama mutlu olmuştum işte.
"Tamam. Sen de öyle yap."
"Tamam." Yürümeye başladı ben de hemen arkasından onu takip ettim. Neyle karşılaşacağımızı bilmiyordum, biraz tedirgin olmuştum.
"Alaz bir de sana bir şey anlatacağım."
"Anlat."
"Ben bu kahkahayı ilk duyduğum günün biraz daha öncesini gördüm." Garip bir cümleydi, kelimelerimi pek toparlayamamıştım. Anlamasını umdum.
"Ne gördün?"
"İki adam vardı, yüzlerini göremedim çok karanlıktı ama kahkahayı atan, ölen adamdan ayak uydurmasını istedikten sonra onu öldürmüş. Ne ifade ediyor bilmiyorum ama belki şu an işimize yarar."
"Ayak uydurmak mı?"
"Evet."
"Ne alaka ya? Neye ayak uydurmaktan bahsediyor bu?"
"Bilmiyorum, kendinden emin konuşuyordu. Anlamadım, neyin içindeyiz biz böyle ya?"
"Öğreneceğiz." Sustum o da sustu ve ilerlemeye devam ettik. Daha önce hiç gelmediğim bir yere geldik.
"Ben burayı ilk defa görüyorum."
"Ben de öyle. Pek güvenli durmuyor."
"Muhtemelen bir katilin peşinden gidiyoruz, çok da güvenli şeyler yaptığımız söylenemez." Bir sokağa döndüğümüzde yüzü karanlık olan o adamı gördük. Alaz hemen kendisiyle birlikte beni de sokağın girişindeki duvarın arkasına aldığı için o bizi görmedi. Etkilenmek için yanlış bir zamandı, odaklanmam gerekiyordu.
"Ben gidip onunla konuşurum." Dedi karanlık yüzü olan adam. Kiminle konuştuğunu anlamadım çünkü gördüğümde tek başındaydı. Konuşmaya devam etti.
"Teklifi yapacağım istemezse de ayak uydurmasını sağlarım." O adamdan bahsediyordu, anlamak zor değildi.
"Bunun için çok çalıştık. Riske atacak bir hamleye izin veremeyiz. Sen bana güven ve sonuç ne olursa olsun onların bunu görmesini sağla." Onlar derken bizden mi bahsediyordu acaba? Bunu görmekten kastı da adamı öldürmesiydi galiba. Bilmiyorum, kafam çok karışmıştı. Alaz'a baktım, bana bakmıyordu. İlgisini çekmek için, omzuna dokundum ama tam o sırada uyandım.
Ne saçma sapan bir zamanlamaydı. Şu an uyanmanın sırası mıydı? Hemen telefonumu elime alıp Alaz'a mesaj attım.
*Uyandım! Umarım sende uyanmışsındır.*
Muhtemelen daha sadece iki dakika geçtiği için cevap vermedi ama şu an çok gergindim yerimde duramıyordum.
*Alaz, iyi misin?*
*Uyanır uyanmaz bana yaz.*
Telefonu kapatıp yatağın üstüne koydum. Kafam gerçekten çok karışmıştı, keşke Alaz ile daha fazla konuşma imkanımız olsaydı ne bileyim aynı yerde olsaydık... Belki o zaman bunu çok daha çabuk ve kolay bir şekilde çözebilirdik.
