33. bölüm · Kayıp Zamanın Mührü

Alaz ( Aksiyona giriş)

Kal İra

Adam içeri girdiği gibi kollarını sallayarak tuhaf hareketler yaptı. Bir ona bir de benim kadar kafası karışmış duran Mira’ya baktım ve adam konuşmaya başladı.

“ Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz! “ Harika bir de BENİM ofisimde bağırıyor.

“ Kendizi bir yerde ölü bulacaksınız sonunuz bu olacak!” Öldüysek nasıl kendimizi bulacağız ki ?

Mira bağırmasını keserek ikimize de bir iyilik yapmış oldu.

“ Ya bir bağırmadan durur musun neyden bahsediyorsun?”

Adam kağıt alıp üstüne bir şeyler yazarak bize gösterdi. Kağıtta “ Elektronik her şeyi kapatın!” yazıyordu. Kağıtta bile bağırıyor adam. Bilgisayarım ve telefonlarımızı kapattıktan sonra konuşmasını bekledik. Ama o ampulleri söktükten sonra sonunda konuşmaya başladı.

“ Duyacaklar diye kapamalıydık. Eee naber ya?”

Bu adamla her iletişim kafamızı daha da karıştırıyor sanırım.

“ Ne istiyorsun?”

Konuya gel artık demek daha mı iyi olurdu bilemedim.

“ Önceki konuşmama bakmayın aslında size yardım etmek istiyorum.”

Mira cevap verdi. Buna sevindim çünkü bu adamla en ufak iletişim içimde yumruk atma isteği uyandırıyordu.

“ Doğrusu buna inanmakta zorlanıyoruz..”

“ Tamam dinleyin dinleyin. Rüyaların dünyası yok olacak ve yok olduğunda birinizden biri ölmek zorunda kalacak. Yani yok olmasına engel olmalısınız. Çünkü sizler bir deneyin parçasınız. Ama sizin gerçekte tanıştığınızı gördüklerinde acil yıkım başladı. Ama orada yapabilecekleriniz buradakinden farklı. Siz keşfetmelisiniz ve yolunu bulmalısınız. Size yardım ettiğim öğrenilirse gördüğünüz adamdan bir farkım kalmayacak. İyi de biriydi. İyi biri olması onu o hale getirdi. Siz canımı riske atmama değer olmalısınız. Bunca zaman deneyip durduk bu rüya evrenini. Artık sonuç almazsak hobi gibi insan öldürüyor olacağız. Neyse burada daha uzun süre kalmam riskli ben gidiyorum.”

Cevabımızı beklemeden hızlıca kayboldu. Odadan çıkmasının ardından Mira ile göz göze geldik. Tuhaf bir şekilde aynı anda kahkaha attık. Bunu beklemiyordum. Sanırım yavaş yavaş uyumlu oluyoruz. Birbirimizin tam tersi olduğumuzu hissediyordum.

“ Az önceki konuşma hakkında söylenecek o kadar çok şey var ki ne ile başlanır bilemiyorum.”

Haklı. Ben de bilmiyorum.

“ Ne yapacağız?”

“ Hiçbir fikrim yok. Sence gerçekten birimiz..”

Devamını getirmesine gerek yoktu neyi söylediğini biliyordum.

“ Bilmiyorum. Ama en ufak bir ihtimali de varsa durdurmalıyız. “

“ Sürekli uyusak bile o kadar hızlı düzeltemeyebiliriz ama. Ne yapacağımızı bile bilmiyoruz. “

“ Sürekli de uyuyamayız zaten..”

Ağır gerçeklerin yüzümüze vurulması bir sessizlik oluşturdu. Ona baktığımda yüzündeki korkuyu görebiliyorum. Bu nedenle ben güçlü olmalıyım.

“ Bu akşam öğreneceğiz. Erken uyuruz daha çok vaktimiz olur hem. “

“ Nasıl öğreneceğiz?”

“ Bilmiyorum. Belki deli adam bize bir ipucu bırakmıştır. Bu konularla alakalı hiçbir fikrimizin olmadığını anlamıştır diye düşünüyorum.”

Bu konuşmanın sonrasında gün geçmek bilmedi. İkimizin de aklında aynı şey vardı ve eve gitmeyi bekliyorduk. Mira odadan çıkarak ofisi keşfetmeye devam etti. Ben ise yalnız kalınca sanki bu ana kadar nefesimi tutuyormuşum gibi nefes verdim. Korkumun anlaşılmaması için o kadar çabalıyordum ki korktuğumu kabul bile edemedim. Ama korkuyorum. Bu sonuç gerçekleşirse göz göre göre onu kaybedemem. Kendimi feda mı etsem ki? İzin vermemeliyim. Hayatımda ilk kez birini seviyorum ve biri gelip diyor ki birinizden biri yaşayacak. Kendimi dizide gibi hissediyorum. Ama gerçekten diziye çevrilir bizim hayatımız. Acaba senaryo falan mı göndersek? Evet sonucu öğrenebilmek için yaşamalıyız tabii. Bunca zaman o dünya yok olsun istedim ve şimdi ise tam tersini istiyorum.

En azından yaşayan kişi gitsin de yapımcıya götürsün bizim konumuzu.

Ne diyorum ben ya? İkimiz de yaşayacağız bir sorun olmayacak.

Kendimi buna inandırmaya çalışarak günün sonunu getirdim. Mira odama geldi ve “ Mesai bitti!” diyerek işlerimi bıraktırdı. Birlikte eve döndük. Onun benimle olması harika hissettiriyordu. Güvende olduğunu bilince rahat uyuyabiliyorum. Birlikte akşam yemeği yedikten sonra erkenden uyuduk.

Gözlerimi açtım ve Mira oradaydı. Ama bu sefer hiç bilmediğim bir yerdeydik. Gökyüzünde sihirli duran mor bulutlar yoktu ama bulutsuz mor bir gökyüzü vardı. Yakınlarda tek bir ev bile yoktu ama yol vardı. Yolun sonunda ise siyah kocaman bir şato. Şatoyu gördüğümüz an gitmemiz gereken yeri biliyorduk. Sorun oraya nasıl gizlice gideceğimizdi. Sessizliği Mira bozdu.

“ Şato.. “

“ Böyle bir yerde siyahtan ziyade pembe olmasını beklemiştim doğrusu.”

“ Korkutmak için mi sence?”

“ Benim ilgimi çekmesine neden oldu doğrusu. Bu işlerle ilgilenmesem bile oraya gidip bakmak isterim.”

“ Evet sonuçta birine zarar vermeyeceğiz gitmemizin nasıl bir sonucu olur ki?”

Bizi dinlediklerini düşünerek engellememeleri için bir şey yapmayacağımızı söyledik. Ama artık bir takım gibi çalışabiliyorduk. Söylediklerimden söylemediklerimi anlayabiliyordu. Hedefimize doğru yürümeye başladık. Birbirimize yakın yürüyorduk herhangi bir saldırıya karşı.

Çok geçmeden ayağımızın altı sallanmaya başladı ve sağa baktığımda yeni bir kırık oluşacağını anladım. Mira’nın elini tutarak hızlıca koşmaya başladık. Ancak önümüzde duran tek engel yerin kırılması olmayacak gibiydi çünkü bir anda gördüğümüz apaçık yol sisle kaplanmıştı. Bu yolu tek yürüyüşte bitiremezsek baştan mı yürümemiz gerekecek?