5. bölüm / 10
Kayıp EdebiyatBölüm 5
Bölümler 10Şu an: Bölüm 5
"Baktığın yerde kendini bulursan,
Gördüğün yalnız bir yüz değildir.
Bazen bir cümle, seni senden iyi anlatır.
Bazen de bir yabancı, geçmişini hatırlatır."
— Didem Madak
📜📜📜📜📜
Sami
Sami, o gün arşivden erken çıkmıştı. Elindeki deftere notlar alırken bir kafenin önünden geçti. Pencereden içeriyi görebiliyordu. Loş ışıkların altında, küçük bir kalabalık bir araya toplanmıştı. Merkezde oturan kadını tanıdı: Ruşân.
Kitapçıya çevrilmiş bu köşede “kitap saati” yapılıyordu. İnsanlar çay bardaklarını ellerine almış, dikkatle onu dinliyordu. Elinde bir kitap vardı: Kürk Mantolu Madonna.
Sami, kapının yanına kadar yaklaştı ama içeri girmedi. Sadece izledi.
Ruşân konuşurken yüzü değişiyordu; kelimeleri kurarken sanki kendisi de onları yeniden yaşıyordu. Her bir satırı, sesi titremeden ama duygu yüklü aktarıyordu.
Sami düşündü: “İnsan bazı kitapları anlatırken aslında kendini mi tarif eder?”
Cümleleri dinleyemiyordu ama beden dili her şeyi anlatıyordu.
Bir ara Ruşân gözlerini kaldırdı. Pencerede birinin olduğunu fark etti belki… Ama Sami hemen geri çekilmişti.
Kendi kendine mırıldandı:
— “Bazı insanlar, kitaplardan düşmüş gibi olur...”
📜📜📜📜📜
Ruşân
Elinde tuttuğu kitap, ilk okuduğunda kalbine saplanan o satırlarla yeniden titretiyordu onu:
“Ben hayatta yalnız kalmış bir insan değilim, çünkü hep yalnızdım.”
Öğrenciler yoktu bu kez. Kitapçıda bir grup meraklıyla buluşmuşlardı. Aralarında başka öğretmenler, eski öğrenciler ve kitap tutkunları vardı. Masanın ortasına kahverengi kaplı kitap yerleştirilmişti. Çevresindeki her göz, Ruşân’ın dudaklarından dökülecek kelimeleri bekliyordu.
— “Raif Efendi’nin yalnızlığı sizi nasıl etkiledi?” diye sordu içlerinden biri.
Ruşân gözlerini kapattı.
— “Onunki bir tercih değil, yazgı gibi… Bazen insan çevresinde yüzlerce kişi varken bile yalnız olur. Ve bazen bir mektup, bir tablo ya da sadece bir bakış... bu yalnızlığı delip geçer.”
Karşısında oturan yaşlı bir adam başını salladı.
— “Belki de Maria Puder hiç var olmadı,” dedi.
Ruşân gülümsedi.
— “Bazen var olmayan şeyler, gerçek olanlardan daha çok iz bırakır. Çünkü zihinde inşa ettiğimiz hikâyeler, hayatın kendisinden daha sahici gelebilir.”
Arka sırada oturan genç bir kadın elini kaldırdı.
— “Sizce neden Raif Efendi hikâyesini yıllar sonra yazdı?”
— “Çünkü kelimeler zamana direnir. İnsan, bazı şeyleri yaşarken değil, üzerinden yıllar geçince anlayabilir.”
Kitap saatinin sonunda herkes sustu. Sessizlik, konuşulmamış cümlelerin yankısıyla doldu. Ruşân dışarıya baktığında bir gölge görmüş gibi oldu. Kalbi bir an hızlandı. Belki sadece rüzgârın oynadığı bir siluetti. Belki de geçmişin bir yansıması.
📜📜📜📜📜
Sami’nin gözleri bir öğretmeni değil, bir hikâyeyi takip eder gibiydi.
O kadın bir kitap anlatmıyor, kendi içinde yankılanan bir sesi dışarı çıkarıyordu.
Ruşân farkında olmadan Sami’nin zihninde bir karaktere dönüşüyordu artık: Sessiz, güçlü ve kelimelere sadık bir karaktere.
Ve Ruşân…
Kitapçıdan ayrıldığında elinde kitabın kapağını okşuyordu.
Bir köşede onun izini hissettiğini düşündü.
Görüp göremediğinden bile emin değildi ama içini bir his kaplamıştı.
İki ayrı hayat, birbirini fark etmeden aynı hikâyenin içine düşmüştü.
Kelimeler, yine onları bir araya getiriyordu.
Ama bu kez rastlantı değildi; bu, unutulmuş bir hikâyenin yeniden yazılmasıydı.
Bölüm etkileşimi
