Kayıp kitap kapağı

14. bölüm / 23

Kayıp

Bölüm 6 Yabancı Kapılar

Yazar: GÜLSÜM KARAKOÇ

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 23Şu an: Bölüm 6 Yabancı Kapılar

Gıcırt...

Çıkan metal ses, küçük çocuğun içini ürpertti.

Emre birkaç saniye olduğu yerde kaldı.

Arkasını döndü.

Kapının ardında kalan yol artık görünmüyordu.

Sanki geldiği dünya, o demir kapının arkasında kalmıştı.

Sosyal hizmet görevlisi yumuşak bir sesle konuştu.

“Gel Emre. İçeri girelim.”

Emre cevap vermedi.

Küçük spor çantasını iki eliyle sıkıca kavrayarak bahçeye doğru yürüdü.

Taş döşeli dar yolun iki yanında uzun çam ağaçları vardı. Rüzgâr yaprakların arasında hafifçe uğulduyor, kuş sesleri sessizliği zaman zaman bozuyordu.

Bahçenin bir köşesinde salıncaklar, tahterevalli, eski bir basketbol potası ve birkaç bank bulunuyordu.

Farklı yaşlarda çocuklar bahçede oynuyordu.

Kimi topun peşinden koşuyor, kimi ip atlıyor, kimi de bir bankta sessizce oturuyordu.

Kahkahaları Emre'nin kulağına ulaşıyordu.

Ama o sesler ona çok uzaktan geliyormuş gibiydi.

Çünkü Emre'nin içinde artık hiçbir çocuk sesi kalmamıştı.

Yalnızca büyük bir sessizlik vardı.

Yürürken cebindeki küçük oyuncak arabaya dokundu.

Parmakları oyuncağın üzerindeki çiziklere değince gözlerini kapattı.

“Karan...”

Dudaklarından belli belirsiz bir fısıltı çıktı.

“Keşke sen de burada olsaydın...”

Sosyal hizmet görevlisi büyük binanın giriş kapısına ulaştı.

Kapının yanında pirinç renkli, eski bir zil vardı.

Ding... Dong...

Birkaç saniye sonra içeriden ayak sesleri duyuldu.

Kapı açıldı.

Yaklaşık elli yaşlarında, güler yüzlü bir adam kapıda belirdi. Üzerinde lacivert bir hırka vardı. Yüzünde yılların verdiği yorgunluk okunuyordu ama gözlerinde sıcak bir ifade vardı.

“Hoş geldiniz.”

Görevli elindeki dosyayı uzattı.

“Emre Aydın. Bugün kurumunuza teslim edilecek.”

Adam dosyayı dikkatlice aldı.

Sayfaları tek tek çevirdi.

Bir süre sonra gözleri Emre'nin üzerinde durdu.

Küçük çocuk başını eğmişti.

Adam dosyayı kapattı.

“Ben Sinan. Buradaki çocukların çoğu bana Sinan Bey der.”

Emre sessiz kaldı.

Sinan Bey bunu yadırgamadı.

Dosyadaki raporları okumuştu.

Anne...

Baba...

Kayıp kardeş...

Altı ay süren koma...

Hepsi birkaç satıra sığmıştı.

Ama hiçbir satır, o küçücük çocuğun yaşadığı acıyı anlatmaya yetmiyordu.

Sinan Bey hafifçe gülümsedi.

“Burada güvende olacaksın.”

Emre'nin yüzünde herhangi bir değişiklik olmadı.

“Gel. Sana odanı göstereyim.”

Emre sessizce onun peşinden yürüdü.

Uzun koridor boyunca ilerlediler.

Koridorun duvarlarında çocukların yaptığı resimler asılıydı.

Güneş...

Ev...

Ağaç...

Aile...

Mutlu yüzler...

Emre resimlere uzun uzun baktı.

En çok da el ele tutuşmuş dört kişilik aile resmine...

Boğazı düğümlendi.

Başını hemen çevirdi.

Sinan Bey bunu fark etti.

Hiçbir şey söylemedi.

Sadece yürümeye devam etti.

Koridorun sonunda ahşap bir kapının önünde durdu.

Kapının üzerinde küçük bir tabela vardı:

Oda 7

Sinan Bey kapıyı yavaşça açtı.

İçeride dört yatak vardı.

Üçü doluydu.

Bir tanesi boştu.

Pencerenin yanındaki o boş yatak...

Artık Emre'nindi.

Emre odanın içine sessizce girdi.

Çantasını yatağın üzerine bıraktı.

Sonra pencereye doğru yürüdü.

Demir parmaklıklı camdan dışarı baktı.

Gökyüzü yine griydi.

Sanki kazanın olduğu günkü gökyüzü hiç değişmemişti.

Cebinden oyuncak arabayı çıkardı.

Yatağının başucuna dikkatlice koydu.

Derin bir nefes aldı.

İçinden tek bir cümle geçti.

“Ne kadar sürerse sürsün... seni bulacağım, Karan.”

Tam o sırada koridordan koşarak gelen çocuk sesleri duyuldu.

Kapının kolu aşağı indi.

Kapı açıldı.

İçeri peş peşe üç çocuk girdi.

En önde yaklaşık on iki yaşlarında, uzun boylu, siyah saçlı bir çocuk vardı. Elindeki basketbol topunu koltuğunun altına sıkıştırmıştı.

Arkasından on yaşlarında, sarışın, hareketli bir çocuk ile sekiz yaşlarında, gözlüklü küçük bir çocuk geldi.

Üçü de bir anda durdu.

Boş olması gereken yatağın artık dolu olduğunu fark etmişlerdi.

Siyah saçlı çocuk birkaç saniye Emre'ye baktı.

Sonra hafifçe gülümsedi.

“Yeni gelen sensin galiba.”

Emre cevap vermedi.

Sadece başını hafifçe eğdi.

Çocuk bunu önemsemedi.

Yatağının üzerine oturdu.

“Ben Arda.”

Yanındaki sarışın çocuk hemen söze karıştı.

“Ben Mert.”

En küçükleri ise utangaç bir şekilde el salladı.

“Ben de Yusuf.”

Odada kısa bir sessizlik oluştu.

Mert merakla Emre'nin çantasına baktı.

“Kaç yaşındasın?”

“Altı.”

“Ben on yaşındayım.”

Arda arkadaşına dönüp hafifçe kaşlarını çattı.

“Üzerine gitme.”

Sonra tekrar Emre'ye döndü.

“İstersen konuşmazsın.”

“Buraya gelen çoğu çocuk ilk gün konuşmaz.”

Emre şaşkınlıkla başını kaldırdı.

Arda omuz silkti.

“Ben de ilk geldiğimde kimseyle konuşmamıştım.”

Bu cümle Emre'nin dikkatini çekti.

İlk kez odadaki çocuklara biraz daha dikkatli baktı.

Hepsinin gözlerinde farklı bir hüzün vardı.

Sanki burada bulunan herkes bir şeylerini geride bırakmıştı.

Tam o sırada koridordan zil sesi duyuldu.

Dınn... Dınn...

Arda ayağa kalktı.

“Akşam yemeği.”

Mert hemen kapıya yöneldi.

Yusuf da onun peşinden çıktı.

Arda kapının önünde durup Emre'ye baktı.

“Gelmek istemiyorsan kimse seni zorlamaz.”

Kısa bir duraksamadan sonra ekledi:

“...Ama aç kalırsın.”

Küçük bir tebessüm etti.

Sonra o da odadan çıktı.

Kapı yeniden kapandı.

Emre odada tek başına kaldı.

Sessizlik yeniden çöktü.

Başucundaki oyuncak arabayı eline aldı.

Parmakları yavaşça tekerleklerini çevirdi.

Karnı açtı.

Ama canı hiçbir şey yemek istemiyordu.

Tam yatağına oturacakken kapı tekrar hafifçe çalındı.

Bu kez içeri Sinan Bey girdi.

Elinde küçük bir tepsi vardı.

Üzerinde bir kase çorba, ekmek ve ayran bulunuyordu.

“Yemeğe inmediğini görünce sana getireyim dedim.”

Tepsiyi masanın üzerine bıraktı.

Sonra pencerenin yanındaki sandalyeye oturdu.

“İlk günler kolay olmaz.”

Emre sessizdi.

Sinan Bey devam etti.

“Buradaki her çocuğun ayrı bir hikâyesi var.”

“Bazılarının annesi babası yok.”

“Bazılarının ailesi var ama onlara bakamıyor.”

Bir an durdu.

“Kimisi de başka sebeplerle burada.”

Emre kısık bir sesle sordu:

“Buradaki herkes yalnız mı?”

Sinan Bey birkaç saniye düşündü.

“Hayır.”

“Artık birbirlerine sahipler.”

Emre bu cevabı uzun süre düşündü.

Sonra yine aynı soruyu sordu.

“Peki...”

“...Kardeşim beni burada bulabilir mi?”

Sinan Bey'in yüzündeki ifade değişti.

Kesin bir cevap vermedi.

“Eğer seni arıyorsa...”

“...onu bulman da, onun seni bulması da bir gün mümkün olabilir.”

“Ama önce sen iyileşmelisin.”

Emre yavaşça başını salladı.

Çorba kaşığını eline aldı.

İlk lokmayı güçlükle yuttu.

Sinan Bey sessizce ayağa kalktı.

“İyi geceler Emre.”

Kapıya yöneldi.

Tam çıkarken durdu.

“Burada kimse sana yabancı kalmayacak.”

Kapı usulca kapandı.

---

Gece çökmüştü.

Koridorun ışıkları loş yanıyordu.

Arda, Mert ve Yusuf odaya geri döndüler.

Her biri yatağına geçti.

Bir süre sonra ışıklar söndü.

Karanlığın içinde yalnızca pencereden süzülen ay ışığı görünüyordu.

Emre battaniyesini çenesine kadar çekti.

Başucundaki oyuncak arabayı avucunun içine aldı.

Gözlerini kapattı.

Bugün bir kez daha her şey değişmişti.

Önce evini kaybetmişti.

Sonra ailesini...

Şimdi ise bambaşka insanların arasında yeni bir hayata başlamıştı.

Ama değişmeyen tek bir şey vardı.

İçindeki umut.

Kısık bir sesle fısıldadı:

“Bekle Karan...”

“Bir gün mutlaka seni bulacağım.”

Odanın dışındaki koridorda gece nöbetçisi sessiz adımlarla dolaşırken, Bursa Çocuk Yuvası'nın duvarları bir çocuğun verdiği bu söze sessizce tanıklık ediyordu.

Emre henüz bilmiyordu...

Bu yurtta kuracağı dostluklar, yaşayacağı kayıplar ve karşılaşacağı zorluklar, onu yıllar sonra kardeşine giden yolun ilk adımlarına götürecekti.

---

Gece ilerledikçe yuva tamamen sessizleşti.

Ara sıra koridordan görevlilerin ayak sesleri geliyordu.

Emre o gece bir türlü uyuyamadı.

Başucundaki oyuncak arabayı avucunun içinde sıkıca tutuyor, tavana boş gözlerle bakıyordu.

Karşı yatakta yatan Arda bunu fark etti.

Sessizce doğruldu.

“Uyumadın mı?”

Emre birkaç saniye sustu.

Sonra çok hafif bir sesle:

“Evet...”

Arda yatağından indi.

Kimseyi uyandırmadan pencerenin yanına geldi.

“Ben de ilk gece hiç uyuyamamıştım.”

Emre başını kaldırdı.

“Neden?”

Arda pencerenin dışındaki karanlığa baktı.

“Çünkü eve döneceğimi sanıyordum.”

“Sabah olunca annem gelir diye bekledim.”

Bir süre sustu.

“Kimse gelmedi.”

Odanın içine yeniden sessizlik çöktü.

Emre ne diyeceğini bilemedi.

Ama ilk kez burada tamamen yalnız olmadığını hissetti.

Arda'nın gözleri Emre'nin başucundaki oyuncak arabaya kaydı.

“Bu senin mi?”

Emre hemen oyuncağı göğsüne bastırdı.

“Kardeşimin.”

Arda başını salladı.

“Demek onun.”

Emre'nin gözleri doldu.

“Kayıp.”

“Kazadan sonra bulamadılar.”

Arda derin bir nefes aldı.

“O zaman onu bir gün bulursun.”

Emre şaşkınlıkla baktı.

“Herkes öldüğünü söylüyor.”

Arda omuz silkti.

“Herkes her zaman doğruyu bilemez.”

“Ben buna inanıyorum.”

Bu sözler Emre'nin içinde küçücük de olsa bir umut ışığı yaktı.

İlk kez biri, kardeşinin yaşadığına inanmasının garip olmadığını söylemişti.

Koridordan bir çocuk ağlamaya başladı.

Ardından başka bir kapı açıldı.

Bir görevlinin sakinleştirmeye çalışan sesi duyuldu.

“Korkma.”

“Geçti.”

“Buradayız.”

Emre dikkatle dinledi.

Arda gülümsedi.

“Yeni gelen çocuklardan biri.”

“İlk geceler herkes zorlanır.”

Emre sessizce başını salladı.

Demek yalnızca kendisi böyle hissetmiyordu.

Gece yarısını geçmişti.

Yavaş yavaş yorgunluğu ağır basmaya başladı.

Oyuncak arabayı yastığının altına koydu.

Tam gözlerini kapatırken aklına hastane geldi.

Doktor Güllü Hanım...

Doktor Levent Bey...

Hemşire Ela...

Doktor Selin...

Onların vedası...

Hastane binasının önünde son kez arkasına dönüp bakışı...

Hepsi gözlerinin önünden geçti.

İçinden sessizce geçirdi:

“İnşallah beni unutmazlar...”

Sonunda gözleri kapandı.

---

Sabah...

Yuvanın koridorunda yüksekçe bir zil sesi yankılandı.

Dırrrr!

Çocuklar yavaş yavaş uyanmaya başladı.

Mert yatağından doğrulup esnedi.

“Sabah oldu.”

Yusuf battaniyesini topluyordu.

Arda ise yatağını çoktan yapmıştı.

Emre şaşkınlıkla onları izliyordu.

Burada her şeyin bir düzeni vardı.

Arda gülümseyerek ona baktı.

“Hadi.”

“Yoklama var.”

Emre yavaşça ayağa kalktı.

Yatağını topladı.

Çantasını yatağın altına yerleştirdi.

Oyuncak arabasını ise kimse görmeden cebine koydu.

Onu yanından hiç ayırmayacaktı.

Dört çocuk birlikte odadan çıktı.

Koridorda onlarca çocuk vardı.

Kimisi gülüyor...

Kimisi koşuyor...

Kimisi hâlâ uykulu gözlerle yürüyordu.

Emre ise sessizce etrafına bakıyordu.

Bu kalabalığın içinde kendini çok küçük hissediyordu.

Merdivenlerden aşağı inerken mutfaktan taze ekmek kokusu geliyordu.

Yemekhaneye yaklaştıkça çocuk sesleri çoğaldı.

Tam kapının önüne geldiklerinde Sinan Bey onları gördü.

Emre'nin yanına gelip omzuna hafifçe dokundu.

“İlk gecen nasıldı?”

Emre kısa bir süre düşündü.

Sonra ilk kez, tamamen kendi isteğiyle bir cümle kurdu.

“...Biraz korktum.”

Sinan Bey gülümsedi.

“Bu çok normal.”

“Buraya gelen herkes ilk gün korkar.”

Sonra Emre'nin gözlerinin içine baktı.

“Önemli olan...”

“...yarın biraz daha az korkmaktır.”

Emre sessizce başını salladı.

Belki de...

Hayatı gerçekten yeniden başlamaya çalışıyordu.

Ama henüz bilmiyordu.

Bursa Çocuk Yuvası'nda geçireceği yıllar, onun hayatının yalnızca bir bölümü olacaktı.

Burada dostluklar kuracak...

Bazılarını kaybedecek...

Büyüyecek...

Ve Karan'a verdiği söze her geçen gün biraz daha sıkı sarılacaktı.

---

Dört yıl sonra...

Takvimler 2014 yılını gösteriyordu.

Emre artık on yaşındaydı.

Çocukluğunun büyük bir bölümünü geçirdiği Bursa Çocuk Yuvası'nın bahçesinde, elinde küçük bir bavulla duruyordu.

Bu kez giden çocuk, dört yıl önce demir kapının önünde korkuyla duran altı yaşındaki Emre değildi.

Daha sessizdi.

Daha güçlüydü.

Ve artık vedaların ne kadar ağır olduğunu biliyordu.

Arda...

Mert...

Yusuf...

Hepsi arkasında kalacaktı.

Emre cebine elini attı.

Parmakları hâlâ o küçük oyuncak arabaya değiyordu.

Karan'ın oyuncağı...

Dört yıl boyunca onunla birlikteydi.

Bursa Çocuk Yuvası'nın binasına son kez baktı.

Burada ilk kez yeniden gülmeyi öğrenmişti.

İlk arkadaşlarını burada edinmişti.

İlk kez birine yeniden güvenmişti.

Şimdi ise yeniden gidiyordu.

Sosyal hizmet görevlisi yanına geldi.

“Hazır mısın Emre?”

Emre cevap vermeden önce son kez arkadaşlarına baktı.

Arda ona doğru yaklaşıp omzuna dokundu.

“Bizi unutma.”

Emre başını iki yana salladı.

“Unutmam.”

Mert gülümsemeye çalıştı.

“Orada da kavga çıkarsa bizi çağır.”

Emre ilk kez hafifçe güldü.

Yusuf ise sessizce el salladı.

Emre de elini kaldırdı.

Sonra bavulunu aldı.

Araca doğru yürüdü.

Kapıyı açıp arka koltuğa oturdu.

Araç hareket ettiğinde Emre başını cama yasladı.

Bursa Çocuk Yuvası yavaş yavaş geride kaldı.

Emre cebindeki oyuncak arabayı avucunda sıktı.

Dudaklarından tek bir cümle döküldü:

“Bekle Karan...”

“Ben hâlâ seni arıyorum.”

Araç uzaklaştı.

Emre'nin önünde yeni bir şehir...

Yeni bir yuva...

Yeni insanlar...

Ve onu hiç beklemediği bir geleceğe götürecek yeni bir hayat vardı.

Bursa geride kalmıştı.

Ama Emre'nin hikâyesi daha yeni başlıyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

147okunma 53beğeni 6yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…