28. bölüm / 23
KayıpBölüm 19 — Gülüşün Ardındaki Çocuk
Bölümler 23Şu an: Bölüm 19 — Gülüşün Ardındaki Çocuk
- 1 Bölüm 1 Kaybolan Hayatlar659 kelime
- 2 Bölüm 2 Altı aylık sesizlik460 kelime
- 3 Bölüm 3 — Beni Bul596 kelime
- 4 Bölüm4 Geriye Kalan596 kelime
- 5 Bölüm 5 Yeni Hayat843 kelime
- 6 Bölüm 6 Yabancı Kapılar1.726 kelime
- 7 Bölüm 7 Yeni Düzen1.328 kelime
- 8 ODA 12’Yİ TANIYALIM245 kelime
- 9 Bölüm 8 Saklı Yaralar1.285 kelime
- 10 Bölüm 9: Geçmişin İzleri1.357 kelime
- 11 Bölüm 10 Eski Dosya1.126 kelime
- 12 Bölüm 11 CevapsızSorular4.098 kelime
- 13 BÖLÜM 12: Sırların Gölgesinde1.699 kelime
- 14 BÖLÜM 13 Kesişen Yollar2.357 kelime
- 15 BÖLÜM 14 Karanlık İz913 kelime
- 16 BÖLÜM 15 Büyük Gün.1.001 kelime
- 17 Bölüm 16 iki Hayat1.159 kelime
- 18 BÖLÜM 17 – İKİ HAYAT ARASINDA4.923 kelime
- 19 Bölüm 18 — Düşmanlar1.382 kelime
- 20 Bölüm 19 — Gülüşün Ardındaki Çocuk798 kelime · Okuduğun bölüm
- 21 Bölüm 20 — Geçmişten Gelen Ses1.983 kelime
- 22 Bölüm 21 — Sakladığı Şey1.049 kelime
- 23 Bölüm 22 — Fırlama’ nın Gerçeği1.152 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ertesi sabah Oda 12, uzun zamandır olmadığı kadar sıradan bir sabaha uyanmıştı.
Ne siyah bir araba vardı.
Ne telefonlar çalmıştı.
Ne de dün gece Fuat'ın anlattığı Kuzgunlar konuşuluyordu.
En azından şimdilik.
Güneş, perdelerin arasından içeri süzülüyor, ranzaların üzerine ince bir ışık bırakıyordu.
Selim yatağının kenarında oturmuş kitabını okuyordu.
Yiğit ayakkabısının bağcıklarıyla uğraşıyordu.
Şahin yatağını toplarken bir yandan odanın dağınıklığına bakıyordu.
Emre ise yatağında oturmuş, elindeki küçük oyuncak arabayı sessizce inceliyordu.
Doğukan ise hâlâ yatağındaydı.
Başının üzerine kadar çektiği battaniyenin altından boğuk bir ses geldi.
“Ben bugün kalkmayacağım.”
Şahin hiç dönmeden cevap verdi.
“Okul var.”
“Biliyorum.”
“O zaman kalk.”
“Biliyorum dedim ya.”
Yiğit gülmeye başladı.
“Doğukan abi, beş dakika sonra geç kalacağız.”
Battaniyenin altından bir el çıktı.
“Benim ruhum bugün okula gitmeyecek.”
Selim kitabından gözlerini ayırmadan konuştu.
“Ruhunun yoklama kâğıdını da sen imzalarsın artık.”
Doğukan bir anda battaniyenin altından çıktı.
“Profesör, sabah sabah bana karşı gelme.”
Selim sakin bir şekilde ona baktı.
“Karşı gelmiyorum. Gerçeği söylüyorum.”
Doğukan yatağından kalktı.
“Gerçek bazen insanın moralini bozuyor.”
Şahin ona baktı.
“Senin moralin bozulmaz.”
Doğukan saçlarını eliyle düzeltti.
“Benim moralim bozulmaz. Ben moral bozarım.”
Yiğit kahkaha attı.
Odadaki diğerleri de gülümsedi.
Emre bile başını kaldırıp Doğukan'a baktı.
Doğukan bunu görünce eğilip Emre'nin saçını karıştırdı.
“Bak Lodos da güldü. Bugünün görevi tamamlandı.”
Emre saçlarını düzeltmeye çalıştı.
“Saçımı bozma.”
“Tamam, tamam.”
Doğukan ellerini kaldırdı.
“Bugün kimseye zarar vermiyoruz.”
Şahin başını iki yana salladı.
“Senin beş dakika içinde ne yapacağını kimse bilmiyor.”
“Ben de bilmiyorum.”
Yine güldüler.
Her şey normaldi.
Ama Doğukan'ın yüzündeki gülümseme, Şahin'in yatağını toplarken bir anlığına kayboldu.
Şahin pencerenin önünde durmuştu.
Yüzü düşünceliydi.
Dün gece Fuat'ın söyledikleri hâlâ aklındaydı.
Kuzgunlar.
Aydın İnşaat.
Celil'in babası olması.
Ve henüz cevaplanmamış onlarca soru.
Doğukan bunu fark etti.
Bir süre Şahin'e baktı.
Sonra hemen yanına gitti.
“Avcı.”
Şahin dönmedi.
“Ne?”
“Yine kaşlarını çatıyorsun.”
“Çatmıyorum.”
“Çatıyorsun.”
Şahin ona baktı.
“Doğukan.”
“Efendim?”
“Biraz sus.”
Doğukan birkaç saniye sustu.
Sonra ciddi bir ifadeyle:
“Tamam.”
dedi.
Şahin şaşırdı.
Doğukan iki saniye sonra ekledi:
“Beş saniyeliğine.”
Yiğit yeniden güldü.
Şahin istemeden gülümsedi.
“Fırlama.”
“Gördün mü? Güldürdüm.”
Doğukan bunu söylerken gerçekten mutluydu.
Sanki odadaki havanın değiştiğini hissetmişti.
Ama birkaç dakika sonra kahvaltıya inerken Şahin'in yüzündeki ifade yeniden ciddileşti.
Bu kez Doğukan şaka yapmadı.
Sadece ona baktı.
Ve sessizce yürümeye devam etti.
---
Öğleden sonra yurda döndüklerinde herkes kendi işiyle uğraşıyordu.
Selim kitabını açmıştı.
Yiğit yatağında uzanıyordu.
Emre masanın kenarında küçük oyuncak arabasını çeviriyordu.
Doğukan ise odanın içinde dolaşıp duruyordu.
Bir süre sonra Şahin:
“Fırlama, otur artık.”
dedi.
Doğukan:
“Canım sıkılıyor.”
“Daha on dakika önce geldik.”
“On dakika çok uzun bir süre.”
Selim kitabından başını kaldırdı.
“Senin için on dakika, normal insanlar için on dakika.”
Doğukan ona baktı.
“Profesör, bugün herkes bana karşı.”
Şahin:
“Çünkü çok konuşuyorsun.”
Doğukan gülümsedi.
“Ben konuşmazsam siz sıkılırsınız.”
Şahin bu kez gülmedi.
“Her şeyi şakaya vurmak zorunda değilsin.”
Oda bir anda sessizleşti.
Doğukan'ın yüzündeki gülümseme birkaç saniyeliğine dondu.
Selim kitabını kapattı.
Yiğit başını kaldırdı.
Emre de Doğukan'a baktı.
Doğukan önce Şahin'e baktı.
Sonra omuzlarını silkti.
“Şaka yapıyorum sadece.”
Şahin'in sesi yumuşamadı.
“Biliyorum.”
“E o zaman?”
“Bazen ciddi şeyler de konuşmak gerekiyor.”
Doğukan cevap vermedi.
Bir anlığına odadaki herkes onun gerçekten ne söyleyeceğini merak etti.
Ama Doğukan birkaç saniye sonra gülümsedi.
“Tamam.”
Sonra Selim'e döndü.
“Profesör, sen ciddi şeyleri konuş. Ben yoruluyorum.”
Selim hafifçe gülümsedi.
“Kaçıyorsun.”
“Ben mi?”
“Evet.”
Doğukan güldü.
“Yok canım.”
Konu kapandı.
En azından herkes öyle sandı.
---
Akşam olduğunda çocuklar yavaş yavaş sakinleşti.
Oda 12'nin ışıkları açıktı.
Şahin yatağında telefonuna bakıyordu.
Selim kitabını okuyordu.
Yiğit uyumaya hazırlanıyordu.
Emre ise yatağında sessizce oturuyordu.
Doğukan pencerenin yanında duruyordu.
Dışarı bakıyordu.
Emre bir süre onu izledi.
Sonra:
“Doğukan?”
Doğukan arkasını döndü.
“Efendim, Lodos?”
“Sen kavga etmelerini sevmiyorsun, değil mi?”
Doğukan'ın yüzündeki ifade bir an değişti.
“Kim?”
“Şahin'le sen.”
Doğukan güldü.
“Biz kavga etmedik ki.”
“Ettiniz.”
“Yok.”
“Ettiniz.”
Doğukan birkaç saniye Emre'ye baktı.
Sonra yanına gidip yatağın kenarına oturdu.
“Sen fazla dikkatli bakıyorsun.”
Emre omuz silkti.
“Bilmiyorum.”
Doğukan onun saçını hafifçe karıştırdı.
“Boş ver.”
Emre:
“Neyi?”
“Her şeyi.”
Sonra gülümsedi.
“Yarın sana daha güzel bir şaka anlatırım.”
Emre de hafifçe gülümsedi.
“Tamam.”
Doğukan ayağa kalktı.
Ama odadan çıkmadan önce bir an durdu.
Pencereye baktı.
Yüzündeki gülümseme yeniden kayboldu.
---
O gece...
Doğukan çok daha küçük bir çocuktu.
Belki yedi yaşındaydı.
Kendi odasında yatağının üzerinde oturuyordu.
Kapının diğer tarafından sesler geliyordu.
Annesinin sesi titriyordu.
Babası öfkeliydi.
Doğukan konuşulanların hepsini anlayamıyordu.
Ama seslerin normal olmadığını biliyordu.
Küçük ellerini dizlerinin üzerinde birbirine kenetledi.
Bir süre daha dinledi.
Sonra kapıya baktı.
Ne yapacağını bilmiyordu.
Sadece bir şeylerin yolunda olmadığını hissediyordu.
Yavaşça yatağından indi.
Kapıyı açtı.
Koridora çıktı.
Salondan gelen sesler hâlâ devam ediyordu.
Doğukan birkaç adım attı.
Sonra olduğu yerde durdu.
İki yetişkinin arasında ne olduğunu bilmiyordu.
Ama annesinin yüzündeki ifadeyi gördüğünde korktu.
Bir şey söylemesi gerektiğini düşündü.
Ama ne söyleyeceğini bilmiyordu.
Ve o gece...
Doğukan ilk kez insanların yüzüne bakarak bir şey öğrenmeye başladı:
Bazen bir evin sessizliği, çocukların duyabileceği en yüksek sesti.
Bölüm etkileşimi
