21. bölüm / 23
KayıpBÖLÜM 12: Sırların Gölgesinde
Bölümler 23Şu an: BÖLÜM 12: Sırların Gölgesinde
- 1 Bölüm 1 Kaybolan Hayatlar659 kelime
- 2 Bölüm 2 Altı aylık sesizlik460 kelime
- 3 Bölüm 3 — Beni Bul596 kelime
- 4 Bölüm4 Geriye Kalan596 kelime
- 5 Bölüm 5 Yeni Hayat843 kelime
- 6 Bölüm 6 Yabancı Kapılar1.726 kelime
- 7 Bölüm 7 Yeni Düzen1.328 kelime
- 8 ODA 12’Yİ TANIYALIM245 kelime
- 9 Bölüm 8 Saklı Yaralar1.285 kelime
- 10 Bölüm 9: Geçmişin İzleri1.357 kelime
- 11 Bölüm 10 Eski Dosya1.126 kelime
- 12 Bölüm 11 CevapsızSorular4.098 kelime
- 13 BÖLÜM 12: Sırların Gölgesinde1.699 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 BÖLÜM 13 Kesişen Yollar2.357 kelime
- 15 BÖLÜM 14 Karanlık İz913 kelime
- 16 BÖLÜM 15 Büyük Gün.1.001 kelime
- 17 Bölüm 16 iki Hayat1.159 kelime
- 18 BÖLÜM 17 – İKİ HAYAT ARASINDA4.923 kelime
- 19 Bölüm 18 — Düşmanlar1.382 kelime
- 20 Bölüm 19 — Gülüşün Ardındaki Çocuk798 kelime
- 21 Bölüm 20 — Geçmişten Gelen Ses1.983 kelime
- 22 Bölüm 21 — Sakladığı Şey1.049 kelime
- 23 Bölüm 22 — Fırlama’ nın Gerçeği1.152 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Altı Ay Sonra...
Denizli'de sonbaharın üzerinden aylar geçmişti.
Ağaçların sararan yaprakları çoktan dökülmüş, havadaki serinlik yerini ilkbaharın daha yumuşak havasına bırakmıştı.
Denizli Erkek Yetiştirme Yurdu'nun bahçesinde artık yeniden yeşeren ağaçlar vardı.
Aradan tam altı ay geçmişti.
Emre'nin yurda geldiği o ilk günden bu yana...
Oda 12'de çok şey değişmişti.
Ama en önemlisi...
Çocukların birbirlerine bakışı değişmişti.
Artık kimse kimseye yabancı değildi.
Oda 12, altı ay önce birbirinden tamamen farklı altı çocuğun kaldığı bir oda iken şimdi birbirini kollayan, kavga eden, gülen ve gerektiğinde birbirinin yanında duran küçük bir aileye dönüşmüştü.
---
Pazartesi
Saat 06.50.
Yurdun koridorlarında görevlinin sesi duyuldu.
“Çocuklar, kalkıyoruz!”
Doğukan yorganın altında kıpırdamadı.
“Beş dakika daha...”
Selim yatağından doğrulup ona baktı.
“Her sabah aynı şeyi söylüyorsun.”
Doğukan yorganı başına kadar çekti.
“Çünkü her sabah uykum geliyor.”
Şahin üst ranzadan aşağı indi.
“Doğukan, kalk.”
“Abi daha çok erken.”
“Okula geç kalacaksın.”
Doğukan yorganın altından homurdandı.
“Okul olmasa çok güzel bir hayatım olurdu.”
Celil kendi yatağından güldü.
“Senin okuldan başka sorunun yok zaten.”
Doğukan başını yorgandan çıkardı.
“TEOG var abi.”
Celil'in yüzündeki gülümseme biraz değişti.
“Biliyorum.”
Doğukan iç çekti.
“Ben daha hiçbir şey bilmiyorum.”
Selim sakin bir şekilde:
“Bunun için çalışman gerekiyor.”
Doğukan ona baktı.
“Sen neden hep mantıklı konuşuyorsun?”
Selim omuz silkti.
“Çünkü birimizin konuşması gerekiyor.”
Şahin gülmeye başladı.
Doğukan da istemeden güldü.
Odanın diğer tarafında Emre çoktan yatağını toplamıştı.
Altı ay önce sessizce yatağından kalkan o küçük çocuk artık sabahları diğerlerinden önce hazırlanabiliyordu.
Çantasını hazırladı.
Defterlerini kontrol etti.
Sonra Yiğit'e baktı.
“Sen hazır mısın?”
Yiğit gözlerini ovuşturdu.
“Bir dakika.”
Emre gülümsedi.
“Her sabah bir dakika diyorsun.”
Yiğit hemen cevap verdi.
“Çünkü gerçekten bir dakika.”
Celil çocuklara baktı.
“Hadi bakalım. Kahvaltıya iniyoruz.”
Doğukan yatağından kalkarken söylendi.
“Ben hâlâ uyanmadım.”
Şahin yanından geçerken:
“Yürüyebiliyorsan uyanmışsındır.”
dedi.
Doğukan başını salladı.
“Bu yurtta kimse beni anlamıyor.”
---
Kahvaltıdan sonra çocuklar okullarına gitmek için hazırlanmaya başladı.
Şahin ve Celil aynı liseye gidiyordu.
İkisi artık sabahları çoğu zaman birlikte çıkıyordu.
Doğukan, Selim, Yiğit ve Emre ise kendi okullarına gidiyordu.
Kapının önünde ayrılırken Celil, Doğukan'a baktı.
“Bugün kaç saat çalışacaksın?”
Doğukan gözlerini devirdi.
“Daha sabah sabah başlama.”
“TEOG'a az kaldı.”
“Biliyorum.”
Şahin araya girdi.
“Akşam çalışırsın.”
Doğukan iç çekti.
“Tamam abi.”
Emre, Yiğit'le birlikte diğer tarafa yürürken dönüp baktı.
“Akşam görüşürüz.”
Şahin elini kaldırdı.
“Görüşürüz ufaklık.”
Emre gülümsedi.
Altı ay önce yurda geldiğinde kendisine “ufaklık” denmesi bile yabancı geliyordu.
Şimdi ise bu kelimeyi duyduğunda yüzünde istemsiz bir gülümseme oluşuyordu.
---
Salı
Ertesi gün okul çıkışı Oda 12'de alışılmışın dışında bir sessizlik vardı.
Doğukan masanın başında oturmuştu.
Önünde test kitapları vardı.
Kalemi elindeydi.
Ama yaklaşık beş dakikadır aynı soruya bakıyordu.
Selim yatağında kitabını okurken başını kaldırdı.
“Çözemiyor musun?”
Doğukan:
“Çözemiyorum.”
“Yardım ister misin?”
Doğukan gururla:
“Hayır.”
Selim tekrar kitabına döndü.
“Tamam.”
Yaklaşık otuz saniye sonra Doğukan:
“Selim...”
Selim kitabından gözlerini ayırmadan:
“Efendim?”
“Yardım eder misin?”
Selim kitabını kapattı.
“Etmem.”
Doğukan şaşırdı.
“Neden?”
“Az önce istemedin.”
Doğukan başını iki yana salladı.
“İyi ki varsın.”
Selim hafifçe gülümsedi.
“Biliyorum.”
O sırada Şahin ve Celil kapıdan içeri girdi.
Şahin Doğukan'ın masasındaki kitapları gördü.
“Çalışıyor musun?”
Doğukan:
“Çalışmaya çalışıyorum.”
Celil sandalye çekip yanına oturdu.
“Bakayım.”
Doğukan kitabı ona uzattı.
Celil soruyu inceledi.
“Burada önce şunu yapacaksın.”
Doğukan dikkatle dinlemeye başladı.
Şahin ise odanın diğer tarafına geçti.
Emre ile Yiğit satranç tahtasının başında oturuyordu.
Yiğit taşını hareket ettirdi.
“Şah.”
Emre kaşlarını çattı.
“Değil.”
“Nasıl değil?”
“Bak.”
Emre başka bir taşı gösterdi.
Yiğit birkaç saniye düşündü.
“Ha.”
Şahin yanlarına geldi.
“Ne yapıyorsunuz?”
Yiğit:
“Emre yine beni yenmeye çalışıyor.”
Emre güldü.
“Çalışmıyorum.”
Yiğit ona baktı.
“Sen hep kazanıyorsun.”
Şahin:
“Demek ki çalışman gerekiyor.”
Yiğit:
“Sen de Doğukan gibi konuşmaya başladın.”
Şahin güldü.
“Doğukan kadar konuşsam sizi hiçbiriniz dinlemezsiniz.”
Doğukan uzaktan seslendi.
“Ben duyuyorum!”
Oda kahkahaya boğuldu.
---
Çarşamba
Çarşamba günü Şahin için diğer günlerden biraz farklıydı.
Görüş günüydü.
Altı ay boyunca görüşler düzenli şekilde devam etmişti.
İki haftada bir...
Bazen Şahin gitmişti.
Bazen gidememişti.
Bir seferinde hastalanmıştı.
Bir başka görüş günü ise Yavuz Semir'in kaldığı koğuşta yaşanan olay nedeniyle görüş iptal edilmişti.
Ama sonraki haftalarda görüşmeler yeniden devam etmişti.
Şahin artık babasını ilk gördüğü günkü kadar yabancı hissetmiyordu.
Yavuz da oğlunun hayatındaki küçük şeyleri öğrenmeye başlamıştı.
Okulunu...
Arkadaşlarını...
Yurttaki hayatını...
Şahin de babasının hayatını yavaş yavaş öğreniyordu.
Ama bazı şeyler hâlâ konuşulmuyordu.
Özellikle de Yavuz'un geçmişi...
Ve onu cezaevine götüren dava.
Şahin bunları biliyordu.
Babası ona bazı şeyleri anlatmıştı.
Fakat Şahin henüz bunların ayrıntılarını arkadaşlarına anlatmamıştı.
Çünkü o hikâyenin tamamını kendisi bile henüz anlamaya çalışıyordu.
---
Görüşten sonra Şahin yurda döndüğünde hava kararmaya başlamıştı.
Oda 12'ye girdiğinde Celil yatağında oturuyordu.
“Geldin.”
Şahin çantasını bıraktı.
“Geldim.”
Celil birkaç saniye onu inceledi.
“Nasıl geçti?”
Şahin hafifçe gülümsedi.
“İyi.”
Celil başını salladı.
“Güzel.”
Daha fazla soru sormadı.
Şahin bunu seviyordu.
Çünkü Celil, anlatmak istemediği zamanlarda onu zorlamıyordu.
Şahin yatağına oturdu.
Bir süre sessiz kaldı.
Sonra cebinden babasının kendisine verdiği küçük bir kâğıdı çıkardı.
Bir süre baktı.
Sonra tekrar cebine koydu.
Celil bunu gördü ama yine soru sormadı.
---
Perşembe
Perşembe günü Oda 12'de işler daha sakindi.
Emre masanın başında ödev yapıyordu.
Yiğit yanında oturmuş kendi defterine bir şeyler çiziyordu.
Şahin:
“Ödev mi yapıyorsunuz?”
Emre başını kaldırdı.
“Evet.”
Yiğit hemen:
“Ben bitirdim.”
Emre ona baktı.
“Sen daha başlamadın.”
Yiğit birkaç saniye sustu.
“Ben zihnimde yaptım.”
Emre gülmeye başladı.
“Öğretmen defterini açınca zihnini göremez.”
Yiğit yüzünü buruşturdu.
“Ben de yazacaktım.”
Şahin güldü.
“Haydi yaz.”
O sırada Doğukan içeri girdi.
Elinde birkaç test kitabı vardı.
Kitapları yatağının üzerine bıraktı.
“Ben artık test görmek istemiyorum.”
Selim kitabından başını kaldırdı.
“Daha çok var.”
Doğukan ona baktı.
“Sen sus.”
Selim:
“Gerçeği söylüyorum.”
Doğukan yatağına oturdu.
“TEOG olmasa hayat çok güzel.”
Celil:
“TEOG bitince de başka bir şey başlayacak.”
Doğukan'ın yüzü düştü.
“Abi moralimi bozma.”
Celil güldü.
“Gerçekleri söylüyorum.”
Şahin:
“Önce şu sınavı hallet.”
Doğukan başını salladı.
“Tamam.”
Sonra Emre'ye baktı.
“Sen büyüyünce ne olacaksın?”
Emre şaşırdı.
“Bilmiyorum.”
Doğukan:
“Ben de bilmiyorum.”
Selim:
“Sen önce liseye gir.”
Doğukan:
“Tamam Selim!”
Oda yine kahkahaya boğuldu.
---
Cuma
Cuma günü okuldan döndüklerinde hava diğer günlere göre daha sıcaktı.
İlkbaharın geldiği artık iyice belli oluyordu.
Çocuklar yurda girerken Doğukan gökyüzüne baktı.
“Hafta sonu.”
Şahin:
“Evet.”
Doğukan derin bir nefes aldı.
“Sonunda.”
Celil:
“Pazartesi yine okul var.”
Doğukan ona baktı.
“Celil abi, bütün hayallerimi yıkıyorsun.”
Celil güldü.
“Gerçekleri söylüyorum.”
O akşam çocuklar yemekhaneden sonra bahçeye çıktılar.
Bir süre top oynadılar.
Emre kenarda oturup onları izledi.
Yiğit yanına geldi.
“Neden oynamıyorsun?”
“Biraz dinleniyorum.”
Yiğit yanına oturdu.
“Altı ay önce de böyle oturuyordun.”
Emre ona baktı.
“Sen hatırlıyor musun?”
“Tabii.”
Yiğit gülümsedi.
“İlk geldiğinde çok sessizdin.”
Emre bir süre düşündü.
“Şimdi de sessizim.”
“Hayır.”
Yiğit başını iki yana salladı.
“Şimdi bizimlesin.”
Emre gülümsedi.
Bir süre bahçedeki diğer çocukları izlediler.
Altı ay önce Emre'nin kendisini ait hissetmediği bu yer...
Artık onun için yurttan biraz daha fazlasıydı.
---
Cumartesi
Cumartesi sabahı Oda 12 her zamankinden daha sakindi.
Okul yoktu.
Çocukların acele etmesi gerekmiyordu.
Saat 08.30 olduğunda Mehmet Karaca kapıyı açtı.
“Hadi bakalım.”
Doğukan yorganın altından seslendi.
“Mehmet abi...”
“Efendim?”
“Bugün cumartesi.”
“Biliyorum.”
“Biraz daha uyusak?”
Mehmet Bey güldü.
“On dakika.”
Doğukan:
“Yirmi.”
“On.”
“On beş.”
“Tamam, on beş.”
Doğukan yorganın altından:
“Anlaştık.”
Selim yatağından gülerek baktı.
“Sen pazarlık yapmayı nereden öğrendin?”
Doğukan:
“Hayatta kalmak için.”
Mehmet Bey kapıyı kapatıp çıktı.
Celil yatağından kalktı.
“Haydi.”
Şahin de kalktı.
Emre ile Yiğit birlikte kahvaltıya hazırlanırken Selim kitabını eline aldı.
Doğukan ise hâlâ yatakta oturuyordu.
Celil:
“Sen gelmiyor musun?”
“Geliyorum.”
“Ne zaman?”
“Birazdan.”
Şahin:
“Doğukan.”
Doğukan:
“Tamam tamam.”
---
O gün çocuklar öğleden sonra yurtta vakit geçirdi.
Doğukan bir süre ders çalıştı.
Selim kitap okudu.
Yiğit ve Emre satranç oynadı.
Celil ile Şahin bahçede oturup konuştu.
Şahin bir ara:
“Altı ay ne çabuk geçti.”
dedi.
Celil ona baktı.
“Evet.”
“Emre ilk geldiğinde...”
Şahin cümlesini tamamlamadı.
Celil de ne demek istediğini anlamıştı.
“Artık eskisi gibi değil.”
Şahin başını salladı.
“Değil.”
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra Celil:
“Sen de değilsin.”
Şahin ona baktı.
“Ben mi?”
“Evet.”
Şahin hafifçe gülümsedi.
“Nasıl yani?”
Celil omuz silkti.
“İlk zamanlar sürekli kavga ediyordun.”
“Şimdi de ediyorum.”
Celil güldü.
“Evet. Ama eskisi kadar değil.”
Şahin:
“Sen de değiştin.”
Celil kaşlarını kaldırdı.
“Ben mi?”
“Evet.”
“Nasıl?”
Şahin gülümsedi.
“Artık bizi daha çok dinliyorsun.”
Celil başını salladı.
“Büyüyorsunuz.”
Şahin:
“Sen de yaşlanıyorsun.”
Celil hemen ona döndü.
“Ne dedin?”
Şahin gülerek ayağa kalktı.
“Hiçbir şey.”
“Gel buraya.”
Şahin koşarak uzaklaşırken Celil:
“Şahin!”
diye seslendi.
Oda 12'nin çocukları bahçeden gelen bu seslere gülmeye başladı.
---
Pazar
Pazar günü akşamüstü Oda 12 yine bir aradaydı.
Doğukan masanın başında test çözüyordu.
Bu kez gerçekten çalışıyordu.
Selim kitabını okuyordu.
Yiğit ile Emre satranç oynuyordu.
Celil yatağında oturmuş onları izliyordu.
Şahin ise pencerenin yanında duruyordu.
Dışarıda hava kararmaya başlamıştı.
Şahin bir süre sessizce dışarı baktı.
Son altı ayı düşündü.
Babasıyla yaptığı görüşmeleri...
Yavuz Semir'in söylediklerini...
Kendi içinde cevap bulamadığı soruları...
Ve Aydın İnşaat'ın adını.
Bunların hiçbirini şu an arkadaşlarına anlatmıyordu.
Henüz zamanı olmadığını düşünüyordu.
Bir gün anlatacaktı.
Ama bugün değil.
Bugün sadece Oda 12'nin içinde, arkadaşlarının yanında olmak istiyordu.
Doğukan'ın sesi düşüncelerini böldü.
“Şahin abi.”
Şahin döndü.
“Ne oldu?”
“Şu soruya bakar mısın?”
Şahin masaya gitti.
“Göster.”
Doğukan kitabı çevirdi.
Şahin soruya baktı.
“Burada önce...”
Doğukan dikkatle dinlemeye başladı.
Emre ile Yiğit de bir süre onları izledi.
Selim kitabının üzerinden başını kaldırıp gülümsedi.
Oda 12'de sıradan bir akşamdı.
En azından onlar için.
Ama Denizli'nin başka bir yerinde...
Bir başka hikâye sessizce ilerliyordu.
---
Aynı Gece
Yıllardır açılmamış bir çekmece yavaşça açıldı.
Çekmecenin içinde eski belgeler, birkaç dosya ve sararmış kâğıtlar vardı.
Adam elini içeri uzattı.
En altta duran eski bir gazete kupürünü çıkardı.
Gazetenin kenarları yıpranmıştı.
Üzerindeki tarih yıllar öncesine aitti.
Adam gazeteyi masanın üzerine bıraktı.
Başlık hâlâ okunabiliyordu:
“AYDIN AİLESİNİN TRAJEDİSİ!”
Adam bir süre başlığa baktı.
Sonra gazetenin altındaki fotoğrafa gözlerini çevirdi.
Kenan Aydın...
Zehra Aydın...
Ve iki küçük çocuk.
Adam fotoğrafı eline aldı.
Parmağı küçük çocuklardan birinin üzerinde durdu.
Karan.
Yıllar önce kaybolan küçük çocuk...
Adam uzun süre onun fotoğrafına baktı.
Sonra kısık bir sesle konuştu.
“Altı yıl...”
Bir süre sustu.
“Yıllar geçti.”
Gazeteyi biraz daha yaklaştırdı.
Karan'ın yüzüne baktı.
“Demek hâlâ seni arıyorlar.”
Adam gazeteyi kapattı.
Fakat çekmeceyi kapatmadan önce eski bir dosyaya daha baktı.
Dosyanın üzerinde tek bir isim yazıyordu:
KARAN AYDIN
Adam elini dosyanın üzerine koydu.
Ama dosyayı açmadı.
Henüz değil.
Çekmeceyi kapattı.
Oda yeniden sessizliğe gömüldü.
Ve aynı saatlerde Oda 12'de...
Şahin, Emre, Celil, Doğukan, Selim ve Yiğit...
Ertesi gün başlayacak yeni haftadan habersiz bir şekilde uyumaya hazırlanıyordu.
Onlar için altı ay boyunca hayat yavaş yavaş değişmişti.
Ama geçmiş...
Henüz peşlerini bırakmamıştı.
Bölüm etkileşimi
