31. bölüm / 23
KayıpBölüm 22 — Fırlama’ nın Gerçeği
Bölümler 23Şu an: Bölüm 22 — Fırlama’ nın Gerçeği
- 1 Bölüm 1 Kaybolan Hayatlar659 kelime
- 2 Bölüm 2 Altı aylık sesizlik460 kelime
- 3 Bölüm 3 — Beni Bul596 kelime
- 4 Bölüm4 Geriye Kalan596 kelime
- 5 Bölüm 5 Yeni Hayat843 kelime
- 6 Bölüm 6 Yabancı Kapılar1.726 kelime
- 7 Bölüm 7 Yeni Düzen1.328 kelime
- 8 ODA 12’Yİ TANIYALIM245 kelime
- 9 Bölüm 8 Saklı Yaralar1.285 kelime
- 10 Bölüm 9: Geçmişin İzleri1.357 kelime
- 11 Bölüm 10 Eski Dosya1.126 kelime
- 12 Bölüm 11 CevapsızSorular4.098 kelime
- 13 BÖLÜM 12: Sırların Gölgesinde1.699 kelime
- 14 BÖLÜM 13 Kesişen Yollar2.357 kelime
- 15 BÖLÜM 14 Karanlık İz913 kelime
- 16 BÖLÜM 15 Büyük Gün.1.001 kelime
- 17 Bölüm 16 iki Hayat1.159 kelime
- 18 BÖLÜM 17 – İKİ HAYAT ARASINDA4.923 kelime
- 19 Bölüm 18 — Düşmanlar1.382 kelime
- 20 Bölüm 19 — Gülüşün Ardındaki Çocuk798 kelime
- 21 Bölüm 20 — Geçmişten Gelen Ses1.983 kelime
- 22 Bölüm 21 — Sakladığı Şey1.049 kelime
- 23 Bölüm 22 — Fırlama’ nın Gerçeği1.152 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ertesi sabah Oda 12 her zamanki gibi uyandı.
Selim yatağının kenarında kitabını okuyordu. Şahin yatağını topluyor, Yiğit henüz tam olarak uyanamadığı için yorganın altında dönüp duruyordu. Celil pencerenin önünde durmuş, dışarı bakıyordu.
Doğukan ise odanın ortasında dikilmiş, herkese sırayla bakıyordu.
“Ne oldu size?”
Şahin başını kaldırdı.
“Ne olmuş?”
“Bana bakıp duruyorsunuz.”
Yiğit yorganın altından kafasını çıkardı.
“Bakmıyoruz.”
“Bakıyorsunuz.”
Selim kitabından gözlerini ayırmadan konuştu.
“Dün gece sen geçmişini anlattın. Normal olarak biraz farklı bakıyoruz.”
Doğukan ellerini beline koydu.
“Yani ne? Artık her sabah uyandığımda ‘Günaydın Doğukan, çocukluk travmaların nasıl?’ mı diyeceksiniz?”
Yiğit güldü.
“Yok.”
“İyi.”
Doğukan rahatladı.
“Çünkü ben kahvaltıdan önce travma konuşamam.”
Şahin başını iki yana salladı.
“Sen kahvaltıdan sonra da konuşamazsın.”
“Bak, yine başladın.”
Odadaki hava yeniden eski haline dönmüştü.
Doğukan gülüyordu.
Ama bu kez herkes biliyordu.
O gülüşün arkasında başka şeyler de vardı.
---
Doğukan on yaşındaydı.
O gece evin içindeki hava her zamankinden daha ağırdı.
Salondan gelen sesleri duyuyordu.
Annesinin sesi titriyordu.
“Böyle devam edemeyiz.”
Babası cevap vermedi.
Bir süre sonra sadece sandalye sesi duyuldu.
Doğukan yatağında oturmuş, kapıya bakıyordu.
Eskiden olsa araya girerdi.
Bir şaka yapardı.
Belki annesi gülerdi.
Belki babası gülümserdi.
Belki birkaç dakikalığına her şey normale dönerdi.
Ama o gece farklıydı.
Doğukan odasının kapısını araladı.
“Anne?”
Sesler kesildi.
Annesi ona döndü.
Yüzünde daha önce hiç görmediği bir ifade vardı.
Yorgunluk.
Doğukan bir an ne söyleyeceğini bilemedi.
Sonra alışkanlıkla gülümsedi.
“Ben şey diyecektim...”
İkisine birden baktı.
“Bu evde en normal kişi benim. İkiniz de biraz garipsiniz.”
Sessizlik.
Kimse gülmedi.
Doğukan'ın gülümsemesi yüzünde asılı kaldı.
Bir saniye.
İki saniye.
Üç saniye.
Hiçbir şey olmadı.
Babası gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
“Doğukan…”
Doğukan bekledi.
“Yeter artık.”
Doğukan'ın yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.
“Tamam.”
Başını eğdi.
“Tamam baba.”
Odana git demesine gerek kalmadan geri döndü.
Kapısını kapattı.
Yatağına oturdu.
İlk kez şakasının hiçbir şeyi değiştirmediğini anlamıştı.
İlk kez gerçekten korkmuştu.
Çünkü artık çocuk değildi.
Bir şeylerin yolunda olmadığını anlayacak kadar büyümüştü.
---
Ertesi sabah mutfakta annesini bavul hazırlarken gördü.
Doğukan kapının yanında durdu.
“Anne?”
Kadın arkasını döndü.
“Uyandın mı?”
Doğukan başını salladı.
Bavula baktı.
“Nereye gidiyorsun?”
Annesi birkaç saniye sustu.
“Bir süreliğine.”
Doğukan'ın yüzü düştü.
“Ne kadar?”
Annesi cevap veremedi.
Doğukan bir adım yaklaştı.
“Bir gün mü?”
Sessizlik.
“Bir hafta mı?”
Annesi gözlerini kaçırdı.
“Bilmiyorum.”
Doğukan'ın boğazı düğümlendi.
“Ben de geleyim.”
Annesi hemen yanına geldi.
“Doğukan…”
“Ben sorun çıkarmam.”
“Biliyorum.”
“Şaka da yapmam.”
Annesinin gözleri doldu.
Doğukan bunu görünce sustu.
O güne kadar insanları güldürerek onların yüzündeki korkuyu değiştirebileceğini sanmıştı.
Ama ilk kez karşısındaki kişinin yüzündeki üzüntüyü değiştiremiyordu.
Annesi dizlerinin üzerine çöktü.
Doğukan'ın ellerini tuttu.
“Senin hiçbir suçun yok.”
Doğukan başını salladı.
Ama gözleri bavuldaydı.
“Geri gelecek misin?”
Annesi cevap vermeden önce uzun süre ona baktı.
“Umarım.”
O tek kelime Doğukan'ın çocukluğunda uzun süre kaldı.
Umarım.
---
Sonraki günler birbirine karıştı.
Doğukan bir süre babasıyla kaldı.
Sonra bir akrabasının yanına gönderildi.
Sonra başka bir ev.
Başka bir oda.
Başka bir masa.
Ama hiçbir yer onun evi gibi gelmedi.
Çünkü onun için ev, artık duvarlardan oluşan bir yer değildi.
Ev, insanların birbirine güvenebildiği yerdi.
Ve o güveni kaybetmişti.
Bir gün kendisine çocuk yuvasına gideceği söylendiğinde uzun süre hiçbir şey söylemedi.
“Neden?”
diye sordu sadece.
Yetişkinlerden biri sakin bir sesle:
“Bir süre orada kalman daha iyi olacak.”
dedi.
Doğukan başını eğdi.
Eskiden olsa bir şaka yapardı.
“Orada da ekmek sepeti var mı?”
derdi.
Ama demedi.
Çünkü o zaman henüz gülmek istemiyordu.
---
Yuvaya geldiği gün hava kapalıydı.
Doğukan elindeki küçük çantayla binanın önünde durdu.
Kapıya baktı.
Sonra arkasına.
Bir an geri dönmek istedi.
Ama kimse onu geri çağırmadı.
İçeri girdi.
Koridor sessizdi.
Bir görevli ona odasını gösterdi.
Doğukan çantasını yatağının üzerine bıraktı.
“Burada kalacaksın.”
Doğukan başını salladı.
Görevli çıktı.
Kapı kapandı.
Doğukan odada tek başına kaldı.
Duvarlara baktı.
Yatağa baktı.
Pencereye baktı.
Sonra çantasını açtı.
İçinden küçük bir eşya çıkardı.
Bir süre elinde tuttu.
Annesinden kalan küçücük bir şeydi.
Sonra onu yeniden çantasına koydu.
Yatağa oturdu.
İlk kez gerçekten yalnız olduğunu hissetti.
---
Günler geçti.
Doğukan kimseyle fazla konuşmadı.
Çocuklar onun yanına gelip soru soruyor, o kısa cevaplar veriyordu.
“Adın ne?”
“Doğukan.”
“Kaç yaşındasın?”
“On.”
“Nereden geldin?”
Doğukan susuyordu.
Kimse daha fazla sormuyordu.
Bir gün yemekhanede ekmek sepetini gördü.
Sepet hafifçe yana yatmıştı.
Bir ekmek kenardan çıkmış, düşmek üzereydi.
Doğukan birkaç saniye ona baktı.
Sonra istemeden gülümsedi.
“Bu ekmek sepeti beni bir yerden tanıyor.”
Yanındaki çocuk ona baktı.
“Neden?”
Doğukan omuzlarını kaldırdı.
“Çünkü o da burada düşmemeye çalışıyor.”
Çocuk güldü.
Doğukan şaşırdı.
Bir başka çocuk da güldü.
Sonra bir başkası.
Doğukan'ın yüzündeki gülümseme büyüdü.
Uzun zamandır ilk kez gerçekten gülüyordu.
Ama bu kez farklıydı.
Bu şaka bir kavgayı durdurmak için yapılmamıştı.
Birini susturmak için değildi.
Korkusunu saklamak için de değildi.
Sadece birilerinin gülmesini sağlamıştı.
Ve o an Doğukan bir şeyi yeniden öğrendi:
Gülmek bazen bir şeyleri düzeltmezdi.
Ama insanın kendini yalnız hissetmesini biraz olsun azaltabilirdi.
O günden sonra Doğukan yavaş yavaş değişmeye başladı.
Daha çok konuştu.
Daha çok güldü.
İnsanların yüzlerindeki gerginliği daha çabuk fark etmeye devam etti.
Ama artık her gerginliği çözmek için kendini ortaya atmadı.
Zamanla şakaları onun bir parçası oldu.
Ve bir gün çocuklardan biri ona:
“Sen tam bir fırlamasın.”
dedi.
Doğukan kaşlarını kaldırdı.
“Fırlama mı?”
“Evet.”
Doğukan güldü.
“Güzelmiş.”
O günden sonra adı Doğukan'dı.
Ama herkes onu başka bir isimle de tanıyordu.
Fırlama.
---
Yıllar sonra.
Oda 12.
Doğukan hikâyesini bitirdiğinde odada uzun bir sessizlik vardı.
Kimse hemen konuşmadı.
Şahin ona baktı.
“Yani sen yurda geldiğinde böyle değildin.”
Doğukan başını salladı.
“Değildim.”
Selim:
“Sonradan oldun.”
“Evet.”
Doğukan hafifçe gülümsedi.
“Fırlama sonradan çıktı.”
Yiğit güldü.
“Bence iyi ki çıkmış.”
Doğukan ona baktı.
“Niye?”
“Çünkü sen böyle olmasaydın…”
Yiğit etrafına baktı.
“Burası bu kadar eğlenceli olmazdı.”
Doğukan'ın yüzündeki gülümseme biraz daha büyüdü.
Celil sessizce:
“Yakışıyor.”
dedi.
Doğukan:
“Fırlama mı?”
Celil:
“Evet.”
Doğukan başını salladı.
“Tamam. Kabul.”
Şahin ona baktı.
“Bir şeyi de artık anlamış olduk.”
Doğukan:
“Neyi?”
“Sen biri gerilince neden hemen şaka yapıyorsun.”
Doğukan birkaç saniye düşündü.
Sonra omuzlarını kaldırdı.
“Alışkanlık.”
Selim:
“Hayır.”
Doğukan ona baktı.
Selim sakin bir şekilde devam etti:
“Bence alışkanlıktan daha fazlası.”
Doğukan cevap vermedi.
Emre yatağında oturuyordu.
Elindeki küçük oyuncak arabaya baktı.
Bir an Karan geldi aklına.
Belki o da bir yerlerde yalnız değildi.
Belki bir gün o da birilerinin yanında oturuyor olacaktı.
Ama bu düşünceyi kimseye söylemedi.
Oyuncak arabayı avucunun içinde biraz daha sıkı tuttu.
Sonra tekrar Doğukan'a baktı.
Doğukan da ona bakıyordu.
“Ne oldu Lodos?”
Emre başını salladı.
“Bir şey yok.”
Doğukan gülümsedi.
“Tamam.”
Bu kez soru sormadı.
Çünkü artık bazı sessizliklerin zorlanmaması gerektiğini biliyordu.
---
Gece ilerledi.
Oda 12'de herkes yatağındaydı.
Doğukan tavana bakıyordu.
Çocukken ailesinin kavgasını durdurmak için şaka yapmıştı.
Sonra insanların gitmesini engelleyememişti.
Yuvaya geldiğinde ise şakalarının başka bir anlamı olmuştu.
İnsanları güldürmek.
Yanlarında kalmak.
Onlara yakınlaşmak.
Ve şimdi Oda 12 vardı.
Şahin.
Celil.
Selim.
Yiğit.
Emre.
Doğukan hafifçe gülümsedi.
Kendi kendine fısıldadı:
“İyi ki geldim.”
Bu kez bunu söylediğinde içinde hiçbir korku yoktu.
Çünkü ilk kez bir yere ait olduğunu hissediyordu.
Doğukan'ın geçmişi artık sakladığı bir yara değildi.
O yaranın içinden bugünkü Doğukan çıkmıştı.
Ve Oda 12 artık onun geçmişini biliyordu.
Ama onu geçmişiyle değil,
olduğu kişiyle seviyordu.
Bölüm etkileşimi
