13. bölüm · Kayıp

Bölüm 5 Yeni Hayat

KOYU MAVİ

Sabahın ilk ışıkları hastane odasının penceresinden içeri süzülüyordu.

Koridorlardan gelen ayak sesleri, hemşirelerin alçak sesli konuşmaları ve uzaktan duyulan cihaz sesleri hastanenin alışıldık sabahını oluşturuyordu.

Emre gözlerini açtığında birkaç saniye tavana baktı.

Bugün farklıydı.
Bunu hissediyordu.
Yatağının yanında duran küçük spor çantasına baktı.

Çantanın içinde birkaç parça kıyafet, birkaç kişisel eşya ve…

Karan'ın oyuncak arabası vardı.
Emre elini cebine götürüp arabayı çıkardı.
Avucunun içinde bir süre tuttu.

Küçük tekerleklerini parmağıyla çevirdi.
Sonra tekrar çantasına koydu.

Kapı hafifçe çalındı.

"Emre?"

Emre başını kaldırdı.

Kapı açıldı.

İçeri Doktor Güllü Hanım girdi.
Arkasından Doktor Selin ve Hemşire Ela geldi.

Güllü Hanım'ın yüzünde sıcak bir gülümseme vardı.

"Bugün taburcu oluyorsun."

Emre başını salladı.

Sevinememişti.

Çünkü taburcu olmak onun için eve dönmek anlamına gelmiyordu.
Artık dönebileceği bir ev yoktu.

Güllü Hanım yatağın yanına geldi.
"Çok büyük bir mücadele verdin."
Emre sessizce onu dinledi.

"İlk geldiğin günü hâlâ hatırlıyorum."

"Durumun çok ağırdı."

"Uzun süre seni kaybetmekten korktuk."

Emre gözlerini yere indirdi.

Güllü Hanım devam etti.

"Ama sen mücadele ettin."

"Hayata tutundun."

Bir süre sustu.

"Sen gerçekten çok güçlü bir çocuksun."

Emre başını kaldırdı.

"Ben gerçekten güçlü müyüm?"

Güllü Hanım onun karşısında diz çöktü.
Göz hizasına geldi.

"Evet."

"Çünkü güçlü olmak hiç üzülmemek değildir."

"Bazen güçlü olmak, çok acımasına rağmen yaşamaya devam etmektir."

Emre bu sözleri düşündü.
Sonra aklına yine kardeşi geldi.
"Karan'ı bulabilecek miyim?"

Güllü Hanım cevap vermedi.
Çünkü ona kesin olmayan bir şey için söz vermek istemiyordu.

Doktor Selin araya girdi.

"Kimse sana bunu garanti edemez."
"Ama umut etmekten vazgeçmek zorunda da değilsin."

Emre başını salladı.

"Ben vazgeçmeyeceğim."

Selin Hanım küçük bir tebessüm etti.
"İşte bunu unutma."

Ela ise elinde küçük bir paketle yatağın yanına geldi.

"Benim de sana bir hediyem var."

Emre merakla pakete baktı.
Ela paketi açtı.

İçinden mavi renkli, küçük bir yıldız figürü bulunan örme bir anahtarlık çıktı.

"Bunu senin için yaptım."

Emre anahtarlığı iki eliyle aldı.

"Çok güzel."

Ela gülümsedi.

"Ne zaman kendini yalnız hissedersen buna bak."

"Ve yalnız olmadığını hatırla."

Emre anahtarlığa baktı.

Sonra Ela'ya.
"Teşekkür ederim."

Ela'nın gözleri doldu.
Altı ay boyunca her gün gördüğü bu çocuğa veda etmek kolay değildi.
Emre'nin saçlarını usulca okşadı.

"Kendine iyi bak."
"Olur."

Tam o sırada kapı yeniden açıldı.
İçeri iki sosyal hizmet görevlisi girdi.
Kadın görevli elindeki dosyaya baktı.

"Emre Aydın?"
Emre başını kaldırdı.
"Evet."
"Hazırsan gidebiliriz."

Emre birkaç saniye cevap vermedi.
Son kez odasına baktı.
Bu oda onun için yalnızca bir hastane odası değildi…

Burada gözlerini açmıştı.
Burada ailesinin öldüğünü öğrenmişti.
Burada Karan'ın kaybolduğunu öğrenmişti.
Burada defalarca ağlamıştı.
Ama burada yeniden yaşamayı da öğrenmişti.

Yatağının yanındaki çantasını aldı.
Oyuncak arabayı dikkatlice cebine koydu.
Sonra kapıya doğru yürüdü.
Kapının önünde durdu.

Arkasına son kez baktı.
"Hoşça kal."

Kimse bir şey söylemedi.
Ela gözyaşlarını silerek gülümsedi.
"Hoşça kal Emre."

Emre koridorda yürümeye başladı.
Hemşirelerden bazıları ona el salladı.
"Hoşça kal."

"Geçmiş olsun."
"Umarım her şey güzel olur."

Emre sessizce başını salladı.
Asansörün önüne geldiler.
Kapılar açıldı.
Emre içeri girdi.

Kapılar kapanırken son kez hastane koridoruna baktı.

Sonra kapılar kapandı.
Hastanenin otomatik kapıları açıldığında Emre yüzüne vuran temiz havayı hissetti.
Aylar sonra ilk kez dışarıdaydı.

Bir an olduğu yerde durdu.
Başını kaldırdı.
Güneş gözlerini kamaştırıyordu.
Gökyüzü açıktı.

Kaza günü yağan yağmurun aksine bugün hava sakindi.
Emre birkaç saniye gökyüzüne baktı.
Sonra sosyal hizmet görevlisinin yanına yürüdü.

Aracın kapısı açıldı.
Arka koltuğa oturdu.
Çantasını yanına koydu.
Araç hareket etti.

Emre başını cama yasladı.
Şehir yavaş yavaş geride kalıyordu.

Binalar…

Ağaçlar…

İnsanlar…

Hepsi camın ardından hızla geçiyordu.
Emre elini cebine götürdü.
Oyuncak arabayı çıkardı.
Avucunda sıkıca tuttu.

"Karan..."

Sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.

"Bekle beni.Bir gün seni bulacağım."

Araç ilerlemeye devam etti.
Saatler geçti.
Emre yol boyunca fazla konuşmadı.
Görevli birkaç kez ona baksa da bir şey sormadı.
Onun sessizliğe ihtiyacı olduğunu anlamıştı.

Bir süre sonra araç yavaşladı.
Emre başını kaldırdı.
Pencereden dışarı baktı.
Büyük, demir parmaklıklarla çevrili bir bina görünüyordu.

Araç kapının önünde durdu.
Görevli dosyasını aldı.
"Buraya geldik."
Emre dışarı baktı.
Kapının üzerinde bir tabela vardı.
Ama okumayı bilmiyordu arabada yaninda duran görevliye sordu

“Neresi burası?”
“Ne yazıyor orada?”

Görevli burası

“BURSA ÇOCUK YUVASI ,”dedi .
Emre
“ Ben artık burada mı kalacağım ,”dedi.

Görevli yumuşak bir sesle cevap verdi.
"Bir süre burada kalacaksın."

"Burada çocuklar var."

Emre hiçbir şey söylemedi.
Görevli araçtan indi.
Diğer görevli de onun yanına geldi.
Demir kapıya doğru yürüdüler.

Zile basıldı.
Kısa bir süre sonra içeriden mekanik bir ses geldi.
Kapı açıldı.
Emre araçtan indi.

Çantasını omzuna aldı.
Bir elini cebine götürdü.
Oyuncak arabanın hâlâ orada olduğunu kontrol etti.
Oradaydı.
Emre derin bir nefes aldı.
Kapının ardında onu nasıl bir hayatın beklediğini bilmiyordu.

Kimlerle tanışacağını...
Ne kadar kalacağını...
Bir gün Karan'ı bulup bulamayacağını...
Hiçbirini bilmiyordu.

Ama bildiği tek bir şey vardı.
Karan hâlâ onun aklındaydı.
Ve Emre onu aramayı bırakmayacaktı.
Görevli elini hafifçe Emre'nin başına koydu.

"Haydi."

Emre başını salladı.
Bir adım attı.

Sonra bir adım daha.
Demir kapı arkasında yavaşça kapanırken Emre son kez dışarı baktı.
Hastane artık çok uzakta kalmıştı.

Ailesi yoktu.
Kardeşi kayıptı.
Evi yoktu.
Ama hâlâ umudu vardı.
Ve bazen...
Bir çocuğun elinde kalan tek şey umut olurdu.

Emre başını kaldırdı.
Önündeki binaya baktı.
Ve hayatının yeni dönemine ilk adımını attı.