33. bölüm · Kavuşan gözler
Kavuşan gözler 33 Bölüm
Perşembe sabahı...
Erkan her zamanki gibi erkenden fabrikaya geldi.
Soyunma odasına doğru yürürken güvenlik görevlisi ona seslendi.
Erkan, bir dakika bekler misin?
Elindeki gazeteyi uzattı.
Galiba senden bahsediyorlar.
Erkan şaşkınlıkla gazeteyi aldı.
Yerel bir İstanbul gazetesinin üçüncü sayfasında küçük bir haber vardı.
"Genç İşçi, Fenalaşan Vatandaşın Yardımına Koştu"
Haberde Erkan'ın ismi geçiyor, ambulans gelene kadar yaşlı adamın başından ayrılmadığı ve sağlık ekiplerinin zamanında yapılan müdahalenin önemli olduğunu söylediği yazıyordu.
Erkan haberi sessizce okudu.
Sonra gazeteyi katlayıp güvenlik görevlisine geri verdi.
Ben sadece insanlık görevimi yaptım.
O sırada fabrika müdürü yanlarına geldi.
Erkan, odama gelir misin?
Müdür odasında gazeteyi masanın üzerine bıraktı.
Bu haberi sabah okudum.
Erkan mahcup bir ifadeyle başını eğdi.
Reklam olmasını istemezdim müdürüm.
Müdür gülümsedi.
Reklam değil evladım, güzel ahlakın karşılığı. İşini iyi yapmanın yanında iyi bir insan olman bizi daha çok sevindirdi.
Erkan teşekkür ederek odadan ayrıldı
Aynı saatlerde...
Mustafa, çalıştığı kurumun dinlenme odasında çay içerken masanın üzerindeki gazeteyi eline aldı.
Sayfaları çevirirken gözü aynı habere takıldı.
Fotoğraftaki kişinin Erkan olduğunu fark edince dikkatle okumaya başladı.
Yanında oturan mesai arkadaşı gazeteye baktı.
Tanıyor musun bu delikanlıyı?
Mustafa gülümseyerek cevap verdi.
Allah nasip ederse yakında damadımız olacak.
Arkadaşı tebessüm etti.
Çok düzgün bir evlada benziyor. Allah bahtını açık etsin.
Mustafa'nın içi huzurla doldu.
"Rabbim... Sana hamdolsun."
Akşam...
Fatih'te Mehmet ile Zehra, söz günü için hazırlıkları konuşuyordu.
Zehra, özenle hazırladığı küçük bohçayı kontrol etti.
— Bir eksiğimiz kaldı mı Mehmet?
— Çok şükür, hiçbir eksiğimiz yok.
Erkan salona geldi.
Üzerinde sade ama şık bir takım elbise vardı.
Mehmet oğluna uzun uzun baktı.
— Oğlum... Bugün seni görünce çocukluğun gözümün önünden geçti. Şimdi ise kendi yuvanı kurmaya hazırlanıyorsun.
Erkan, babasının elini öptü.
Sizden öğrendiğim doğrularla yaşayacağım inşallah.
Cumartesi...
Akşam ezanına yakın saatlerde Mehmet, Zehra ve Erkan Söz kesmek için yola çıktı.
Arabada tatlı bir sessizlik vardı.
Herkesin dilinde dua, kalbinde heyecan vardı.
Emine son kez çayları kontrol ediyor, Hilal ise odasında annesinin verdiği sade krem renkli eşarbını düzeltiyordu.
Emine kızının yanına geldi.
Heyecanlı mısın?
Hilal hafifçe gülümsedi.
Biraz...
Annesi kızının alnına bir öpücük kondurdu.
Korkma kızım. Allah hayırlısını nasip etsin.
Tam o anda kapı zili çaldı.
Mustafa kapıya yöneldi.
Kapıyı açtığında karşısında Mehmet, Zehra ve Erkan vardı.
Üçü de güler yüzle selam verdi.
Esselâmü aleyküm.
Ve aleyküm selâm. Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.
Misafirler içeri buyur edildi.
Çaylar ikram edildi.
Sohbet ilerledikçe heyecan giderek arttı.
Bir süre sonra Mehmet derin bir nefes aldı.
Mustafa'nın gözlerinin içine bakarak ağırbaşlı bir sesle konuştu:
Mustafa Bey... Allah'ın emri, Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed'in (s.a.v.) kavliyle, kızınız Hilal'i oğlumuz Erkan'a istemeye geldik. Uygun görürseniz evlatlarımızı hayırlı bir yuva kurmaları için birbirlerine emanet etmek istiyoruz...
Salondaki herkes nefesini tuttu.
Artık gözler Mustafa'ya çevrilmişti.
Vereceği cevap, iki gencin yıllardır sabırla beklediği anı belirleyecekti...
