13. bölüm · Kavuşan gözler
Kavuşan gözler 13 Bölüm
Hilal o gece neredeyse hiç uyuyamadı.
Penceresinin önünde oturmuş, gökyüzündeki yıldızlara bakıyordu.
Dudaklarından tek bir dua döküldü:
"Allah'ım... Kalbimdeki bu sevgiyi hayırlısıyla bana nasip et."
Aynı saatlerde Fatih'te Erkan da seccadesinin üzerinde ellerini semaya açmıştı.
"Rabbim, bana sabır ver. Hilal'i üzmeden, ailesini kırmadan doğru yolu bulmayı nasip et."
Sabah erkenden Erkan işe gitti.
Fabrikada çalışırken aklı sürekli Hilal'deydi.
Tam öğle molasında telefonu çaldı.
Arayan Ali'ydi.
"Erkan, bugün Üsküdar'a geleceğim. Bir işim var. Sen de gelir misin?"
Erkan kısa bir süre düşündü.
"Gelirim."
Üsküdar...
Hilal iş çıkışında durağa doğru yürüyordu.
Kalbi hâlâ dünkü konuşmanın etkisindeydi.
Tam o sırada karşı kaldırımdan tanıdık birini gördü.
Erkan...
İkisi de oldukları yerde durdu.
Aylarca yalnızca gözleriyle konuşan iki genç, bu kez birbirlerine birkaç adım uzaktaydı.
Kalabalık akıp gidiyor, fakat onlar için zaman durmuş gibiydi.
Erkan yavaşça yaklaştı.
Sesi titriyordu.
"Selâmünaleyküm..."
Hilal'in gözleri doldu.
"Ve aleykümselâm..."
İlk defa birbirlerinin sesini bu kadar yakından duymuşlardı.
Erkan başını eğerek konuştu.
"İnşallah yanlış anlamazsın. Seni rahatsız etmek istemedim."
Hilal hafifçe gülümsedi.
"Biliyorum."
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Hilal gözlerinin içine bakarak fısıldadı:
"Dualarımda hep varsın."
Erkan'ın gözleri doldu.
"Sen de benim dualarımdasın."
İkisi de birbirine yaklaşmadı.
Ne el sıkıştılar ne de uzun uzun konuştular.
Sadece kalplerindeki samimiyet yüzlerine yansımıştı.
Tam o sırada yolun karşısındaki gri otomobilin kapısı açıldı.
İçinden iki kişi indi.
Erkan onları fark etti.
Adamlar çevreyi dikkatlice süzüyorlardı.
Ali de uzaktan onları görünce hızla Erkan'ın yanına geldi.
"Erkan, bu adamlar sabahtan beri buradalar."
Adamlardan biri cebinden telefon çıkarıp ikilinin fotoğrafını çekti.
Erkan bunu görünce bir adım öne çıktı.
"Bir şey mi istiyorsunuz?"
Adam cevap vermedi.
Sadece soğukkanlı bir şekilde aracına döndü.
Otomobil yavaşça uzaklaşırken Erkan plakanın son üç rakamını görebildi.
417...
Ali hemen not aldı.
"Bu işte bir gariplik var."
Hilal'in yüzü yeniden solmuştu.
Erkan sakin bir sesle konuştu:
"Korkma. Allah bizimle olduğu sürece hiçbir korku kalbimize hükmedemez."
Hilal başını hafifçe salladı.
İlk kez kendini yalnız hissetmiyordu.
Tam ayrılacakları sırada Hilal, çantasından küçük bir zarf çıkardı.
"Bu... Sana."
Erkan zarfı iki eliyle aldı.
"Teşekkür ederim."
İkisi de farklı yönlere yürümeye başladı.
Ama bu kez arkalarına dönüp aynı anda birbirlerine baktılar.
İkisi de tebessüm etti.
O an, aylarca süren sessizliğin ardından kalplerine umut doğmuştu.
Fakat onları bekleyen asıl imtihan henüz başlamamıştı.
Çünkü gri otomobildeki kişiler, o akşam bir telefon görüşmesi yaptı.
Telefondaki kişi tek cümle söyledi:
"Artık onları ayırmak için geç kalmayın."
Erkan ile Hilal ise bu sözlerden habersiz, aynı gökyüzüne bakarak birbirleri için dua ediyorlardı...
