17. bölüm · Kavuşan gözler
Kavuşan gözler 17 Bölüm
Akşam ezanının ardından Fatih Camii'nin avlusu yavaş yavaş sakinleşmeye başlamıştı.
Güvercinler avlunun taşlarına serpilmiş yemleri topluyor, çocukların neşeli sesleri rüzgâra karışıyordu.
Erkan, mektupta yazılanları düşündükçe heyecanı artıyordu.
"Akşam namazından sonra Fatih Camii'nin avlusunda seni bekleyen yaşlı adamı yine bul..."
Etrafına dikkatle baktı.
Tam umudunu kaybetmeye başladığı sırada bastonuna yaslanmış, yaşlı adam yine avlunun köşesinde belirdi.
Erkan bu kez hiç tereddüt etmeden yanına gitti.
"Esselamünaleyküm amca yine ben."
"Ve aleykümselam evladım."
"Gel... oğlum Şurada oturalım."
Avlunun kenarındaki banka oturdular.
Yaşlı adam bir süre sustu.
Sanki söyleyeceği sözleri seçiyordu.
"Adım Hacı Yusuf."
Erkan dikkatle dinliyordu.
"Yıllarca Selim Bey'in galerisinde temizlik çay işleriyle ilgilendim. İlyas'ı çocukluğundan beri tanırım."
Erkan'ın dikkati iyice arttı.
"Demek bütün bunlar İlyas'la ilgili..."
Hacı Yusuf derin bir nefes aldı.
"İlyas eskiden böyle değildi evladım."
"Yanlış arkadaşlara karıştı."
"İçkiye başladı."
"Öfkesine yenildi."
"Babası Selim çok uğraştı ama sözünü dinletemedi."
Erkan sessizce dinlemeye devam etti.
"Sonra Hilal'i gördü."
"Onu istemeye karar verdi."
"Ama Mustafa Bey, kızının gönlü olmadığı için bu işe razı olmadı."
Erkan'ın aklındaki parçalar yavaş yavaş birleşmeye başlıyordu.
"Peki bana gelen mektup?"
Hacı Yusuf cebinden eski bir zarf çıkardı.
"Onu ben hazırladım."
Erkan şaşkınlıkla baktı.
"Siz mi?"
"Evet."
"Sana zarar gelsin istemedim."
"Çünkü İlyas'ın seni de araştırdığını öğrendim."
Erkan'ın yüzü ciddileşti.
"Beni nereden tanıyor?"
"Henüz seni tanımıyor."
"Ama Hilal'in gönlünde birinin olduğunu hissediyor."
"Kim olduğunu öğrenmeye çalışıyor."
Erkan derin bir nefes aldı.
"Demek gri otomobil..."
"Hep İlyas'tı."
Hacı Yusuf başını salladı.
"Evet."
"O otomobili bazen kendi kullanıyor, bazen arkadaşları."
Bir süre sessizlik oldu.
Rüzgâr avludaki ağaçların yapraklarını hafifçe sallıyordu.
Erkan, aklına takılan en önemli soruyu sordu.
"Peki Kemal Arslan ve Murat Çelik?"
Hacı Yusuf hafifçe gülümsedi.
"Onlar benim eski dostlarım."
"İlyas'ın yaptıklarından rahatsız oldular."
"Senin fevri davranıp başını belaya sokmanı istemediler."
"O yüzden mektubu sana onlar ulaştırdı."
Erkan'ın içindeki düğümler çözülmeye başlamıştı.
"Yani bana yardım etmek istediler."
"Başka hiçbir amaçları yoktu."
Hacı Yusuf bastonuna dayanarak ayağa kalktı.
"Evladım..."
"İnsan bazen kötülükle değil, sabırla kazanır."
"Sakın öfkeyle hareket etme."
"Allah doğruların yardımcısıdır."
Erkan saygıyla yaşlı adamın elini öptü.
"Allah sizden razı olsun."
Aynı saatlerde Kocamustafapaşa'da...
Mustafa dükkândan çıkan Selim'i görünce yanına yaklaştı.
"Selim."
Selim durdu.
İki eski dost uzun süre birbirlerinin yüzüne baktılar.
"Konuşmamız lazım."
Selim başını öne eğdi.
"Biliyorum."
Sessizce yakındaki bir çay ocağına geçtiler.
Çaylar masaya geldiğinde ilk konuşan Selim oldu.
"Mustafa..."
"Oğlumun yaptıkları için senden özür diliyorum."
"İnan bana, iş bu noktaya gelsin istemezdim."
Mustafa'nın sert bakışları değişmedi.
"Ben sana kırgın değilim."
"Ben, İlyas'ın kızımın peşini bırakmasını istiyorum."
Selim derin bir iç çekti.
"Bu akşam onunla son kez konuşacağım."
"Eğer sözümü dinlemezse..."
"Galeride de yeri olmayacak."
Mustafa ilk kez Selim'in gözlerinde gerçek pişmanlığı gördü.
Üsküdar'da ise Ayşe, Hilal'in sessizliğini bozdu.
"Hilal..."
"Sen birini seviyorsun değil mi?"
Hilal irkildi.
Başını önüne eğdi.
Cevap vermedi.
Ayşe gülümsedi.
"Konuşmana gerek yok."
"Gözlerin söylüyor zaten."
Hilal'in gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
"Ben sadece..."
"Allah hayırlısını nasip etsin istiyorum."
Ayşe elini tuttu.
"Eğer o kişi gerçekten hayırlı biriyse..."
"Hiç merak etme."
"Allah sizi birbirinize ulaştırır."
Hilal başını kaldırdı.
İçinde günlerdir hissetmediği kadar büyük bir umut vardı.
Fakat aynı dakikalarda...
Galerinin arka tarafında İlyas, iki arkadaşıyla birlikte gri otomobilin yanında ayakta duruyordu.
Elindeki sigarayı yere attı.
"Demek adı Erkan..."
Arkadaşları şaşkınlıkla yüzüne baktı.
İlyas gözlerini uzaklara dikti.
"Artık kimi beklediğini biliyorum Hilal..."
"Şimdi sıra onun kim olduğunu öğrenmekte."
Ve kader, ilk kez Erkan ile İlyas'ı aynı yolun iki ucuna getirmişti...
