22. bölüm · Kavuşan gözler

Kavuşan gözler 22 Bölüm

Ferkan İlbay

Cumartesi akşamı...

Kocamustafapaşa'da sokaklar yavaş yavaş sessizliğe bürünüyordu.

Mustafa, evin salonunda oturmuş saati kontrol ediyordu.

Emine mutfakta çayları hazırlarken merakını gizleyemedi.

"Kim gelecek Mustafa?"

Mustafa omuz silkti.

"Dün camide tanıştığım bir bey."

"Adı Mehmet."

"Önemli bir mesele konuşmak istediğini söyledi."

Emine hafifçe gülümsedi.

"İnşallah hayırlı bir iştir."

Mustafa kısa bir cevap verdi.

"Hayırlısı."

Hilal ise odasında kitap okuyordu.

Babası misafir geleceğini söylemiş ama sebebini anlatmamıştı.

İçinde tarif edemediği bir heyecan vardı.

Tam o sırada kapı zili çaldı.

Mustafa kapıyı açtı.

Karşısında Mehmet vardı.

Elinde küçük bir kutu lokum vardı.

"Esselamünaleyküm."

"Ve aleykümselam. Hoş geldiniz."

Mehmet gülümseyerek uzattığı lokumu Mustafa'ya verdi.

"Küçük bir ikram."

"Estağfirullah, zahmet etmişsiniz."

İçeri buyur etti.

Mehmet ayakkabılarını çıkarıp salona geçti.

Emine de misafiri güler yüzle karşıladı.

"Hoş geldiniz."

"Hoş bulduk yenge hanım."

Kısa bir hâl hatırın ardından çaylar geldi.

Konuşma önce mahalleden, İstanbul'un eski günlerinden ve çalışma hayatından açıldı.

Mehmet, Mustafa'nın yıllarca kamuda şoförlük yaptığını öğrendi.

Mustafa ise Mehmet'in uzun yıllardır aynı fabrikada emek verdiğini dinledi.

Sohbet ilerledikçe iki adam birbirlerine karşı ısınmaya başlamıştı.

Mehmet çayından bir yudum aldı.

"Mustafa Bey..."

"Buyurun."

"İnsan bazen hiç tanımadığı biriyle konuşurken bile güven hisseder."

Mustafa tebessüm etti.

"Ben de aynı şeyi düşündüm."

Salonda kısa bir sessizlik oldu.

Mehmet derin bir nefes aldı.

"Asıl geliş sebebimi söylemek istiyorum."

Mustafa dikkat kesildi.

"Sizi dinliyorum."

Mehmet sakin ve ağırbaşlı bir sesle konuştu.

"Benim bir oğlum var."

"Adı Erkan."

Mustafa'nın yüzündeki ifade değişmedi.

Mehmet devam etti.

"Dürüst, çalışkan ve ailesine bağlı bir evlattır."

"Allah'a şükür bugüne kadar bize baş eğdirecek hiçbir davranışı olmadı."

Mustafa sessizce dinliyordu.

"Oğlumun gönlünde sizin kızınız Hilal var."

Salonda derin bir sessizlik oluştu.

Mutfaktan çay getirmek üzere çıkan Emine de olduğu yerde durdu.

Mehmet sözlerini sürdürdü.

"Biz gizli saklı bir iş yapmak istemedik."

"Önce bir baba olarak sizin kapınızı çalıp niyetimizi anlatmayı uygun gördüm."

Mustafa başını öne eğdi.

Hiç konuşmadı.

Sadece düşünüyordu.

Dakikalar sonra başını kaldırdı.

"Mehmet Bey..."

"Buyurun."

"Öncelikle bana gösterdiğiniz saygı için teşekkür ederim."

"Bugünlerde böyle usul bilen insanlara az rastlanıyor."

Mehmet mahcup bir şekilde tebessüm etti.

"Estağfirullah."

Mustafa devam etti.

"Ben kızımın mutluluğunu her şeyin üstünde tutarım."

"Fakat böyle önemli bir kararı bir akşamda veremem."

Mehmet başını salladı.

"Zaten ben de sizden bugün cevap beklemiyorum."

"İstişare edin."

"Araştırın."

"Gerekirse oğlumla konuşun."

"Bizim acelemiz yok."

Bu sözler Mustafa'nın hoşuna gitmişti.

Karşısındaki adamın saygısı ve sabrı güven veriyordu.

Tam o sırada...

Hilal, odasının kapısını araladı.

Salondaki konuşmaları istemeden duymuştu.

Kalbi hızla çarpmaya başladı.

"Erkan..."

Adını ilk kez babasının evinde duyuyordu.

Gözleri doldu.

Sessizce odasına geri döndü.

Seccadesini serdi.

İki rekât şükür namazı kıldı.

Duasında sadece tek cümle vardı:

"Allah'ım...

Eğer bu yol Senin razı olacağın bir yolsa, kalplerimizi hayırda birleştir."

Aynı dakikalarda Mehmet de izin isteyip ayağa kalktı.

Mustafa onu kapıya kadar uğurladı.

Kapının önünde tokalaşırken Mustafa konuştu.

"Mehmet Bey..."

"Buyurun."

"Size söz vermiyorum."

"Ama şunu bilin..."

"Sizin geliş şekliniz bende güzel bir iz bıraktı."

Mehmet'in gözleri parladı.

"Allah razı olsun."

"Gerisi artık Rabbimizin takdiri."

Mehmet ağır adımlarla sokağa doğru yürüdü.

Pencereden onu izleyen Hilal'in gözlerinden sessizce iki damla yaş süzüldü.

Bu, korkunun değil...

Umudun gözyaşıydı.

Fakat sokağın köşesinde duran siyah bir otomobilin içindeki kişi, Mehmet'in bu eve girişini baştan sona izlemişti.

Direksiyondaki kişi telefonunu eline aldı.

Kısa bir mesaj yazdı:

"Erkan'ın ailesi ilk adımı attı."

Mesaj gönderildi.

Telefonun ekranı karardı.

Ve bu mesajın kime gittiğini henüz kimse bilmiyordu...