25. bölüm · Kavuşan gözler
Kavuşan gözler 25 Bölüm
Salı günü...
Sabah, Erkan için diğer günlerden farklı başlamıştı.
Her zamanki gibi namazını kıldı, duasını etti.
Fakat bugün ellerini semaya açtığında duası daha uzundu.
"Allah'ım...
Bugün beni mahcup etme.
Bana doğruluktan ayrılmamayı nasip et.
Eğer bu yuva Senin rızana uygunsa, kalplerimizi birbirimize ısındır."
Duasını bitirdikten sonra derin bir nefes aldı.
Bugün, hayatının en önemli günlerinden biriydi.
Hilalin evinde...
Emine, sabahtan beri evi düzenliyordu.
Misafir odasının perdeleri açılmış, çay takımları hazırlanmıştı.
Mustafa, her zamanki gibi sakin görünmeye çalışıyordu.
Ama onu en iyi tanıyan Emine, içindeki heyecanı hissedebiliyordu.
"Bu kadar düşünme."
Mustafa gülümsedi.
"Düşünmeden olur mu?"
"Bugün karşıma kızımı emanet etmek isteyen bir genç çıkacak."
"Her babanın kolay yaşayacağı bir gün değil."
Emine sessizce başını salladı.
"Hayırlısı neyse o olsun."
Hilal odasında hazırlanıyordu.
Ne abartılı ne de gösterişli...
Her zamanki sadeliğini korumuştu.
Aynaya baktı.
Kendi kendine fısıldadı.
"Allah'ım...
Beni de ailemi de mahcup etme."
Kapı çalındı.
Ayşe arıyordu.
"Heyecanlı mısın?"
Hilal hafifçe güldü.
"Çok."
Ayşe de heyecanlıydı.
"Bugün senin için dua edeceğim."
"İnşallah her şey güzel olur."
"Âmin."
Akşam ezanına yarım saat kala...
Mehmet ve Erkan evden çıktı.
Zehra, oğlunun yakasını düzeltti.
"Heyecanını belli etme."
Erkan gülümsedi.
"Elimden geleni yapacağım anne."
Zehra gözleri dolarak oğlunun alnından öptü.
"Allah yolunu açık etsin."
Ailecek, sessizce yürümeye başladılar.
Yol boyunca neredeyse hiç konuşmadılar.
Sadece Mehmet, evin sokağına geldiklerinde durdu.
"Oğlum."
"Buyur baba."
"Bugün çok konuşma."
"Ne sorarlarsa doğru cevap ver."
"Olduğun gibi davran."
Erkan başını salladı.
"İnşallah baba."
Kapının zili çaldı.
Mustafa kapıyı açtı.
Karşısında Mehmet ile Erkan vardı.
"Esselamünaleyküm."
"Ve aleykümselam."
Mustafa, bu kez Erkan'a dikkatle baktı.
Temiz giyimli, mahcup ama kendinden emin duran bir genç...
Erkan, saygıyla eğilip Mustafa'nın elini öptü.
"Allah hayırlı akşamlar versin."
Mustafa kısa bir an durdu.
Sonra yumuşak bir sesle,
"Hoş geldin evladım."
dedi.
Bu tek cümle, Erkan'ın içindeki heyecanın biraz olsun dinmesini sağladı.
Salonda çaylar içilirken önce günlük konular konuşuldu.
Futbol...
İstanbul trafiği...
Çalışma hayatı...
Kimse asıl konuya girmeye cesaret edemiyordu.
En sonunda Mustafa söze başladı.
"Erkan."
"Buyurun amca."
"Bana kendini anlat."
Erkan derin bir nefes aldı.
"Bir fabrikada çalışıyorum."
"Annem ve babam bana her zaman helal lokmanın önemini öğretti."
"Hayattaki en büyük isteğim..."
Bir an durdu.
"...Allah'ın razı olacağı bir yuva kurmak."
Mustafa dikkatle dinliyordu.
"Peki kızımı nereden tanıyorsun?"
Erkan hiç tereddüt etmedi.
"İlk kez onu işe giderken gördüm."
"Sonra zaman zaman karşılaştık."
"Hiçbir zaman peşinden gitmedim."
"Rahatsız etmedim."
"Çünkü niyetim doğru değilse, bunun hesabını Allah'a veremem."
Salondaki sessizlik daha da derinleşti.
Mehmet oğluna gururla baktı.
Emine'nin gözleri dolmuştu.
Mustafa ise ilk kez başını hafifçe öne eğdi.
Bu sözler, onun yüreğine dokunmuştu.
Tam o sırada mutfaktan bir bardak sesi geldi.
Hilal, heyecandan elindeki çay tabağını düşürmüştü.
Emine hemen yanına geldi.
"Bir şeyin var mı kızım?"
Hilal utançla gülümsedi.
"İyiyim anne."
Ama kalbi öyle hızlı atıyordu ki, salondan duyulacak sandı.
Çaylar tazelendikten sonra Mustafa yeniden konuştu.
"Erkan."
"Buyurun."
"Bir sorum daha var."
"Evet amca."
"Eğer bir gün Hilal'le aranızda bir anlaşmazlık olursa..."
"İlk kimi dinlersin?"
Erkan hiç düşünmeden cevap verdi.
"Önce kendimi sorgularım."
"Çünkü insan önce kendi hatasını aramalıdır."
"Eğer yine çözemiyorsak..."
"Büyüklerimizin duasına ve nasihatine sığınırım."
Mustafa'nın yüzünde belli belirsiz bir tebessüm oluştu.
İlk kez...
Bu genci gerçekten tanımaya başladığını hissediyordu.
Gece ilerlemişti.
Mehmet ayağa kalktı.
"Müsaadenizi isteyelim."
Mustafa da ayağa kalktı.
"Allah razı olsun."
"Bugün güzel bir sohbet oldu."
Kapıya kadar birlikte yürüdüler.
Tam ayrılacakları sırada Mustafa, Mehmet'e döndü.
"Mehmet Bey..."
"Buyurun."
"Bana birkaç gün müsaade edin."
"İstişare edeceğim."
"Sonra kararımı sizinle paylaşacağım."
Mehmet gülümsedi.
"Ne kadar beklenecekse bekleriz."
"Yeter ki hakkımızda hayırlısı olsun."
Mustafa elini uzattı.
İki baba yeniden tokalaştı.
Erkan tam kapıdan çıkarken gözleri istemsizce koridora kaydı.
Koridorun ucunda...
Kapının arkasından kendisine bakan iki mahcup göz gördü.
Hilal...
İkisi de tek kelime konuşmadı.
Sadece birkaç saniye birbirlerine baktılar.
O bakışta;
Sabır vardı...
Dua vardı...
Ve yıllardır büyüyen umut vardı.
Kapı usulca kapandı.
Erkan derin bir nefes aldı.
O gece eve dönerken Mehmet'e sadece tek bir cümle söyledi:
"Baba..."
"Sanki bugün içime huzur doğdu."
Mehmet oğlunun omzuna dokundu.
"Evladım..."
"Huzur, bazen hayırlı bir başlangıcın en güzel işaretidir."
Fakat aynı dakikalarda, galeride tek başına oturan İlyas'ın telefonu çaldı.
Arayan, babası Selim'di.
"İlyas..."
"Yarın sabah erkenden hazırlan."
"Nereye gidiyoruz baba?"
Selim'in sesi kararlıydı.
"Bir yere uğrayacağız."
"Artık bazı meseleleri tamamen bitirmenin vakti geldi."
İlyas, babasının ne yapmak istediğini bilmiyordu.
Ama yarın yaşanacaklar, sadece onun değil, herkesin hayatında yeni bir sayfa açacaktı.
