Karanlık Hanedan kitap kapağı

7. bölüm / 7

Karanlık Hanedan

Bölüm 7 - Birbirimizin Zaafı

Vaveyla Yazarı: Dila Elanur Küçük

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: Bölüm 7 - Birbirimizin Zaafı

Aras eve geldiğinde annesi onu kapıda karşıladı.
“Oğlum, hoş geldin.”
“Hoş buldum, anne.”
“Aç mısın? İstersen sana yemek hazırlatayım.”
“Yok, anneciğim. Ben yedim. Siz afiyet olsun. Pars nerede?”
“Bahçede, seni bekliyor.”
“Tamam, ben bir ona bakayım.”
Aras tam bahçeye yönelmişti ki annesinin sesiyle durdu.
“İyi misin oğlum? Son zamanlarda çok dalgın görünüyorsun. Eve de çok geç geliyorsun. Özledim seni.”
Aras annesine dönüp gülümsedi. Kadının yüzündeki özlemi görmemek mümkün değildi.
“İşler yoğun, anne. Biraz toparlayayım, sonra daha çok vakit geçiririz. Ben Pars’ın yanına geçeyim. Bir de bahçeye kahve göndermelerini söyler misin?”
“Tabii oğlum.”
Aras annesinin yanağına bir öpücük kondurup bahçeye geçti.
Pars, bahçedeki ateş çukurunun başında oturuyordu. Alevlerin ışığı yüzüne vuruyor, elindeki telefonla ilgilenirken bir yandan da abisini bekliyordu. Aras’ı görünce telefonunu kenara bıraktı.
“Abi, nerede kaldın? Meraktan öldüm! Ne oldu?”
Aras karşısındaki koltuğa oturup derin bir nefes aldı.
“Bilmiyorum. Çok tuhaf şeyler oluyor.”
Pars kaşlarını kaldırdı.
“Ne gibi? İş anlaşmasıyla ilgili bir sorun mu çıktı?”
“Hayır, o durum iyi.”
“Abi, çatlatmasana insanı!”
Aras birkaç saniye sustu. Sonra bakışlarını ateşin üzerinde gezdirerek tek bir isim söyledi.
“Serena.”
Pars’ın yüzünde anında kocaman bir gülümseme belirdi.
“Yaaa! Desene şunu en başından!”
Aras, kardeşinin bu kadar heveslenmesine anlam veremiyormuş gibi ona baktı.
“Ne var?”
“Ne mi var? Abi, aranızdaki çekimi bir tek ben mi fark ediyorum sanıyorsun?”
Aras cevap vermek yerine önüne gelen kahveyi aldı. Tam o sırada hizmetli kahveleri masaya bıraktı. Aras, kadının uzaklaşmasını bekledi. Ardından kahvesinden bir yudum alıp konuşmaya başladı.
“Bu sabah sen gelmeden önce yanımdan ayrılırken beni yanağımdan öptü. Sonra toplantıda Damla’yla konuşurken onu kıskandı. Akşam da onu eve bırakırken…”
Pars öne doğru eğildi.
“Ne oldu akşam?”
Aras gözlerini kardeşine çevirdi.
“Onu öptüm.”
Pars’ın ağzı açık kaldı.
“Bir dakika! Yanlış mı anladım? Siz sevgili mi oldunuz?”
“Şşşt! Sessiz olsana! Öyle bir şey yok.”
Aras, çevresinde birilerinin olup olmadığını kontrol eder gibi etrafına bakındı. Pars ise sesini alçaltarak konuştu.
“Aras, şunu baştan sona düzgünce anlatsana.”
Aras, gün içinde yaşananları en ince ayrıntısına kadar anlatmaya başladı. Pars, elindeki kahveden bir dedikoduyu dinler gibi keyifle yudum alıyor, abisinin her cümlesinde yüzündeki gülümsemeyi biraz daha büyütüyordu.
Aras sözünü bitirdiğinde Pars bir süre sessiz kaldı. Sonra kahvesini masaya bırakıp sırıttı.
“Seviyorsan git konuş.”
Aras gözlerini devirdi.
“Ya biz de sana derdimizi anlatıyoruz, oğlum! İki dakika ciddi ol.”
“Tamam, tamam.” Pars ellerini kaldırarak teslim olduğunu gösterdi. “Ama ciddiyim. Bence bu konuyu onunla konuşmalısın. Birbirinizi tanıyorsunuz, aranızda bir güven var. Ama abi, her şeyden önce o senin çalışanlarından biri. Arkadaşlık başka, iş başka, aşk bambaşka. Bunları birbirine karıştırmadan ilerlemeniz gerekiyor.”
Bir an durup abisini süzdü.
“Gerçi aranızdaki uyumu ve çekimi düşününce bu kadar beklemenize bile şaşırıyorum. Ama asıl mesele şu: Sen ne hissediyorsun ona karşı? Önce buna karar ver.”
Aras, kardeşinin sözleri üzerine bakışlarını ateşe çevirdi. Birkaç saniye boyunca alevleri izledi. Kendine bile itiraf etmekte zorlandığı şeyleri dile getirmek kolay değildi.
“Bilmiyorum, Pars. Onun yanındayken kendim gibi olabiliyorum. Hiçbir şeyi düşünmeden konuşabiliyorum. Onunla uğraşmak, atışmak, birbirimize laf yetiştirmek hoşuma gidiyor. Yanında kendimi farklı hissediyorum. Sanki sürekli bir şeyleri kontrol etmek zorundaymışım gibi yaşamıyorum.”
Bir an durdu.
“Güzelliğini başkasının fark etmesini istemiyorum. Bunu düşünmek bile sinirimi bozuyor. Çok çekici bir kadın ama mesele sadece bu değil. Hırslı, asi, zeki… Kendine güveniyor. Kimsenin karşısında eğilip bükülmüyor. Bazen beni çileden çıkarıyor ama sonra bir bakıyorum, yine onu düşünüyorum.”
Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme belirdi.
“Onu düşündüğümde bile yüzümde istemsizce bir gülümseme oluşuyor. Ne olduğunu bilmiyorum. Daha önce hiç böyle hissetmedim.”
Pars, abisini bir süre dikkatle dinledi. Sonra elini çenesine götürüp düşünüyormuş gibi yaptı.
“Abiciğim, sana doktor önermek isterdim ama maalesef aşk bölümüne bakan bir doktor tanımıyorum. Geçmiş olsun, sen bu kıza çoktan kapılmışsın.”
Aras, kardeşine ters ters baktı.
“Pars!”
“Tamam, tamam, sustum.” Gülümsemesini bastırmaya çalışarak devam etti. “Ama bence o da sana karşı boş değil. Senin anlattıklarından bile belli. Yine de varsayımlarla hareket etme. Önce kendi hislerinden emin ol, sonra onunla konuş. Birbirinizi kırmadan ne istediğinizi anlamaya çalışın.”
Aras, kardeşinin sözlerini düşündü. Belki de haklıydı. Fakat hislerini anlamak, onları kabul etmekten daha kolay değildi.
Tam o sırada yanlarına bir hizmetli geldi.
“Aras Bey, anneniz sizi salonda çaya bekliyor.”
“Tamam, geliyoruz.”
Hizmetli uzaklaşırken Aras kardeşine döndü.
“Şimdilik her şey aramızda.”
Pars elini kalbine götürüp ciddi bir ifadeyle başını salladı.
“Merak etme abi. Sırdaşın benim.”
Aras onun yüzündeki sırıtışı görünce başını iki yana salladı.
“Senin sırdaşlığından korkulur.”
Birlikte gülerek salona geçtiler.
⸻
Salonda anneleri onları bekliyordu. Çaylar servis edildikten sonra bir süre günlük konulardan konuştular. Aras, annesinin yanında geçirdiği bu kısa zamanın bile ona iyi geldiğini fark etti. Son zamanlarda işi ve sorumlulukları yüzünden ailesine ayırdığı zaman giderek azalmıştı.
Bir süre sonra babasını sordu.
“Babam nasıl, anne?”
Annesinin yüzündeki ifade yumuşadı.
“Bugün biraz daha iyiydi. Her geçen gün daha iyi olmasını umuyorum. Şimdi odasında, dinleniyor.”
Aras’ın babası birkaç ay önce geçici bir felç geçirmişti. O günden sonra sağlığına daha fazla dikkat etmek zorunda kalmış, işlerden büyük ölçüde uzaklaşmıştı. Eskisi gibi dışarı çıkmıyor, aile şirketinin yönetiminde aktif bir rol üstlenemiyordu.
Böylece yıllardır babasının gölgesinde sorumluluk almaya hazırlanan Aras, bir anda her şeyi omuzlarında bulmuştu.
“Yatmadan önce yanına uğrarım.”
Annesi başını salladı. Ardından oğlunu dikkatle süzdü.
“Peki, senin hayatında ne var, ne yok?”
Aras daha cevap veremeden Pars araya girdi.
“Anne, abimin hayatında bir kadın var mı diye soruyor.”
Aras, elindeki çay bardağını yavaşça tabağına bıraktı.
“Pars, bir gün seni gerçekten evden kovacağım.”
Pars kahkaha attı. Anneleri ise oğluna umutla bakıyordu.
“E, oğlum, doğru değil mi? Artık seni de bir yuva kurmuş görmek istiyorum. İstersen cemiyetten birilerini tanıştırabiliriz. Sana uygun, düzgün bir aileden…”
“Anne.”
Aras’ın sesindeki uyarıyı duyan kadın sustu.
“Sakın o işlere girme. Ben hayatımdan gayet memnunum. Biliyorsun, bu konuları ne kadar sevmediğimi. Seninle bu yüzden bozuşmayalım, sultanım.”
Kadın oğlunun yüzüne baktı. Onu zorlamanın hiçbir işe yaramayacağını biliyordu.
“Tamam oğlum, bir şey demedim. Hayat senin, nasıl istersen.”
Aras gülümseyerek annesinin elini tuttu.
“Teşekkür ederim, sultanım.”
Bir süre daha sohbet ettiler. Ardından Aras odasına çıkmak için ayağa kalktı. Koridordan geçerken babasının odasına uğramak istedi. Kapıyı sessizce araladığında babasının uyuduğunu gördü. Onu rahatsız etmeden kapıyı kapattı ve kendi odasına geçti.
Üzerindeki yorgunluğa rağmen uyuyabilecek gibi değildi.
Pars’la yaptığı konuşma zihninde dönüp duruyordu. Serena’nın yüzü, gülümsemesi, kendisine karşılık verirken gözlerinde beliren o ifade…
Aras, yatağın kenarına oturup ellerini yüzünde gezdirdi.
Hayatı boyunca kararlarını mantığıyla vermeye alışmıştı. İnsanlara güvenmenin, birine bağlanmanın ve zaaf sahibi olmanın ne anlama geldiğini herkesten iyi biliyordu. Fakat konu Serena olduğunda mantığı bir türlü devreye girmiyordu.
Onunla konuşmalıydı.
Hem de daha fazla beklemeden.
Belki de bütün bunları büyütüyordu. Belki Serena da aynı şeyleri hissediyor, yalnızca ilk adımı atmaya çekiniyordu.
Aras kararını verdi.
Kalkıp üzerini değiştirdi. Beyaz, ince çizgili ve vücuduna oturan bir üst giydi. Altına klasik ve spor tarzı bir pantolon seçti. Parfümünü sıktı, anahtarlarını aldı ve odadan çıktı.
Serena’yı arayıp haber vermek aklından geçti. Sonra vazgeçti.
Bazı konuşmaların telefonla yapılmaması gerektiğini düşünüyordu.
Bu yüzden gece yarısı, hiçbir haber vermeden yola çıktı.
⸻
Serena ise çoktan evine gelmişti.
Eve girer girmez kendini duşa atmış, gün boyunca yaşananları düşünmekten kurtulmaya çalışmıştı. Fakat ne kadar uğraşırsa uğraşsın, zihni sürekli aynı ana dönüyordu.
Aras’ın dudaklarını kendi dudaklarında hissettiği o ana…
Birbirlerine bakışlarına…
Ve onun kendisini eve bırakırken söylediği son sözlere.
Duştan çıktıktan sonra rahatlamak için yatağına uzanmış, düşüncelere dalmıştı. Ne zaman uykuya yenik düştüğünü bile fark etmemişti.
Gece yarısını çoktan geçmişti.
Kapı zilinin sesiyle gözlerini açtı.
Önce birkaç saniye boyunca tavana baktı. Sonra saate uzandı.
“Bu saatte kim olabilir?”
Yataktan kalkıp gri saten geceliğinin üzerine aynı takıma ait uzun sabahlığını giydi. Saçlarını eliyle düzelterek merdivenlerden indi. Kapının dürbününden baktığında karşısında Aras’ı gördü.
Bir anda uykusu açıldı.
Hemen kapıyı açtı.
“Aras? İyi misin? Bir şey mi oldu?”
Aras, onun endişeli yüzünü görünce hafifçe gülümsedi.
“İyiyim. Korkulacak bir şey yok. Seninle biraz konuşmak istedim. Saatin çok geç olduğunu biliyorum ama müsait misin?”
Serena birkaç saniye ona baktı. Bu saatte kapısına gelmesini beklemiyordu. Yine de kenara çekilip içeri girmesine izin verdi.
“Tabii, geç.”
Aras salona ilerlerken Serena mutfağa uğrayıp bir bardak su aldı. Aras koltuğa oturmuş, ne söyleyeceğini zihninde tekrar tekrar prova ediyordu.
Serena suyu önüne bıraktıktan sonra karşısına oturdu.
“Aras, iyi misin gerçekten? Yüzün biraz tuhaf görünüyor. Neler oluyor?”
Aras ellerini birbirine kenetledi.
“Serena, nereden başlayacağımı bilmiyorum.”
Serena onun gözlerinin içine baktı.
“Bugün hakkında mı konuşmak istiyorsun?”
Aras başını salladı.
“Evet. Tam olarak onun hakkında.”
Serena derin bir nefes aldı. Bunun kolay bir konuşma olmayacağını anlamıştı.
Ayağa kalkıp mutfağa gitti. İki bardak ve bir şişe viskiyle geri döndü. Konunun ikisi için de ne kadar karmaşık olduğunu düşününce, bu konuşmayı ayık bir kafayla yapmanın kendisine pek mümkün görünmediğine karar vermişti.
Bardaklara viski doldurup birini Aras’a uzattı.
Ardından koltuğa yerleşti, bacaklarını kendine doğru çekti. Üzerindeki saten sabahlık hareketleriyle birlikte hafifçe açılırken Aras bakışlarını bir anlığına ondan kaçırdı.
Serena bunu fark etmedi.
Ya da fark etmiş olsa bile belli etmedi.
“Anlat bakalım,” dedi, bardağını eline alarak.
Aras bir süre bardağa baktı. Sonra gözlerini Serena’ya çevirdi.
“Bak, bugün olanların ikimizi de etkileyeceğini biliyorum. Seni üzmek ya da kırmak istemedim. İnan bana, nasıl olduğunu, neden böyle hissettiğimi ben de tam olarak açıklayamıyorum.”
Bir yudum aldıktan sonra devam etti.
“Ama bildiğim bir şey var. Senin yanındayken kendimi başka hiç kimsenin yanında hissetmediğim kadar rahat hissediyorum.”
Bardağındaki viskiyi bir kerede bitirdi. Ardından yeniden doldurdu.
“Seninle birlikteyken kendim olabiliyorum. Daha neşeli oluyorum. Beni mutlu ediyorsun. Senin mutlu olman da benim için düşündüğümden çok daha önemli bir hâle geldi.”
Serena sessizce dinliyordu. Bardağından küçük bir yudum aldı ama gözlerini Aras’tan ayırmadı.
“Seninle konuşurken içimde farklı bir huzur, farklı bir mutluluk oluyor. Bunları nasıl adlandıracağımı bilmiyorum. Belki sana anlatmak istediğim şeyleri bile doğru düzgün anlatamıyorum şu an. Ama bugün seni öperken düşündüğüm tek şey seni öpmekti. Başka hiçbir şey düşünmedim.”
Aras kısa bir süre sustu. Söyleyeceklerinin devamı vardı ama bunları dile getirmek, beklediğinden daha zordu.
“Bir de… Sabah beni yanağımdan öptün. Toplantıda Damla’yla konuşurken kıskandığını fark ettim. Bunların bir anlamı olduğunu düşünüyorum. Belki yanılıyorum ama senin de bana karşı bir şeyler hissettiğine inanıyorum.”
Sözlerini bitirdiğinde salona sessizlik çöktü.
Serena elindeki bardağa baktı. Sonra yavaşça ayağa kalktı, kendisine bir kadeh daha doldurdu ve terasa çıktı.
Bir sigara yaktı.
Söyleyeceği sözleri toparlaması gerekiyordu.
Çünkü Aras’ın söylediklerinin çoğu doğruydu.
O da onun yanında kendini farklı hissediyordu. Uzun zamandır kimseye göstermediği yanlarını Aras’ın yanında saklamak zorunda kalmıyordu. Onunla atışmak, gülmek, bazen sırf sinirini bozmak için gereksiz yere tartışmak hoşuna gidiyordu.
En kötüsü de buydu.
Serena, insanlara bağlanmanın ne anlama geldiğini çok iyi biliyordu. Birini hayatına aldığında yalnızca o kişiyi değil, onunla birlikte getirdiği bütün tehlikeleri de kabul etmiş oluyordu.
Ve kendi hayatında tehlike zaten fazlasıyla vardı.
Aras içeriden onu izliyordu.
Serena’nın terasta duruşu, saçlarının omuzlarından aşağıya dökülüşü, hafif esintide sabahlığının kumaşının hareket edişi…
Aras, onu daha önce de güzel bulmuştu. Hatta çoğu zaman gözlerini ondan ayırmakta zorlandığını kendine itiraf edebilirdi. Fakat o gece, Serena’ya bakarken hissettiği şey yalnızca fiziksel bir çekim değildi.
Onu tanımak, ona yaklaşmak, zihninin içinden geçenleri öğrenmek istiyordu.
Serena’nın düşüncelere dalmış hâlini görünce ayağa kalktı. Bir sigara alıp terasa çıktı.
Serena, arkasından gelen ayak seslerini duydu. Başını hafifçe çevirerek ona baktı.
Aras korkulukların yanına geldiğinde Serena derin bir nefes aldı ve konuşmaya başladı.
“Aras, söylediklerine katılıyorum. Bugün yaşananlar ikimizi de her anlamda etkileyecek bir şey. Ama her şeyden önce biz seninle patron ve çalışanız.”
Bir an durdu. Söyleyeceklerini dikkatle seçiyordu.
“Benim de sana karşı kendime bile açıklayamadığım hislerim var. Bunları inkâr etmeyeceğim. Hani insan birinin yanındayken içinde kelebekler uçuştuğunu söyler ya… Sanırım seninleyken ben de onu yaşıyorum.”
Aras gözlerini ondan ayırmadan dinliyordu.
“Bana iltifat etmen hoşuma gidiyor. Yanında kendimi iyi hissediyorum. Başka bir kadının sana ilgi göstermesi de sinirimi bozuyor.”
Son cümleyi özellikle vurgulamıştı.
Aras’ın dudaklarının kenarında hafif bir gülümseme belirdi.
“Demek öyle?”
Serena gözlerini devirdi.
“Şu an dalga geçmenin sırası değil.”
“Dalga geçmiyorum.”
Aras ona bir adım yaklaştı.
“Hoşuma gittiğini söylemek istedim.”
Serena’nın kalbi hızlandı. Aralarındaki mesafe giderek azalırken söyleyeceği diğer sözler boğazında düğümlendi.
Aras elini yavaşça uzatıp Serena’nın yanağına dokundu.
“Peki, şimdi ne yapacağız?”
Serena cevap vermek için dudaklarını araladı ama tek kelime bile söyleyemedi.
Aras’ın bakışları gözlerinden dudaklarına kaydı. Bir an durdu. Serena’nın geri çekilmesini bekler gibi yüzüne baktı.
Serena geri çekilmedi.
Aras onu öptü.
Bu kez öpücükleri, ilkinden çok daha farklıydı. Aralarındaki çekim, günlerdir bastırdıkları duygularla birleşince ikisi de kendini kaptırdı.
Aras elini Serena’nın beline doladı. Serena ise parmaklarını onun saçlarının arasından geçirerek kendisini öpmesine karşılık verdi.
Aras onu kendine doğru çektiğinde Serena da aralarındaki mesafeyi kapattı. Öpüşmeleri giderek derinleşirken çevrelerindeki her şey önemini yitirmişti.
Aras bir hamlede Serena’yı kucağına aldı ve terastaki masanın üzerine oturttu. Dudaklarını ondan ayırmak istemiyordu. Önce çenesine, ardından boynuna doğru eğildi. Sabahlığının omzundan hafifçe kaymasına izin vererek omzuna öpücükler kondurdu.
Serena’nın dudaklarından belli belirsiz bir inilti döküldü.
Aras başını kaldırıp yüzüne baktı. Göz göze geldiklerinde ikisinin de nefesi hızlanmıştı.
Serena parmaklarını onun yanağına götürdü. Aras, onu yeniden kucağına alıp salona geçti ve koltuğa oturdu. Serena hâlâ kucağındaydı.
Öpüşmeye devam ettiler. Aralarındaki yakınlık arttıkça Serena’nın zihnindeki bütün uyarılar birer birer silinmeye başladı.
Bir süreliğine yalnızca Aras’ı hissetmek istiyordu.
Fakat tam da bu düşünce onu korkuttu.

Serena birden Aras’ın göğsüne ellerini koyup kendini geri çekti.
“Aras, ben bunu yapamam.”
Aras hemen durdu. Yüzündeki ifade değişmişti.
“Seni incittim mi?”
“Hayır, hayır. Beni incitmedin.”
Serena kucağından kalktı. Sabahlığını düzelterek birkaç adım uzaklaştı.
“Ama böyle devam edersek bir gün birimiz incinecek. İkimiz de bunu biliyoruz. Olmaz, Aras. Yapamayız.”
Kendisine bir bardak viski doldurdu. Elinin hafifçe titrediğini fark edince bardağı iki eliyle kavradı ve içindekini bir kerede bitirdi.
Gözlerinden, uzun zamandır akıtmadığı tek bir damla yaş süzüldü.
Hemen yüzünü çevirdi.
“Biz normal insanlar değiliz, Aras. İstediğimiz gibi yaşayıp istediğimiz gibi sevemeyiz. Saklanamayız. Düşmanlarımız var. Hem de azımsanmayacak kadar çok.”
Aras sessizce onu dinliyordu.
“Birbirimizin zaafı olursak bizi birbirimizden vurmaya çalışırlar. Senin başına bir şey gelmesini kaldıramam. Benim yüzümden zarar görmeni istemem. Üstelik ben senin çalışanınım. Her şeyden önce arkadaşınım.”
Son cümlesinde sesi biraz daha kısıldı.
“En azından umarım hâlâ öyleyimdir.”
Aras’ın yüzündeki ifade sertleşti. Söylediklerinin her kelimesinin doğru olduğunu biliyordu. Serena’nın korkularını anlayabiliyordu. Fakat onun kendisini yalnızca bir arkadaş olarak tanımlaması, beklediğinden daha fazla canını yakmıştı.
Serena gözlerini sildi.
“Sana karşı hissettiklerimi inkâr edemem. Ama birbirimize daha fazla kapılmadan burada bitirmeliyiz. Henüz her şey bu kadar yeniyken durabiliriz. Sonra çok daha zor olacak.”
Aras başını eğdi. Bir süre hiçbir şey söylemedi.
İçinde ona sarılmak, korkularını susturmak ve her şeyin yoluna gireceğine dair sözler vermek isteyen bir taraf vardı.
Ama bunu yapamayacağını biliyordu.
Çünkü Serena’nın korktuğu şeyler, kendi hayatında da gerçekti.
“Haklısın,” diyebildi sonunda.
Serena başını kaldırıp ona baktı.
Aras derin bir nefes aldı.
“Söylediklerinin her kelimesinde haklısın. İstersen bu geceyi hiç yaşanmamış sayabiliriz. Alkolün etkisiydi der, unutmaya çalışırız.”
Kısa bir süre durdu. Gözlerini Serena’nın gözlerine sabitledi.
“Ama bilmeni istediğim bir şey var. Hislerimi öyle kolayca derinlere gömemem. Seni bir anda yalnızca arkadaşım olarak görmeye başlayabileceğimi sanmıyorum.”
Serena’nın boğazı düğümlendi.
“Benim için de kolay değil. Ama ileride senin acını çekmektense şimdi üzülmeyi tercih ediyorum.”
Aras ayağa kalktı. Üzerini düzelterek kapıya yöneldi. Serena onu durdurmak istedi ama söyleyecek bir şey bulamadı.
Aras kapının önünde bir an durdu. Arkasını dönmeden konuştu.
“İyi geceler, Serena.”
“İyi geceler.”
Aras kapıyı açtı. Tam dışarı çıkacakken yeniden durdu.
“Arkadaşız. Öyle de kalacağız.”
Ardından kapıdan çıktı.
Serena olduğu yerde kaldı.
Aras’ın son cümlesi, bütün gece duyduğu diğer sözlerden daha çok canını yakmıştı.
Çünkü artık aralarında ne olduğunu ikisi de biliyordu. Buna rağmen hiçbir şey olmamış gibi davranmak zorundaydılar.
Serena kapıyı kapattıktan sonra sırtını kapıya yasladı. Gözlerini kapattı.
Bir insanı hayatına almaktan korkmakla, onu hayatından çıkarmak arasında bazen hiçbir fark yoktu.
İkisinin de sonu acıydı.
⸻
O gece ikisi de doğru düzgün uyuyamadı.
Aras evine döndüğünde doğrudan odasına çıktı. Üzerini bile değiştirmeden yatağın kenarına oturdu. Serena’nın kendisine bakışını, onu öperken gözlerini kapatışını, ardından kendisinden uzaklaşmasını düşündü.
Onu anlayabiliyordu.
Ama anlamak, kabullenmekle aynı şey değildi.
Serena da evinde, yatağının içinde saatlerce dönüp durdu. Aras’ın kokusu hâlâ üzerinde kalmış gibi hissediyordu. Gözlerini kapattığında onun sesini duyuyor, açtığında ise yalnızlığını görüyordu.
Gece ne zaman sabaha döndü, ikisi de fark etmedi.
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte hazırlandılar ve ofislerine gittiler.
Aras, odasına girer girmez kendini işlerine vermeye çalıştı. Önündeki dosyaları açtı, telefon görüşmeleri yaptı, toplantılarını düzenledi. Fakat ne zaman kısa bir boşluk bulsa aklı Serena’ya kayıyordu.
Serena da kendi ofisinde aynı durumdaydı.
Dosyaları inceliyor, yapılması gereken işleri tamamlıyor, kendini meşgul edecek ne varsa onunla ilgileniyordu. Aras’ın yanına gitmemek için özel bir çaba göstermiyor gibi görünse de aslında gün boyunca onunla karşılaşmamaya dikkat ediyordu.
İkisi de bir karar vermişti.
Ve ikisi de bu kararın bedelini sessizce ödüyordu.
⸻
Aradan on gün geçti.
Bu on gün boyunca karşı karşıya gelmelerini gerektirecek ortak bir dava, toplantı ya da acil bir iş çıkmadı. Birbirlerine ihtiyaç duymadıkları bu boşluğu, hislerini bastırmak için kullandılar.
Aras, Serena’nın özel ofisine gitmedi.
Serena da onun odasının kapısını çalmadı.
Günler boyunca yalnızca işle ilgili kısa mesajlar ve zorunlu görüşmeler oldu. İkisi de profesyonel davranıyor, karşısındakine kararından pişman olmadığını göstermeye çalışıyordu.
Fakat bazı duygular, görmezden gelindikçe yok olmuyordu.
Aksine, insanın en beklemediği anlarda kendini hatırlatıyordu.
Onuncu gün Serena, özel kattaki ofisinde bilgisayarının başında çalışıyordu. Önündeki belgeleri incelerken kapı çaldı.
“Gel.”
Kapı açıldığında içeri giren kişiyi görünce kısa bir şaşkınlık yaşadı.
Aras’ın elinde bir yemek poşeti vardı.
Serena istemsizce gülümsedi.
“Hoş geldin.”
Aras, onun yüzündeki ifadeyi dikkatle inceledi.
“Müsait miydin? Aramadan geldim.”
“Tabii ki. Her zaman.”
Serena bunu söylerken eskisi gibi rahat davranmıştı. Aras da onun bu tavrını görünce son günlerde üzerine çöken gerginliği bir kenara bırakmaya karar verdi.
Elindeki poşeti masaya koydu.
“Yemek yedin mi?”
“Hayır. Sen ne getirdin?”
“H​​amburger. Ben de yemedim.”
Serena gülerek başını iki yana salladı.
“Bütün gün koca şirketi yönetiyorsun ama öğle yemeğini bile düşünemiyorsun.”
“Beni azarlamaya başlamadan önce şunu söyleyeyim, sen de yememişsin.”
“Benim durumum farklı.”
“Nesi farklı?”
“Benim işim daha önemli.”
Aras kaşlarını kaldırdı.
“Öyle mi? Koral Lojistik’in bütün işlerini bir kenara bırakıp seninle yemek yemeye geliyorum, sen hâlâ işinin daha önemli olduğunu söylüyorsun.”
Serena kahkaha attı.
“Peki, tamam. Bugünlük sen kazandın.”
Aras da gülümsedi.
Birlikte yemeklerini yerken son günlerde konuşamadıkları sıradan konulardan bahsettiler. Birbirlerine laf yetiştirdiler, güldüler. Birkaç dakika boyunca o gece hiç yaşanmamış gibi davrandılar.
Belki de ikisinin de ihtiyacı olan şey buydu.
En azından şimdilik.
Yemeklerini bitirdikten sonra Aras koltuğa yaslandı.
“Bu arada, sana kolay bir işim var. Fazla uğraştırmayacak. Girip çıkacaksın, hepsi bu.”
Serena peçetesini masaya bıraktı.
“Tamam. Bilgileri ver, olmuş bil.”
Aras, onun kendinden emin tavrını görünce başını salladı.
“Her zamanki Serena.”
“Başka bir Serena mı bekliyordun?”
Aras’ın aklından pek çok cevap geçti ama hiçbirini söylemedi.
“Hayır. Tam da bu Serena’yı bekliyordum.”
Bakışları bir anlığına kesişti.
İkisinin de yüzündeki gülümseme hafifçe silindi. O geceye ait anılar, aralarında görünmez bir perde gibi yeniden belirdi.
Fakat Aras hemen konuyu değiştirdi.
İşle ilgili ayrıntıları konuştular. Ardından biraz daha sohbet ettiler. Serena, Aras’ın kapıdan çıkışını izlerken kendisine kızdı.
Sanki hiçbir şey olmamış gibi davranmakta ikisi de fazlasıyla başarılıydı.
Ama bu, hiçbir şey hissetmedikleri anlamına gelmiyordu.
⸻
Serena, ertesi akşam için hazırlıklarını yaptı.
Aras’ın verdiği bilgilere göre iş gerçekten de kolay görünüyordu. Hedefteki adamların bulunduğu yere girecek, gerekli olanı alacak ve oradan ayrılacaktı.
En azından plan buydu.
Serena, her zamanki gibi dikkatli davrandı. Gecenin karanlığında hedefe ulaştı, işini tamamladı ve oradan ayrılmadan önce adamların kasasına da uğradı.
Elini boş döndürmek onun tarzı değildi.
Gece boyunca topladığı her şeyi güvenli bir şekilde çantasına yerleştirdi. Ardından özel ofisine geçti.
Aras onu orada bekliyordu.
Serena içeri girip çantasını masaya bıraktı.
“Her zamanki gibi, iş tamam.”
Aras çantayı aldı.
“Bundan daha fazlasını beklemiyordum zaten.”
Serena gülümsedi.
“Böyle devam edersen bir gün maaşıma zam istemek zorunda kalacağım.”
“Önce işlerini bu kadar iyi yapmayı bırak, sonra düşünürüz.”
Serena ona dil çıkaracak gibi yaptı.
“Çok komiksin.”
Aras güldü. Ardından çantayı alıp odadan çıktı.
Serena da evine döndü.
Bir süre daha her şey yolundaymış gibi devam etti.
Ta ki kendisiyle baş başa kalana kadar.
⸻
Birkaç gündür kendini iyi hissetmiyordu.
Sürekli bir halsizlik vardı üzerinde. Sabahları yataktan kalkmak istemiyor, akşamları erkenden yoruluyordu. Başta yoğunluğa bağlamıştı. Son zamanlarda kendine yeterince vakit ayırmadığını biliyordu.
Fakat bir akşam koltuğunda otururken aklına annesi geldi.
Onu neredeyse bir yıldır görmemişti.
Bu düşünce, Serena’nın içinde ağır bir sızı bıraktı.
Nasıl olmuştu da ailesinden bu kadar uzaklaşmıştı?
Son mesajlaşmalarının üzerinden aylar geçmişti. Annesinin sesini bile doğru düzgün hatırlayamadığı anlar oluyordu. Kendini işine, yeni hayatına ve bitmek bilmeyen sorumluluklarına öyle kaptırmıştı ki geride bıraktığı insanları düşünmeye fırsat bulamamıştı.
Ya da bulmak istememişti.
Çünkü onları düşündüğünde geçmiş de peşinden geliyordu.
Serena gözlerini kapattı.
Büyükbabası Enzo’nun yüzü zihninde canlandı.
Onun ölümünü hatırlamak, yıllar geçse bile kolaylaşmıyordu. Bazı soruların cevaplarını hâlâ bilmiyordu. Bazı gerçekler ise ailesinin içinde özenle saklanmış gibiydi.
Büyükbabasının ölümünden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmamıştı. Ailesindeki dengeler değişmiş, güven duyduğu insanların gerçek yüzleri birbirine karışmıştı.
Serena, o günlerden beri kendisine tek bir söz vermişti.
Bir gün gerçeği öğrenecekti.
Fakat Türkiye’ye döndüğünden beri Aras’ın işleri, şirketin sorumlulukları ve gizli kimliği arasında koşturup durmuştu. Kendi geçmişiyle yüzleşmeyi sürekli ertelemişti.
Artık bunu yapamazdı.
Bir karar verdi.
Büyükbabasının ölümünün ardında ne olduğunu öğrenecekti. Kimin neyi sakladığını, kimin kime ihanet ettiğini ve kendisinin bilmediği hangi gerçeklerin bulunduğunu ortaya çıkaracaktı.
Ne pahasına olursa olsun.
Ama mesele yalnızca büyükbabası da değildi.
Annesinin ailesi de İstanbul’daydı.
Serena, annesinin bir kız kardeşi olduğunu biliyordu. Fakat onun hakkında neredeyse hiçbir bilgisi yoktu. Yıllardır birbirlerinden uzak kalmışlardı ve Serena, o ailenin kendisi hakkında ne bildiğini bile bilmiyordu.
Belki onu tanımak isterlerdi.
Belki de adını duymak bile istemezlerdi.
Bunu öğrenmeden bilemezdi.
Serena, kendine bir kez daha kızdı. Başka insanların hayatlarını, işlerini ve sırlarını çözmeye çalışırken kendi geçmişini nasıl bu kadar uzun süre ihmal edebilmişti?
Ertesi sabah erkenden hazırlandı ve ofise gitti.
Önce herkesin görmediği, yalnızca kendisinin ve güvendiği birkaç kişinin bildiği özel kata indi. Burada onu bekleyen gizli çalışma alanına geçti.
Kapıyı kapattı.
Birkaç dakika boyunca odanın ortasında durup etrafına baktı. Ardından büyük bir pano çıkardı ve elindeki bilgileri düzenlemeye başladı.
Büyükbabasının adı.
Ölümünden önce yaşananlar.
Ailesiyle bağlantılı kişiler.
Hatırladığı konuşmalar.
Yıllardır cevapsız kalan sorular.
Elindeki bütün bilgileri tek tek panoya işledi. Bazı isimlerin yanına tarihler yazdı, bazı olayları birbirine bağladı. Bilmediği yerleri boş bıraktı.
O boşluklar, öğrenmesi gereken gerçeklerdi.
İlk olarak ailesini araştıracaktı. Özellikle annesinin Türkiye’deki ailesiyle ilgili ulaşabileceği bütün bilgileri toplayacaktı. Ardından büyükbabasının ölümüne uzanan izleri yeniden inceleyecekti.
Fakat bunu yaparken dikkatli olması gerekiyordu.
Bu araştırma, Aras’ın yürüttüğü işlerden farklıydı. Burada yanlış bir kişiye ulaşmak, yalnızca bir anlaşmanın bozulması anlamına gelmiyordu. Kendi kimliğini, geçmişini ve yıllardır sakladığı sırları tehlikeye atabilirdi.
Bu yüzden kimseyle doğrudan iletişim kurmayacaktı.
En azından şimdilik.
Her şeyi uzaktan araştıracak, bulduğu her bilgiyi doğrulayacak ve kime güvenebileceğine karar vermeden hiçbir adım atmayacaktı.
Serena elindeki kalemi panonun önündeki masaya bıraktı. Sonra büyükbabasının fotoğrafını çıkardı ve panonun tam ortasına yerleştirdi.
Fotoğrafa uzun süre baktı.
“Benden ne sakladığınızı öğreneceğim,” diye fısıldadı.
Sesi, sessiz odada yankılandı.
“Bu kez hiçbir şeyi yarım bırakmayacağım.”
Serena bilgisayarını açtı ve araştırmaya başladı.
O an henüz bilmiyordu; geçmişine uzanan her yeni bilgi, yalnızca ailesi hakkında öğrendiklerini değil, bugüne kadar kendisi hakkında inandığı her şeyi de değiştirebilirdi.
Ve bazı sırlar, ortaya çıkarıldıklarında yalnızca geçmişi değil, geleceği de yakardı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.