4. bölüm / 7
Karanlık HanedanBölüm 4 - Güven Meselesi
Bölümler 7Şu an: Bölüm 4 - Güven Meselesi
- 1 Bölüm 1 - Karanlığa İlk Adım3.233 kelime
- 2 Bölüm 2 - Kanla Yazılan Gece6.388 kelime
- 3 Bölüm 3 - Bir Sır, Bir Güven2.968 kelime
- 4 Bölüm 4 - Güven Meselesi2.390 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 Bölüm 5 - Bir Kurşun, Bir Öpücük1.684 kelime
- 6 Bölüm 6 - Kıskançlığın Bedeli2.090 kelime
- 7 Bölüm 7 - Birbirimizin Zaafı3.731 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Aras, sabah ofise geldiğinde sekreteri onu kapıda karşıladı. Ceketini düzelterek odasına yönelmeden önce durdu.
“Bugün bir misafirim gelecek. Geldiğinde bekletmeden odama alın.”
“Tabii, Aras Bey.” Sekreteri başını hafifçe sallayarak cevap verdi.
Aras, başka bir şey söylemeden odasına geçti.
⸻
Serena, sabah uyandığında kendisini önemli bir iş görüşmesine gidecekmiş gibi hazırladı. Bol paçalı beyaz kumaş pantolonunun üzerine mavi-beyaz çizgili bir gömlek giymişti. Beyaz topuklu ayakkabıları ve aynı renkteki çantasıyla oldukça şık görünüyordu. Saçlarını her zamanki gibi hafif dalgalı bırakmış, belli belirsiz bir makyajla görünümünü tamamlamıştı.
Evden çıktıktan sonra bir taksi çağırdı ve Aras’ın verdiği adrese doğru yola koyuldu.
Taksi, konuma ulaştığında ödemeyi yapıp araçtan indi. Ardından kendinden emin adımlarla binanın girişine yürüdü.
Kapıdan içeri girdiğinde onu bir kadın karşıladı.
“Hoş geldiniz.”
“Hoş bulduk.”
“Buyurun, Aras Bey sizi bekliyor. Size eşlik edeyim.”
Kadın önden yürümeye başladı. Aras’ın odasının kapısına geldiklerinde kapıyı çaldı ve içeri girdi.
“Aras Bey, misafiriniz geldi efendim.”
Ardından Serena’yı içeri buyur etti.
“Teşekkür ederim, Sedef. Bize bir sade kahve, bir de espresso getirir misin?”
“Elbette, Aras Bey.”
Az önce adının Sedef olduğunu öğrendiği sekreter odadan çıktı. Serena kapının kapanmasını bekledikten sonra Aras’a döndü.
“Ee, nasılsın?” diye sordu Aras.
“Ben iyiyim. Asıl sen nasılsın?”
“Ben de iyi sayılırım. Bazı konular netleşince daha iyi olacağım.”
Serena, neyi kastettiğini anlamıştı. Ona yaptığı teklifi düşünüyordu.
Tam o sırada kahveler geldi. Aras, Sedef’e teşekkür ettikten sonra rahatsız edilmek istemediklerini belirterek sekreterini uğurladı.
Ardından kahvesinden bir yudum aldı.
“Bu aralar sık sık karşılıklı kahve içiyoruz. Fark ettin mi?” diye sordu.
Serena gülümsedi.
“Alışsan iyi edersin. Artık beni sık sık görebilirsin. Hatta her an etrafında olabilirim.”
Aras, şaşkınlıkla kahvesini yudumladı. Söylediklerinin ne anlama geldiğini anlamıştı ama yine de emin olmak istiyordu.
“Bu ne demek oluyor şimdi? İşi kabul mü ediyorsun?”
“Elbette ediyorum. İyi eğitimli bir avukata ihtiyacın olduğu çok belli.”
Aras’ın yüzünde memnun bir ifade belirdi.
“Peki ya diğer teklifim? Onu da kabul ediyor musun?”
Serena’nın yüzündeki gülümseme hafifçe silindi.
“O konuya gelince, önce detayları öğrenmem gerekiyor.”
Aras, masasının üzerindeki dosyalardan birini aldı ve içinden çıkardığı kâğıdı Serena’ya uzattı.
“Şöyle yapalım. Önce sana bir iş vereyim. Benim için bu adamı bulup işini bitir. Sonra şartları konuşuruz.”
Serena kâğıdı aldı ve incelemeye başladı. Bir süre sessiz kaldı, ardından kahvesinden bir yudum içti.
“Tamam, kabul.”
Cevabı o kadar kolay vermişti ki Aras, bir an için onun işi ciddiye alıp almadığını sorguladı. Serena’nın bunu başarabileceğine henüz tam anlamıyla inanmıyordu.
Sanırım işi bitirdiğinde inanacaktı.
⸻
Serena eve döner dönmez doğrudan çalışma odasına çıktı. Çantasından dosyayı çıkarıp masasının üzerine bıraktı. Önce bütün bilgileri okudu, ardından kendi araştırmasını yapmaya başladı.
Dosyada hedefin kim olduğu, hayatı, geçmişte yaptığı işler, bağlantıları, üzerine kayıtlı taşınmazlar ve bilinen adresleri dâhil pek çok ayrıntı bulunuyordu.
Serena’nın elinde yeterince bilgi vardı. Şimdi yapması gereken tek şey, hedefinin o gece nerede olacağını tahmin etmekti.
İki olası konum belirlemişti. Önce ihtimalin daha yüksek olduğu yerden başlayacaktı.
Bu kez Aras’tan bir araba istedi. Yalnızca bu görev için kullanacaktı; sonrasında kendisine bir araç almayı düşünüyordu. Dikkat çekmeyecek, arazi koşullarına uygun bir araç istediğini söyledi. Aras da seve seve yardımcı oldu.
Serena, gereken bütün hazırlıklarını tamamladı. Yanına alacağı ekipmanları bir spor çantasına yerleştirdi. Ardından üzerini değiştirdi. Siyah bir tayt, siyah bir atlet ve üzerine siyah bir kapüşonlu giydi. Son olarak siyah botlarını geçirdi.
Hedefi, başka bir şehirde, yaklaşık üç saat uzaklıktaki bir dağ evindeydi.
Serena yola çıktığında gece yarısına çok az kalmıştı. Planına göre gece yarısını geçmeden bölgeye ulaşmalıydı.
Uzun yolculuğun ardından hedefinin bulunduğu konuma yaklaştı. Aracını uzaktan fark edilmeyeceği bir yere bıraktı ve çevreyi gözlemlemeye başladı.
Önce evin etrafındaki korumaları saydı. Ardından girişleri, çevreyi ve içeri girebileceği noktaları inceledi.
Görünürde çok fazla koruma yoktu. Bu da işini kolaylaştıracaktı.
Silahına susturucuyu taktı, yedek şarjörlerini kontrol etti ve harekete geçti.
Bahçeye sessizce yaklaştığında toplam üç koruma olduğunu fark etti. Üstelik birbirlerinden oldukça uzak noktalarda duruyorlardı.
Aras beni bu kadar basit bir işle mi deneyecek gerçekten?
Kendi kendine gülümsedi.
“Neyse, hadi kızım. Yaparsın. Çocuk oyuncağı. Uzatma, gir çık.”
Bahçe duvarını aşıp içeri geçti. Korumaların görüş alanının dışında kalan bir noktadan koşarak evin arka tarafına ilerledi. Bahçeye açılan kapılardan birinin aralık olduğunu fark edince fırsatı değerlendirdi ve kendisini boş bir odanın içinde buldu.
Odanın iç kapısını yavaşça aralayıp dinledi.
Yukarıdan bir erkek sesi geliyordu. Karşı taraftan cevap duyulmuyordu. Adam muhtemelen telefonda konuşuyordu.
Serena, merdivenlerin yerini belirledikten sonra ilerlemeye başladı. Alt katta herhangi bir korumayla karşılaşmadı. Üst kata çıktığında da durum değişmedi.
Bu oldukça tuhaftı.
Bu adam korkusuz mu, yoksa kendisine hiçbir şey olmayacağından bu kadar emin mi? Dağ başında, neredeyse korumasız oturuyor.
Üst kattaki odaya yaklaştığında hedefini gördü.
Adam, şöminenin karşısındaki deri koltukta oturuyordu. Arkasından yaklaşan tehlikeden habersiz, telefon görüşmesine devam ediyordu.
Serena sessizce arkasına geçti ve silahını adamın başına doğrulttu.
Adam, tehdidi fark ettiği anda telefonu kapattı. Serena silahını üzerinden çekmeden önüne doğru geçti ve yüzündeki ifadeyi görmek için birkaç saniye bekledi.
Adamın şaşkınlığı görülmeye değerdi.
Belli ki karşısında bir kadın görmeyi hiç beklemiyordu.
Serena ise beklenmeyeni yapmayı severdi.
“Sen kimsin?” diye sordu adam.
“Cennetteki iyilik meleğin demeyi çok isterdim.” Serena alaycı bir gülümsemeyle başını hafifçe yana eğdi. “Ama ne yazık ki değilim.”
Silahını sabit tutarak devam etti:
“Gizli saklı işler yapıp sevkiyatımızı tehlikeye attıktan sonra öylece ortadan kaybolabileceğini mi sandın? Cidden buna inandın mı?”
“Ben hiçbir şey bilmiyorum! Defol, evimden!”
Adam bir anda sesini yükseltti.
“Selçuk! Alın şunu buradan, hemen!”
Serena kaşlarını kaldırdı.
“Gerçekten mi?”
Ardından kısa bir kahkaha attı.
“Koral beni öldürmesi için gerçekten bir kadın mı gönderdi?”
Tam o sırada merdivenlerden ayak sesleri duyuldu. Birkaç adam, ellerinde silahlarla odaya girmeye başladı.
Serena hiç tereddüt etmeden belindeki diğer silahı da çekti. Odaya giren adamlara karşılık verdi. İki elini de kullanmakta ustaydı ve saniyeler içinde odadaki tehditleri etkisiz hâle getirdi.
Ardından yeniden hedefe döndü.
Adamın yüzündeki korku artık gizlenemiyordu.
Serena ona doğru eğildi.
“Luna. Bu ismi unutma. Ölmeden önce aklına yaz lazım olur.”
Silahını adamın sol göğsüne doğrulttu ve ateş etti.
Ardından arkasını dönüp odadan çıktı.
Serena evden uzaklaşırken adam çoktan kan kusmaya başlamıştı. Kısa süre sonra korumalardan biri yanına geldiğinde onu o hâlde buldu.
Adam son gücüyle konuşmaya çalıştı.
“Kadın… Luna…”
Söyleyebildiği son sözler bunlar oldu.
⸻
Serena arabasına ulaştığında vakit kaybetmeden telefonunu çıkardı ve Aras’a bir mesaj gönderdi.
Konum bilgisi 📍 Buraya temizlik gerekiyor.
Telefonu bir kenara bırakıp tam gaza basacağı sırada ileride bir hareketlilik fark etti.
Kaşlarını çattı.
Silahını alarak yeniden araçtan indi ve ses çıkarmadan hareketliliğin olduğu yöne ilerledi. Birkaç adam gördü. Arkalarından yaklaştı, içlerinden birini koluyla kavrayıp başına silahını doğrulttu.
Adamın kulağına eğildi.
“Sizi kim gönderdi?”
“Serena Hanım, sakin olun.”
Serena’nın bakışları sertleşti.
“Adımı nereden biliyorsun?”
“Sizin tarafınızdayız. Sakin olun, biz temizlik için geldik.”
Serena’nın yüzündeki ifade daha da sertleşti.
“Bu kadar çabuk gelmeniz imkânsız.”
Tam o sırada karşı taraftan Pars’ın geldiğini gördü.
“Serena , sakin ol. O bizim adamımız.”
Serena, tuttuğu adamı bıraktı ve Pars’a döndü.
“Sizin bu kadar hızlı gelmeniz imkânsız. Ne işiniz var burada?”
“Aras gönderdi.”
Serena’nın kaşlarından biri havaya kalktı.
Pars açıklamasına devam etti.
“Başından beri buradayız. Yardıma ihtiyacın olabileceğini düşündü. Ne olur ne olmaz diye tedbir amaçlı geldik. Ama belli ki bize gerek kalmadı.”
Serena’nın çenesi hafifçe kasıldı.
“Bu kadar basit bir işi gerçekten yapamayacağımı mı düşündü?”
“İstersen kendisiyle konuş.”
“Konuşacağım, hiç merak etme.”
Serena arkasını dönüp arabasına bindi. Motoru çalıştırdıktan sonra dönüş yoluna koyuldu. Bir süre sonra telefonunu alıp Aras’ı aradı.
Aras telefonu açtı.
“Halletmişsin.”
Serena, sesindeki rahatlığa daha da sinirlendi.
“Neredesin? Yanına geliyorum.”
“Evdeyim şu an ama birazdan kulübe geçeceğim.”
“Bir saate oradayım.”
Cevap vermesini beklemeden telefonu kapattı.
Aras’ın kendisine güvenmemesi sinirini bozmuştu. Belki bunu kötü niyetle yapmamıştı ama en azından önceden haber vermesi gerekirdi.
Serena, bir saat sonra kulübe ulaştı.
İçeri girdiğinde müziğin ve kalabalığın arasından geçerek üst kata çıktı. Aras locada görünmüyordu. Büyük ihtimalle ofisindeydi.
Serena, ofisin kapısını çalmadan içeri girdi.
“Peşimden adam göndermen gerçekten gerekli miydi?”
Aras, başını kaldırıp ona baktı.
“Hoş geldin. Ben de iyiyim, teşekkür ederim.”
Serena’nın gözleri kısıldı.
“Hoş beş yapmaya gelmişim gibi mi duruyorum?”
Aras hafifçe arkasına yaslandı.
“Sakin ol. Kötü bir niyetle göndermedim adamları. Seni korumaları, gerektiğinde de yardımcı olmaları için gönderdim. Pars’a tembihlemiştim. Zaten sana görünmeyeceklerdi ama belli ki gözünden kaçamamışlar.”
Serena kollarını göğsünde birleştirdi.
“Bu arada, iş gerçekten çok kolaydı. Bunu kendin halledemeyip bana yaptırmış olman da gülünç.”
Aras’ın dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme belirdi.
“Öyle mi, Bayan Luna?”
Serena gözlerini devirdi.
“Sen nasıl?”
“Benim her yerde gözüm kulağım var.”
“Anladım. Yani ismimi öğrenemeseler bile korkacakları birinin olması gerekiyordu.”
Aras başını hafifçe salladı.
“Anladım. İyi iş çıkardın. İstersen detaylara geçelim.”
“Olur.”
Aras masasının üzerindeki dosyayı kapattı ve doğrudan konuya girdi.
“Benim özel avukatım olacaksın. Ancak gerektiğinde, bugün yaptığın gibi, adamları da etkisiz hâle getirmen gerekecek. Avukatlık için aylık yüz elli bin—”
Serena hemen araya girdi.
“Dolar?”
Aras bir an durdu. Ardından gülümseyerek başını iki yana salladı.
“Türk lirası. Aylık yüz elli bin Türk lirası ve sana ait bir ofis. Ayrıca her özel görev için beş yüz bin dolar.”
Serena’nın yüzündeki ifade değişti.
“Sandığından çok daha fazla kazanacaksın,” diye ekledi Aras.
“Ofise ihtiyacım yok.”
Aras, imalı bir ifadeyle ona baktı.
“Fena mı olur? Kendine ait bir avukatlık ofisin olur. Yanına birkaç avukat daha alırsın.”
Serena ne demek istediğini hemen anlamıştı.
“Böylece yasa dışı yollardan kazandığın parayı aklayabilirim. Kimse de yüksek profilli müşterilerin olduğu için kazancını sorgulamaz.”
Aras memnuniyetle gülümsedi.
“Akıllı kızsın. Hemen kapıyorsun.”
“Anlaştık o zaman.”
Serena elini uzattı. Aras da elini sıkarak anlaşmayı kabul etti.
Serena ardından bir viski istedi. Aras hemen sipariş verdi ve kısa süre sonra içkisi getirildi.
Bir süre sonra Serena, üzerindeki kapüşonlunun içinde bunaldığını fark etti. Kapüşonluyu çıkarıp bir kenara bıraktı. Üzerinde yalnızca siyah atleti ve taytı kalmıştı.
Aras’ın bakışları istemsizce ona kaydı. Atletin yakası nedeniyle göğüs dekoltesi belirgindi.
Serena bunu fark etmekte gecikmedi.
Aras boğazını temizleyerek konuştu.
“Her yer adamlarımla dolu. Üstünü çıkarmasan daha rahat edersin.”
Serena kaşlarını kaldırdı.
“Sonuçta senin adamların beni yiyecek değil ya. Böyle daha rahatım ben.”
Aras cevap vermedi.
Serena ise içinden gülüyordu.
Az önce beni kıskandı mı?
Evet, kıskanmıştı. En azından Serena’nın aklına gelen ilk ihtimal buydu.
Oysa kendisinin Aras’ın hayatını kurtardığı gece üzerinde minicik bir elbise vardı. Aras’ın evinde kaldığı gün de sırtı tamamen açık, iki yanında yırtmaçları bulunan saten bir gecelik giymişti. Yürüdüğünde bacaklarını büyük ölçüde açıkta bırakan bu gecelikle karşısında dolaşırken Aras’ın şimdi neden rahatsız olduğunu anlayamıyordu.
Serena, bu düşünceyi bir kenara bırakıp konuyu değiştirdi.
“Ofisim hakkında konuşalım. Ofisi sen mi ayarlayacaksın, yoksa ben mi bulayım?”
“Ofisin hazır. Yalnızca senin odan boş. Kendi zevkine göre düzenlemek istersin diye düşündüm. Eklemek istediğin bir şey olursa bildirmen yeterli.”
“Var. Yalnızca izin verdiğimiz kişilerin girebildiği, yer altında bir kat istiyorum. Ses yalıtımı yapılmış, betonla kaplı bir alan. Oraya yalnızca sen, ben ve Pars girebilmeli.”
Aras, bu isteği sorgulamak yerine başını salladı.
“Tamam. Birkaç güne hazır olur. Ama neden?”
“Belki bir gün sorgulamam gereken biri olur. Ya da özel araştırmalarımı saklayabileceğim bir yere ihtiyaç duyarım.”
“Tamam. Sorun değil, hallederiz.”
“Nerede peki?”
“Benim ofisimden yaklaşık üç kilometre uzakta.”
Serena memnuniyetle başını salladı.
“Tamam o zaman. Görüşürüz.”
Bardağından son bir yudum aldıktan sonra ofisten ayrıldı ve evine döndü.
⸻
Önümüzdeki birkaç hafta Serena için oldukça yoğun geçti.
Ofisi için yeni eşyalar alındı, çalışma odasının dekorasyonu tamamlandı ve kendi zevkini yansıtan modern bir düzen oluşturuldu. Alt kattaki özel alanın inşaatı da tamamlandı.
Birkaç iş görüşmesi yaptı ve yanına iki güvenilir avukat aldı. Artık kendi ekibi de vardı.
Taksi çağırmaktan ve sürekli ulaşım ayarlamaktan yorulunca babasının kendisi için ayırdığı fondan yararlanarak bir Mercedes G-Serisi satın aldı.
Bu süre boyunca Aras da onu sık sık ziyaret etti. Bazen evine uğrayıp bir kahve içiyor, bazen ofisine geliyor, bazen de Serena onun ofisine geçerek eski suç dosyalarını inceliyordu.
Çünkü Serena, savunacağı insanların kim olduğunu bilmek istiyordu.
Günler geçtikçe birbirlerini daha iyi tanımaya başladılar. Başlangıçta aralarındaki ilişki yalnızca iş ve anlaşmalardan ibaretken artık birbirlerinin yanında daha rahat davranıyorlardı. Birlikte gülüyor, şakalaşıyor ve zaman zaman işin ciddiyetini unutuyorlardı.
Serena, Aras’ın yanında kendisi olmaktan çekinmiyordu. Aras da onun sivri dili ve alaycı tavırlarına alışmaya başlamıştı.
İkisi de bunun nereye varacağını henüz bilmiyordu.
⸻
Birkaç hafta sonra…
Serena, evindeki çalışma odasında çalışırken kapının çalındığını duydu.
Kapıyı açtığında karşısında Aras’ı, elinde hamburger paketleriyle buldu.
“Umarım acıkmışsındır. Sana yemek aldım.”
Serena’nın yüzü bir anda aydınlandı. Poşetlere bakarken gülümsedi.
“Hmm, bakalım. Hamburger için her zaman açım.”
İkisi terastaki masaya geçip oturdular. Paketlerini açıp yemek yemeye başladılar.
Bir süre boyunca yalnızca yemeklerinin tadını çıkardılar. Sonunda sessizliği bozan Aras oldu.
“Bir iş var.”
Serena, hamburgerinden bir ısırık aldıktan sonra başını kaldırdı.
“Ne işi?”
“Seçkin Yurttaş diye biri var. Son iki aydır sevkiyatlarını bizim tırlarımızla yapıyordu ama ödemelerini gerçekleştirmiyordu. Kendisine uyarıda bulunduk. Ödeme yapılmazsa iş birliğinin sona ereceğini söyledik. Bizi dikkate almamış olacak ki dün sevkiyat sırasında iki tırımızı kaçırdı ve mallara el koydu.”
Serena dikkatle dinliyordu.
“Malları bulmamız gerekiyor. Seçkin’in de işi bitecek.”
Serena bir süre düşündü. Ardından hamburgerini masaya bıraktı ve kendinden emin bir ifadeyle konuştu.
“Bana otuz altı saat ver.”
Aras, onun bu kadar kısa bir süre istemesine şaşırmıştı.
Serena ise yeniden hamburgerine döndü.
“Ama süreyi başlatmadan önce bekle. Hamburgerimi bitirmem lazım. Sen de keyfini çıkar.”
Ardından hiçbir şey olmamış gibi yemeğine devam etti.
Aras, onun bu rahatlığına gülümsemeden edemedi.
⸻
Yemekten sonra Aras evden ayrıldı. Serena ise çalışma odasına geçerek Seçkin Yurttaş’ın dosyasını incelemeye başladı.
Saatlerce araştırma yaptıktan sonra yorgunluğa yenik düşüp uyudu.
Sabah erkenden hazırlandı ve ofise gitmek üzere evden çıktı. Doğrudan binanın özel katına indi.
Önce elindeki bilgileri yeniden gözden geçirdi. Ardından araştırmasını derinleştirdi ve ihtiyaç duyduğu bazı ayrıntılara ulaştı.
Artık harekete geçmek için hazırdı.
Telefonunu çıkarıp Aras’ı aradı.
“Ofisime gelebilir misin?”
“Tamam. Yarım saate oradayım. Yeni bilgiler mi var?”
“Gelince konuşuruz.”
Yaklaşık yarım saat sonra Aras ofise ulaştı. Serena’nın bulunduğu özel kata indiğinde onu çalışma masasının başında beklerken buldu.
“Demek ofisindeki ilk işin bu,” dedi Aras etrafına bakınarak.
“Evet. Otursana.”
Aras karşısındaki sandalyeye oturdu.
“Elimizde ne var?”
Serena, masasının üzerindeki dosyayı ona doğru çevirdi.
“Seçkin’in Tuzla tarafında geniş bir araziye yayılmış deposu var. Dün iki tır oraya giriş yapmış ama geri çıkmamışlar. Büyük ihtimalle bizim tırlar da orada.”
Aras dosyaya göz gezdirdi.
“Peki, neye ihtiyacın var?”
“Bir düzine adam istiyorum. Depoda çok fazla koruma var. Sağlam, güvenilir adamlar olmalı. Ayrıca yarın öğlene kadar tırların senin ofisinin bulunduğu depoya ulaşmış olavak.”
Aras başını salladı.
“Tamam. Adam işini kolay hallederiz. Pars bizzat ilgilenir. Ama sen de çok dikkatli ol.”
Serena gülümsedi.
“Her zamanki gibi.”
Ardından birlikte planın üzerinden geçtiler. Ayrıntıları değerlendirdiler, eksik kalan noktaları tamamladılar ve harekâtın saatini belirlediler.
Serena, sabaha karşı harekete geçecekti.
Toplantı sona erdiğinde yapılması gereken her şey belliydi. Serena gerekli hazırlıklarını tamamlamak üzere harekete geçti. Aras’la birlikte ofisten ayrılırken aklında tek bir şey vardı:
Bu kez yalnızca kayıp tırları bulmakla kalmayacaktı. Seçkin Yurttaş’a, Serena’nın verdiği sözlerin boş olmadığını da gösterecekti.
Bölüm etkileşimi
